





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Bazı insanlar Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: "Ey Allah’ın Rasûlü! İnsanların en hayırlısı, şereflisi kimdir?" dediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah’tan en çok korkanlarıdır.» buyurdu. "Ey Allah’ın Rasûlü! Biz bunu sormuyoruz", dediler. «O halde, Allah’ın halîlinin (İbrâhim'in) oğlu, Allah’ın nebisi (İshak)’ın oğlu, Allah’ın nebisi (Yakub)’un oğlu, Allah’ın nebisi Yusuf’tur» buyurdu. "Ey Allah’ın Rasûlü, biz bunu da sormuyoruz", dediler. «O halde siz benden Arap kabilelerini soruyorsunuz. (Bilin ki) Câhiliye döneminde hayırlı (şerefli) olanlar, şayet dînî hükümleri iyice hazmederlerse İslâmiyet devrinde de hayırlıdırlar.» buyurdu.
Muttefekun AleyhHadiste; nesep, asıl bakımından insanların en şereflisi cahiliye döneminde en hayırlı olanlarıdır denilmiştir. Ancak dinî hükümleri iyi bilme şartı vardır. Mesela Haşimoğulları İslam'da Kureyş'in en hayırlılarıdır. Ancak Allah'ın dinini iyi bilme, hükümlerini öğrenme şartı vardır. Eğer onlarda dinin hükümlerini öğrenme hasıl olmazsa, nesebin şerefli olması sahibine öncelik tanımaz. Şayet nesebi şerefli olursa, nesep olarak Arapların en seçkini olur. Ancak Allah'ın katında mahlûkatın en şereflisi, en hayırlısı değildir. İnsan, nesebi ile dinin hükümlerini öğrenip anlamak şartıyla şerefli olur.
Abdullah İbn Mugaffel -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- çakıl taşı atmayı yasakladı ve: «Çakıl taşı av avlamaz, düşman yaralamaz. Sadece göz çıkarır ve diş kırar.» buyurdu. Bir başka rivayet ise şöyledir: İbn Mugaffel’in yakınlarından biri taş atmıştı. İbn Mugaffel o kimseyi taş atmaktan nehyetti ve kendisine şunları söyledi: Şüphesiz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- taş atmayı yasakladı ve: «Bununla av avlanılmaz.» buyurdu. Bu adam daha sonra yine atınca, İbn Mugaffel şunları söyledi: –Ben sana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bundan nehyettiğini haber veriyorum, sen ise aynı şeyi yapıyorsun. Bundan sonra seninle asla konuşmayacağım.
Muttefekun AleyhAbdullah İbn Mugaffel -radıyallahu anhuma- şöyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- taş atmayı yasakladı ve «Çakıl taşı av öldürmez» başka bir lafızda «av avlamaz», «düşmanı yaralamaz. Sadece göz çıkarır ve diş kırar.» buyurmuştur. el-hazfu kelimesi hakkında alimler, manası; insanın sağ işaret parmağıyla sol işaret parmağının arasına ya da işaret parmağıyla baş parmağı arasına çakıl taşı koymasıdır. Başparmağın üzerine çakıl taşı koyar işaret parmağıyla da onu fırlatması ya da işaret parmağına koyup, başparmağıyla onu fırlatmasıdır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu yasaklamış ve bunun sebebinin de gözü çıkaracağı ve isabet ettiğinde dişi kıracağını söylemiştir. «Av hayvanını avlamaz» çünkü bir etkisi yoktur. «düşmanı yaralamaz» yani düşmanı geri püskürtmez. Çünkü düşman okla yaralanır, yoksa bu küçük taş parçasından etkilenmez. Sonra İbn Mugaffel’in yakınlarından biri taş atmıştı. İbn Mugaffel o kimseyi sapanla taş atmaktan nehyetti ve kendisine şunları söyledi: Şüphesiz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- taş atmayı yasakladı. Sonra onu ikinci kez taş atarken gördüğünde; “Ben sana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in taş fırlatmaktan nehyettiğini haber verdim, sen ise aynı şeyi yapıyorsun. Bundan sonra seninle asla konuşmayacağım." diyerek onu hecretmiştir; çünkü o kimse böyle yaparak Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e muhalefet etmiştir.
Yezid b. Hayyân'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Husayn b. Sebrâ ve Amr b. Müslim ile Zeyd b. Erkam -radıyallahu anh-'ın yanına gittik. Yanına oturduğumuz vakit Husayn ona : Gerçekten ey Zeyd sen çok hayırla karşılaştın. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i gördün, hadîsini dinledin, onunla beraber gaza ettin ve arkasında namaz kıldın. Gerçekten ey Zeyd, sen çok hayırla karşılaştın. Bize ey Zeyd! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- 'den işittiklerini rivayet et! dedi. Zeyd : Ey kardeşim oğlu! Vallahi yaşım geçti; vaktim ilerledi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bellediklerimin bazısını unuttum. Binâenaleyh size ne rivayet etmişsem kabul edin, neyi rivayet etmemişsem onu bana teklif etmeyin! dedi. Sonra şunu söyledi: Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke ile Medine arasında Hum denilen bir suyun başında aramızda hutbe okumak üzere ayağa kalktı ve Allah'a hamdu sena etti. Öğüt verdi ve hatırlatmalarda bulundu. Sonra şöyle buyurdu : «Bundan sonra, dikkat edin ey cemaat! Ben ancak bir insanım. Rabbimin rasulü gelip de ona icabet etmem yakındır. Ben size iki ağır yük bırakıyorum. Bunların birincisi içinde doğru yol ve nur bulunan Allah'ın kitabıdır. Ona sımsıkı sarılın!» Akabinde Allah'ın kitabına teşvik ve rağbet edilmesi için konuştu. Sonra : «Bir de ehl-i beytimi (bırakıyorum) Ehl-i beytim hakkında size Allah'ı hatırlatırım!. Ehl-i beytim hakkında size Allah'ı hatırlatırım!» buyurdu. Husayn ona: Onun ehl-i beyti kimlerdir yâ Zeyd? Kadınları ehl-i beytinden değil midir? diye sordu. Zeyd : Kadınları ehl-i beytindendir. Lâkin onun ehl-i beyti ondan sonra sadakadan mahrum olanlardır, cevâbını verdi. Husayn : Kimdir onlar? diye sordu. Onlar Ali'nin,Akil'in, Cafer'in, Abbâs'ın soyundan gelenlerdir dedi. Husayn: Bunların hepsi sadakadan mahrum mudurlar? dedi. Zeyd: Evet! cevâbını verdi. Başka bir rivayette: Ben size iki ağır yük bırakıyorum: Bunların ilki Allah'ın kitabıdır ve o Allah'ın ipidir. Kim ona ittiba ederse dosdoğru yol üzere olur. Kimde onu terke ederse dalalet üzere olur.
Müslim rivayet etmiştirYezid b. Hayyân'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Husayn b. Sebrâ ve Amr b. Müslim ile Zeyd b. Erkam -radıyallahu anh-'ın yanına gittik. Yanına oturduğumuz vakit Husayn ona : Gerçekten ey Zeyd sen çok hayırla karşılaştın. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i gördün, hadîsini dinledin, Allah yolunda onunla beraber savaştın ve arkasında namaz kıldın. Gerçekten ey Zeyd, sen çok hayırla karşılaştın. Bize ey Zeyd! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- 'den işittiklerini sözlü olarak rivayet et! dedi. Zeyd : Ey kardeşim oğlu! Vallahi yaşım geçti; vaktim ilerledi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bellediklerimin bazısını unuttum. Binâenaleyh size ne rivayet etmişsem kabul edin, neyi rivayet etmemişsem onu bana teklif etmeyin! dedi. Sonra şunu bizlere anlattı: Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke ile Medine arasında içinde Hum denilen bir suyun bulunduğu vadide aramızda hutbe okumak üzere ayağa kalktı ve Allah'a hamdu sena etti. Onlara aile ve çocuklarına hizmet etmek için aralıksız meşgul olup gaflete düşdükleri ve kulluğun hakkını eda etmeleri hususunda onlara hatırlatmalarda bulundu. Sonra şöyle buyurdu : «Bundan sonra, dikkat edin ey cemaat! Ben ancak bir insanım. Rabbimin rasulü (ölüm meleği) gelip de ona icabet etmem yakındır. Ben size iki büyük şeyi bırakıyorum. Bunların birincisi içinde doğru yol ve nur bulunan Allah'ın kitabıdır. Onu alın nefislerinizden ona sımsıkı sarılmasını isteyin.!» Akabinde Allah'ın kitabı ile amel etmeye teşvik etti ve onun ipine sarılmaya sevk etti. Sonra : «Bir de ehl-i beytimi (bırakıyorum) Ehl-i beytim hakkında Allah'tan korkmanızı ve onların haklarını ede etme hususunda size Allah'ı hatırlatıyorum!»dedi ve bunu iki kez tekrarladı. Husayn ona: Onun ehl-i beyti kimlerdir yâ Zeyd? Kadınları ehl-i beytinden değil midir? diye sordu. Zeyd : Geçimini sağladığı yanında iskan ettirdiği Kadınları ehl-i beytindendir. Bize onlara ihtiram ve ikram etmemizi emretti. Ancak genel manada ehli beyt zikredildiğinde farz olan zekatı almaktan mahrum olan kimseler ve zürrüyetleridir. Husayn : Kimdir onlar? diye sordu. Onlar Ali'nin,Akil'in, Cafer'in bunlar Ebû Tâlip'in çocuklarıdır ve Abbâs'ın soyundan gelenlerde zekat, adak ve kefaretten pay almaktan men edilmişlerdir. Başka bir rivayette: Ben size iki büyük şeyi bırakıyorum: Bunların ilki Allah'ın kitabıdır ve o Allah'ın anlaşması, rızasına ve rahmetine ulaştıran sebeptir. Nuru dosdoğru yolu gösterir. Emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınıp ona ittiba eden kimse delaletin aksi olan doğru yoldadır.Kim ona ittiba ederse dosdoğru yol üzere olur. Kimde onu terke ederse dalalet üzere olur. Kim onun emir ve yasaklarından yüz çevirirse delalet üzeredir.
"Nefsim elinde olana yemin ederim ki, kişi kabrin yanından geçip de dinden dolayı değil de, sırf uğradığı bela yüzünden kabir üzerine yuvarlanıp, ah keşke bu mezar sahibinin yerinde ben olsaydım diye temennide bulunmadıkça dünyanın sonu gelmeyecektir."
Muttefekun AleyhNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bize ahir zamanda olacak olayları haber veriyor. Bir kişi bir kabrin yanından geçerken toprakta yuvarlanıp başına gelmiş dünya zorluklarından, imtihanın çokluğundan ve çektiği çilelerden dolayı kabirdeki o adamın yerinde olmayı ister. Bu da ölen kişinin dünyanın dert ve zorluklarından rahat etmiş durumda olmasındandır. Hadiste ölümü temenni etmeye bir delil yoktur. Bilakis ahir zamanda olacaklardan haber verme vardır.
Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür.
Muttefekun AleyhNebiyi Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadiste bizlere kıyamet gününe yakın bir vakitte Fırat nehrinin altın bir dağ üzerinden yahut altın hazinesi üzerinden açılacağını haber veriyor. Yani altın bir dağ ortaya çıkacak ve insanlar birbirleriyle savaşacaklar. Bu olay yaşanacak fitnelerin bir kısmıdır. Peygamberimiz bu olaya şahit olan kimselere o altından almalarını yasaklamaktadır. Çünkü bu fitneden kimse kurtulamayacaktır. Belkide bu olaya şahit olacak bazı kimseler bu hadisin manasını tahrif ederek ortaya çıkacak hazineden almak isteyecektir. Bütün fitnelerden Allah'a sığınırız.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’ın merfû olarak rivayet ettiği hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "(Bir zaman gelecek ki, o zamanki) nesiller Medine'yi şu üzerinde bulunduğu hayır ve bereketlerine rağmen terk edecekler de, Medine'de rızkını arayan yırtıcı hayvanlardan, yani yırtıcı hayvan ve kuşlardan başka kimse bulunmayacaktır. Medine'ye Muzeyne kabilesinden iki çoban koyunlarını meleterek gelecekler ve Medine'yi bomboş, vahşetli bir belde bulacaklar ve nihayet Seniyyetu'l-Vedâ mevkiine vardıkları zaman bunlar da yüzleri üstüne düşeceklerdir."
Muttefekun AleyhBu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah -Azze ve Celle- Medine-i Münevvere’nin şerefini ve azametini arttırsın, bütün sakinlerinin oradan çıkıp, yırtıcı hayvanlardan ve kuşlardan başka kimsenin kalmayacağını haber vermiştir. Bu ahir zamanda gerçekleşecektir. Muzeyne kabilesinden iki çoban Medine’ye koyunları meleyerek gelecek ve Medineyi bomboş, vahşetli bir belde bulacaklardır. Medine'ye gelen son iki kişi olacak ve Seniyyetu'l-Vedâ mevkiine vardıkları zaman bunlar da yüzleri üstüne düşüp öleceklerdir.
Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'tan merfu olarak rivayet edildiğine göre:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.
Muttefekun Aleyhİnsanların yanında mal çoğalacak öyle ki zekat verdiğinde onu alacak kimse olmayacak.Erkekler azalacak ve kadınlar çoğalacak.Bu da ya övütücü savaşlar yahutta çokça kız çocukları doğumu sebebiyle olacaktır.O zaman, tek bir erkeğe kızları,kız kardeşleri ve akrabalarından onlara benzer kırk tane kadın sığınacak ve yardım isteyecek.
Mirdâs el–Eslemî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah’ın sâlih kulları birbiri ardından âhirete göçer; geride arpa ve hurmanın döküntüleri gibi değersiz kimseler kalır. Allah Teâlâ da onlara hiçbir önem vermez.»
Buhârî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bizlere, ahir zamanda Allah Teâlâ'nın salihlerin ruhlarını kabzedeceğini ve Allah'ın kadrini yükseltmediği, değer vermediği, kendilerine rahmet etmeyeceği, üzerilerine rahmet indirmeyeceği, Allah katında mahlukatın şerlileri olan ve kıyametin üzerlerine kopacağı insanların kalacağını haber vermiştir.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kendimi rüyamda bir misvakla misvaklanırken gördüm. Derken iki adam geldi. Biri, diğerinden daha büyüktü. Ben de misvağı küçük olana verdim. Bana; büyüğe denildi. Ben de onu, büyüğe verdim.»
Buhârî cezm sıygasıyla muallak olarak rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştirNebi -sallalahu aleyhi ve sellem-, rüyasında misvak kullandığını görmüş ve ona, biri diğerinden daha büyük iki adam gelmiştir. Misvağı küçük olan adama vermek istediğinde, ona, misvağı büyük olana takdim etmesi söylenmiştir. O da misvağı büyük olana vermiştir.