





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Mikdâd b. Amr el-Kindî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Ey Allah’ın Rasûlü! Kâfirlerden bir adamla karşılaşırsam ve onunla çarpışırsak; o da kılıçla elimden birini vurup keserse, sonra benden kaçıp bir ağaca sığınır: ‘Allah için Müslüman oldum’ derse, bunu söyledikten sonra onu öldüreyim mi?” Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: ‘Onu öldürme.’ Bu kişi “Ey Allah’ın Rasûlü! O benim elimden birini kesti, sonra bunu ancak kestikten sonra söyledi!” Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: ‘Onu öldürme. Çünkü eğer onu öldürürsen, sen onu öldürmeden önce onun bulunduğu konumda olursun; o da sen onu öldürmeden önce senin bulunduğun konumda olur.’
Muttefekun aleyhMikdâd b. el-Esved -radıyallahu anh- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle sordu: “Eğer savaşta kâfirlerden bir adamla karşılaşırsam ve kılıçlarla birbirimizle çarpışırsak; o da kılıçla ellerimden birini vurup keserse, sonra benden kaçıp bir ağaca sığınır ve: ‘Lâ ilâhe illallah’ derse, elim kesildikten sonra onu öldürmem bana helâl olur mu?” Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurdu: Onu öldürme. Bunun üzerine Mikdâd b. el-Esved -radıyallahu anh-: Ey Allah'ın Rasûlü, o benim bir elimi kesti, bununla beraber onu öldürmeyeyim mi? dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Onu öldürme. Çünkü artık onun kanı haram olmuştur. Şayet onu İslâm’a girdikten sonra öldürürsen, o senin konumunda olur; yani İslâm’ı sebebiyle kanı korunmuş (masum) olur. Sen ise onu öldürdüğün için onun konumunda olursun; yani kısas olarak kanın helâl hâle gelir.
Usame İbn Zeyd -radıyallahu anhumâ- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bizi Cüheyne kabilesinin Huraka kolu üzerine göndermişti. Sabahleyin onlar sularının başında iken üzerilerine hücum ettik. Ben ve Ensar'dan bir kişi onlardan bir adama ulaştık. Biz onun üzerine yürüyünce, adam: “Lâ ilâhe illallah: Allah’tan başka hak ilah yoktur.” dedi. Bunun üzerine Ensar'dan olan arkadaşım ona hücumdan vazgeçti. Ben ise mızrağımı ona sapladım ve adamı öldürdüm. Biz Medine’ye gelince bu olay Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kulağına gitti ve bana: «Ey Usame! Onu "Lâ ilâhe illallah" dedikten sonra mı öldürdün?» buyurdu. Ben: Yâ Rasûlallah! O, bu sözü sadece canını kurtarmak için söyledi, dedim. Peygamber Efendimiz tekrar: «Onu, Lâ ilâhe illallah dedikten sonra mı öldürdün?» diye yine sordu ve bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, ben daha önce Müslüman olmamış olmayı bile temenni ettim. Cündeb İbn Abdullah -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Müslümanlardan müteşekkil bir askerî birliği müşriklerden bir kavme göndermişti. Müslüman askerler, müşriklerle karşılaştılar. Müşriklerden bir adam, Müslüman askerlerden istediğine saldırıp öldürüyordu. Müslümanlardan biri de onun boş bulunduğu anı gözlüyordu. Biz bu Müslümanın Usame İbn Zeyd olduğunu konuşup duruyorduk. Usame, kılıcını çekip de adamı öldüreceği sırada o: "Lâ ilâhe illallah" dedi. Fakat Usame onu yine de öldürdü. Peygamber Efendimiz’e müjdeci geldi. Peygamberimiz ona ordunun durumunu sordu, o da olup biteni kendisine haber verdi. Hatta o adamın durumunu ve Usame’nin ona ne yaptığını da anlattı. Bunun üzerine Peygamber Usame’yi çağırdı ve ona: «Adamı niçin öldürdün?» diye sordu. Usame: Yâ Rasûlallah! O adam Müslümanların canını yaktı; falanı ve falanı öldürdü, diyerek bir kaç şehidin adını saydı. Sözüne devamla şunları söyledi: Ben ise onun üzerine yürüdüm. Kılıcı görünce: "Lâ ilâhe illallah" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Böyle diyen adamı öldürdün mü?» diye sordu. Ben: Evet, dedim. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem: «Lâ ilâhe illallah kıyamet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın?» dedi. Usame İbn Zeyd: Yâ Rasûlallah! Allah’tan beni bağışlamasını dile, dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- durmadan: «Lâ ilâhe illallah kelimesi kıyamet günü huzuruna geldiğinde ne yapacaksın, söyle?» «Lâ ilâhe illallah sözü kıyamet günü huzuruna geldiğinde ne yapacaksın?» diyor, başka bir söz söylemiyordu.
Her iki rivayeti de Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Usame Bin Zeyd’i Cüheyne kabilesinin Huraka kolu üzerine göndermişti. O topluluğa ulaşınca onlara saldırdılar. Müşriklerden bir adam kaçtı. Usame -radıyallahu anh- ve Ensar'dan bir sahabe onu yakalamak için peşine düştüler ve Usâme onu öldürdü. O ikisi onu yakaladıklarında adam La ilahe illallah dedi. Bu sözü söylediğini duyan Ensar'dan olan sahabi onu bıraktı, fakat Usame -radıyallahu anh- onu öldürdü. Medine’ye gelince bu olay Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kulağına gitti ve Usame -radıyallahu anh-’a: La ilahe illallah demesine rağmen onu öldürdün mü? dedi. O da: Evet, Ya Rasûlallah dedi. Sonra Usâme sözüne: O, bu sözü ölümden kurtulmak için söyledi ve o adam Müslümanların canını yaktı; falanı ve falanı öldürdü, diye devam etti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: Onun kalbini mi yardın ki buna inanıyor ve kesin bir şekilde konuşuyorsun! dedi. “Lâ ilâhe illallah" kelimesi kıyamet günü huzuruna geldiğinde ne yapacaksın, sana kim şefaat edecek, seni kim savunacak! Kelime-i tevhid getirildiğinde seninle tartışacak ve sana söyle denilecek: O sözü söyleyeni nasıl öldürürsün? Usame -radıyallahu anh-: İlk defa o gün Müslüman olmuş olmayı temenni ettim, demiştir. Çünkü o, kâfirken Müslüman olsaydı Allah -Azze ve Celle- onu bağışlayacaktı. Ancak o bu fiili Müslüman olarak yapmıştır.
Ebû Berze el-Eslemî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Hiçbir kul, kıyamet gününde ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.»
Tirmizî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamet gününde kendisine şu sorular sorulmadan hiçbir kimsenin mahşer alanından Cennet'e veya Cehennem'e gitmeyeceğini bildirmiştir: Birincisi: Ömrünü nasıl geçirip tüketti? İkincisi: İlmi, Allah için mi talep etti? İlmi ile amel etti mi? Bu ilmi hak edenlere ulaştırdı mı? Üçüncüsü: Parasını nereden kazandı, helal mi, haram mı? Peki onu neye harcadı, Allah'ı razı edecek şekilde mi, yoksa O'nu öfkelendirecek şekilde mi? Dördüncüsü: Bedenini, kuvvetini, sağlığını ve gençliğini nasıl geçirdi ve onu nerede kullandı?
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hayber Savaşı'nda şöyle buyurmuştur: «Bu sancağı, Allah’ı ve Rasûlünü seven, Allah’ın fethi kendisine nasip edeceği bir yiğide vereceğim.» Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- “Emirliği o günkü kadar hiçbir zaman arzu etmedim." demiştir. Beni çağırır ümidiyle Rasûlullah’a kendimi göstermeye çalıştım durdum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali b. Ebû Tâlib’i çağırdı, sancağı ona teslim etti ve şöyle buyurdu: «Yürü, Allah fethi müyesser kılıncaya kadar sağa–sola bakınma!» Ali -radıyallahu anh- derhal hareket etti, sonra durdu ve arkasına dönmeden (gözlerini hedeften ayırmadan) seslendi: Yüksek sesle bağırarak Ey Allah’ın elçisi! Onlarla ne (yapmaları) için savaşayım? Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Onlarla, Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet edene kadar savaş. Bunu yaptıkları zaman, -dinin yasaklarını çiğnemedikçe- kanlarını ve mallarını senden korumuş olurlar. Asıl hesaplarını görmek ise Allah’a aittir.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , Medine’ye yakın bir şehir olan Hayber’deki Yahudilere karşı Müslümanların ertesi gün zafer kazanacağını sahabelere haber verdi. Bu zafer, kendisine sancak verilecek bir adamın eliyle gerçekleşecekti. Bu kişinin özelliklerinden biri de Allah’ı ve Resûlünü sevmesi, ayrıca Allah ve Resûlünün de onu sevmesidir. Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- o güne kadar hiçbir zaman emirliği (komutanlığı) ve insanların kendisine yönelmesini arzulamadığını; sadece o gün, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sözünü ettiği Allah ve Resûlünün sevgisine nail olma ümidiyle bunu istediğini anlatmıştır. Ömer -radıyallahu anh- kendisine dua edilmesi ümidiyle sancağı alma hususunda büyük bir istek ve arzu göstermiş, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisini görmesi ve çağırması için ona görünmeye çalışarak göz önünde bulunmuştur. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali b. Ebû Tâlib -radıyallahu anh-'ı çağırdı ve ona sancağı verdi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona orduyla birlikte hareket etmesini emretti. Düşmanla karşılaştıktan sonra dinlenme, duraklama veya ateşkes olmadan, Allah'ın ona bahşedeceği zafer ve desteğiyle bu kalelerin fethi gerçekleşene kadar savaşı bırakmamasını emretti. Sonra Ali -radıyallahu anh- yürüdü, daha sonra biraz duraksadı ama dönmedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrini ihlal etmemek için sesini yükselterek: Ya Rasûlullah! İnsanlarla ne için savaşayım? dedi. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Onlar, Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik edinceye kadar onlarla savaş. Eğer kabul edip İslam'a girerlerse sana karşı canlarını ve mallarını korumuş olup, artık bunlar sana haram olur. İslâm’ın hükümlerine göre öldürülmeyi gerektiren bir suç veya cinayet işlemeleri hâli bunun dışındadır. Onların hesabı ise Allah’a aittir.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edilen bir hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah mahlûkatı yarattığı zaman kendi nezdinde Arş'ın üzerinde bulunan kitapta: "Muhakkak benim rahmetim gazabıma üstün gelir." yazmıştır.» Bir rivayette; «Gazabıma galip geldi.», diğer bir rivayette ise; «Gazabımı geçti.» ifadeleri yer almaktadır.
Muttefekun AleyhAllah mahlûkatı yarattığı zaman kendi nezdinde Arş'ın üzerinde bulunan kitapta; muhakkak rahmetim gazabımdan daha çok ve üstündür, diye yazmıştır.
En-Nu'mân b. Beşîr -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.»
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanların iyilik yapma, merhametli olma, yardımlaşma, birbirlerine destek olma ve başlarına gelen eziyetlerden etkilenmede tek bir vücut gibi olmaları gerekir. Vücudun bir uzvu hastalandığında bütün vücut buna uykusuz kalarak ve ateşli hastalığa tutularak tepki verir.
Abdullah İbn. Amr -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- ile bir seferde beraberdik. Bir yerde konakladık. Kimimiz çadırını düzeltiyor; kimimiz ok atma talimi yapıyor, kimimiz de meradaki hayvanlarının başında bulunuyordu. Derken Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in müezzini: Namaza toplanın! Diye seslendi. Biz de Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in etrafında toplandık. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şunları söyledi: “Benden önce gelen her peygamberin vazifesi, ümmetine, onlar hakkında hayırlı olduğunu bildiği şeyleri göstermek ve onlar için şer olduğunu bildiği şeylere karşı da onları uyarmaktı. Bu ümmetinizin selameti, başında (ilk nesillerinde) olacaktır. Sonra gelenler ise belâlara ve yadırgadıkları bir takım hallere dûçar olacaklardır. Biri diğerini aratan fitneler gelecektir. Bu fitnelerden biri geldiğinde mü’min, ‘Bu beni helâk edecek! der. Ardından bu fitne kalkar, sonra bir fitne daha gelir. Mü’min yine,"Bu, (beni helâk edecek!) der ve bu şekilde devam eder. Cennete girmek ve cehennemden uzaklaştırılmak isteyen kimse, ölüm kendisine geldiğinde Allah’a ve ahiret gününe iman üzere olsun. İnsanlara da kendisine yapılmasını dilediği şeyleri yapsın. Kim, bir imama (hükümdara) bey'at edip, elini sıkıp ona yürekten bağlanırsa, gücü yettiği kadar ona itaat etsin. Eğer bir başkası çıkıp (iktidarı ele geçirmek için) onunla mücadeleye girişirse, onun boynunu vurun.”
Müslim rivayet etmiştirBu hadiste, peygamberlerin üzerine farz olan, hayrı açıklamak, ona teşvik etmek ve insanları ona yönlendirmek ve şerri açıklayıp insanları ondan sakındırmanın davetçilerin üzerine de farz olduğunun beyanı vardır. Hadiste aynı zamanda, bu ümmetin evveline hayır ve fitnelerden selâmette olmanın verildiğinin ve ümmetin sonuna da şer ve belâ türünden şeylerin isabet edeceğinin beyanı vardır. Öyle ki biri diğerini aratan fitneler gelecektir. Bundan kurtuluş ancak, tevhid, sünnete bağlılık, insanlara güzel muamelede bulunmak, imama (yöneticiye) verilen ahde bağlı kalmak, ona asla karşı çıkmamak ve Müslümanların cemaatini bölmek isteyen kimse ile savaşarak mümkün olacaktır.
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yanaklarına vuran, yakalarını yırtan ve cahiliye çağrıları ile feryat eden kimse bizden değildir.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- cahiliye dönemindeki insanların bazı davranışlarını yasaklamış ve onlara karşı uyarmış ve şöyle buyurmuştur: Böyle yapan bizden değildir. Birincisi: Yanaklara vuran kimsedir. Yanak özellikle zikredilmiştir; çünkü bu davranışta en yaygın olanıdır. Aksi hâlde yüzün diğer kısımlarına vurmak da yasağın kapsamına girer. İkincisi: Şiddetli üzüntü ve feryat sebebiyle, başın içinden geçirildiği elbisenin yaka/açıklık kısmını yırtmaktır. Üçüncüsü: Vay hâline, helâk olsun gibi sözlerle feryat etmek; ağıt yakmak, yüksek sesle ağlayıp dövünmek ve benzeri cahiliye ehlinin çağrılarıyla çağrıda bulunmaktır.
Semure b. Cundeb -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cehennem ateşi, cehennem ehlinin bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak yerlerine, bazısının da boyunlarına kadar çıkar.»
Müslim rivayet etmiştirBu hadis kıyamet gününden ve cehennem azabından korkulması gerekliliğini ifade etmektedir. Öyle ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamet gününde cehennem ateşinin insanlardan bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak yerlerine ve bazısınında da boynuna kadar ulaşacağını beyan etmiştir. İnsanlar dünyada yaptıkları amellere göre farklı farklı azap göreceklerdir. Allah'tan afiyet dileriz.