





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Mesud el-Ensarî -radıyallahu anh- anlatıyor: Ben değnekle bir kölemi dövüyordum. Arkadan bir ses “Ey Ebu Mesud! Ey Ebu Mesud!” diye bağırıyordu. Kızgınlığımdan önce sesini alamadım. Yaklaşınca, bir de baktım ki o, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'dir ve şunu söylüyor: «Ey Ebu Mesud! Şunu bil! Ey Ebu Mesud! Bilesin ki.» Ben hemen değneğimi elimden yere attım. O (sözlerine) şöyle devam etti: «Ebu Mesud! Bilesin ki, senin bu köleye gücünün yettiğinden daha fazlası ile Allah’ın gücü sana yeter.» Bunun üzerine ben bundan sonra bir daha kesinlikle köle dövmeyeceğim dedim. Bir rivayette: Onun heybetinden kırbaç elimden düştü. Bir rivayette: “Ya Rasulallah! Onu Allah Teâlâ için azat ettim.” dedim. O da: «Eğer öyle yapmasaydın, muhakkak ateş sana dokunur, seni yalardı.» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirEbu Mesud -radıyallahu anh- kölesine kırbaç ile vuruyordu.Arkasından onu engelleyen bir ses duydu.Sözü söyleyeni kimsenin sesini ayırt edemedi.Ona yaklaşınca anladı ki o kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'dir.O-sallallahu aleyhi ve sellem- ona Allah Azze ve Celle'nin kudretini şu sözüyle hatırlatmıştır:''Ey Ebu Mesud! Bilesin ki, senin bu köleye gücünün yettiğinden daha fazlası ile Allah’ın gücü sana yeter.''Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zayıfa karşı haddi aşarak davranma karşısındaki uyarısını işitince Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in heybetinden kırbaç elinden düştü.Bundan sonra kesinlikle hiç bir köleye zulüm etmeyeceğine dair Nebî -sallalalhu aleyhi ve sellem-'e söz verdi.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den işitmiş olduğu uyarı ve azarlamanın ardından Ebu Mesud -radıyallahu anh-'ın köleye vurmasına karşı onu azat etmesi kalmıştı.Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:Şayet onu azat etmeseydin yapmış olduğun kötülük sebebiyle sana ateş dokunurdu.
Abdullah b. Cafer -radıyallahu anhuma- anlatıyor: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Cafer'in çoluk çocuğuna üç gün gitmemişti. Sonra onlara gelerek: «Kardeşim Cafer için bugünden sonra artık ağlamayın!» buyurdu. Ardından: «Bana kardeşimin çocuklarını çağırın!» diye emretti. Bizi toplayıp getirdiler. Biz kendimizi kuş yavruları gibi hissediyorduk. Sonra: «Bana bir berber çağırın!» buyurdu. Gelen berbere emretti, berber bizim başlarımızı tıraş etti.
Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Cafer'in çoluk çocuğuna üç gün gitmemişti. Sonra onlara geldi. Cafer b. Ebu Talib Mute savaşında şehit olunca, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Abdullah’ın ailesine üç gün sonra geldi. Bu süre içinde morallerinin düzelmesini, keder ve hüzünlerinin gitmesini bekledi. «Kardeşim Cafer için bugünden sonra artık ağlamayın!» Üç günden sonra bu sahabenin arkasından gözyaşı dökmeyi yasakladı. Nitekim ilk günün hüznü ve kederi devam etmemelidir. Buradaki yasak tenzihî bir yasak olup, işlenen başka bir haram durum yoksa üç günün ardından gözyaşı dökmek mubahtır. "Sonra: «Bana kardeşimin çocuklarını çağırın!» diye emretti.” Bunlar Muhammed, Abdullah ve Avf’tır. "Bizi toplayıp getirdiler. Biz kendimizi kuş yavruları gibi hissediyorduk.” Annelerinin ölümünden dolayı kendilerini hüzün bürüyen kuş yavruları gibi hisseder olduk dediler. “Sonra: «Bana bir berber çağırın!» buyurdu. Gelen berbere emretti, berber bizim başlarımızı tıraş etti." Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- çocukların saçlarının kesilmesini emretmiştir. Çünkü annesi Esma Bint Umeys-radıyallahu anha- eşinin ölümünden dolayı meşgul olmuş ve çocuklarının bakımını yapamamıştır. Çocukların ise başları kirlenmiş ve bitlenmişti. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- çocukların saçlarının kesilmesini emrederek, çocuklarının saç bakımına zaman ayıramayan anneye yardımcı olmuş ve böylece onlar için faydalı bir karar vermiştir. Uyarı: Musibet anında saçları, kazıyıp, tıraş etmek caiz değildir. Bir hadiste: “Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- musibet anında sesini yükselterek bağıran, saçlarını kazıtan, elbisesini yırtıp, parçalayan kimselere lanet etmiştir.” diye buyrulmuştur. Hadiste geçen el-Halika; musibet anında saçını kazıyan, eş-şakka; elbisesini yırtıp, parçalayan, es-Salika; sesini yükselterek bağıran anlamlarına gelir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Cafer’in –radıyallahu anh- çocuklarının saçlarının kesilmesini annelerinin meşgul olması sebebiyle emretmiştir. Başlarının bitlenmesinden endişe duyduğu için, böyle buyurmuştur. Yoksa başa gelen musibet için yapılmış bir emir değildir. Yüce Allah’ın salat ve selamı peygamberimiz Muhammed’in üzerine olsun. Avnu’l-Ma’bud Şerh-u Sunen’i Ebî Davûd, (11/164), Şerh-u Riyazi’s-Salihîn, İbn Useymîn, (6/382), Şerh-u Sunen-i Ebî Davûd, Abbad (Elektronik Nüsha).
Numân b. Beşîr –radıyallahu anhuma- şöyle dedi: Abdullah b. Revâha -radıyallahu anh- baygın düştü. Kız kardeşi ağlayarak: Ey benim dağ gibi kardeşim! Ey şöyle olan, ey böyle olan deyip onun için ağıt yakmaya başladı. Abdullah b. Revâha -radıyallahu anh- kendisine gelince kız kardeşine: "Sen bir şey söyledikçe mutlaka bana da sen böyle misin? denildi." dedi.
Buhârî rivayet etmiştirNumân b. Beşîr -radıyallahu anhuma- Abdullah b. Revâha -radıyallahu anh-'ın hastalandığı ve hastalığının ağırlığından dolayı bayıldığını haber vermiştir. Kız kardeşi Abdullah b. Revâhâ'yı o hal üzere görünce onun öldüğünü zannedip; Ey benim dağ gibi kardeşim, ey şöyle olan diyerek ağlamaya başlamıştır. Abdullah -radıyallahu anh-'ın kızkardeşi için Abdullah -radıyallahu anh-, herhangi bir olay başına geldiğinde kendisine sığındığı ve bütün işlerinde kendisine güvendiği dağ gibi bir kimseydi. Kız kardeşi ağlıyor ve cahiliye adetlerine göre Abdullah -radıyallahu anh-'ın iyiliklerini ve özelliklerini zikrediyordu. Abdullah -radıyallahu anh- kendisine gelince baygın olduğu esnada başına gelenleri kız kardeşine şöyle anlattı: Bana; sen kendisine yönelinip sığınılan dağ mısın? Sen seni vasfettikleri gibi böyle böyle biri misin? Abdullah b. Revâha -radıyallahu- anh-'ın bayıldığı sırada kız kardeşinin onu övmek için saydığı bütün özellikleri kendisine haber verdiler. Bu da öfkeli ve çok korkutucu bir tarzda olmuştur. Bir rivayette geldiğine göre kız kardeşi bu olaydan ibret aldı ve Abdullah -radıyallahu anh- vefat ettiğinde onun için ağıt yakmadı.
İyad b. Hımâr -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün hutbesinde buyurdular ki: «Rabbim, bugün bana öğrettiği şeylerden bilmediklerinizi size öğretmemi emretti.» (Ve buyurdu ki): «Benim bir kula verdiğim bir mal helaldir. Ben, bütün kullarımı hanif (Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar onlara gelip (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım şeyleri haram kıldılar. Haklarında bir delil indirmediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler.» Allah Teâlâ, yeryüzü ehline baktı ve Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç onların Arap, Acem hepsine öfkelendi ve dedi ki: «Ben seni imtihan etmek ve seninle de (başkasını) imtihan etmek üzere gönderdim. Sana, suyun yıkayıp (yok edemeyeceği) bir kitap gönderdim. Ta ki sen onu uyurken de uyanıkken de okuyasın! Allah Teala hazretleri bana, Kureyş'i ateşe vermemi (onlarla savaşmamı) emretti» Ben: «Ey Rabbim, bu durumda onlar başımı yararlar ve bir ekmek parçısına çevirirler!» dedim. «Öyleyse, seni çıkardıkları gibi sen de onları (Mekke'den) çıkar! Onlara karşı gazada bulun da biz de sana yardım edelim. İnfakta bulun, biz de sana infak edelim. Sen bir ordu gönder, biz de sana onun beş misli (yardımcı melek ordusu) gönderelim. Sana itaat edenlerle birlik ol, asilere karşı savaş!» buyurdu. «Cennetlikler üç kısımdır: -Kuvvet sahibi, adaletli, sadaka veren ve muvaffak olanlar. -Bütün yakınlarına ve Müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli olanlar. -İffetli, namuslu ve çoluk çocuk sahibi olanlar.» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- devamla dedi ki: «Cehennem ehli de beş kısımdır: -Aklı olmayan zayıflar. Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiç bir ehle ve mala tabi değildirler. -Tamahkârlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder. -Akşam, sabah her fırsatta malın ve ehlin hususunda seni aldatan adamlar. -Cimrilik ve yalanı da zikretti. -Bir de kötü huylu kaba sözlü insan.»
Müslim rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün sahabesine hitap etti ve Allah'ın o gün ona öğrettiği ve ashabının bilmediği şeyleri onlara öğretmesini emrettiğini haber verdi. O gün, Rabbinin onlara öğretmesini emrettiği şeylerden biri şudur: (Benim bir kuluma verdiğim her mal helaldir.) Allah Teâlâ buyuruyor ki, kullarımdan bir kula verdiğim her mal ona helaldir. Burada söylenmek istenilen onların Allah'ın kendilerine helal kıldığı hayvanlardan bazılarını kendilerine haram kılmalarıdır. Şüphesiz ki onların haram saymalarıyla bu şey haram olmamıştır. O mala bir hakkın taalluk etmesi ya da bu malı onun olması hükmünden çıkaracak olan özel bir delilin hasıl olması durumu dışında bu mal ona helaldir. Sonra Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ''Ben bütün kullarımı hanif (Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım.'' Bütün kulları müslümanlar olarak yarattım. Günahlardan temiz olarak da denilmiştir. Dosdoğru ve hidayeti kabul etmeye yönelen olarak da denilmiştir. Bununla kastedilen şey "Elestu birabbikum" (Ben sizin Rabbiniz değilmiyim) dediğinde "Belâ" (Evet! Sen bizim Rabbimizsin) cevabını aldığı zamandır denilmiştir. Allah Teâlâ'nın şu sözü: ''Ancak şeytanlar gelip onları (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler. Onlara helal kıldığım şeyleri kendilerine haram kıldılar. Onlara, haklarında bir delil indirmediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler. Şeytanlar geldiler ve onları küçümsediler ve onları üzerinde bulundukları halden uzaklaştırarak batıla götürdüler. Allah'ın onlara helal kıldığını haram kıldılar. Şeytanlar onlara Allah'ın kendilerine ibadet etmeyi emretmediği şeylere ibadet etmeyi ve ibadette onları Allah'a şirk koşmayı emrettiler ve buna dair bir delil de zikretmediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü: «Allah Teala yeryüzü ehline baktı ve Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç onların arap ve acem hepsine öfkelendi.» Allah Teâlâ Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamber olarak gönderilmesinden önce yeryüzüne baktı ve onları şirk ve sapıklık üzerinde birleşmiş olarak gördü. Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç diğerlerine öfkelendi. (Allah'ın kendilerine kızmadığı kimseler) Onlar hak olan dinlerine sımsıkı sarılıp değiştirmeden bağlı kalan kimselerdi. Kitap ehlinin çoğu ise tahrif etmişlerdi. Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın şu sözü: ''Ben seni, imtihan etmek ve seninle de (başkasını) imtihan etmek üzere gönderdim.'' Manası: Sana emrettiğim ve senin bu görevi yaptığında ortaya çıkan hal ile seni insanlara gönderildiğin elçiliği tebliğ etmen, Allah yolunda hakkıyla cihad etmen, Allah Teâlâ için sabretmen ve diğer şeylerden dolayı seni insanlara gönderdim. Senin ile de seni gönderdiğim kimseleri imtihan ediyorum. Onlardan bazıları vardır, imanını izhar ederler ve itaatte ihlaslı olurlar. Ve bazıları da düşmanlığını ve küfrünü gösterir. Bir de münafıklık edenler vardır. Onu imtihan etmek için sözüyle murad edilen Allah Teâlâ'nın kullarını önceden vuku bulacağını bidiği şeyler ile değil onlardan vuku bulan şeyler ile cezalandırdığıdır. Yoksa Allah -Subhanehu- vuku bulmadan önce kulların kendileri özgür iradeleriyle bir şey yapmadan cezalandırması değildir. ''Sana, suyun yıkayıp yok edemeyeceği bir kitap gönderdim.'' Manası: Sana Kur'an-ı indirdim. O da kalplerde korunaklıdır. Oradan gitmez. Zamanlar geçsede kalıcıdır. Allah Teâlâ'nın şu buyruğu: ''Ta ki sen onu uyurken de uyanıkken de okuyasın!" Manası, uyku ve uyanıklık gibi iki halde de Kur'ân korunacaktır. Onu rahat ve kolay bir şekilde okuyacaksın. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: «Allah, Kureyş'i ateşe vermemi ve onlarla savaşmamı emretti.» Allah bana Kureyş kâfirlerini helak etmemi ve onları öldürmemi emretti. Ben: «Ey Rabbim, bu durumda onlar başımı yararlar ve bir ekmek parçasına çevirirler!» dedim. Başımı yararlar ve ekmeği kırıp parçaladıkları gibi kırarlarsa. Öyleyse, seni çıkardıkları gibi sen de onları (Mekke'den) çıkar! Allah Peygamber'i -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yaptıklarına karşılık olarak seni çıkardıkları gibi sen de Kureyş kâfirlerini çıkar. İki çıkarma arasında çok fark olsa bile. Onların Rasûlullah'ı çıkarmaları batıl bir çıkarmadır. Rasûlullah'ın onları çıkarması ise hak iledir. ''Onlara karşı gazada bulun da biz de sana yardım edelim.'' Onlarla savaşta sana yardım eder ve seni destekleriz. ''İnfakta bulun biz de sana infak edelim.'' Allah yolunda gayret edip infak et onun karşılığını sana dünya ve ahirette veririz. ''Sen bir ordu gönder, biz de sana onun beş misli (yardımcı melek ordusu) gönderelim.'' Kâfirlerle savaşmak için gönderdiğin zaman Bedir'de yaptığı gibi müslümanlardan meleklere beş katı yardımcı göndeririz. ''Sana itaat eden askerlerle birlik ol, sana isyan eden askerlere karşı savaş!" Sana itaat eden müslümanlarla beraber sana isyan eden kâfirlere karşı savaş. ''Cennetlikler üç kısımdır: -Kuvvet sahibi, adaletli, sadaka veren ve muvaffak olanlar. -Bütün yakınlarına ve Müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli olanlar. -İffetli, namuslu ve çoluk çocuk sahibi olanlar." Cennet ehli üç sınıftır. Birinci Sınıf: Hüküm, kahır ve galebe sahibi bir adam. Bunlarla beraber o insanlar arasında adaletli davranır, onlara zulmetmez ve onlara iyilikte bulunur. Onun için hayır yolları kolaylaştırılır. İyilik kapıları açılır. İkinci Sınıf: Küçüklere, büyüklere merhametli olan ve özellikle de yakınlarına karşı yumuşak kalpli olan bir adam. Üçüncü Sınıf: Çoluk çocuk sahibi namuslu, insanlardan bir şey istemekten kaçınarak iffetli davranan, kendi ve ailesinin işinde Allah'a tevekkül eden, ailesini sevmesi ya da rızık korkusu onu tevekkülü terk edip yaratılmışlardan bir şey ummaya ve haram mal elde edip farz olan ilimi ve ameli bırakıp o işlerle uğraşmaya itmez. "Cehennem ehli de beş kısımdır: -Aklı olmayan zayıflar. Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiçbir ehle ve mala tabi değildirler. -Tamahkârlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder. -Akşam, sabah her fırsatta malın ve ehlin hususunda seni aldatan adamlar. -Cimrilik ve yalanı da zikretti. -Bir de kötü huylu kaba sözlü insan." Cehennem ehli de beş sınıftır. Birincisi: Aklı olmayan zayıflar. Aklı olmayan zayıf, bu sebeple de onu yapılmaması gerekli olan şeylerden men etmez. ''Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiçbir ehle ve mala tabi değildirler.'' Hanım/zevce istemeyen erkek hizmetçiler. Bunlar; helalden yüz çevirip haram işleyen kimselerdir. Yorularak ve temiz kazanç yoluyla helalinden mal kazanmak istemezler. İkincisi: ''Tamahkârlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder.'' Yani elde etmek istediği ve onu bulamayacağı hiç bir şey kendisine gizli kalmasın ki o, o şeyin peşinden koşup da onu araştırmasın. Onu bulup hainlik edene kadar uğraşır. Bu da onun hainlikle vasfedilmesinde mübalağalı bir anlatımdır. Üçüncüsü: Aldatan adamdır. Dördüncüsü: Yalancı ve cimri olandır. Beşincisi: Kötü huylu kaba sözlü insandır.
İbn Abbas -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- duasında şöyle derdi: «Rabbi e'innî ve lâ tuin aleyye, ve'nsurnî ve lâ tensur aleyye, ve'mkur lî ve lâ temkur aleyye ve'hdinî ve yessir hudâ ileyye, ve'nsurnî alâ men beğâ aleyye. Allahumme'calnî leke şâkiran, leke zâkiran, leke râhiben, leke mıtvâan, ileyke muhbiten, ev munîben, rabbi tekabbel tevbetî, va'ğsil havbetî, ve ecib da'vetî, ve sebbit huccetî, ve'hdi kalbî, ve seddid lisânî veslul sahîmete kalbî.» (Rabbim! Bana yardım et ve aleyhimde (düşmanıma) yardım etme. Yardımını benden esirgeme ve aleyhimde (düşmanımı) destekleme. Düşmanımı cezalandır, beni cezalandırma. Beni hayırlı işlere yönelt ve hayır yolunda ilerlemeyi bana kolaylaştır. Zulüm ve haksızlık edene karşı bana yardım et. Ey Rabbim! Beni sana çok şükreden, çok zikreden, senden çok korkan, sana çok itaat eden, sana çok boyun eğip tevazu eden, sana çok yakarıp ağlayan ve tevbe dileyen eyle. Ey Rabbim! Benim tövbemi kabul eyle, günahımı gider, duamı kabul et, kalbimi hidâyet üzerine daim kıl, dilimi doğrulukla hakkı söylemekten ayırma, hüccetimi (yani senin düşmanlarına karşı susturucu ve mağlup edici delilimi) sabit kıl ve kalbimi fenalıktan arındır.)
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dua ediyor ve şöyle diyordu: «Rabbim! Bana yardım et.» Seni zikretmem, sana şükretmem ve güzelce ibadet etmem için beni muvaffak kıl. «Aleyhimde (düşmanıma) yardım etme.» Benim sana itaatimi engelleyecek insan ve cin şeytanlarından olanları bana karşı galip eyleme. «Yardımını benden esirgeme ve aleyhimde (düşmanımı) destekleme.» Kâfirlere karşı bana yardım et, onların bana galip gelmelerini izin verme. Yahut da bana nefsime karşı yardım et, şüphesiz ki o, düşmanların en düşmanıdır. Bana karşı kötülüğü emreden nefs-i emmâreye yardım etme ki, ben hevaya uyup hidayeti terk etmeyeyim. «Düşmanımı cezalandır, beni cezalandırma.» Onlar fark etmeden bana hile yapan düşmanlarımın hilelerini başlarına geçir. Bana böyle yapma. Mekr; (tuzak kurmak) Allah Teâlâ'nın fiilî sıfatlarındandır. Allah hakkında mutlak olarak kullanılamaz, ancak övgü maksadı ile kullanılır. Örnek olarak kâfirlere olan mekri (hilesi ve tuzağı) ve Müminlere hile yapanlara karşı hilesi gibi durumlar övgü içeren durumlardır. Mekr; sıfatının Allah Teâlâ'dan nefyedilmesi doğru değildir. Çünkü Allah -Subhânehu ve Teâlâ- bu sıfatı kendi nefsi için var olarak kabul etmiştir. Biz de bu sıfatı Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın kendisine layık bir şekilde var olduğunu ispat ederiz. «Beni hayırlı işlere yönelt ve hayır yolunda ilerlemeyi bana kolaylaştır.» Beni hayırlı işlere yönelt ve hidayete uymayı kolaylaştır. Yahut da hidayet yollarına ilet ki, ben taati ağır görmeyeyim ve ibadeti bırakıp başka şeylerle meşgul olmayayım. «Bana zulüm ve haksızlık edene karşı bana yardım et.» Bana zulmeden ve benim hakkımı yiyene karşı bana yardım et. «Ey Rabbim! Beni sana çok şükreden eyle.» Nimetlerine karşı. «Seni çok zikreden» Her vakitte. «Senden çok korkan» Mutlulukta ve zorlukta. «Sana çok itaat eden.» Çokça boyun eğen ve itaat eden. «Sana çokça boyun eğip tevazu gösteren.» Boyun eğen, korkan ve mütevazi olan. «Sana çok yakarıp ağlayarak tevbe edenlerden eyle.» Sana tövbe ederek dönen. Tövbe günahtan taate dönmektir. «Ey Rabbim! Benim tövbemi kabul eyle.» Şartlarıyla ve âdaplarının bir araya gelmesiyle, şüphe yok ki böyle olursa kabul olmaktan geri kalmaz. «Günahımı gider.» Günahımı sil. «Duamı kabul et.» «Hüccetimi (yani senin düşmanlarına karşı susturucu ve mağlup edici delilimi) sabit kıl!» Dünyada düşmanlarına karşı ve sözümü dünyada ve iki meleğe cevap verirken sabit kıl. «Dilimi doğrulukla hakkı söylemekten ayırma.» Dilimi doğrult ve düzgün yap ki sadece doğruyu söylesin ve sadece hak ile konuşsun. «Kalbimi fenalıktan arındır.» Göğüste meydana gelen ve kalpte sükun bulan kötü huylardan, kalbimin hilesini, hıyanetini, kinini, hasedini vb. şeyleri çıkar.
Abdullah b. Amr -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim demiştir: «Allah kâinatı karanlıkta yarattı. Sonra onların üzerine nurundan saçtı. Kime bu nurdan isabet ettiyse o kimse hidâyeti bulmuştur ve kime de isabet etmemişse o kimse dalalettedir. Bu yüzden derim ki izzet ve celâl sahibi olan Allah'ın ilmine uygun olarak (kâinat takdir edildi ve) kalem kurudu. (hüküm kesinleşti.)»
Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadis Allah -Azze ve Celle-'nin kâinatı karanlıkta yarattığını açıklıyor. Sonra da onların üzerine nurundan saçmıştır. Kime o nurdan isabet ettiyse o kimse Cennet'e giden hidâyeti bulmuştur. Kime de isabet etmeyip onu geçmiş ve ona ulaşmamış ise o kimse dalâlete düşüp hak yoldan çıkmıştır.Çünkü hidayet ve dalâlet Allah'ın ilmine uygun olarak gelmiştir. Kimin için ezelde hükmetmişse o sabit kalır ve değişmez. Kalemin kuruması onu anlatan bir ibaredir.
Abdullah b. Mes´ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- O şöyle diyor:'' Cebrail -aleyhisselam-'ı Sidretu'l-Müntehâda altı yüz kanadı ile gördüm.''Buyurdu.Âsıma kanatlardan sordum?Bana haber vermeyi istemedi.Dedi ki bana arkadaşlarından bazıları haber verdi ki:''Kanat doğu ile batı arasındadır.''
Ahmed rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Cibrîl 'i Cennet'in en yükseğinde ve altıyüz kanadının olduğunu gördü.Râvi Âsım b Ebî Behdele bu kanatların yapısından sordu?Ona haber vermedi.Arkadaşlarından bazıları her kanadın büyüklüğü ve ihtişamı doğu ile batının arasını kaplamıştı.Bu da sahih olan başka hadislerde gelmiştir:(Yaratılışının büyüklüğü doğu ile batı arasını kapamıştır).
İbn Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, bu ayet hakkında şöyle demiştir: {Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü} [Necm Suresi: 13] Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cebrail'i Sidretu'l Müntehada gördüm. Altı yüz kanadı vardı, her bir kanadından renk renk inci ve yakutlar dökülüyordu»
Ahmed rivayet etmiştirİbn Mes'ûd -radıyallahu anh-: {Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü} ayetinin tefsirinde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in cennetin en üstünde Sidretu'l Münteha'da Allah Teâlâ'nın yaratmış olduğu şekilde Cebrail'i gördüğünü, altı yüz kanadı olduğunu ve her bir kanadından renk renk inci ve yakutlar döküldüğünü haber verdiğini zikretmiştir.
Cabir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Gece yolculuğu yaptığım isra gecesinde Mele-i A’lâ’da Cebrail'e uğradığımda Allah -azze ve celle'nin- korkusundan eski ince örtü gibi olmuştu.
İbn Ebî Âsım rivayet etmiştir - Taberânî rivayet etmiştirBu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- İsra ve Mirac gecesi miraca çıktığında Cebrail'e uğradığını ve onun Allah'a yakın olan meleklerle birlikte olduğunu zikretmiştir. Cebrail'in Allah -azze ve celle-'ye karşı şiddetli korkusundan dolayı Rasûlullah Cebrail'i ince eski bir örtü gibi görmüştür. Buda Cebrail aleyhisselam'ın Allah'ı bilmesinin faziletine delalet eder. Çünkü kim Allah'ı ne kadar çok bilirse korkusuda o kadar çok olur.