





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah Akabe sabahı (Akabe cemresine taş atılacak olan bayramın ilk günü sabahı) devesinin üzerinde iken, «Benim için çakıl taşları topla.» buyurdu. Bunun üzerine onun için parmaklarıyla fırlatılacak büyüklükte yedi tane çakıl taşı topladım. Onları avucunda hareket ettirerek şöyle buyurdu: «Bunlar gibi (küçük taşlar) atın.» Sonra sözlerine şunları ekledi: «Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakınınız. Çünkü sizden öncekileri dinde aşırılığa kaçmaları helak etmiştir.»
İbn Mâce, Nesâî ve Ahmed rivayet etmiştirİbn Abbas -radıyallahu anhuma- Kurban Bayramının ilk günü, Veda Haccı sırasında Akabe Cemresi taşlandığı günün sabahında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında bulunduğunu haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ondan çakıl taşları toplamasını istediğinde, taşlardan her biri nohut veya fındık büyüklüğünde olmak üzere yedi çakıl taşı topladı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- taşları eline koydu ve sonra onları hareket ettirdi ve şöyle dedi: Benzer büyüklükte atın. Daha sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dinde aşırılığa, tutuculuğa ve haddi aşmaya karşı uyarıda bulunmuştur. Zira önceki ümmetleri dinde haddi aşmak, aşırılık ve tutuculuk yapmak helak etmiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Advâ (hastalığın bir kişiden başka bir kişiye geçmesi) yoktur, Tıyera (uğursuzluk) yoktur, Hâmeh/Baykuş (Araplar bu kuşun birinin evine konmasını uğursuzluk sayarlardı) yoktur. Safer (safer ayının uğursuz sayılması) yoktur. Aslandan kaçtığın gibi cüzzamlıdan kaç.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam öncesi cahiliye adetlerinden olan bazı hususları açıklamış, her işin Allah'ın elinde olduğunu beyan etmiş ve O'nun emri ve takdiri dışında hiçbir şeyin olmayacağını haber vermiştir. Bu hususlar şunlardır: Birincisi: İslamiyet öncesi cahiliye dönemindeki insanlar hastalığın kendiliğinden bulaşıcı olduğuna inanıyorlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hastalığın hasta olan kişiden başkalarına direk bulaştığı inancının doğru olmadığını bildirmiş ve buna inanmayı yasaklamıştır. Kainatı idare eden Allah'tır. Hastalığı veren ve ortadan kaldıran da O'dur. Bu, O'nun dilemesi ve takdiri dışında gerçekleşmez. İkincisi: İslamiyet öncesi cahiliye dönemindeki insanlar seyahat veya ticaret için yola çıkmak istediklerinde kuşları korkutup uçururlardı. Şayet sağa uçarlarsa sevinirler, yola çıkarlardı. Sola uçarlarsa bunu uğursuzluk sayar karamsarlığa kapılıp yola çıkmazlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kuşların (sola uçmasıyla) ilgili bu uğursuzluğu yasaklamış ve bunun batıl bir inanç olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Üçüncüsü: İslamiyet öncesi cahiliye dönemindeki insanlar şöyle derlerdi: Bir eve baykuş konarsa, o evin halkının başına felaket gelir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda uğursuzluğu yasaklamıştır. Dördüncüsü: Kamerî ayların ikinci ayı olan safer ayını uğursuz saymak haramdır. Safer: Midede bulunan, hayvanlara ve insanlara bulaşan bir kurtçuk olduğu söylenir. Uyuzdan daha bulaşıcı olduğu iddia edilmektedir. Bu inancı kabul etmemiş ve doğru bir inanç olmadığını bildirmiştir. Beşincisi: Cüzzamlıdan, aslandan uzak durur gibi uzak durulmasını emretmiştir. Bu, insanın kendi nefsini koruması, selamette olması ve hastalıktan korunmak için Allah'ın emrettiği sebeplere sarılmak içindir. Cüzzam, insan organlarını yiyip bitiren bir hastalıktır.
Hasen (el-Basrî) den rivayet olunduğuna o şöyle demiştir: “Sihri, ancak sihirbaz çözer.”
İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir - Hattâbî rivayet etmiştirNüşra: Nüşra sihri (muskayı sihirle) çözmektir. Hasen (el-Basrî'nin) sözünün zahiri, onun sihri çözmeyi mutlak olarak yasaklamasıdır. Bu söz; sihrin, onun benzeri olan başka bir sihir ile çözülmesine haml edilir. Bu, şeytanın amelindendir. İbn Kayyım -rahimehullah- bu konuyu şu şekilde ayrıntılı bir şekilde zikretmiştir: Sihir yapılmış bir kimsenin ilacı/tedavisi helal olan ilaçlar ve Kur’an okunması şeklinde yapılması helal olan bir iştir. Sihir yapılmış kimseyi o sihrin benzeri bir şekilde tedavi etmek ise haram bir iştir.
İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: «Rahman’ın avucunda yedi gök ve yedi yerin misali sizden birinin elindeki hardal tanesi gibidir.»
İbn Cerîr rivayet etmiştir - Zehebî "el-Uluv" adlı eserinde rivayet etmiştir - Abdullah b. İmâm Ahmed rivayet etmiştirİbn Abbâs -radıyallahu anhumâ-, bu eser de yedi gök ve yedi yerin bütün büyüklüğüne rağmen, Rahman’ın avucunda bizden birinin avucundaki küçük bir hardal tanesi gibidir, demiştir. Bu benzeme, iki şeyin birbirine nispeti ile böyledir. Yoksa bir avucun diğerine benzemesi değildir. Çünkü Allah’ın zatı hiçbir şeye benzemediği gibi, O’nun sıfatı hiçbir şeye benzemez.
Ebu Zer -radıyallahu anh-’ın rivayet ettiği hadiste Allah Rasûlü - sallallahu aleyhi ve sellem- "Arşın Kürsî'ye olan büyüklüğü geniş düzlük araziye bırakılan demirden bir halkaya olan büyüklüğü gibidir." demiştir.
İbn Ebî Şeybe "el-Arş" adlı eserinde rivayet etmiştir - Zehebî "el-Uluv" adlı eserinde rivayet etmiştirEbu Zer -radıyallahu anh-’ın rivayet ettiği hadiste Allah Rasûlü - sallallahu aleyhi ve sellem- Kürsînin, o kadar geniş ve azametli olmasına rağmen, arşın yanında geniş düzlük araziye bırakılmış demirden bir halka gibi olduğunu haber vermektedir. Bu da, bize onların yaratıcısının azametini ve kudretinin kemalini gösterir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Hastalıkta bulaşıcılık yoktur. Uğursuzluk yoktur. Fe'l hoşuma gider.» "Fe'l nedir?" diye sorulduğunda: «Güzel bir sözdür.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- İslamiyet öncesi Cahiliye Dönemi'nde hastalığın bulaşıcılığı konusunda insanların Allah'ın takdiri olmadan bir hastalığın kendiliğinden başka kimselere bulaştığına inanmalarının batıl olduğunu bildirmektedir. Uğursuzluk inancı batıldır; bu kuş, hayvan, engelli insan, sayı, günler gibi duyulabilen veya görülebilen herhangi bir şey hakkında karamsarlık kötümserlik düşüncesinde olmaktır. Kuştan bahsetmesinin tek nedeni, İslam öncesi Cahiliye Dönemi'nde meşhur olmasıdır. Bu işin aslı; bir kişi herhangi bir işe, yolculuğa ve ticarete başlamak istediğinde bir kuşu serbest bırakır, eğer sağa doğru uçtuysa iyi düşünüp yapmak istediği şeyi yapar, eğer kuş sola uçarsa karamsarlığa kapılır ve istediğini yapmayı bırakırdı. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- işittiği güzel bir sözden dolayı insanın başına gelen sevinç ve mutluluğun hoşuna gittiğini, bunun da bir insanın Rabbi hakkında güzel düşünmesini sağladığını bildirmiştir.
El-Berâ -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ensar hakkında şöyle buyurmuştur: «Ensar'ı ancak Mümin olan sever, onlara ancak münafık olan düşmanlık eder. Ensar'ı seveni, Allah da sever; onlara düşmanlık edene de Allah düşmanlık eder.»
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine halkından Ensar'a olan sevgisinin kâmil bir imanın alameti olduğunu bildirmiştir. Bu, onların İslam'a ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e destek vermedeki önceliklerinden kaynaklanmaktadır. Barınmaları için Müslümanlara yardım etmeleri, Allah yolunda onlar için mallarını, canlarını vermeleri de bu kabildendir. Onlardan nefret etmek ise münafıklığın bir göstergesidir. Daha sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ensar'ı seven kimseyi Allah'ın sevdiğini, onlardan nefret eden kimseden de Allah'ın nefret ettiğini açıklamıştır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Orta yolu tutun, dosdoğru olmaya çalışın ve bilin ki sizden hiçbir kimse ameli sayesinde kurtuluşa eremez. Sahabeler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sen de mi?” dediler. O da şöyle buyurdu: “Evet, ben de. Allah, rahmeti ve keremi ile beni bağışlamaz ise ben dahi kurtulamam.»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabeyi; aşırılığa gitmeden ve gevşeklik göstermeden amel etmeye, güçleri yettiğince Allah’tan sakınmaya teşvik etmektedir. Ayrıca amellerinde; Allah için ihlâslı olmayı ve sünnete uymayı hedeflemelerini emretmektedir ki, amelleri kabul edilsin ve üzerlerine ilahi rahmetin inmesine bir vesile olsun. Sonra onlara hiçbir kimseyi sadece amelinin kurtaramayacağını, bilakis Allah'ın rahmetinin mutlaka gerekli olduğunu haber vermiştir. Sahebeler: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Çok büyük değerde olmalarına rağmen senin amellerin dahi seni kurtaramaz mı?'' diye sordular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Allah'ın rahmeti ile lütfedip koruması olmasa ben dahi kurtulamam.
Abdullah b. Mes'ud -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ’nın benden önceki her bir ümmete gönderdiği peygamberin, kendi ümmeti içinde sünnetine sarılan ve emrine uyan ihlaslı ve seçkin yakın çevresi ve ashabı vardı. Bu samimi çevre ve ashabından sonra, yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıklarını yapan kimseler onların yerini aldı. Böyle kimselerle eliyle cihat eden Mümindir, diliyle cihat eden Mümindir, kalbiyle cihat eden de Mümindir. Bu kadarı dahi bulunmayanda hardal tanesi ağırlığında bile iman yoktur.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah’ın, kendisinden önce her bir ümmete gönderdiği bütün peygamberlerin, ümmetinin içinde seçkin kimseler, yardımcıları ve ihlâslı mücahitleri olduğunu haber vermiştir. Bunlar, onun ardından hilafete ehil olan, sünnetine sarılan, onun emrine uyan kimselerdir. Sonra bu salih selefin ardından öyle insanlar gelir ki, onlarda hayır yoktur; söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmaz; kendilerine emredilmeyen şeyleri yaparlar. İşte kim onlara eliyle karşı koyarsa Mümindir; kim diliyle karşı koyarsa Mümindir; kim kalbiyle karşı koyarsa Mümindir. Bunun ötesinde ise hardal tanesi kadar bile iman yoktur.