





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Allah Teâlâ'nın: "Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın!" (Bakara Sûresi: 22) sözü hakkında İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- demiştir ki, ayette endâd; şirk, gece karanlığında düz bir taş üzerinde karıncanın yürümesinden daha gizlidir. O şöyle demendir: "Allah ve hayatın hakkı için“ yahut “Allah ve hayatım hakkı için“ deyişin "Şu köpekcik olmasaydı veya şu ördekler olmasaydı mutlaka hırsız girerdi.“ demen, bir kimsenin arkadaşına: “ Allah ve sen dilediniz de bu iş oldu “ veya “Allah ve filan adam olmasaydı “ demesi, bunların hepsi şirk olan hususlardır.
İbn Ebî Hâtim rivayet etmiştirAllah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın." İnsanların Allah'a denk ve benzer edinmelerini ve onlara Allah'a yapacakları ibadetten herhangi birini yapmalarını yasakladı. Onlar Allah'ın tek olarak yaratan ve rızık veren olduğunu biliyorlar. Bu şirk koştukları şeyler ise aciz ve fakirler ile onların yapabilecekleri hiçbir şey, bir yetki de yok. İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- endâd kelimesini şirk koşulan ortaklar olarak açıklayıp onların ortaklar edinilmesiyle ilgili örnekler zikretmiştir. Şirk; gece karanlığında düz siyah bir taşın üzerindeki karıncanın yürümesinden daha gizlidir. Sonra da bununla ilgili örnekler zikretmiştir. O örnekler; Allah'tan başkası adına yemin etmek. Bundan daha büyüğü şöyle diyerek Allah'a denk tutmak. Allah ve hayatım hakkı için diyerek sebebe bakıp müsebbibe/sebep olana bakmamak, işi Allah'a döndürmeyerek şöyle söylemen; "Şu köpek olmasaydı veya şu ördekler olmasaydı mutlaka hırsız girerdi“ demen, bir kimsenin arkadaşına Allah ve sen dilediniz de bu iş oldu “veya“ Allah ve filan adam olmasaydı, işlerin idaresinde kimseye nispet etme. Sonra da bunun üzerine bunların hepsinin küçük şirk olduğunu pekiştirdi. Bu sözleri söyleyen kimse şayet Allah'ın dışında bir adamın ya da ördeğin ya da köpeğin kendilerinin tesir ettiklerine itikat ederse bu büyük şirktir.
Huzeyfe -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah dilerse ve filanca dilerse demeyiniz. Fakat, Allah dilerse sonra filanca dilerse deyiniz.»
Ebû Dâvûd, Nesâî (Sünen-i) el-Kübrâ'da ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslüman bir şahsiyetin; "Allah dilerse ve falanca dilerse'' demesini, ya da "Allah ve falanca dilerse" demesini yasaklamıştır; Çünkü Allah'ın dilemesi ve iradesi mutlaktır ve bunda hiç kimse O'na ortak olamaz, (vâv) harfinin atıf olarak kullanılması Allah ile o kimsenin dileme hususunda eşit ve ortak oldukları izlenimini verir. Ancak kişi; Allah diler sonra falanca diler derse, falancanın dilemesini Yüce Allah'ın dilemesine tabi tutmuş olur. "Sonra" kelimesi "vâv" yerine kullanılır. Çünkü sonra hemen peşinde olmayı ifade eder.
İbn Mesud -radıyallahu anh- şöyle söylemiştir: “Allah'ın adı ile yalan yere yemin etmem, Allah'tan başkasıyla doğru yemin etmemden benim için daha sevimlidir.”
İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir - Abdurrezzâk rivayet etmiştirİbn Mesud -radıyallahu anh- şöyle söylemiştir: Allah'ın adı ile yalan yere yemin etmem, Allah'tan başkasıyla doğru yemin etmemden benim için daha sevimlidir. Allah’ın adıyla yalan yere yemin etmeyi, Allah’tan başkası adına doğru yere yemin etmeye tercih etmiştir. Çünkü bu durumda Allah adına yemin etmede tevhidin güzelliği, yalanın çirkinliği vardır. Allah’tan başkası adına yemin etmede ise doğruluğun güzelliği, şirkin çirkinliği vardır. Tevhidin güzelliği, doğrunun güzelliğinden daha büyüktür. Yalanın çirkinliği de şirkin çirkinliğinden daha hafiftir.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Muhakkak ki sizler, sizden önceki ümmetlerin yoluna tıpa tıp, aynen uyacaksınız. Hatta onlar bir keler/kertenkele deliğine girmiş olsalar, oraya siz de gireceksiniz.» Biz de dedik ki: Ya Rasûlallah! Bunlar Yahudiler ve Hristiyanlar mıdır? Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur: «Ya kim olacak?»
Muttefekun aleyhRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi zamanından sonra ümmetinden bir kısmının durumunun nasıl olacağını; yani inanç, davranış, gelenek ve göreneklerinde çok dikkatli bir şekilde santim santim ve arşın arşın Yahudi ve Hristiyanların yolunu takip edeceklerini, öyle ki bir kertenkele deliğine girseler, Müslümanların da onlardan sonra oraya gireceklerini haber vermiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanları (salih amel işlemek için) doğru yola çağıran kimseye, kendisine uyanların sevabı gibi sevap verilir. Ona uyanların sevaplarından da hiçbir şey eksiltilmez. Başkalarını sapıklığa çağıran kimseye de, kendisine uyanların günahı gibi günah verilir. Ona uyanların günahlarından da hiçbir şey eksiltilmez.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, sözle veya amelle insanları, içinde hak ve hayır bulunan bir yola çağıran, yönelten ve teşvik eden kimseye bu yolda onu takip edenlerin sevabından verileceğini ve ona tabi olanların da sevaplarından hiçbir şeyin eksilmeyeceğini, söylediği söz veya işlediği amelle, günah ve hatalar içeren ya da helal olmayan batıl ve kötü bir yola insanları davet edip yönelten kimsenin de, bu yolda onu takip edenlerin günahlarından verileceğini ve ona tabi olanların da günahlarından hiçbir şeyin eksilmeyeceğini beyan etmiştir.
İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ- sıfatlar konusunda Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir hadisini duyunca reddedercesine titreyerek hareket yapan bir adam gördü ve; "Bunlar neden korkarlar? (Kur'an'ın) muhkemiyle karşılaşınca kolayca kabulleniyorlar, müteşabihi ile karşılaşınca da helak oluyorlar." dedi.
İbn Ebî Âsım rivayet etmiştir - Abdurrezzâk rivayet etmiştirİbn Abbâs -radıyallahu anhumâ,- meclisinde bulunan avamdan olan kimselerin sıfatlarla alakalı bir hadis duyduklarında korkup reddedercesine titreyerek hareket yapmalarını ayıplamıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sahih olarak rivayet edilenlere karşı gerekli olan iman onlardan sadır olmamıştır. Sahih olan bu rivayetlerin manasını Kur'an'dan bilmişlerdir ve o müminin şüphe duymadığı hakikattır. Bazısı onları Allah'ın dilediği manadan başkasına hamledip, bununla helak olur.
Abdullah b. Mes'ud -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Uğursuzluğa inanmak şirktir, uğursuzluğa inanmak şirktir, uğursuzluğa inanmak şirktir. Bizden (istemeden kalbine uğursuzluk vehmi gelip de içinde bazı şeylere karşı nefret duyandan) başka, hiç kimsede bu olmasın. Fakat Allah, onu/uğursuzluğu tevekkülle giderir.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- duyulan ya da görülen; kuşlar, hayvanlar, engelliler, sayılar, günler veya başka herhangi bir şeyde tıyere/uğursuzluk olmadığı konusunda uyarmıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Cahiliye Dönemi'nde kuşlardaki uğursuzluk meşhur olduğu için bunu zikretmiştir. Bunun aslı da bir işe, yolculuğa, ticarete ya da başka bir şeye başlamak istenildiğinde kuşu bırakırlar. Eğer sağa doğru uçar da bunu hayra yorup yapmak istediklerini yaparlar, şayet sola doğru uçar ise bunu uğursuzluk sayar, yapmak istediklerinden vazgeçerlermiş. Bunun şirk olduğunu bize haber vermiştir. Bir şeyde uğursuzluk olduğuna inanmak şirktir. Çünkü hayrın gelmesi ve şerrin def edilmesi ancak Allah'tandır ve O'nun hiçbir ortağı yoktur. İbn Mes'ud -radıyallahu anh- Müslümanın kalbinde uğursuzluk namına bazı şeylerin olabileceğini zikretmiştir. Bunu da Allah'a tevekkül edip sebepleri yerine getirerek def edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Abdullah b. eş-Şihhîr -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Âmiroğulları'nın elçileriyle birlikte (elçi olarak) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna gitmiştim. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: "Sen bizim seyyidimizsin" dedik de, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Es-Seyyid Allah -Tebâreke ve Teâlâ-'dır.» buyurdu. Biz: Sen bizim üstünlük bakımından en faziletlimiz, (eşe, dosta iyilik elini) uzatma bakımından da en üstünümüzsün, dedik. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Söylediğinizin hepsi bu veya buna yakın bir söz olsun. Şeytan sizi (mübalağalı övgülerde) koşturmasın!»
Ebû Dâvûd ve Ahmed rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bir grup geldi ve yanına vardıklarında, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hoş görmediği -onu öven- bazı sözler söylediler. “Sen bizim efendimizsin” dediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara şöyle söyledi: “Es-Seyyid, Allah’tır.” O, yaratıkları üzerinde tam bir egemenliğe sahiptir ve onlar O'nun kullarıdır. Dediler ki: Sen fazilet bakımından en hayırlımızsın; derece, şeref ve erdem bakımından en üstün olanımızsın. Biz: Sen bizim üstünlük bakımından en faziletlimiz, (eşe, dosta iyilik elini uzatan) en cömerdimiz, en üstünümüz, en yücemizsin. Daha sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara her zamanki sözlerini söylemelerini ve Şeytan'ın onları haram kılınmış olan şirk ve şirke sebep olacak aşırılığa ve övgüye sürüklemesin diye dile getirmiş oldukları sözlerinde tekellüften kaçınmalarını emretti.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; Kıyamet gününde gelip Rabbine secde edip, hamdedeceğini (direk olarak şefâat etmeyeceğini), sonra O'na: (Ey Muhammed!) başını kaldır! Söyle, sözün dinlensin; iste ki istediğin verilsin.Şefâat dile! Sana şefâat hakkı verilsin denileceğini haber vermiştir.
Muttefekun AleyhKıyamet günü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gelip, Allah -Azze ve Celle-'ye secde edecek ve O'na dua edecektir. Sonra Allah Teâlâ, O'na Şefâatu'l-Uzmâ'yı (en büyük şefâatı) etmesi için izin verecektir. Rabbi ona şöyle diyecektir: İste ki istediğin verilsin. Şefâat dile! Sana şefâat hakkı verilsin. Yani, isteğin makbuldür ve şefâatin de makbuldür.