





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya başka bir şey ile ilgili bir zulüm varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı Kıyamet Günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kendisinin salih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır. (Hak sahibine verilir.) Şayet iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir. »
Buhârî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şeref, mal veya kan bağı bakımından Müslüman kardeşine zulmeden herkese, Kıyamet Günü gelmeden önce, hayatta olduğu sürece zulüm ettiği kişiden af dilemesini emretmiştir. Çünkü Kıyamet Günü geldiğinde, ne bir altın dinar ne de bir gümüş dirhem vermek zulmedenin hiçbir işine yaramayacaktır. O gün ceza, iyi ve kötü amellere göre verilecektir; zulme uğrayan, zulme uğradığı ölçüde zalimin salih amellerinden pay alacaktır. Eğer zalimin salih amelleri yoksa, zulme uğrayanın kötü amellerinden bir kısmı zalime yüklenecektir.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «İnsanlar Kıyamet Günü'nde, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak Allah’ın huzurunda toplanırlar.» Bunun üzerine ben: "Yâ Rasûlallah! Kadınlar ve erkekler birlikte olunca, birbirlerine bakmazlar mı?" dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ey Âişe! İş, birbirlerine bakamayacakları derecede şiddetlidir.»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Kıyamet Günü'nde olacaklardan bazılarını şöyle anlatmıştır: İnsanlar diriltildikten sonra hesaplaşmak üzere kabirlerinden toplanacaklardır ve durumları, ayakkabısız, yalınayak, çıplak ve annelerinin onları doğurduğu günkü gibi sünnetsiz olacaklardır. Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha- bunu duyunca hayretle şöyle demiştir: Ey Allah'ın Rasûlü! Bütün kadınlar ve erkekler birbirlerine mi bakıyorlar? Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona ölümden sonraki toplanma ve diriliş meselesinin, insanların dikkatini ve gözlerini mahrem yerlere bakmaktan alıkoyacak dehşetler içerdiğini açıklamıştır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ, biri diğerini öldüren ve her ikisi de cennete giren iki kişiye güler. Bunlardan biri Allah yolunda savaşırken diğeri tarafından öldürülür. Katil olan da daha sonra tövbe eder, müslüman olur, o da Allah yolunda savaşırken şehit edilir.»
Muttefekun AleyhAllah Teâlâ, biri diğerini öldüren ve her ikisi de cennete giren iki kişiye güler: İlây-ı kelimetullah için Allah yolunda savaşan müslümanı kafir öldürür ve müslüman cennnete girer. Sonra katil olan tövbe eder, müslüman olur, o da Allah yolunda savaşırken şehid edilir.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanlar, kulaklarının yarısına kadar tere boğulmuş olduğu halde Rablerinin huzurunda kalkarlar.»
Muttefekun Aleyhİnsanlardan bazısı Rablerinin huzurunda (yaptıklarının) karşılıklarını vermesi için ter, onlardan bazılarının kulaklarının yarısına kadar ulaşmış bir şekilde kabirlerinden kalkarlar.
Enes İbn Mâlik ve Câbir İbn Abdullah –radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- yemek yediği zaman üç parmağını yalar ve şöyle derdi: «Sizden birinizin lokması düşecek olursa onu alsın ve üzerindekileri temizleyip yesin, onu şeytana bırakmasın.» Ayrıca bize tabağı da sıyırmamızı emreder ve; «Bereketin, yemeğinizin neresinde olduğunu bilemezsiniz.» derdi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hiç şüphesiz ki şeytan, yaptığınız her işte ve hatta yemeğinizde dahi yanınızda hazır bulunur. Öyleyse birinizin yemeğinden bir lokma yere düşerse onu alsın, üzerine bulaşan şeyleri temizleyip yesin ve onu şeytana bırakmasın. Yemeği bitirince de parmaklarını yalasın. Çünkü bereketin, yemeğinin neresinde bulunduğunu bilemez.»
Her iki rivayeti de Müslim rivayet etmiştirHadiste, şeytandan uzak durulması ve şeytanın, insanın işlerinde onunla beraber olduğu, bundan dolayı davranışlarında dikkatli olması tembih edilmektedir. İnsan (yemek için) hazırlık yapar ve ondan sakınır şeytanın süslü göstermesine aldanmaz. İnsan için yemekte bereket vardır. İnsan, bu bereketin, yediğinde mi, parmaklarında kalanda mı, tabağın dibinde mi, yemekten kalanda mı yoksa düşen lokmada mı olduğunu bilmez. Bereketin hâsıl olması için bunların hepsine dikkat etmek gerekir. Bereket kelimesinin aslı artma, hayrın sürekliliği ve faydalanma demektir. Burada anlatılmak istenen; yemekle beslenmek, kendi sonunu selâmette kılmak ve Allah Teâlâ’ya itaatte kuvvetli olmak kuvvetli hale gelmektir. Bazı doktorlar, parmak uçlarının yemekte yalanmasının, bir salgının salgılanmasını sağlayarak yemeğin hazmını kolaylaştırdığını zikretmişlerdir.
Usame -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Bir yerde tâûn (veba) hastalığı olduğunu işitirseniz oraya girmeyiniz. Eğer bir yerde veba hastalığı vuku bulmuşsa ve siz de orada iseniz oradan çıkmayınız.”
Muttefekun AleyhVebâ hastalığı bir yere indiğinde, insan oraya girmemelidir. Onun, kendi sağlığını ve başkalarının sağlığını korumak için vebâ olan yere girmesi câiz değildir. Eğer vebâ hastalığı bir yere girmiş ise o da orada ise o kimsenin oradan çıkması câiz değildir. Onun, kendisine sevap yazılması için Allah’ın onun hakkındaki takdirine sabretmesi gerekir.
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Abdülkaysoğulları'ndan Eşecc’e şöyle buyurdu: «Sende Allah’ın sevdiği iki özellik vardır: Yumuşak huyluluk ve aceleci olmamak.»
Müslim rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Abdülkays kabilesinin reisi Münzir b. Âiz Eşecc -radıyallahu anhu-'ya şöyle buyurdu: Sende Allah'ın sevdiği iki özellik var: Zekâ, soğukkanlılık, vakar ve aceleci olmamak.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh'den- merfu olarak rivayet olunduğuna göre "Kıyamet gününde hakları mutlaka sahiplerine vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas (hakkı) alınacaktır." diye buyrulmuştur.
Müslim rivayet etmiştirKıyamet günü zulme uğramış kişinin hakkı zulüm edenden kısas yapılarak alınacaktır. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas ile alınacaktır. Zira, Rabbimiz kimseye zulüm etmeyecektir.
Ebu Musâ el-Eşarî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bir seferde Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberdik. Yüksek bir yere çıktığımız zaman, lâ ilahe illallah diyor, tekbir getiriyorduk ve (bu esnada) seslerimiz yükseliyordu. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Ey insanlar! Kendinize acıyın; siz ne sağıra dua ediyorsunuz; ne de bir gâibe! Muhakkak siz, sizi hakkıyla işiten yakın bir kimseye (Allah’a) dua ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir.” buyurdu.
Muttefekun Aleyh. Hadisin bu lafzı Buhârî'ye aittirEbu Musâ el-Eşarî -radıyallahu anh-’ın rivayet ettiği hadiste sahâbeler, bir seferde Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber idiler. Lâ ilahe illallah diyorlar, tekbir getiriyorlar ve (bu esnada) seslerini yükseltiyorlardı. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- :“Ey insanlar! Kendinize acıyın; yani seslerinizi yükselterek kendinize yazık etmeyin ve zorluk çıkarmayın. Siz ne sağıra dua ediyorsunuz; ne de bir gâibe! Muhakkak siz, sizi hakkıyla işiten yakın bir kimseye (Allah’a) dua ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir.” buyurdu. O Allah Azze ve Celle ki sizler tesbih (subhanallah), tahmîd (elhamdulillah) ve tekbir (Allahu Ekber) ederken sizin seslerinizi yükseltmenize ihtiyacı yoktur. Çünkü Allah, yakînen (ve hakkıyla) işiten ve görendir. Bununla birlikte Allah, göklerin üzerindedir, fakat her şeyi hakkıyla kuşatmıştır. “Sizler, sizi hakkıyla işiten ve gören yakın bir kimseye (Allah’a) dua ediyorsunuz” sözünün anlamı; bu, burada zikredilen sıfatlara kemal anlamda sahip olan Allah Azze ve Celle hakkında kullanılan bir övme kipidir. Gizli de olsa hiçbir ses O’nun hakkıyla işitmesinden uzak olamaz. O, gecenin karanlığında kapkara bir taşın üzerindeki karıncanın sesini dahi işitir. Bundan daha gizli ve küçük olan sesleri de işitir. Aynı şekilde hiçbir şey de Allah’ın görmesine engel olamaz ve O’nun görmesinden gizli kalamaz. O, sizin konuştuklarını, seslerinizi ve çıkardığınız bütün kelimeleri hakkıyla işitendir. Aynı şekilde sizin hareketlerinizi görendir. O, sizinle beraberdir ve O’na (Allah’a) sesini işittirmek isteyen ve dua etmek isteyene çok yakın olandır. Ve O, kuşatmasıyla bütün yarattıklarıyla beraberdir. Bütün mahlûkat, O’nun kabzasındadır. Bununla birlikte O, arşının üzerinde ve bütün yarattıklarının üstündedir. Her ne kadar işitme ve görme Allah’ın zatından ayrılmayan (sabit) sıfatlardan olsa da yarattıklarından hiçbir şey O’na gizli kalmaz. Bu sıfatlar; tekyifsiz (nasıllığına gitmeksizin), temsilsiz (bir misal vermeksizin), tahrifsiz ve tevilsiz bir şekilde O’nun zatına ve celâline layık olan sıfatlardır.