





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Aişe -radıyallahu anha- şöyle dedi: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ey Aişe! Bu Cibril’dir. Sana selam söylüyor!’ dedi. Ben de: "Aleyhi’s-selam ve rahmetullahi ve berekatuhu" diyerek cevap verdim." Muttefakun aleyh. Buharî ve Müslim'in bazı rivayetlerinde "ve berekatuhu" diğer bazı rivayetlerde ise bu ziyade bulunmamaktadır. Sika olan râvîlerin ziyadeleri makbuldür.
Muttefekun AleyhAişe -radıyallahu anha- bizlere şu olayı haber vermektedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine Ey Aişe! Bu Cibril’dir. Sana selam söylüyor! Bir rivayette ise; "Sana selam hediye ediyor." demiştir. Yani seni İslam selamı ile selamlıyor. Aişe -radıyallahu anha da- "ve aleyhi’s-selam ve rahmetullahi ve berekatuhu" diyerek cevap vermiştir. Böylece kendisine verilen selama daha güzel bir şekilde karşılık vermiştir. Zira böyle yaparak yüce Allah'ın şu ayeti kerimesi ile amel etmiştir. "Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın; yahut aynı ile karşılık verin." (Nisâ Suresi, 86). Sünnete göre bir kişiye başkasından selam getirilirse karşılık olarak "ve aleyhi’s-selam ve rahmetullahi ve berekatuhu" diyerek karşılık verebilir. Aişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edilen yukarıdaki hadisin zahiri bunu ifade etmektedir. Ayrıca "Aleyke ve aleyhi's-selam" yahut "aleyhi ve aleyke's-sselam ve rahmetullahi ve berekatuhu" diyerek karşılık vermesi de güzel olur. Bir başka konu ise: Bir kimse, falanca kişiye benden selam götür derse senin bu selamı götürmen üzerine farz olur mu? Alimler bu konuda ayrıntılı olarak cevap vererek şöyle demişlerdir. Bu selamı alıp, iletme konusunda kabul ettiysen senin üzerine bu selamı sahibine götürmek farzdır. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi emretmektedir." (Nisâ Suresi, 58). Şayet sana bir kimse gelip falancaya selamımı ilet derse, sen de sessiz kalır yahut hatırlarsam iletirim gibi ifadelerle cevap verirsen senin üzerine bu selamı iletmek sadece hatırladığın zaman gerekli olur. Ancak güzel olan davranış hiç bir kimseye böyle bir görev yüklememektir. Zira böyle bir görevi hatırlayıp, yerine getirmekte zorluk vardır. Beni soranlara benden selam ilet gibi ifadeler kullanılması güzeldir. Ancak bunu bir sorumluluk olarak yüklemekte bir yarar yoktur. Kişi utanıp, haya ettiğinden dolayı kabul edip sonra da unutabilir. Bazı alimler erkeklerin kadınlara selam vermesinin caiz olduğunu söylemişlerdir. Nitekim İmam Buharî şöyle demiştir: "Erkeklerin kadınlara, kadınların da erkeklere selam vermesi babı." Bu konuda cevaz verirken fitneden uzak olması kaydını zikretmek gerekir. Çünkü kadın-erkeklerin bir arada bulunmasını savunan kimseler bu noktadan hareket edip, (fitneye) girebilirler. Bu nedenle İmam Nevevî bu hadis ile ilgili faydalardan bahsederken şöyle demiştir: " Bir mefsedeye sebebiyet vermemek şartıyla yabancı bir erkeğin yabancı bir kadına selam göndermesi (caizdir)."
Huzeyfe,-radıyallahu anhu- göre Nebi -sallallahu -aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ'nın huzuruna kendisine yüce Allah’ın çokça mal mülk verdiği bir kul getirilir. Ona: "Dünyada ne iş yaptın?" diye sorar. (O gün) Kullar Allah’tan hiçbir sözü gizlemezler! Adam: "Ey Rabbim! Bana malını verdin ve ben de insanlarla alışveriş yapardım. Benim bir (ticari) ahlakım vardı. İmkânı olanlar için kolaylık gösterir, zor durumda olanları da beklerdim, dedi. Allah Teâlâ da: "Ben şüphesiz buna, senden daha layığım, kulumu serbest bırakın." diye buyurur.» Ukbe bin Amir ve Ebu Mes'ud el-Ensarî -radıyallahu anhuma- "Biz bu hadisi aynen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den böylece duyduk." dediler.
Müslim rivayet etmiştirHuzeyfe,-radıyallahu anhu- anlatıyor: «Allah Teâlâ'nın huzuruna kendisine yüce Allah’ın çokça mal mülk verdiği bir kul getirilir.Ona: "Dünyada ne iş yaptın?" diye sorar. Huzeyfe -radıyallahu anh- devamla: (O gün) Kullar Allah’tan hiçbir sözü gizlemezler!- ayetini zikretmiştir. Yani kıyamet günü kullar yüce Allah’tan hiçbir şeyi gizleyemeyeceklerdir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıkları hakkında aleyhlerine şahitlik eder." Nur Suresi/24. "Kul, Ey Rabbim! Bana malını verdin ve ben de insanlarla alışveriş yapardım.” Yani insanlara mal satar ve kimi zaman vadeli satardım. Ticari olarak ahlakım kolaylık göstermekti. “Benim bir (ticari) ahlakım vardı, imkanı olanlar için kolaylık gösterirdim.” Ödemesinde kolaylık sağlar, istediği indirimi yapardım. “Zor durumda olanları da beklerdim." Yani sabrederdim. Yakasına yapışmaz, yeni bir süre tanırdım. Bunun üzerine Allah Teâlâ da: "Ben şüphesiz buna, senden daha layığım, kulumu serbest bırakın." diye buyurur. Sen kul olarak böyle affedici davrandın ve benim istediğim güzel ahlak ile ahlaklandın. Öyleyse Ben de sana böyle muamele edeceğim. “Kulumu serbest bırakın!” Yani yüce Allah bu kulunu affeder ve işlediği günahlarını bağışlar. Zira kul insanlara böyle affedici davranmış, yüce Allah da onun bu davranışına iyilik ile mükâfat vermiştir. Ukbe bin Amir ve Ebu Mes'ud el-Ensarî -radıyallahu anhuma- "Biz bu hadisi aynen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den böylece duyduk." dediler. Yani bu iki sahabe aynı Huzeyfe -radıyallahu anh- gibi bu hadisi ne eksik ne fazla Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den böylece işitmişlerdir.
Ebû Mes'ud Ukbe b. Amr el-Ensârî el-Bedrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle dedi: Sadaka ayeti indiği zaman sırtımızda birşeyler taşırdık (o kazancımızdan sadaka verirdik).(Münafıklar) Dediler ki: (Bu) riyakârdır. (Hemen ardından) Başka bir adam daha geldi ve bir sa' miktarı sadaka verdi. (Oradakiler) Allah'ın, bunun verdiği bir sa' sadakaya ihyiyacı yoktur, dediler. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Sadaka vermekte gönülden davranan müminlere dil uzatan ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayanlarla alay edenler (var ya), Allah da onları alaya alır ve onlar için elim bir azap vardır." (Tevbe Sûresi: 79)
Muttefekun AleyhEbû Mes'ud -radıyallahu anh- dedi ki; "Sadaka ayeti indiği zaman"; yani sadaka vermeyi teşvik eden ayet indiği zaman. Hâfız (İbn Kesîr) dedi ki: Sanki o Allah Teâlâ'nın şu ayetine işaret ediyor: (Onların mallarından sadaka (zekat) al, bununla onları (günahlardan) temizlersin.) (Tevbe Sûresi:103) Sahabe hemen ve çabuk bir şekilde Rasûlullah -sallalahu aleyhi ve sellem-'e sadaka vermek için acele davrandılar. Her biri gücünün yettiği miktarda sadakayı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e taşıyıp getiriyordu. Adamın biri çok sadaka ile geldi, bir adam da az bir sadaka ile geldi. Münâfıklar da eğer adamın biri çok sadaka ile gelirse bu riyâkârdır, Allah'ın rızasını hedeflememiştir dediler. Şayet az bir sadaka ile gelirse de Allah'ın bunun sadakasına ihtiyacı yoktur, dediler. Bir adam da bir sa' miktarı (üç kilo) sadaka ile gelince; Allah'ın senin bir sa' (üç kilo) olarak getirdiğin sadakaya ihtiyacı yoktur, dediler. Bunun üzerine Allah -Azze ve Celle-; "Sadaka vermekte gönülden davranan müminlere dil uzatan ve güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayanlarla alay edenler (var ya), Allah da onları alaya alır ve onlar için elim bir azap vardır." (Tevbe Suresi: 79) ayetini indirdi. Yani Allah rızası için gönüllerinden ve güçlerinin yettiğinden sadaka verenleri ayıplıyorlardı. Onlar da (münâfıklar) sahabelerle alay ediyorlardı. (Çekiştirip onlarla alay edenler var ya, Allah işte onları alaya alır. Ve onlar için elem verici azap vardır). Onlar Müminlerle dalga geçip onları alaya aldılar, Allah işte onları alaya alır). Böyle bir duruma düşmekten Allah'a sığınırız/Allah esirgesin.
Hassân İbn Sâbit’in kız kardeşi Ümmü Sâbit Kebşe bint Sâbit -radıyallahu anhumâ- şöyle dedi: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem evime geldi. Duvara asılı duran kırbanın ağzından ayakta su içti. Ben de hemen kalkıp kırbanın ağzını kestim."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirKebşe bint Sâbit –radıyallahu anhâ- dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- evime geldi. Duvara asılı duran kırbanın ağzından ayakta su içti. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- bunu, ondan başka bir şekilde su içme imkânı olmadığından dolayı yapmıştır. Dedi ki: Ben de hemen kalkıp kırbanın ağzını kestim. Bunu Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in ağzının değdiği yeri saklamak, onunla bereketlenmek ve onu bayağılıktan korumak için yaptı.
Âişe -radıyallahu anhâ-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bir ordu Kâbe’ye saldırmak üzere yola çıkacak, bir çöle geldiklerinde baştan sona bütün ordu yere batacaktır.» Âişe -radıyallahu anhâ- bunun üzerine ben, “Yâ Rasûlallah, onların arasında ticaret için yola çıkanlar ve kötü niyetli olmayanlar varken niçin hepsi birden yere batacaktır?” diye sordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Hepsi birden yere batacak, ahirette yeniden diriltilip niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir.» buyurdu.
Muttefekun AleyhRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- büyük bir ordunun Beytullah’a saldırmak için yola çıkacağını haber vermiştir. Geniş bir çöle geldiklerinde Allah -Azze ve Celle- baştan sona bütün orduyu yere batıracaktır. Âişe –radıyallahu anha- Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e onların arasında ticaret için yola çıkanlar, Kâbe'ye karşı saldırmak gibi kötü niyetli olmayanlar, onların planlarını bilmeden onların peşine takılıp gelenler hakkında sorduğunda, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onların da saldırmaya gelenler gibi yerin dibine batırılacaklarını haber vermiştir. Çünkü onlar diğerleriyle beraber bulunmaktadırlar. Yeniden diriltildiklerinde niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir. Herkes hayır ya da şer neyi kast ettiyse ona göre muamele edilecektir.
Cebrâil – aleyhisselam- Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve selem-‘e gelerek “İçinizdeki Bedir ehlini nasıl görüyorsunuz?” diye sordu. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- de “Müslümanların en faziletlileridir.” buyurdu. Ya da buna benzer bir şeyler söyledi. Cebrâil -aleyhisselam- “Biz de Bedir’e katılan melekleri en faziletlilerimiz olarak kabul ediyoruz.” dedi.
Buhârî rivayet etmiştirKıymetli sahabi Rufa’a –radıyallahu anh- Cebrâil – aleyhisselam-‘ın Efendimiz –sallallahu aleyhi ve selem- gelip şöyle söylediğini bizlere haber vermiştir: “Bedir gazvesinde cihada katılan kimselerin makamı nedir? – Allah Azze ve Celle, Nebisi ve onunla beraber olan müminleri bu gazvede kuvvetli bir yardımla desteklemiştir- Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve selem-: “Onlar bizim nazarımızda Müslümanların en faziletlileridir.” buyurdu. Bunun üzerine Cebrâil –aleyhisselam- şöyle cevap verdi: “ Aynı şekilde biz de Bedir’e katılan ve orada savaşan melekleri en faziletlilerimiz olarak kabul ediyoruz.”
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Sûra iki üfleme arasında kırk vardır.” Ashab: Ya Ebû Hüreyre! Kırk gün mü? diye sordular. Bir şey diyemem, dedi. Sahâbîler: Kırk yıl mı? diye sordular. Bir şey diyemem, dedi. Kırk ay mı? diye sordular. Bir şey diyemem, dedi. (Sonra hadisi şöyle tamamladı) “Kuyruk sokumu (acbü’z–zeneb) dışında insanın bütün bedeni çürüyüp yok olur. Yeniden yaratılma işi kuyruk sokumundan başlar. Sonra Allah Teâlâ gökten bir su indirir, herkes bitkiler gibi yeniden canlanır.”
Muttefekun AleyhDeğereli sahabi Ebû Hureyre -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den şöyle duyduğunu haber vermiştir: “Öldürme ve diriltme için Sûra iki üfleme arasında kırk vardır.” Bu miktar Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'a sorulduğunda? Buradan kastedilen gün mü yoksa aymı veyahuyya sene midir? Bu soruya cevap vermekten imtina etmiştir. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bu hususta bir şey duymadığına işaret edilmiştir. Sonra Allah Teâlâ'nın erkeğin menisi gibi çok şiddetli bir yağmur göndereceğini, insanlarında aynı selin taşıdığı tohumun filizlendiği gibi kabirlerinde filizlenip sonra da hesap gününde Alemlerin Rabbi'nin huzuruna çıkmak için kalkacaklarını zikretmiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ın en çok sevdiği yerler mescitlerdir. Allah'ın en çok buğz ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır.»
Müslim rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: Allah -Azze ve Celle- katında en sevilen yerlerin mescitler olduğunu; çünkü oraların itaat yurtları olduğunu ve temelleri takva üzerine kurulduğunu, Allah katında en nefret edilen yerlerin ise çarşılar olduğunu; çünkü çarşıların çoğu zaman aldatma, hile yapma, faiz yeme, yalan yere yemin etme, sözünü tutmama ve Allah'ı anmaktan uzaklaşma yerleri olduğunu bildirmiştir.
Ali b. Rabîa anlatıyor: Ali b. Ebû Tâlib’i gördüm, binsin diye hayvanını getirdikleri zaman ayağını üzengiye koyunca ‘Bismillah’ dedi. Hayvanın üzerine yerleşip doğrulunca; ‘Bunu bizim hizmetimize verene hamd ederiz, zira biz buna güç yetiremezdik. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz’ dedi. Üç defa ‘Elhamdulillah’, üç defa ‘Allahu Ekber’ dedi. Sonra da ‘Ey Rabbim, seni tesbih ederim. Ben kendime zulmettim, beni bağışla. Çünkü senden başka günahı bağışlayacak kimse yoktur.’ duasını okudu. Ardından tebessüm edip güldü. Bunun üzerine kendisine, ey müminlerin emiri! Niçin güldün? diye soruldu. O da şu cevabı verdi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in benim yaptığım gibi yaptığını ve benim güldüğüm gibi güldüğünü görmüş ve ‘Niçin güldün ey Allah’ın Rasûlü?’ diye sormuştum. O da, yüce Rabbin, benden başka günahları bağışlayacak bir kimsenin olmadığını bilerek, günahlarımı bağışla! diye dua eden kuluna hayret eder, diye buyurmuştu.
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirAli b. Rabîa tabiinin büyüklerinden olup, Ali b. Ebû Tâlib’i gördüm, demiştir. Yani kendisine binsin diye hayvanını getirdiklerine şahit oldum, demiştir. Hadiste geçen ed-Dabbe ifadesi yeryüzünde hareket eden her canlıya denir. Ancak bu terim daha sonraları dört ayaklı hayvanlar için kullanılır hale gelmiştir. Binsin diye hayvanını getirdikleri zaman ayağını üzengiye koyunca ‘Bismillah’ dedi. Yani Allah’ın adı ile bu hayvana biniyorum. Hayvanın üzerine yerleşip doğrulunca; "Bunu bizim hizmetimize veren (Allah’a) hamd ederiz.” Bu büyük nimetten dolayı hamd ederiz. Böyle evcil olmayan ve insanlardan kaçan bir hayvanı bizim için boyun eğdiren ve itaat ettiren, zarar vermeden üzerinde yolculuk ettiren Allah’a hamd olsun. "Bunu bizim hizmetimize veren" Bizim için bu hayvanı bize boyun eğdiren demektir. Zira biz bu hayvana böyle boyun eğdiremezdik. “Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.” Verdiği nimete mukabil yapılan mukayyed hamdu senadan sonra tekrardan ‘Elhamdulillah’ diyerek mutlak olarak hamd etmiştir. Bunu üç defa söyleyerek Allah –Azze ve Celle-’nin azametini izhar etmiştir. Kul hiçbir zaman Allah’ı hakkıyla bilip, ta'zim edemez. Kul her zaman gücü nispetinde sürekli Allah’a itaat etmekle emrolunmuştur. Ardından üç defa ‘Allahu Ekber’ demiştir. Üç defa tekrarlaması mübalağa içindir. Devamla ‘Subhaneke’ diyerek yüce Allah’ı mutlak olarak takdis etmiştir. ‘Ben kendime zulmettim’ Senin hakkını tam olarak yerine getiremedim. Verilen bu büyük nimete şükretmede taksir ehli oldum demenin ifadesidir. ‘Beni bağışla’ Günahlarımı ört ve beni cezalandırma. ‘Çünkü Senden başka günahı bağışlayacak kimse yoktur.’ Taksir ehli olmanın ifadesi ile yüce Allah’ın bahşettiği bol nimetin itirafı vardır. ‘Ardından tebessüm edip güldü. Bunun üzerine kendisine, ey müminlerin emiri! Niçin güldün? diye soruldu.’ Tashih edilmiş eş-Şemail adlı eserde Ali b. Rabîa ey müminlerin emiri! Niçin güldün? diye sordum ifadesi yer almaktadır. Neden güldüğünü anlayamamış olmasından dolayı, bunun sebebini kendisine sormuştur. Öncelikle ey müminlerin emiri! diyerek saygısını ifade etmiş, sonra da sorusunu sormuştur. “O da şu cevabı verdi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in benim yaptığım gibi yaptığını ve benim güldüğüm gibi güldüğünü görmüş ve ‘Niçin güldün ey Allah’ın Rasûlü?’ diye sormuştum. O da, yüce Rabbin, benden başka günahları bağışlayacak bir kimsenin olmadığını bilerek, günahlarımı bağışla! diye dua eden kuluna hayret eder. diye buyurmuştu. Ali –radıyallahu anh- bunları hatırlayınca şükrünü ifade ederek, müjdeyi vermiş ve gülüp, tebessüm etmiştir. Gülmesi taklit etmenin bir sonucu olarak değil, gayri ihtiyari bir davranış olarak ortaya çıkmıştır. ‘kuluna’ ifadesinde kula verilen değer ifade edilmektedir. ‘…benden başka günahları bağışlayacak bir kimsenin olmadığını bilerek’ kul bu sözlerin manasını bilerek gafletten uzak bir şekilde söylemelidir.