





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebul-Eska' Vasile İbni-l Eska'dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: İftiraların en büyüğü kişinin kendi babasından başkasına nesep (soy) iddiasında bulunması, görmediği rüyayı gördüğünü iddia etmesi, Allah Rasulü'nün -sallallahu aleyhi ve sellem- söylemediği bir sözü ona nispet etmesidir.
Buhârî rivayet etmiştirŞüphesiz ki Allah Teâlâ adına söylenmiş en büyük yalanlardan bir tanesi kişinin kendisini gerçek babasından başka birisine ya da birisinin onu babasından başka birisine nispet edip, onun da bunu ikrar etmesidir. İşte bu en kötü yalanlardan biridir. Yine Allah Teâlâ katında yalanın en kötü ve en büyüğünden birisi de rüyasında görmediği halde bir şeyi rüyasında gördüğünü iddia etmesidir. Aynı zamanda Allah Teâlâ'nın katında yalanın en şiddetlisi ve en büyüğü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in söylemediği, yapmadığı ve ikrar etmediği halde bir şeyi ona nispet etmesidir.
Ebû Abdurrahman Abdullah b. Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.»
Buhârî ve Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'ı sağlam bir yapıya ve bu yapıyı destekleyen beş sütuna benzetmiştir. İslam'ın diğer hususları bu binanın tamamlayıcı özellikleridir. İslam'ın şartlarından birincisi: Kelime-i şehadet; Allah'tan başka hak ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik etmektir. Bu iki husus biri diğerinden ayrılmayan tek bir rükündür. Kul, Allah'ın birliğini ve Allah'tan başka hiç kimsenin ibadete layık olmadığını kabul ederek ve bu sözün gereklerini yerine getirerek hareket eder, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risaletine iman eder ve ona tabi olarak bunu söyler. İkinci şart: Namaz kılmaktır. Bir günde farz kılınan beş vakit; sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını şartları, rükünleri ve vaciplerini gözeterek kılmaktır. Üçüncü şart: Farz olan zekâtı vermektir. Dinin belirlediği miktara ulaşan malın hak edenlere verildiği mali bir ibadettir. Dördüncü şart: Haccetmektir. Allah -Azze ve Celle-'ye ibadet etmek kastıyla hac amellerini yerine getirmek için Mekke'ye gitmektir. Beşinci şart: Ramazan orucunu tutmaktır. İbadet kastıyla imsak vaktinden Güneşin batışına kadar yeme içme ve bunun dışındaki orucu bozan hususlardan uzak durmaktır.
Ebû Abdurrahman Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik edilmiş ve kabul görmüş olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizden birinizin yaratılışı annesinin karnında kırk gün boyunca nutfe (sperm) olarak toplanır. Sonra aynı süreyle alaka (kan pıhtısı) olur. Sonra yine aynı süreyle mudğa (bir çiğnem et parçası) olur. Sonra Allah bir meleği gönderir, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur. Kendisinden başka hak ilah olmayana yemin ederim ki, sizden biriniz Cennet ehlinin ameliyle amel eder; Cennetle arasında bir arşın mesafe kalır, fakat yazısı (kaderi) öne geçer, Cehennem ehlinin ameliyle amel eder ve oraya girer. Sizden biriniz Cehennem ehlinin ameliyle amel eder; Cehennemle arasında bir arşın mesafe kalır, fakat yazısı (kaderi) öne geçer, Cennet ehlinin ameliyle amel eder ve oraya girer.
Buhârî ve Müslim rivayet etmiştirİbn Mes'ûd -radıyallahu anh-: Doğru sözlü, Yüce Allah'ın doğruluğunu tasdik ettiği Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı şu şekildedir: Kişi hanımıyla ilişkiye girdiğinde erkekten gelen meni kadının rahminde kırk gün nutfe/embriyo olarak kalır. Sonra alaka, kan pıhtısı halini alır ve bu da ikinci kırk gündedir. Sonra da mudga, bir çiğnemlik et parçası halini alır ve üçüncü kırk gündedir. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve bu melek, üçüncü kırk günden sonra ona ruh üfler. Bu melek dört şeyi yazmakla emrolunmuştur. Bunlar; yaşadığı süre içinde hangi nimetler ile rızıklandırılacak, eceli, dünyada ne kadar kalacak, ameli ve mutlulardan mı yoksa bedbahtlardan mı olacak? Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimsenin Cennet ehlinin amelini yapacağına ve bu kimsenin amelinin insanlar nazarında salih amel olarak görüneceğine ve nasıl bir kimse ile ulaşmak istediği bir yer arasında bir arşın yer kalıyor ise bu kimse ile Cennet arasında da bir arşın yer kalacağına sonra da anne karnında yazılan kaderi bunun önüne geçip, Cehennem ehlinin amellerini işleyeceğine ve bununla amelleri son bulup Cehennem'e gireceğine dair yemin etmiştir. Çünkü yaptığı salih amellerin kabul şartı; bu amellerde sebat etmesi ve değiştirmemesidir. Bir diğer kişi ise; Cehennem ehlinin amellerini işler, Cehennem ile arasında bir arşın kadar bir mesafe kalır oraya girmeye yaklaşır, sonra da anne karnında yazılan kaderi bunun önüne geçer, Cennet ehlinin amellerini işler ve Cennet'e girer.
Müminlerin annesi Ümmü Abdullah Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim bizim bu işimizde (dinimizde) ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse o merduttur.» Müslim'in rivayetinde: «Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir.»
Buhârî ve Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- kim dinde bir bidat uydurursa ya da Kur'an ve sünnette delili olmayan bir amel işlerse, bu amel Allah katında makbul olmayan sahibine geri döndürülen bir amel olduğunu haber vermiştir.
Ebû Hureyre Abdurrahman b. Sahr -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakının, bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getirin Sizden önceki ümmetleri çok soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleri helak etti.»
Buhârî ve Müslim rivayet etmiştirAllah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, herhangi bir şeyden sakındırdığında istisnasız o şeyden kaçınmamız gerektiğini, bir şeyi de emrettiğinde onu da güç yetirebildiğimiz ölçüde yerine getirmemiz gerektiğini beyan etmiştir. Sonra da geçmiş bazı ümmetler gibi olmayalım diye bizleri uyarmıştır. Onlar, peygamberlerine çok soru sorar, bununla birlikte onlara muhalefet ederlerdi. Allah -Azze ve Celle- de değişik şekillerde onları helak edip yok etmiştir. Bizler de onlara benzemeyelim ki onların helak olduğu gibi helak olmayalım.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Allah Teâlâ temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allah Teâlâ Rasûllere emrettiğini Müminlere de emretti. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurdu: (Ey Rasûller! Helâl ve güzel olan şeylerden yiyin ve salih amel işleyin." (Müminûn Suresi: 51)» Yine buyurdu ki: (Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin.) (Bakara Suresi: 172) Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: Uzun bir yolculuğa çıkmış, saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış bir adamdan bahsetti. Bu kimse ellerini semaya kaldırarak: ‘Ey Rabbim! Ey Rabbim!’ diye dua eder. Halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve haramla beslenmiş; o halde bunun duası nasıl kabul edilsin?»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'ın iyi ve güzel, mukaddes, her türlü eksiklik ve kusurdan münezzeh ve kemal sıfatlar sahibi olduğunu, güzel olanların dışındaki amelleri, sözleri ve inançları kabul etmediğini bize bildirmiştir. Sadece kendisi için ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yoluna uygun olanları kabul eder. O yüzden Allah'a ancak bu şekilde yakınlaşılmalıdır. Müminin amellerinin temiz olmasını sağlayan en büyük sebeplerden biri, yediğinin helâl olmasıdır. Bu şekilde ameli temiz ve bereketli olur. Bu sebeple Allah Teâlâ, peygamberlere emrettiğini Müminlere de emrederek helâl yemelerini ve salih ameller işlemelerini istemiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur: {Ey peygamberler! Tertemiz nimetlerden yiyip için, salih amel işleyin. Kuşkusuz ben yaptıklarınızı eksiksiz bilmekteyim.} [Muminun: 51. Ayet] Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Ey iman edenler, size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin.} [Bakara: 172. Ayet] Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir kulun amelinin kabul edilmesine açıkça vesile olan sebeplere ne kadar sarılsa da, haram şeyler yemesinin amelini boşa çıkaracağı ve kabul edilmesine engel olacağı hususunda uyarıda bulunmuştur. Bu vesilelerden bazıları şunlardır: Birincisi: Hac, cihat, aile bağlarını korumak gibi itaat amaçlı uzun yolculuklar yapmaktır. İkincisi: Saçları taranmamış ve dağınık, saçının ve elbiselerinin rengi toprak sebebiyle değişmiş; yani zaruret hâlinde bulunan bir kimse olmasıdır. Üçüncüsü: Dua ederken ellerini semaya kaldırmasıdır. Dördüncüsü: Allah’a O’nun isimleriyle tevessül ediyor ve ısrarla: Ya Rabbi! Ya Rabbi! demesidir. Duaya icabet edilmesi için bütün bu sebepler yerine getirilmiş olmasına rağmen, onun bu duası işitilmez; çünkü yediği, içtiği ve giydiği haramdır ve haramla beslenmiştir. Böyle bir kimsenin duasının kabul edilmesi ne kadar uzak bir ihtimaldir! Ona nasıl icabet edilsin?!
Ebu'l-Abbas Abdullah b. Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ben, bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in (bineğinin) arkasındaydım ve o, şöyle buyurdu: «Ey çocuk! Sana birkaç kelime öğreteceğim. Sen Allah’ı (dinini) koru ki, Allah da seni korusun; sen Allah’ı (dinini) koru ki, Allah’ı yanında bulursun. İstediğin zaman Allah’tan iste, yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile. Bil ki, bütün insanlar eğer sana bir şeyle fayda vermek üzere toplansa, sana ancak Allah’ın senin lehine yazdığı şey ile fayda verebilirler ve eğer sana bir şey ile zarar vermek üzere toplansa ancak Allah’ın senin aleyhine yazdığı şeyle sana zarar verebilirler. Kalemler kaldırıldı ve sahifeler kurudu.» Tirmizî'deki rivayetin dışında başka bir rivayette: «Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki; O’nun yardım ve desteğini daima önünde bulasın. Bolluk zamanlarında Allah’ın emirlerine bağlı kalmakla O’nu tanı ki; O da darlığa düşünce seni kurtarmak suretiyle seni tanısın. Bil ki, (senin için takdir edilmemiş) musibet sana isabet edecek değildir. Başına gelecek musibet ise (muhakkak sana dokunarak sıkıntı verecektir) hata yapmaz. Şunu da iyi bil ki; yardım sabırla birlikte gelir, sıkıntıyla beraber ferahlık vardır; her bir zorlukla beraber kolaylık vardır.»
Tirmizî ve diğerleri rivayet etmiştirİbn Abbas -radıyallahu anh- küçük bir çocukken Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bineğe bindiğini haber vermiştir. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Muhakkak ki ben sana Allah katında fayda sağlayacak şeyleri öğreteceğim.» diye buyurmuştur: Allah'ın emirlerini yerine getirip yasakladıklarından sakın ki, seni itaat ve yakınlaştıran ibadetlerde bulsun, isyan ederken ve günahlarda bulmasın. Böyle yaparsan senin mükâfatın, Allah'ın seni dünya ve ahiret musibetlerinden koruması ve nereye gidersen git yaptığın işlerde sana yardım etmesi olacaktır. Bir şey istersen sadece Allah'tan iste; çünkü dua edenlerin duasına ancak O icabet eder. Yardım dilediğinde sadece Allah'tan yardım dile. Şunu kesin olarak bil ki; yeryüzündeki bütün insanlar sana fayda sağlamak için bir araya toplansalar bile Allah'ın senin için yazdığının dışında bir fayda sağlayamayacaklardır. Yeryüzündeki bütün insanlar sana zarar vermek için bir araya toplansalar bile Allah'ın senin için takdir ettiğinin dışında bir zarar veremeyeceklerdir. Bu durumu Allah -Azze ve Celle- hikmeti ve ilminin gerektirdiği şekilde takdir edip yazmıştır. Allah'ın yazdığında bir değişiklik yoktur. Kim emirlerini yerine getirerek ve yasaklarından kaçınarak Allah'ın hakkını gözetirse şüphesiz Allah -Subhânehû ve Teâlâ- kulunun yanındadır, onun durumunu bilir ve kulunu destekler. Kim bolluk zamanında Allah'a itaat ederse, Allah da ona dara düştüğünde bir çıkış yolu verir. Her kul, Allah'ın kendisi için takdir ettiği hayır ve şerre razı olmalıdır. Zorluk ve sıkıntı zamanlarında kul sabırlı olmalıdır. Zira sabır, kurtuluşun anahtarıdır. Sıkıntı, şiddetli olduğunda Allah'ın yardımı gelecektir. Bir zorlukla karşı karşıya kalındığında ise Allah zorluğun hemen ardından kolaylık verir.
Ebû Amr -Ebû Amra- da denilmiştir, Süfyân b. Abdullah -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ey Allah'ın Rasûlü! Bana İslam hakkında öyle bir söz söyle ki, bu hususta senden başkasına bir şey sormaya gerek duymayayım. Rasûlullah şöyle buyurdu: «Allah’a iman ettim, de. Sonra dosdoğru ol.»
Müslim rivayet etmiştirSüfyân b. Abdullah es-Sekafî -radıyallahu anh- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'den kendisine İslam hakkında kapsamlı bir söz öğretmesini istemiştir ki, buna sımsıkı sarılsın ve başkasına sormaya gerek duymasın. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: Ben Allah'ı tevhit edip birledim, O benim Rabbim, ilahım, yaratıcım ve hiçbir ortağı olmayan gerçek mabudum olduğuna iman ettim demelisin diye buyurdu. Daha sonra Allah'ın farzlarını yerine getirerek, yasaklarını terk ederek Allah'a itaat etmeye yönelir ve bunlara devam eder.
Ebû Abdullah Câbir b. Abdullah el-Ensârî -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Bir adam, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle sordu: Farz namazları kılsam, Ramazan orucunu tutsam, helalleri helal, haramları haram kabul etsem ve bundan fazla bir şey yapmasam Cennet'e girer miyim? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Evet!»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- beş vakit farz namazı kılıp nafile olarak başka namaz kılmayan, Ramazan orucunu tutup başka nafile oruç tutmayan, helallerin helal olduğuna iman edip onları yapan ve haramların haram olduğuna iman edip onlardan kaçınan kimsenin Cennet'e gireceğini haber vermiştir.