





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Zübeyr Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle söylerken işittim demiştir: İnsanlar bozguna uğrayıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in etrafından dağıldılar. Hatta bazıları Medine tarafında dağın üstündeki bölgelere vardılar. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geri döndüler ve Hanzala b. Ebî Âmir Ebû Süfyan b Harb ile karşılaştı. Hanzala onu yere yatırıp üstüne çıkınca Şeddâd b. el-Esved onu gördü. Şeddâd kılıçla saldırarak Hanzala'yı öldürdü. Az kalsın Hanzala Ebû Süfyan'ı öldürecekti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Kardeşiniz Hanzalayı melekler yıkadı, hanımına sorun" buyurdu. Hanımı: o korkunç sesi duyduğunda cunub olarak (evden) çıktı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "İşte bu yüzden melekler onu yıkadı" buyurdu.
İbn Hibbân rivayet etmiştir - Beyhakî rivayet etmiştir - Hâkim rivayet etmiştirUhud günü Müslümanlar aslında galip gelmişlerdi. Sonra okçular Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrini yerine getirmedikleri için hezimete uğradılar. Bazı kimseler Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in etrafından dağılarak Medine cihetinde bazı yüksekteki dağ köylerine kaçtılar. Sonra tekrardan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına döndüler. Hanzala b. Ebî Âmir (Uhud) savaşı esnasında Müşriklerin ileri geleni Ebû Süfyan b. Harb ile karşılaştı. Hanzala onu öldürecek duruma gelmişti ki müsriklerden Şeddâd b. el-Esved onu gördü ve kılıçıyla Hanzala'ya vurarak öldürdü. Savaş bittiğinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine meleklerin hanzalayı yıkadığını haber verdi. Hanımına Hanzalanın durumunu sormalarını emretti. Hanımına sorduklarında cihat için çağrıyı duyduğunda cunub olarak (evden) çıktı dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına cunub olarak şehit olduğu için meleklerin onu yıkadığını haber verdi.
Übey b. Ka'b -radıyallahu anh-'tan onunda Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur:''Âdem -aleyhisselam- vefat edince, melekler üç defa su ile yıkadılar. Onu defnettiler. Sonra çocuklarına dönerek, (Ey âdemoğulları! Ölülerinize böyle yapınız) dediler.''
Hâkim rivayet etmiştir - Taberânî rivayet etmiştirÂdem -aleyhisselam- vefat edince melekler üç defa su ile yıkadılar.Bir defa,üç ya da beş kere.Kabrin çukurunun yanına bir yer açtılar ve onu oraya defnettiler.Ve dediler ki:''Bu Âdem'in çocukları için olacak sünnettir.''Yani:Ademoğluna babaları Âdem'in yıkanması ve defnedilmesinde anlatıldığı şekilde olacaktır.Bu şekilde uygulamayı ancak onun oğullarından hidayet üzere olanlar yaparlar.
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Üseyd b. Hudayr bir gece vakti atını yakınında bir yere bağlamış, Kur'an okuyordu. Bu sırada at birden ürküp şahlanmaya başladı. Üseyd okumayı kesti. O susunca at da sakinleşmişti. Üseyd tekrar okumaya koyuldu. At yine şahlanınca tekrar okumayı bıraktı. At yine sakinleşti. Üçüncü kez okumaya başladığında, at yine hırçınlaşınca, Üseyd okumayı kesti. Yakınında yatmakta olan oğlu Yahya'yı, atın zararı dokunmasın diye geriye çeken Üseyd, başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde, kandiller gibi bir takım cisimlerin parladığını gördü. Sabah olunca gelip durumu anlattığında,Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: Oku ey Hudayr oğlu, oku ey Hudayr oğlu!" diyerek, okumaya devam etmesini bildirdi. Üseyd: Ey Allah'ın elçisi, atın Yahya'yı çiğnemesinden korktum. Çünkü çocuk ata yakın bir yerde idi. Bu sebeple okumayı kestim; o sırada başımı göğe doğru kaldırdığımda, gökyüzünde bulut gölgesine benzer bir beyazlık içinde kandiller gibi bir takım cisimlerin parlamakta olduğunu gördüm. Bu beyaz gölge tabakası, içindeki ışık manzumesi ile göğe doğru çekilip gitti. Nihayet onu göremez oldum." deyince,Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:O gördüğün şeylerin ne olduğunu biliyor musun?" buyurdu. Üseyd'in "Hayır!" diye cevap vermesi üzerine de:Ey Üseyd! Onlar meleklerdi; seni dinlemeye gelmişlerdi. Eğer okumaya devam etseydin sabaha kadar seni dinlerlerdi.Ve insanlar onları görecek insanlardan gizlenmeyeceklerdi." buyurmuşlardır.
Muttefekun AleyhÜseyd b. Hudayr -radıyallahu anh- gecelerden bir gece hurma saklanan bir yerin yanında,yanında atı bağlı haldeyken Kur'an okuyordu.Oğlu Yahya'da yantarafında uyuyordu.Okuyunca atı ürktü ve hareket etti.Susunca o da sakinleşti.Sonra bir kere daha okudu ve atı hareketlendi ve ürktü.Bu şekilde üç defa oldu.Üsyd atının oğlu Yahya'yı ezmesinden korktu.Okumayı kesti,atına doğru kalkarak hareket etmesinin ve ürkmesinin sebebine bakmak istedi.Üzerinde bulutlar gibi ve içinde lambalara benzeyen şeyler gördü.Gökyüzüne doğru yükseliyordu ki onları göremeyecek duruma geldi.Sabah Üseyd Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gitti.Ve ona olanları anlattı,Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona korkusunu gidermesi,ona derecesinin yüksek olduğunu öğretmesi ve onun rahatlamasını artırmak için öyle buyurdu:''Oku ey Hudayr'ın oğlu'' pekiştirmek için üç defa dedi.Yani gelecek zamanda bir daha olursa ona işaret etmek için bu şaşılacak durumun olmasına sebep olan kıraatı tekrar et ve devam et.Bilakis büyük faziletinden dolayı okumaya devam edecek.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona bu meleklerin Kur'an kıraatını dinlediklerini eğer o sabaha kadar okusaydı insanlar melekleri görecekler ve insanlardan gizlenmeyeceklerdi.
İbn Abbâs -radıyallahua anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre Şüphesiz ki; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:Bedir günü ''İşte şu; atının başını ve gemini tutmuş, harb silâhı üzerinde (hücuma hazır bir halde) Cebrâil’dir.''
Buhârî rivayet etmiştirHadisin mevzusu meleklerin Bedir Gazvesine şahit olmalarıdır.Ve başlarında Cibrîl -aleyhisselam- zira Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Cibrîl -aleyhisselam-'ın Bedir Gazvesinde atına binmiş olarak ve Müminlerle beraber savaşması için elinde de savaş aleti olarak silah olduğunu haber verdi.Ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yardım,destek ve ashabına da yandaş olmak için.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Kurayza oğulları'na sefer ettiğinde ben Cibrîl'in -salavatullahi aleyh-'in melekler alayının Ganm oğulları sokağnıdan geçtikleri sırada yükselen tozunu bugün bile hâlâ görür gibiyim, demiştir.
Buhârî rivayet etmiştirEnes b. Mâlik -radıyallahu anh- Hazreç'ten bir kol olan Ganm oğullarının yaşadığı sokakta başlarında Cebrâîl -aleyhisselam- olduğu halde melekler ordusunun Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Kurayza oğullarıyla savaşmak için gittiğinde tozun yükseldiğini haber veriyor.Eserlerini görmek melekleri görmeyi gerektirmez.Onları görmüşte olabilir görmemişte olabilir.Şüphe yok ki;Cibrîl -aleyhisselam-'ın alayı olduğunu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den öğrenmiştir.
Âişe -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre:''Zurayk oğulları Yahudilerinden Lebid b. A'sam adında bir yahudi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sihir yaptı. Bundan dolayı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bazı işleri yapmadığı halde o iş kendisine yapıyorum gibi geliyordu. Nihayet bir gün yada bir gece Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- dua etti. Sonra tekrar dua etti, sonra tekrar dua etti''. Sonra bana:''Ey Âişe! Kendisinden fetva istediğim şey hakkında Allah bana o şey hakkında fetva verdi. Bana iki kişi Cebrâil ile Mikâil geldi. Biri başımın ucuna ve diğeri de ayak ucuma oturdu. Baş ucumda olan, ayak ucumda olana yada ayak ucumda olan, baş ucunda olana:''Bu kimsenin rahatsızlığı nedir?'' diye sordu. O da; ''Büyülenmiştir'' dedi. Öteki:Onu kim büyüledi?'' dedi. Diğeri:''Lebîd b. A'sam” diye cevap verdi. Öteki:''Bu büyü, hangi şeyle yapılmıştır?” dedi. Diğeri:''Bir tarak, saç döküntüsü ve erkek hurma tomurcuğu ile yapılmıştır'' diye cevap verdi. Öteki:''Bu büyü, nerededir?” diye sordu. Diğeri:''Zervan kuyusunda” diye cevap verdi.Âişe demiş ki:''Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabilerinden bazı kimselerle birlikte oraya gitti. Sonra bana:''Ey Âişe! Vallahi, kuyunun suyu kına ıslatılmış su gibi kırmızımtırak, hurması da şeytanları başları gibi idi” buyurdu. Ben:''Ey Allah'ın Rasûlü! O büyüyü (çıkarıp) yakmadın mı!” dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hayır, yakmadım! Allah bana şifa verdi. O büyüyü çıkarmak suretiyle sihrin kötülüğünün insanlar arasında yayılmasını istemedim. Kuyunun kapatılmasını emrettim. Kuyu da kapatıldı'' buyurdu.''
Muttefekun AleyhMüminlerin annesi Âişe -radıyallahu anhâ- Yahudilerden Zurayk oğullarından ismi Lebîd b. el-A'sam olan bir adamın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e büyü yaptığını anlatıyor.Öyle ki bundan dolayı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bazı işleri yapmadığı halde o iş kendisine yapıyormuş gibi geliyordu.O gün Âişe -radıyallahu anhâ-'nın yanında olduğu zaman,Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun ile ilgilenmez oldu.Allah Teâlâ ona işin hakikatini gösterene kadar dua ile ve duanın tekrarı ile meşgul oluyor.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona Allah Teâlâ'nın dua ettiği şeyde ona icabet ettiğini haber verdi.İki melek geldi biri baş ucuna oturdu diğeri de ayak ucuna oturdu.Biri diğerine dedi ki:''Bu kimsenin rahatsızlığı nedir?'' diye sordu.Yani Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O da;''Büyülenmiştir'' dedi.Dedi ki:Kim ona büyü yapmış?Diğeri:''Lebîd b. A'sam” diye cevâp verdi.''Bu büyü, hangi şeyle yapılmıştır?” dedi. ''Bir tarak, saç döküntüsü ve erkek hurma tomurcuğu ile yapılmıştır'' diye cevap verdi.Saçını taradığı zaman saçından çıkan kıllarla yapmıştır.Üzerinde hurma tohumunun olduğu örtü nerdedir?Zervan kuyusunda” dîye cevap verdi.O da Medine'de olan bir kuyudur.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bazı sahabeleriyle gelip onu çıkardılar.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âişe -radıyallahu anhâ-'ya döndü.Kuyunun suyunun renginin sanki içine kına bandırılmış gibi kırmızı olduğunu haber verdi.Kötü su olması sebebiyle ya da içine atılan şey sebebiyle rengi değişmişti.Hurma ağacının başı hoş olmamasıyla ve kötü görüntüsüyle şeytanların kafalarına benziyor.Âişe -radıyallahu ahâ- dedi ki:''Onu çıkarmadın mı?''Büyüyü çıkarıp insanlar arasında yaymadın mı ki onlarda oalnları bilsinler?Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:O büyüyü çıkarmak suretiyle sihrin kötülüğünün insanlar arasında yayılmasını istemedim.Allah benden büyüyü giderip şifa verdi.İnsanlar arasında yayarsam münafıklara büyüyü hatırlatmanın şerri onun öğrenilmesi ve benzeri gibi şeylerle bu kapıyı açmayı kerih gördüm.Bu şekilde onlar müminlere eziyet verirler.Bu da mefsede korkusuyla maslahatın terk edilmesi babından olup,Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kuyunun kapatılmasını emretti ve kapatıldı.Bazı insanlar Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in büyü kıssasını inkar ettiler.Bunun Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in korunması konusunda bir ayıplama olacağını iddia ettiler.Şu ihtimali de olabilir Cebrâîl'i görmediği halde görüyormuş zannedebilir.Kendisine vahiy geldiğini zanneder ama ona vahiy gelmiyordu.Keza bunların hepsi reddedilir.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah Teâlâ tarafından geleni bildirmesi ve tebliğ etmesi konusunda koruma altında olduğuna dair deliller vardır.Onun başına gelen ve büyü sebebiyle zarar görmesi tebliğinde bir eksiklik olmayıp bir zarar vermemiştir.Bilakis o başına gelebilecek hastalıklar ve afetler türündendir.Onun başına gelen büyüyü diğer rivayetler açıklamıştır.O da hanımıyla cinsel ilişkiye girmediği halde girdiğini düşünmesidir.
Ebû Katade'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- bize bir hutbe verip: Siz bu öğleden sonra ve gece yol alacaksınız sonra da Yüce Allah'ın izniyle yarın suya varmış olacaksınız" buyurdu. Bunun üzerine insanlar biri diğerine bakmaksızın yola koyuldu. Ebû Katade dedi ki: Rasûlullah gece yarısına kadar yoluna devam edip benimde yanında bulunduğum bir sırada uyukladı ve bineği üzerinde hafif yan yattı. Hemen yanına gittim ve onu uyandırmadan ona destek oldum taki bineği üzerinde doğrulu verdi. Sonra gecenin bir bölümü geçinceye kadar yine yoluna devam etti, tekrar bineği üzerinde hafif yan yattı. Yine onu uyandırmadan ona destek oldum sonunda bineği üzerinde doğruldu. Sonra yine yoluna devam etti. Seher vaktinin son zamanlarında ilk iki yan yatışından daha ileri derecede yana yattı. Hatta neredeyse düşüverecekti yine yanına gittim ona destek oldum, başını kaldırınca: "Sen kimsin" dedi. Ben Ebû Katade'yim dedim. O: "Bu şekilde ne zamandan beri yanımda yürüyorsun" dedi. Ben: Gece başladığından beri hep böyle yürüyorum, dedim. O: " Nebini bu şekilde koruduğun için Allah'da seni korusun" buyurduktan sonra " Sence bizi kimse görüyor mu" dedikten sonra: "Kimseyi görüyor musun" dedi. Ben: İşte bir binekli, dedim. Sonra: Buda başka bir binekli dedim. Sonunda yedi binekli olana kadar toplanıp bir araya geldik. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yolu bırakıp yan tarafa saptı (uyumak üzere) başını koydu, arkasından: " Dikkat edin namazımızı kaçırmayalım" buyurdu. İlk uyanan kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- olmuştu. Güneşte sırtına vurmuştu. (Ebû Katade): Bizde telaşla kalktık. Sonra "Binin" buyurdu. Bineklerimize binip yola koyulduk. Nihayet güneş yükselince indi. Sonra yanında bulunan içinde birazda su olan mataramı istedi. Ondaki suyu az kullanarak abdest aldı. Yinede matarada az bir miktar su kaldı. Sonra Rasûlullah Ebû Katade'ye: " Şu mataranı bizim için koru. İleride bunun anılmaya değer bir haberi olacaktır." buyurdu. Sonra Bilal namaz için ezan okudu, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- iki rekat namaz kıldı. Sonra sabah namazını kılıp, hergün yaptığının aynısını yaptı. (Ebû Katade devamla) dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bineğine bindi, bizde onunla birlikte bineklerimize bindik. Birbirimize fısıltı ile namazımızdaki kusurumuzun keffareti acaba nedir. diye sorduk. Sonra Rasûlullah: " Bende sizin için uyulacak bir örnek yok mu" buyurdu, arkasından şunları söyledi: " Şunu bilin ki, uyumaktan dolayı kusur söz konusu değildir. Kusurlu olmak namazın bir diğer namazın vakti gelinceye kadar kılmayan kimsenin yaptığıdır. Kim böyle yapacak olursa namaz için uyandığı zaman o namazı kılsın. Ertesi günü de aynı namazı vaktinde kılsın." Sonra: "Sizce insanlar acaba ne yaptı" dedi ve arkasından da şöyle buyurdu. "Sabah olduğunda insanlar nebilerini göremeyince Ebû Bekir ve Ömer: Rasûlulah -sallallahu aleyhi ve sellem- arkanızdan geliyor. Sizi geride bırakmak onun hoşuna gitmez, dediler. İnsanlar ise: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- önümüzdedir dediler. Eğer Ebû Bekir ve Ömer'e itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz." (Ebû Katade) dedi ki: Sonra gündüzün ilerlediği ve herşeyin oldukça ısındığı bir sırada insanların yanına vardık. O sırada onlar: Ya Rasûlullah helak olduk, susuz kaldık dediler. O: "Sizin için helak olmak söz konusu değildir." buyurdu. Sonra da: " Bana küçük kasemi getirin" buyurdu. Sonrada o mataranın getirilmesini istedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- dökmeye, Ebû Katade de onlara su ikram etmeye koyuldu. İnsanlar o matarada bir miktar su gördüklerinde o kabın üzerine yığıldılar. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: Güzel davranmaya dikkat ediniz. Hepiniz suya kanacaksınız" buyurdu. Onlarda edebe riayet ettiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- doldurmaya bende içsinler diye onlara ikram etmeye koyuldum. Nihayet benden ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den başka kimse kalmadı. Sonra Rasûlullah su doldurdu, bana "İç" buyurdu. Ben Ya Rasûlullah sen içmedikçe ben içmem dedim. O: "Şüphesiz bir topluluğa su ikram eden kişi onların en sonuncusu olarak su içer." buyurdu. Bu sefer bende içtim. Rasulullah'ta içti. Böylelikle insanlar suya kanmış ve rahatlamış olarak suya vardılar. (Sabit) dedi ki: Abdullah b. Rebah dedi ki: Ben bu hadisi mescidi Cami'de tahdis ederken İmran b. Husayn: Ey delikanlı: nasıl hadis naklettiğine dikkat et, ben o gece kafiledekilerden birisiydim, dedi. Bu sefer ben: O halde bu hadisi sen daha iyi bilirsin, dedim. O: Kimlerdensin dedi. Ben: Ensardanım, dedim. Bu sefer: (Öyleyse) hadisi naklet çünkü sen, siz ensarın hadislerini daha iyi bilirsin, dedi. Bende cemaate hadisi naklettim. İmran: Andolsun ben o gece oradaydım, benim bunu bellediğim gibi, bir başkasının da bellediğinin farkına varmamıştım, dedi.
Muttefekun AleyhBu hadisi şerif Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir seferde iken sularının bittiğini ve bunun akabinde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanındakilere ileride su bulacaklarını müjdelediğini beyan etmektedir. O toluluktaki insanları bu durum hızlıca gitmeye ve kimseyi beklememeye sevk etmiştir. Hatta Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem ile bazı sahabeleri geşmişlerdir. Sefer eden bu topluluğun arasında Ebû Katade de vardı. Gece olunca Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- uyuklamaya başladı. Bineğinden düşmemesi için Ebû Katade ona destek oluyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu fark edince kendisini koruduğu gibi Allah'ın da onu koruması için dua etti. Sonra insanların Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nerde olduğu hususunda ihtilaf edeceklerini Ebû Bekir ve Ömer'in onların arkasında olduğunu haber vereceğini söyledi. Eğer onlar o ikisine itaat ederseler doğru yolu bulacaklardır. Bu -aleyhisselatu vesselam-'ın peygamberlik alemetlerindendir. Sonra gece uyudular. Onları ancak güneşin sıcaklığı uyandırdı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kim terketmek kastı olmadan uyuduğundan dolayı namazı kılamazsa haddi aşmamıştır. Bilakis o mazurdur. Gerçek haddi aşan kimse namazı göz göre göre vaktinde kılmayan kimsedir. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ve yanındaki sahabeler yürüdüklerinde diğer topluluğa yetiştiler. Susuzluktan az kalsın öleceklerdi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- helak olmayacaklarını ve hepsinin su içeçeklerini müjdeledi. Abdest almak için Ebû Katade'nin kullandığı küçük su kabını istedi ve abdest aldı. İnsanları su içmesi için çağırdı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Ebû Katade -radıyallahu anh- dışında bütün insanlar bu kaptan su içtiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem bir topluluğa su dağıtan kimsenin en son içeceğini haber vermesinden sonra Ebû Katade'de sudan içti. Bu Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'in mucizelerindendir.
Muaviye b. el-Hakem es-Sulemî -radıyallahu anh- dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte namaz kılarken cemaatten bir adam aksırdı. Ben de: Yerhamukallah, dedim.Cemaat bana ters ters baktı. Ben: Hay anamı kaybetseydim (ya da hay anam bensiz kalsaydı), bu haliniz ne, bana bakıp duruyorsunuz, dedim. Bu sefer elleriyle uyluklarına vurmaya başladılar. Onların beni susturmak istediklerini gördüm, ben de sustum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı kıldıktan sonra -babam anam ona feda olsun- ne ondan önce, ne ondan sonra daha güzel öğreten bir öğretmen görmedim. Allah'a yemim ederim ki beni ne azarladı, ne dövdü, ne de ağır söz söyledi. Sadece: «Şüphesiz bu namazda insanların sözünden bir şeyler söylemek onunla bağdaşmaz. Namazda sadece tesbih ve tekbir getirilir, Kur'an okunur.» buyurdu -ya da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in buyurduğu gibi- Ben: Ey Allah'ın Rasûlü! Ben cahiliyeden henüz yeni kurtulmuş birisiyim. Allah, İslam'ı bize gönderdi. Bizden kâhinlere giden birtakım insanlar var, dedim. O: «Artık sen onlara gitme» buyurdu. Muaviye b. el-Hakem -radıyallahu anh- dedi ki: Aramızdan bazı hususları uğursuz sayan kimseler vardır, dedim. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu onların kalplerinde hissettikleri bir şeydir. Bu hal onları -sakın alıkoymasın buyurdu. Muaviye -radıyallahu anh- dedi ki: Ben; bizden bazı kimeler de hat çiziyorlar dedim. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Nebilerden bir nebi de hat çiziyordu, hattı onun hattına uygun düşen isabet etmiş olur.» buyurdu. Muaviye dedi ki: Benim bir cariyem vardı. Uhud ve Cevvâniye taraflarında koyunlarımı otlatırdı. Bir gün yanına gitmiştim de bir kurdun koyunlarımdam birisini alıp gitmiş olduğunu gördüm. Ben de bir insanım. İnsanlar nasıl üzülüyorsa ben de öyle üzülürüm. Dolayısıyla ona bir tokat indirdim. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gittim, bana bu işin büyük bir iş olduğunu söyledi. Ben, ey Allah'ın Rasûlü! O halde o cariyeyi azad edeyim mi? dedim. O: «Onu bana getir» buyurdu. Ben de cariyeyi yanına götürdüm. Ona: Allah nerededir? dedi. Cariye, semadadır dedi. Allah Rasûlü: «Ben kimim?» dedi. Cariye: Sen Allah'ın Rasûlü'sün, dedi. Allah Rasûlü (bana): «Ona hürriyetini ver, çünkü o bir müminedir» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirMuaviye b. el-Hakem -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile cemaatle namaz kılarken yaşanan bir olayı haber vermektedir. Bir adam aksırıp Allah'a hamd eder. Muaviye -radıyallahu anh- asılda olduğu gibi hemen adama "Yerhamukallah" der. Onun böyle yapmasının sebebi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: «İçinizden biri aksırırsa Elhamdulillah desin. Kardeşi de ya da arkadaşı ona Yerhamukallah desin» buyurmasıdır. (Muaviye) -radıyallahu anh- aksıran kimseye ''Yerhamukallah'' demenin namaz dışında söylenmesi gerektiğini bilmiyordu. Devamla şöyle anlatmaktadır: "Cemaat bana ters ters baktı, söz söylemeden susması için gözleriyle işaret ettiler. Ona, birini azarlarmış gibi baktılar. Ancak (Muaviye) -radıyallahu anh- bu şekilde davranmalarının sebebini anlamamıştı. Onlara ''Hay anamı kaybetseydim'' diyerek karşılık verdi. Neden böyle yapıyorsunuz? Durumunuz ve işiniz nedir. Bana neden bakıyorsunuz, yani neden bana kızgın bir şekilde bakıyorsunuz. Bu sefer elleriyle uyluklarına vurmaya başladılar. Onların kendisini susturmak istediklerini ve konuşmaması gerektiğini anladı ve sustu. ''Beni susturmak istediklerini anladım ve sustum'' Manası:Onların bana konuşmayı bırakıp susmamı emrettiklerini anladığım zaman, yaptığım şeyin çirkinliğinden dolayı cahaletime şaşırdım. Bana karşı aşırı tepkileri sebebiyle onlarla tartışmak istedim. Lakin onlara uymak için sustum. Çünkü onlar benden daha bilgililerdi" Kızgınlığımın gereğini yapmadım ve sebebini de sormadım. ’’Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- namazı kılınca’’ yani namazı bitirdiği zaman ‘’Babam anam ona feda olsun’’ Yani babamı ve anamı ona feda edeyim, bu yemin değildir, ancak bu onun yerine baba ve annenin feda edilmesidir. ’’Ne ondan önce ne de ondan sonra daha güzel öğreten bir öğretmen görmedim. Çünkü Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onu azarlamadı ve sert davranmadı bilakis bu konudaki şeri hükmü kabule ve boyun eğmeye en uygun bir yolla açıkladı.’’Allah’a yemin olsun ki beni azarlamadı’’ Yani beni azarlamadı ve bana ağır sözler söylemedi. ’’Bana vurmadı’’ Beni yaptığım yanlışlıktan dolayı döverek edeplendirmedi. ’’Bana sövmedi’’; bana ağır sözler söylemedi bilakis bana şeri hükmü yumuşak bir şekilde açıkladı. Bana şöyle buyurdu: «Şüphesiz bu namazda insanların sözünden bir şeyler söylemek namazla bağdaşmaz. Namazda sadece tesbih ve tekbir getirilir, Kur’an okunur» Yani; namazda insanların birbirleriyle konuştukları gibi konuşmaları caiz değildir. İslam’ın ilk başında namazda konuşuyorlardı. Fakat daha sonra bu nesh edildi yani bunun hükmü değiştirildi. Namazda olacak olan, tesbih ve tekbir getirmek, Kur’an okumaktır. ‘’Ey Allah’ın Rasûlü dedim. Ben cahiliyyeden henüz yeni kurtulmuş birisiyim." Cahiliyyet; İslam dinin gelmesinden önceki dönem için kullanılır. Bu isimle isimlendirilmelerinin sebebi de, çokça cahil olmaları ve nasıl hareket edeceklerini bilmemelerinden dolayıdır. ’’Allah, İslam’ı bize gönderdi’’. Yani; küfürden İslam’a geçtim, henüz dini hükümleri bilmiyorum.’’Bizden kâhinlere giden birtakım insanlar var." Yani; arkadaşlarından kâhinlere gidip onlara gelecekte olacak işlerle alakalı soru soranlar var. "Artık sen onlara gitme’’ dedi. Kâhinlere gitmekten yasak edilme sebebi şudur; çünkü onlar bilinmeyen işler hakkında konuşuyorlar, söyledikleri bazen isabetli oluyor. İnsanlar için bunun fitnesinden korkmuştur. Çünkü onlar din konusunda insanlar üzerinde karışıklığa sebep oluyorlar. Kâhinlere gitmekten ve onların söylediklerinde onları tasdik etmekten yasaklayan hadisler vardır. Bir de onlara verilen paranın haram olduğu hakkında sahih hadisler de vardır.(Muaviye b. El-Hakem) Dedi ki: "Aramızdan tetayyur yapanlar var’’ Tetayyur, görünen yahut işitilen bir şeyi ya da zamanı yahut mekânı uğursuzluk sebebi saymaktır. Araplar uğursuzluk saymaları ile tanınan kimselerdir. Hatta bir insan hayırlı bir şey yapmak ister de sonra kuşun sağa ya da sola gittiğini gördüğünde bunun onların indindeki anlamına göre yapmak istediği bu işten uğursuzluk sebebi ile geri dururdu. Onlardan bazıları duyduğu bir sesi ya da gördüğü bir kimseyi uğursuz sayardı. Nikâh konusunda şevval ayını uğursuz sayanlar vardı. Çarşamba gününü ve safer ayını uğursuz sayanlar da vardı. Bütün bunlar insanın aklına, düşüncesine ve yaşantısına zararı olması sebebiyle şeriatın batıl saydığı şeylerdir. İnsanın bu işlerle ilgilenmemesi ve Allah’a tevekkülün ta kendisidir. " Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- dedi ki: «Bu onların kalplerinde hissettikleri bir şeydir. Bu hal onları sakın alıkoymasın» Uğursuzluk kendi nefislerinde buldukları kaçınılmaz bir şeydir. Bu yüzden onlar kınanmazlar. Çünkü o sonradan kazanılmış bir şey değildir. Bundan dolayı sorumlulukları yoktur. Lakin bu uğursuzluk sebebiyle işlerinde tasarrufta bulunmaktan geri durmasınlar. Bu güçlerinin yettiği ve sonradan kazanılan bir şeydir ve bundan sorumlu olurlar. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onları uğursuz sayarak amel etmekten ve yine uğursuzluk sebebiyle amel etmemekten yasakladı. Uğursuzluğu yasaklayan hadisler ortadadır. Tetayyur, burada insanın nefsinde meydana gelen düşünce değildir. Hadiste geçen tetayyur; uğursuzluğun gereği olarak amel etmeme şeklindeki tezahur eden şeydir ve amel edilen uğursuzluğa hamledilir. (Muâviye) dedi ki: Ben, bizden bazı kimseler de hat çiziyorlar dedim. Araplar'da hat şudur: Bir adam kâhine gelir ve bu kâhinin yanında bir genç vardır. Ona kum üzerine çokça hat çizmesini emreder. Sonra da o gence bu hatlardan ikişer ikişer çizmesini emreder. Sonra da en son kalan hatlara bakar. Eğer kalan iki hat ise bu felahın ve zaferin delilidir. Eğer kalan hat bir tane ise bu da hüsranın ve umutsuzluğun delilidir. Allah Rasûlü: «Nebilerden bir Nebi de hat çiziyordu.» Kuma hat çizerek işleri bu çizgiler vesilesiyle feraset ile biliyordu. Onun İdris ya da Dânyâl –aleyhimesselâm- olduğu söylenmiştir. Ancak bizim bu uygunluğu, yakini bir ilim ile bilmemiz için bir yol yoktur. O yüzden bunu yapmak mübah olmaz. Kast edilen çizgi (çizerek kahinlik yapmak) haramdır. Çünkü bu uygunluğu yakini bir bilgi olmadan bilemeyiz. Bizim için de bu konuda yakini bir bilgi yoktur. Şu ihtimal de olabilir: Bu bizim şeriatımızda nesh olmuştur. Bir ihtimal de şu olabilir: Çizgi çizerek bilgi vermek o peygamberin ilmi olup onunla beraber kesilmiştir. Biz de bunu yapmaktan nehyolunduk. Bu hadis insanların yaptığı kum üzerine çizgi çizerek kehanette bulunma ilminin batıl ve fasit olduğuna delalet ettiği gibi, çizgi çizerek kahinlik yapma ilminin caiz olduğuna değil haram olduğuna delalet eder. Çünkü uygunluk bu ilmi bilmeyi gerektirmektedir. Bu ilmi bilmekte iki yoldan birini bilerek olur: Birincisi: Bu ilmin mahiyetini bildiren açık,doğru bir nas ile olması. İkincisi: O peygamber zamanından Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanına kadar tevatür ile bir nakil olması gerekir. Bu iki yol da geçersizdir. Burada bilinmesi gereken şudur ki; peygamberler gaybı bildiklerini iddia etmezler. İnsanlara da kendilerinin gaybı bildiklerini söylemezler. İnsanlara gayb ile alakalı konularda haber vermiş oldukları bilgiler ancak Allah’ın onlara vahiy yoluyla haber vermesidir. Bu haberi kendi nefislerine nispet etmezler. Allah Teâlâ’nın şu ayetinde buyurduğu gibi: "O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz. Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O,bunun önünden ve ardından gözcüler salar." (Cin Sûresi 26 ve 27. Ayetler) Çünkü gayb Allah’ın kendine has kıldığı bir ilimdir. Kim kendisinin bu ilmi bildiğini iddia ediyorsa, ancak Rabliğe has bazı hususiyetleri de iddia etmiş olur. Bunu da kehanet işiyle uğraşanlar yapmaktadırlar. Bu şekilde gaipten haber verenlerin değerli Peygamberimizin onlara bu ilmi öğrettiğini iddia etmelerinin yalan olduğu da ortaya çıkmış oldu. (Muâviye -radıyallahu anh-) dedi ki: "Benim bir cariyem vardı. Uhud ve Cevvâniye taraflarında koyunlarımı otlatırdı." Yani; onun Uhud Dağı'na yakın bir yerde koyunlarını otlatan bir cariyesi vardı. ’’Bir gün yanına gitmiştim de bir kurdun koyunlarımdan birisini alıp gitmiş olduğunu gördüm.’’ Yani; kurdun koyunlarından bir koyun avladığını anladı. Koyunlar onundur, ancak (Muaviye b. El-Hakem’in) o cariyenin koyunlarından demesi, otlattığı, ilgilendiği koyunlar demek istiyor. Ben de âdemoğullarından bir kişiyim, onlar nasıl üzülüyorlarsa ben de öyle üzülüyorum. Esef, kızgınlık demektir. Manası: Ben cariyeye kurdun koyunlardan bir koyun yemesi sebebiyle kızdım. Ona kızgınlığımın gereği olarak çok sert bir şekilde vurmak istedim. "Ancak ben ona bir tokat attım’’ yani kızgınlığım gereğini yapmadım. Sadece bir tokat atmakla yetindim. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldim ve O da bana bu işin büyük bir iş olduğunu söyledi. Cariyeye tokat attıktan sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek bu kıssayı haber verdi. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- de cariyeye atılan bu tokadın büyük bir iş olarak gördü. Muâviye b. el-Hakem es-Sulemî –radıyallahu anh- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in onun yaptığı şeyden etkilendiğini görünce kendi kendine düşündü, dedi ki: " Ey Allah’ın Rasûlü o halde o cariyeyi azad edeyim mi?" Yani; ona vurmamın neticesinde onu kölelikten hürriyetine kavuşturayım mı? O: «Onu bana getir» buyurdu. Ben de cariyeyi yanına götürdüm. Ona: «Allah nerededir?» dedi. Yani, kemâl sıfatlarıyla vasfedilmiş kulluğu hak eden mabud nerededir. Başka bir rivayette: «Rabbin nerededir?» Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu soru ile cariyenin tevhid ehli olduğunu onaylamak istedi. Onunla maksadını bildirecek şekilde konuştu. Tevhid ehlinin alameti Allah’ın semanın üzerinde olmasıdır. Cariye dedi ki: ’’Semadadır’’ gökyüzünde olmasının manası; yükseklik, muhakkak ki Allah -Subhânehu ve Teâlâ- her şeyin üzerinde mahlûkatın tavanı olan Arş'ının üzerindedir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ben kimim?» dedi. Cariye: Sen Allah’ın Rasûlüsün, dedi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- (bana): «Ona hürriyetini ver, çünkü o bir müminedir» buyurdu. Cariye Allah Teâlâ’nın yüceliği, yüksekliğine ve Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in peygamberliğine şahitlik edince onun azad edilmesini emretti. Çünkü bu onun imanına ve itikadının doğruluğuna delildir.
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Benden sonra sizin en hayırlınız benim aileme en iyi davranandır.» Abdurrahman b. Avf –radıyallahu anh- dört yüz bine bir bahçe sattı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in hanımları arasında taksim etti.
İbn Ebî Âsım rivayet etmiştir - Hâkim rivayet etmiştirEy arkadaşlarım! Sizin en hayırlınız vefatımdan sonra benim aileme, hanımlarıma, çocuklarıma ve akrabalarıma en iyi davrananızdır. Sahabe Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in vasiyetini kabul ettiler ve onlara ikram ve ihtiramla karşılık verdiler. Bundan, Abdurrahman b. Avf –radıyallahu anh- dört yüz bine bir bahçe sattı ve Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in hanımları arasında taksim etti.