





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbn Mesud -radıyallahu anh-'den merfu olarak rivayet olunan bir hadiste Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kendisine bir fakirlik dokunup bunu insanlara arz ederse, o kimsenin fakirliği ortadan kalkmaz. Kim de ihtiyacını Allah'a arz ederse de Allah'ın ona hemen veya bir müddet sonra bir rızık göndermesi yakındır.»
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirİbn Mesud -radıyallahu anh- Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu haber veriyor: "Kendisine bir fakirlik dokunan" Yani çetin bir sıkıntı ve ihtiyaç. Bu kelime daha çok fakirlik ve darlık anlamlarında kullanılır. "Bunu insanlara götürürse"; yani insanlara arz eder, şikayet diliyle ortaya koyar ve onlardan başındaki bu darlığı gidermelerini talep ederse. Böyle davranan kimsenin sonucu ise şöyle olur: "Bu kimsenin fakirliği ortadan kalkmaz." İhtiyaç duyduğu şey gerçekleşmez, darlığı ortadan kalkmaz. Bir sıkıntısı ortadan kalksa bile başına başka bir sıkıntı hemen geliverir. "Bunu Allah'a götüren kimseye"; yani Allah'a güvenip, tevekkül edene "Pek yakında" çok kısa zamanda acil olarak ona zenginlik verir. Yani yeteceği şeyi verir. Bazı yazma nushalarda bi'l-ğinâ lafzı bulunmaktadır. El-Mesabîh adlı eseri şerh eden alimler şöyle demişlerdir. "bi'l-ğinâ lafzı maksur olan kesradır. Manası bolluk olan bu kelime manayı tahrif etmektedir. Çünkü rivayette içinde bulunduğu hale yetecek/kafi olacak bir durum gelir denilmiştir." "Acil ölüm"; bunun manası darda olan bu kimse, zengin bir akrabasının ölümü ile miras alır, şeklinde verilmiştir. Hadisin bu bölümü yüce Allah'ın şu ayetinden alınmış olabilir: "Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Onu beklemediği yerden rızıklandırır." (Talâk Suresi, 2-3) "Ya da bir bolluk verir geç olarak." Yani yüce Allah kuluna kendisini zengin kılacak servet bahşeder."
Berâ b. Âzib -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kabirde soru sorulduğunda, Müslüman kişi; Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şahitlik eder.» Bu ise, Allah'ın; {Allah, kendisine iman edenleri, dünya ve ahiret hayatında sabit bir söz üzere sebatkâr kılar.}[İbrahim Suresi: 27] ayeti(nin anlamıdır).»
Muttefekun aleyhMümin kabirde sorguya çekilecektir. Bir çok hadiste soru sormakla görevlendirilen bu iki meleğin isimleri Münker ve Nekîr olarak geçer. Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik edecek. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Bu, Allah'ın hakkında şöyle buyurduğu sabit bir sözdür: {Allah, kendisine iman edenleri, dünya ve ahiret hayatında sabit bir söz üzere sebatkâr kılar.} [İbrahim Suresi: 27]
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ben, Allah’tan başka hak ilah bulunmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet edip, namazı dosdoğru kılıncaya ve zekâtı hakkıyla verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları takdirde, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İslâm’ın gerektirdiği haklar ise bunların dışındadır. Onların gizli hallerinin hesabı Allah’a aittir.»
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın kendisine tek ve ortağı olmayan Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in risaletine şahitlik edinceye kadar müşriklerle savaşmasını emrettiğini bildirmektedir. Bu şehadete uygun hareket etmek, gündüz ve gece beş vakit namazı kılmak ve farz olan zekâtı hak edenlere vermek ile olur. Eğer bunları yaparlarsa, İslam onların kanlarını ve mallarını korur. İslam hükümlerine göre öldürülmesini hak ettikleri bir suç veya cinayet suçu işlemedikçe onları öldürmek caiz değildir. Sonra kıyamet günü Allah Teâlâ onların sırlarını bildiği için onların hesabını soracaktır.
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Allah, ümmetim hakkında hatalarını, unutmalarını ve zorla yapmaya mecbur kaldıklarını bağışlamıştır.»
Hadisi İbn Mâce, Beyhakî ve diğerleri rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, Yüce Allah'ın, ümmetini üç durumunda bağışladığını haber vermiştir: Birincisi: Hata, yani kasıt olmaksızın yapılan şeydir.Yani Müslüman bir iş yaparken bir şeyi amaçlar, fakat yaptığı fiil, niyet ettiği şeyden farklı bir sonuç verir. İkincisi: Unutma, yani Müslüman bir şeyi hatırlasa da onu yaparken unutmasıdır; bu durumda da günah yoktur. Üçüncüsü: Zorlama. Kul, istemediği bir şeyi yapmaya zorlanabilir ve bu zorlamayı engellemeye güç yetiremez. Bu durumda kendisine günah veya sorumluluk yüklenmez. Şu da unutulmamalıdır ki, söz konusu olan husus kul ile Rabbi arasındaki haram kılınan fiilleri işleme meselesidir. Farz olanı unutma sebebiyle terk etme durumunda ise sorumluluk düşmez. Yine, yapılan fiilden bir başkasına zarar doğarsa da kul hakkı düşmez. Nitekim bir kimse yanlışlıkla adam öldürse diyet ödemekle yükümlüdür; yahut bir arabanın kazara zararını verse, tazmin etmekle yükümlüdür.
Âişe -radıyallahu anha-’dan, şöyle dediği rivayet edilmiştir;‘’Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- vefat ettiği sırada evimde, rafta bulunan bir miktar arpadan başka, bir canlının yiyeceği hiçbir şey yoktu. Ben, bir müddet ondan yedim. Uzun bir süre (geçmesine rağmen tükenmediğini görünce) onu tarttım. Tartınca da tükendi.’’
Muttefekun AleyhÂişe –radıyallahu anha- Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- vefat ettiği zaman evinde biraz arpanın olduğunu haber vermiştir. Belli bir zaman Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’in bıraktığı arpadan yemeye devam ediyordu, arpayı tartınca bitti.
Safvân b. Muhriz'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bir adam İbn Ömer'e -radıyallahu anhuma-: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den (Müminlerin) gizlice hesaba çekilmesi hakkında ne duydun?'' diye sordu. İbn Ömer dedi ki: Onun şöyle söylediğini duydum: «Kıyamet gününde Mümin, Azîz ve Celîl olan Rabbine yaklaştırılır; hatta Allah onun üzerine perdesini örter ve ona günahlarını tek tek itiraf ettir. 'Bu günahını biliyor musun?' diye buyurur. Mümin, 'Evet Rabbim, biliyorum (itiraf ediyorum)' der. Allah Teâlâ şöyle buyurur: 'Şüphesiz ben dünyada bunları senin için örtmüştüm, bugün de onları senin için bağışlıyorum.' Ardından ona iyiliklerinin (sevaplarının) yazılı olduğu amel defteri verilir. Kâfirlere ve münafıklara gelince; onlar hakkında mahlukatın gözü önünde (mahşer meydanında) şöyle nida edilir: 'İşte bunlar Allah adına yalan söyleyenlerdir!»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, kıyamet günü Allah'ın Mümin kuluyla yaptığı gizli konuşmayı anlatarak şöyle buyurmuştur: Kıyamet günü Mümin, Rabbine yakınlaştırılacak ve sırrını başkasının öğrenmemesi için, orada bulunan insanlara karşı üzerine örtüsünü koyacaktır: Şu şu günahını biliyor musun?... Kul ile Rabbi arasında olan günahları ona tek tek itiraf ettirir. Kul da: Evet, Rabbim (biliyorum) der. Mümin, dehşete kapılıp korkunca Cenab-ı Hak ona şöyle der: Şüphesiz ben dünyada bunları senin için örtmüştüm, bugün de onları senin için bağışlıyorum. Sonra da ona yaptığı iyiliklerin (sevaplarının) yazılı olduğu amel defteri verilir. Kâfir ve münafıklara ise şahitlerin mahlukatın gözü önünde şöyle seslenilecektir: İşte bunlar Rablerini yalanlayanlardır. Şüphesiz Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre, “Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken dinledim.” demiştir: «Allah, rahmetini yüz parçaya ayırmıştır. Doksan dokuz parçasını kendi katında alıkoymuş, birini yeryüzüne indirmiştir. İşte varlıklar bu bir parça rahmet sebebiyle birbirlerine acırlar. Hatta hayvanlar, yavrusunun üzerine basacağı endişesiyle ayağını çekip kaldırır.» Bir başka rivayette şöyle buyurulmuştur: «Allah Teâlâ’nın yüz rahmeti vardır. Bunlardan birini insanlar, cinler, hayvanlar ve böcekler arasına indirmiştir. Onlar bu sebeple birbirlerini sever ve birbirlerine acırlar. Yabani hayvan yavrusuna bu sebeple şefkat gösterir. Allah, o doksan dokuz rahmeti kıyamet günü içindir.» Müslim’in Selmân–ı Fârisî’den naklettiği bir başka hadiste, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hiç şüphesiz Allah Teâlâ’nın yüz rahmeti vardır. Bu rahmetten bir tanesi sebebiyle varlıklar birbirlerine merhamet ederler. Doksan dokuz (rahmet) ise Kıyamet günü içindir buyurdu.» Başka rivâyette Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: «Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün, yüz rahmet yaratmıştır. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak enginliğe sahiptir. Bunlardan sadece bir rahmeti yeryüzüne indirmiştir. İşte anne yavrusuna bu sayede şefkat gösterir. Yabani hayvanlar ve kuşlar bunun sonucu olarak birbirlerine merhamet ederler. Allah Teâlâ kıyamette, bu biri doksan dokuza katarak rahmetini yüze tamamlayacaktır.»
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhAllah Tebareke ve Teâlâ rahmeti yüz kısım olarak takdir etmiştir. Bu rahmetten bir tanesini indirmiş, doksan dokuzunu kıyamet günü için bırakmıştır. Bu bir rahmet ile; insanlar, cinler, hayvanlar, böcekler ve bütün varlıklar birbirlerine rahmet ediyorlar. Zayıflığıyla ve çabuk yer değiştirmesiyle bilinen at zararının yavrusuna ulaşmasından çekinir. Yavrusunun üzerine basacağı endişesiyle ayağını çekip kaldırır. Bu rahmetle vahşi hayvan da yavrusuna şefkat gösterir. Allah Tebareke ve Teâlâ doksan dokuz rahmeti kullarına rahmet etmek için kıyamet gününe erteledi. İkinci hadis: Allah Tebareke ve Teâlâ gökleri ve yeri yarattığı gün, yüz rahmet yaratmıştır. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak enginliğe sahiptir. Bunlardan sadece bir rahmeti yeryüzüne indirmiştir. İşte anne yavrusuna bu sayede şefkat gösterir. Yabani hayvanlar ve kuşlar bunun sonucu olarak birbirlerine merhamet ederler. Allah Teâlâ kıyamette bu biri doksan dokuza katarak rahmetini yüze tamamlayacaktır. Bu kederlerle/tasalarla dolu dünyada insanın, Allah -Azze ve Celle-’nin büyük nimetlerinden elde ettiği bu bir rahmet sebebiyledir. Kalıcı, karşılık ve ahiret yurdunda olacak olan yüz rahmet nasıl düşünülür/nasıl olacaktır.
Muâz b. Cebel -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir yolculukta Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberdim ve bir gün yürürken ona yaklaştım. "Ya Rasûlullah! Beni Cennet'e sokacak, Cehennem'den uzaklaştıracak bir ameli haber verir misin?" dedim. O da şöyle buyurdu: «Bana gerçekten büyük bir şey sordun. Ancak Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için bu elbette kolaydır: Allah'a ibadet edersin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru kılarsın, zekâtı verirsin, ramazan orucunu tutarsın, Beyti (Kâbe'yi) haccedersin.» Sonra şöyle buyurdu: «Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır, sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi günahı söndürür, bir de insanın gecenin ortasında kıldığı namaz vardır.» Sonra “Onların yanları yataklardan uzaklaşır...” (Secde, 16) ayetini “...yaparlardı” kısmına kadar okudu. Sonra şöyle dedi: “Sana işin başını, direğini ve zirvesini haber vereyim mi?” Ben: “Evet, Ya Rasûlullah!” dedim. O da şöyle dedi: «İşin başı İslam, direği namaz, zirvesi cihattır.» Sonra şöyle buyurdu: «Bütün bunların da özünü sana haber vereyim mi?» Ben, evet Ya Rasûlullah! dedim. Dilini (eliyle) tuttu ve «İşte bunu koru» buyurdu. Ben de: Ey Allah'ın Peygamberi! Biz söylediğimiz sözlerden dolayı hesaba mı çekileceğiz? dedim. O da şöyle buyurdu: «Annen seni kaybetsin ey Muâz! İnsanları yüzükoyun Cehennem'e sürükleyen şey, dillerinin ekip biçtiğidir.»
Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirMuâz -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Bir yolculukta Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberdim ve bir gün yürürken ona yaklaştım. "Ya Rasûlullah! Beni Cennet'e sokacak, Cehennem'den uzaklaştıracak bir ameli haber verir misin?" dedim. Şöyle dedi: “Bana nefisler üzerine ağır gelen, büyük bir amel sordun. Şüphesiz bu, Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için kolay ve basittir. İslam'ın farzlarını yerine getir: Birincisi: Yalnızca Allah'a ibadet eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. İkincisi: Gerekli şartları, rükünleri ve farzlarına riayet ederek bir gün ve gecede farz kılınan beş vakit namazı (sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı) kılarsın. Üçüncüsü: Farz olan zekâtı verirsin. Zekât; şer‘an belirlenmiş bir miktara ulaşan maldan, hak sahiplerine verilen malî bir ibadettir. Dördüncüsü: Ramazan orucunu tutarsın. Oruç şafak vaktinden gün batımına kadar ibadet niyetiyle yeme, içme ve orucu bozan diğer şeylerden uzak durmaktır. Beşincisi: Allah Teâlâ’ya ibadet maksadıyla menâsiki yerine getirmek için Mekke’ye giderek Beytullah’ı haccedersin. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Sana hayır kapılarına ulaştıran yolu göstereyim mi? Bu, farzların peşinden nafile ibadetleri yapmakla olur: Birincisi: Nafile oruç tutmaktır. Bu, nefsin arzularını kırarak ve kuvveti azaltarak günahlardan sakınmayı sağlar. İkincisi: Nafile sadaka vermektir. Bu, işlenmiş günahı söndürür, ortadan kaldırır ve izlerini siler. Üçüncüsü: Gece yarısının son üçte birlik kısmında Teheccüd namazı kılmaktır. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu âyeti okudu: {Yanları uzaklaşır} yani kalkarlar {yataklardan} yani yattıkları yerlerden, namaz, zikir, Kur'an tilaveti ve dua ile {Rablerine anarlar} {korku ve umut ile, verdiğimiz rızıktan infak ederler. Hiç kimse, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.} yani öyle nimetler ki, gözlerini o gün (kıyamet gününde) ve Cennet'te hoşnut edecek, gönüllerini ferahlatacaktır ve {yapmakta olduklarına karşılık olarak} verilecektir. Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Sana dinin aslını, dayandığı direğini ve onun zirvesini haber vereyim mi?" Muâz -radıyallahu anh- şöyle dedi: Evet, Ey Allah'ın Rasûlü! Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “İşin başı İslâm’dır; bu da iki şehâdettir. Bu iki şehâdetle kişi dinin aslını elde eder.” Dinin direği namazdır; namazsız İslâm olmaz. Nasıl ki bir ev direksiz olmaz, o zaman namazsız din ayakta durmaz. Kim namaz kılarsa dini güçlü ve yüce olur. İslam'ın zirvesi ise cihaddır; yani Allah’ın kelimesini yüceltmek için din düşmanlarıyla savaşta gayret göstermektir. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi: “Sana bütün bunların sağlamlaştırıcısını ve tamamlayıcısını haber vereyim mi?” Bunun üzerine dilini tutarak şöyle dedi: “İşte bunu koru! Seni ilgilendirmeyen şeyleri konuşma.” Muâz -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Rabbimiz söylediğimiz her sözden dolayı bizi hesaba çeker ve bununla bizi cezalandırır mı?!” Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Annen seni kaybetsin." Bu sözle kastı ona beddua etmek değildir; bu, Arapların dikkat çekmek ve bir konunun önemini vurgulamak için kullandığı bir ifadedir. Sonra sözlerine şöyle devam etmiştir: “İnsanları yüzüstü ateşe sürükleyip oraya atan şey, dilleri ile ekip biçtikleridir. Bunlar; küfür, iftira, hakaret, gıybet, koğuculuk, yalan isnat ve bunlara benzer sözlerdir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ temizdir ve ancak temiz olanı kabul eder. Allah Teâlâ peygamberlere emrettiğini Müminlere de emretti. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: (Ey Rasûller! Helâl ve güzel olan şeylerden yiyin ve salih amel işleyin." (Müminûn Suresi: 51)» Ve yine buyurdu ki: (Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıklardan temiz olanlardan yiyin.) (Bakara Suresi: 172) Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle bir adamdan bahsetti: Uzun bir yolculuğa çıkmış, saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış; ellerini semaya kaldırarak: ‘Ey Rabbim! Ey Rabbim!’ diye dua ediyor. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve haramla beslenmiş; artık bunun duası nasıl kabul edilsin?»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'ın iyi ve güzel, mukaddes, her türlü eksiklik ve kusurdan münezzeh ve kemal sıfatlar sahibi olduğunu, güzel olanların dışındaki amelleri, sözleri ve inançları kabul etmediğini bize bildirmiştir. Sadece kendisi için ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yoluna uygun olanları kabul eder. O yüzden Allah'a ancak bu şekilde yakınlaşılmalıdır. Müminin amellerinin temiz olmasını sağlayan en büyük sebeplerden biri, yediğinin helâl olmasıdır. Bu şekilde ameli temiz ve bereketli olur. Bu sebeple Allah Teâlâ, peygamberlere emrettiğini Müminlere de emrederek helâl yemelerini ve salih ameller işlemelerini istemiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur: {Ey peygamberler! Tertemiz nimetlerden yiyip için, salih amel işleyin. Kuşkusuz ben yaptıklarınızı eksiksiz bilmekteyim.} [Muminun: 51. Ayet] Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Ey iman edenler, size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin.} [Bakara: 172. Ayet] Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir kulun amelinin kabul edilmesine açıkça vesile olan sebeplere ne kadar sarılsa da, haram şeyler yemesinin amelini boşa çıkaracağı ve kabul edilmesine engel olacağı hususunda uyarıda bulunmuştur. Bu vesilelerden bazıları şunlardır: Birincisi: Hac, cihat, aile bağlarını korumak gibi itaat amaçlı uzun yolculuklar yapmaktır. İkincisi: Saçları taranmamış ve dağınık, saçının ve elbiselerinin rengi toprak sebebiyle değişmiş; yani zaruret hâlinde bulunan bir kimse olmasıdır. Üçüncüsü: Dua ederken ellerini semaya kaldırmasıdır. Dördüncüsü: Allah’a O’nun isimleriyle tevessül ediyor ve ısrarla: Ya Rabbi! Ya Rabbi! demesidir. Duaya icabet edilmesi için bütün bu sebepler yerine getirilmiş olmasına rağmen, onun bu duası işitilmez; çünkü yediği, içtiği ve giydiği haramdır ve haramla beslenmiştir. Böyle bir kimsenin duasının kabul edilmesi ne kadar uzak bir ihtimaldir! Ona nasıl icabet edilsin?!