





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Malik el-Eş'ari -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Temizlik imanın yarısıdır. "Elhamdülillah" mizanı doldurur, “Subhânallâhi velhamdulillâh" sözleri ise yer ile gökler arasını doldurur. Namaz nurdur, sadaka burhandır, sabır ışıktır. Kur’an senin ya lehinde ya da aleyhinde hüccettir. Herkes sabahtan (pazara çıkar) nefsini satar; kimi onu azat kimi de helak eder.»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- zahiri temizliğin abdest ve gusül ile olacağını ve bunun namazın şartı olduğunu haber vermiştir. "Elhamdülillah mizanı doldurur." sözü, Allah Teâlâ'ya bir övgü ve senadır. O'nun kemal sıfatları ile vasfedilmesi kıyamet günü tartılacak ve ameller terazisini dolduracaktır. "Subhânallâhi velhamdulillâh" sözleri, Allah Teâlâ'nın bütün eksik ve noksanlıktan uzak olduğu ve O'nun celaline yakışan kâmil sıfatlara sahip olduğunu ifade eder. Bununla birlikte O'nun sevgisi ve tazim edilmesi yer ile gökler arasını doldurur. "Namaz nurdur" sözü kulun kalbinde, yüzünde, kabrinde ve tekrardan dirildiğinde nur olacağı ifade edilmiştir. "Sadaka burhandır" sözü Müminin imanının samimi olduğuna, bunun karşılığında verilecek olan vaade inanmadığı için ondan yüz çeviren münafıktan farklı olduğuna delildir. "Sabır ışıktır" sabır; nefsi tahammülsüzlük ve öfkeden alıkoymaktır. Bununla birlikte güneş ışığı gibi ısı ve yakıcılık getiren bir ışıktır. Çünkü sabretmek zordur ve nefisle mücadele edip arzuladığı şeylerden onu engellemek gerekir. Sabır sahibi olan kimse nur, hidayet ve hak üzere devam etmektedir. Allah'a itaatte sabır, haramlara düşmemekte sabır ve bu dünyadaki musibetlere ve çeşit çeşit zorluklara sabırdır. "Kur'an lehine hüccettir" sözü, onu okuduğunda ve onunla amel ettiğinde lehine hüccet olur. "Aleyhine hüccettir" sözü onu okumayı ve onunla amel etmeyi terk ettiğinde aleyhine hüccet olur. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bütün insanların uykularından uyandığını ve çeşitli işlerde çalışmak için evlerinden çıkıp koşuşturduklarını haber vermiştir. Onlardan bazısı Allah'a itaat üzere hareket eder ve canını Cehennem'den azat eder. Bazıları da bu şekilde hareket etmeyerek günahlara dalar ve bunlarla helak olup Cehennem'e gider.
Muâz b. Cebel -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir gün Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Ufeyr isimli merkebinin terkisinde otururken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Muâz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkını ve kulların Allah üzerindeki hakkını bilir misin?» diye sordu. Muâz, ben de; “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.” dedim. Rasûlullah, «Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, yalnızca O'na ibadet etmeleri ve kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı, O'na şirk koşmayanlara azap etmemesidir» diye buyurdu. Ben de; "Ey Allah'ın Rasûlü! Bununla insanları müjdeliyim mi?" dedim. O da: «Hayır buna güvenip tembellik ederler.» diye buyurdu.
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Yüce Allah'ın kulları üzerindeki hakkını ve kulların Yüce Allah üzerindeki hakkını açıklamıştır. Yüce Allah'ın kulları üzerindeki hakkı yalnızca O'na ibadet etmeleri ve kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Yüce Allah üzerindeki hakkı ise, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan tevhit ehline azap etmemesidir. Sonra Muâz: "Ey Allah'ın Rasûlü! İnsanlar mutlu olsun ve bu fazilet ile sevinsinler diye bununla onları müjdelemeyeyim mi?" diye sorduğunda, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlar buna itimat edip güvenirler diye haber vermesine izin vermemiştir.
Câbir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve selem-'e gelip: Ey Allah'ın Rasûlü Cennet'le Cehennem'i vacip kılan iki şey nedir? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: «Kim, Allah'ın karşısına O'na hiçbir şeyi şirk koşmadan çıkarsa Cennet'e girer. Kim de şirk koşarak Allah'ın karşısına çıkarsa o, Cehennem'e girer.» diye buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirBir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Cennet'e girmeyi gerektiren ve Cehennem'e girmeyi gerektiren iki özelliği sormuştur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu soruya şöyle cevap vermiştir: Cennet'e girmeyi gerektiren özellik yalnızca Yüce Allah'a ibadet edip hiçbir şeyi O'na ortak koşmadan ölen kimse için geçerlidir. Cehennem'e girmeyi gerektiren özellik ise, Yüce Allah'a rubûbiyetinde, ulûhiyetinde, isim ve sıfatlarında denk ve ortaklar edinerek şirk koşarak ölen kimse için geçerlidir.
Süfyân b. Abdullah es-Sekafî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ey Allah'ın Rasûlü! Bana İslam hakkında öyle bir söz söyle ki, bu hususta senden başkasına bir şey sormaya gerek duymayayım. Rasûlullah şöyle buyurdu: «Allah’a iman ettim, de. Sonra dosdoğru ol.»
Müslim ve Ahmed rivayet etmiştirSüfyân b. Abdullah es-Sekafî -radıyallahu anh- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'den kendisine İslam hakkında kapsamlı bir söz öğretmesini istemiştir ki, buna sımsıkı sarılsın ve başkasına sormaya gerek duymasın. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: Ben Allah'ı tevhit edip birledim, O benim Rabbim, ilahım, yaratıcım ve hiçbir ortağı olmayan gerçek mabudum olduğuna iman ettim demelisin diye buyurdu. Daha sonra Allah'ın farzlarını yerine getirerek, yasaklarını terk ederek Allah'a itaat etmeye yönelir ve bunlara devam eder.
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ kıyamet günü, ümmetimden bir adamı -insanların gözü önünde- hesaba çeker; onun için (günahlarının yazılı olduğu) doksan dokuz sicili (yani büyük defter açılıp) yayılır. Her defter gözün görebildiği kadar uzundur. Sonra o kimseye: “Bu sicillerde yazılı (günahlardan) bir şey inkar ediyor musun? Yoksa amelleri kaydeden melekler sana zulüm mü ettiler?' diye sorar. Adam: “Hayır, ya Rab!” der, sonra Yüce Allah (ona): Peki, senin bu konuda söyleyeceğin bir özrün / bir mazeretin var mı?' diye sorduğunda, adam: Hayır ya Rab!' der. Bunun üzerine Allah şöyle buyurur: Fakat senin bizim nezdimizde mevcut olan bir iyiliğin vardır. Bugün sana asla zulmedilmez. İçinde 'Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve resûluhu.' yazılı bir bitaka (küçük bir evrak) çıkartılır ve kendisine: "Karşılaştırılacak olan bu iki dosyanın tartıldığı yerde hazır ol." denilir. Adam: "Bu küçük bir evrakın bu devasa doksan dokuz sicilin yanında ne değeri var ki!.." der. Kendisine: "Sana asla zulmedilmez." denilir ve o devasa doksan dokuz sicil bir tartının bir kefesine, o küçük dosya da öbür kefesine konur. O doksan dokuz sicilin bulunduğu kefe havaya kalkarken, (içinde kelime-i şahadet bulunan) diğer dosya ağır gelir. Zira Yüce Allah’ın isminden hiçbir şey daha ağır gelmez.»
Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın kıyamet günü ümmetinden bir kişiyi seçeceğini insanların gözü önünde hesaba çekmek için onu çağıracağını haber vermiştir. Sonra bu kula dünyada işlemiş olduğu günahların yazılı olduğu doksan dokuz sahife büyük defter önüne serilir ve bu büyük defterlerin her biri gözün alabildiği kadar uzundur. Sonra Allah -Azze ve Celle- bu kimseye: “Bu sicillerde yazılı (günahlardan) bir şey inkâr ediyor musun? Yoksa amelleri kaydeden melekler sana zulüm mü ettiler?" diye sorar. Adam: “Hayır, ya Rab!” der. Bunun üzerine Yüce Allah (ona): "Peki, dünyada işlediğin bu günahlara karşı unuttuğun, hata ile ya da cahilliğinden dolayı yaptığına dair sunacağın bir özrün/mazeretin var mı?" diye sorar. Adam: "Hayır ya Rab! bir mazeretim yok." der. Bunun üzerine Allah şöyle buyurur: "Fakat senin bizim nezdimizde mevcut olan bir iyiliğin vardır. Bugün sana asla zulmedilmez." İçinde; "Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve rasûluhu." yazılı bir bitaka (küçük bir evrak) çıkartılır. Allah -Azze ve Celle- bu adama: "Amellerinin tartılacağı yerde hazır ol." diye buyurur. Adam şaşkın bir şekilde: "Ya Rab! Bu küçük bir evrakın bu devasa defterler yanında ne ağırlığı olabilir ki?" der. Allah -Azze ve Celle- bu adama: "Sana asla zulmedilmez." diye buyurur. Devasa doksan bu büyük defterler tartının bir kefesine, o küçük dosya da öbür kefesine konur. O büyük defterlerin bulunduğu kefe havaya kalkarken, (içinde kelime-i şehadet bulunan) diğer dosya ağır gelir. Bunun üzerine Yüce Allah bu adamı affeder.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yüce Allah Cennet'i ve Cehennem'i yarattığında Cebrail -aleyhisselam-'ı Cennet’e gönderir ve şöyle der: Oraya git ve Cennet ehline hazırladığım şeylere bir bak. Cebrâil gidip bakar, döner ve şöyle der: Senin izzetine yemin ederim ki bunu duyan herkes oraya girmek ister. Daha sonra Allah Teâlâ Cennet'in etrafının zorluklarla çevrilmesini emreder. Cebrâil’e oraya git ve bak Cennet ehline neler hazırladım der. Cebrâil gider bakar ve Cennet'in zorluklarla çevrili olduğunu görür ve: "Senin izzetine yemin ederim ki kimsenin oraya giremeyeceğinden korktum" der. Yüce Allah Cebrâil'e "Cehennem'e git ve ehline neler hazırladığıma bir bak" diye buyurur. Gidip baktığında Cehennem'in birbirine geçtiğini görür. Cebrâil gidip bakar, döner ve şöyle der: Senin izzetine yemin ederim ki bunu duyan kimse kesinlikle girmez. Daha sonra Allah Teâlâ Cehennem'in etrafının nefsin arzuladığı şeyler ile çevrilmesini emreder. Tekrar O’na git ve bak der. Cebrâil gider bakar ve nefsin arzuladığı şeyler ile çevrildiğini görür ve: "İzzetine yemin ederim ki bundan kimse kurtulamadan oraya girecek diye korktum" der.
Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Yüce Allah'ın Cennet ve Cehennem'i yarattığında Cebrâil -aleyhisselam-'a: Cennet git bak diye buyurduğunu, onunda gidip baktığını sonra döndüğünde şunları söylediğini haber vermiştir. Cebrâil: Rabbim! "Senin izzetine yemin ederim ki bunu duyan, oradaki nimetleri, ikramı ve hayırları duyan herkes oraya girmek isteyecek ve bunun için amel edecek" der. Daha sonra Allah Teâlâ Cennet'in etrafının yapılmasını emrettiği farzlar ve uzak durulmasını istediği yasaklardan oluşan meşakkat ve zorluklarla çevirir. Cennet'e girmek isteyen kişi bu zorlukları aşması gerekir. Sonra Allah -Azze ve Celle-: "Ey Cebrâil! Zorluklarla çevrildikten sonra git Cennet'e bir bak." diye buyurur. Cebrâil oraya gidip bakar, geri döndüğünde: Rabbim! Senin izzetine yemin ederim ki, o yolda zorluk ve meşakkat olması sebebiyle kimsenin oraya giremeyeceğinden korktum" der. Yüce Allah Cehennem'i yarattığında: Ey Cebrâil! "Cehennem'e git bak diye buyurur. Cebrâil de gidip bakar. Sonra Cebrâil döndüğünde: Rabbim! Senin izzetine yemin ederim ki buradaki azabı, sıkıntıları ve cezayı duyan kimse oraya girmeyi kötü görür ve oraya götürecek sebeplerden uzak durur, kesinlikle girmez" der. Daha sonra Allah Teâlâ Cehennem'in etrafını ve oraya giden yolları nefsin arzuladığı şeyler ile çevrilmesini emreder. Sonra; "Ey Cebrâil! Tekrar oraya git ve bak." der. Cebrâil gider bakar ve: Rabbim! İzzetine yemin ederim ki nefsin arzuladığı şeyler ile kuşatıldığını gördüğümde oradan kimsenin kurtulamayacağı için korktum dehşete kapıldım." der.
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Allah, göklerle yeri yaratmadan elli bin sene önce, mahlukatın kaderini yazdı. Arşı da su üzerindeydi.»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Yüce Allah'ın göklerle yeri yaratmadan elli bin sene önce, mahlukatın kaderi ile ilgili olacak olan; yaşam, ölüm, rızık ve diğer hususları ayrıntılı bir şekilde Levh-i Mahfuz'da yazdığını haber vermiştir. Bütün bunlar Yüce Allah'ın takdir ettiği gibi olacaktır. Var olan her şey Allah'ın dilemesi ve kaderiyledir. Kulun kaderinde olan şey ulaşmakta şaşmaz, kaderinde olmayan şey de ona ulaşmaz.
Câbir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Muhakkak ki, kişi ile şirk ve küfür arasında namazın terki vardır.»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- farz namazların terk edilmesi hakkında uyarmış, kişi ile şirk ve küfre düşmesi arasında namazın terk edilmesi olduğunu haber vermiştir. Namaz İslam'ın ikinci şartıdır ve dindeki yeri çok büyüktür. Kim farz oluşunu inkâr ederek terk ederse Müslümanların icması ile kâfir olur. İhmal ve tembellikten dolayı tamamen namazı terk eden kimse de kâfirdir. Sahabenin bu konuda icması bize aktarılmıştır. Şüphesiz bazen kılıp bazen terk eden kimse de bu şiddetli tehdide maruz kalır.
Bureyde -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Bizimle onlar arasındaki ayırıcı temel unsur namazdır. Namazı terk eden kimse küfre düşer.»
Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanlarla diğer kâfirler ve münafıklar arasındaki ahit ve anlaşmanın namaz olduğunu, onu terk edenin kâfir olacağını açıklamıştır.