





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbni Abbas -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Biz ümmetlerin sonuncusuyuz ve hesap verecek olan ilk ümmetiz. Denilecek ki: Okuma yazma bilmeyen ümmet ve onun peygamberi nerede? Öyleyse biz ümmetlerin sonuncusuyuz ve ümmetlerin ilkiyiz.»
İbn Mâce rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetinin var olan ve zaman içinde var olan ümmetlerin sonuncusu olduğunu bildirmiştir. Kıyamet Günü'nde hesaba çekilecek ümmetlerin ilkidir. Kıyamet Günü'nde şöyle denilecektir: "O okuma yazma bilmeyen ümmet ve onun peygamberi nerede?" Bu, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in okuma-yazma bilmemesine, yani ümmi olmasına atfedilir. Önce hesap sorulacak; çünkü bizler zaman ve varoluş bakımından sonuncuyuz, Kıyamet Günü'nde hesap sorulacak ve Cennet'e girecek olanlar ise ilkleriz.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim bizim kıldığımız gibi namaz kılar, kıblemize yönelir ve kestiklerimizden yerse işte o kimse Allah'ın ve Rasûlü'nün ahit ve emanına (güvencesine) sahip bir Müslümandır. Sakın (Allahın verdiği güvenceyi bozarak) ahit ve emanı hususunda Allah'a hıyanet etmeyin.»
Buhârî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- : «Kim dinin şiarlarını yerine getirirse, bizim gibi namaz kılarsa, kıblemiz olan Kâbe'ye yönelirse ve helal olan kesilmiş etlerimizi yerse o kimse Allah'ın ve Rasûlünün güvencesinde ve Rasûlullah'ın sözü ile güvende olan bir Müslüman olduğunu haber vermiştir. Öyleyse Allah'ın emanetini ve ahdini bozmayın.»
Müminlerin annesi Ümmü Seleme -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Hangi Müslüman bir musibete uğrar da Allah'ın kendisine emrettiği gibi: {İnnâ Lillahi ve innâ ileyhi râciûn} (Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz) [Bakara Suresi: 156] Allah'ım! Musibetim sebebiyle bana ecir ver ve bana onun yerine daha hayırlısını ihsan et.' Allah mutlaka ona, kaybettiğinden daha hayırlısını lütfeder.Allah mutlaka ona, kaybettiğinden daha hayırlısını lütfeder. Ümmü Seleme -radıyallahu anh- dedi ki: "Ebû Seleme vefat ettiğinde kendi kendime, 'Müslümanlardan hangisi Ebû Seleme’den daha hayırlı olabilir ki? O, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile hicret eden ilk ev halkıydı' dedim. Sonra (yine de) bu duayı okudum. Allah da bana onun yerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi, ve sellem-'i (eş olarak) ihsan etti.
Müslim rivayet etmiştir"Müminlerin annesi Ümmü Seleme -radıyallahu anha-, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’i bir defasında şöyle buyururken işittiğini rivayet etmiştir: Başına musibet gelen bir Müslüman, Allah'ın hoşlandığı sözleri söylerse; {Şüphesiz biz Allah'a aitiz ve şüphesiz O'na döneceğiz} [Bakara: 156]. Allah’ım, uğradığım bu musibette bana ecir (sabrımın mükafatını) ver ve musibetimin yerine bana ondan daha hayırlısını lütfet!" derse; Allah mutlaka ona (kaybettiğinden) daha hayırlısını verir. Ummu Seleme -radıyallahu anha- şöyle dedi: Ebû Seleme -radıyallahu anh- vefat ettiğinde, "Müslümanlar arasında Ebû Seleme'den daha hayırlı kim var?" dedim. O, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hicret eden ilk kimselerdendi. Sonra Allah bana yardım etti ve ben bu duayı ettim. Yüce Allah, Ebû Seleme'in yerine ondan daha hayırlı olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i bana (eş olarak) nasip etti.
Ebû Hureyre –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazında Bilal'e şöyle demiştir: «Ey Bilal! Bana İslam’da yaptığın en hayırlı ameli anlat. Çünkü Cennet'te senin nalın (terlik, ayakkabı) sesini duydum.» Bilal şöyle buyurdu: “Gece veya gündüz fark etmeksizin, ne zaman abdest alsam, o abdest ile bana yazılmış olan namazı kılmaktan daha hayırlı bir amel işlemedim."
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir rüyasında onun Cennet'te olduğunu gördü ve Bilâl b. Rabâh'a şöyle dedi: İslam'da canı gönülden yaptığın en hayırlı ameli bana anlat. Çünkü Cennet'te önümde yürürken nalınlarının hafifçe çıkardığı sesi duydum. Bilâl -radıyallahu anh- şöyle dedi: Gece gündüz hangi vakit olursa olsun her abdestim bozulduğunda abdest aldım ve bana takdir edildiği kadar Rabbim için nafile namaz kılmaktan daha hayırlı bir şey yapmadım.
Ali -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Size Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'den bir hadis naklettiğim zaman, onun adına yalan uydurmaktansa gökten yere çakılmayı tercih ederim. Ancak kendi aramızdaki meselelerden bahsettiğimde durum farklıdır; çünkü savaş hiledir (stratejidir). Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Âhir zamanda yaşları genç, akılları kıt bir topluluk ortaya çıkacaktır. Onlar, mahlukatın en hayırlısının sözünden (Kur'an ve Sünnet'ten) bahsederler. Okun avı (delip) geçtiği gibi İslam'dan çıkarlar. İmanları boğazlarından aşağıya geçmez. Onları nerede bulursanız (etkisiz hale getirin/) öldürün. Çünkü onları öldürmek, öldüren kimse için Kıyamet Günü'nde bir ecir (sevap) vesilesidir.»
Muttefekun aleyhMüminlerin Emîri Ali b. Ebû Tâlib -radıyallahu anh- şöyle demiştir: "Benden, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bir hadis rivayet ettiğimi işittiğiniz zaman bilin ki ben ne üstü kapalı konuşurum, ne kinayeli ifade kullanırım, ne de sözü dolandırırım. Bilakis, hadisi olduğu gibi açıkça naklederim. Çünkü gökten yere düşmem, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- adına yalan uydurarak hadis rivayet etmemden bana daha kolay ve daha hafiftir. Fakat benimle insanlar arasında geçen bir mesele hakkında konuştuğum zaman ise, savaş bir hiledir. Bu sebeple kinayeli konuşabilir, üstü kapalı ifadeler kullanabilir veya sözü dolandırabilirim. Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: Âhir zamanda yaşları genç, akılları zayıf bir topluluk ortaya çıkacaktır. Onlar Kur'an'dan deliller getirir (onun ayetlerini dillerinden düşürmez) ve onu çokça okurlar. Fakat okun avı (delip) geçtiği gibi İslam'dan çıkar ve onun sınırlarını çiğnerler. İmanları boğazlarından aşağıya geçmez. Onları nerede bulursanız (etkisiz hale getirin/) öldürün. Çünkü onları öldürmek, öldüren kimse için Kıyamet Günü'nde bir ecir vesilesidir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Allah sizin için üç şeyden razı olur, üç şeyi de sizin için hoş görmez. Sizin için razı olduğu şeyler: Yalnızca O'na ibadet etmeniz ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamanız, hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılmanız ve ayrılığa düşmemenizdir. Hoşnut olmadığı şey ise dedikodu, gereksiz yere çok soru sormak ve malı israf etmektir.»
Müslim rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın kullarında üç özelliği sevdiğini, üç özelliği ise hoş görmediğini haber vermiştir. Allah'ın sevdiği hususlar şunlardır: Kulların yalnızca O'na ibadet etmeleri, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamaları; Allah'ın ahdine, Kur'ân'a ve Peygamberi'nin sünnetine hep birlikte sımsıkı sarılmaları ve Müslümanların cemaatinden ayrılıp tefrikaya düşmemeleridir. Allah'ın hoş görmediği hususlar ise şunlardır: Kişiyi ilgilendirmeyen faydasız ve boş sözlerle meşgul olmak, henüz gerçekleşmemiş şeyler hakkında soru sormak, ihtiyaç olmadığı halde insanlardan mal veya elindekileri istemek (dilenmek); ayrıca malı boşa harcamak, meşru olmayan yerlere sarf etmek ve onu telef olmaya maruz bırakmaktır.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vefâtından sonra Ebû Bekir, Ömer -radıyallahu anhuma-'ya: Kalk! Allah Rasûlü’nün yakını olan Ümmü Eymen -radıyalahu anha-'ya gidelim, Rasûlullâh -sallallahu aleyhi ve selllem-'in yaptığı gibi, biz de onu ziyâret edelim.” dedi. Yanına vardıklarında Ümmü Eymen-radıyallahu anhâ- ağlamaya başladı. Niçin ağlıyorsun? Allah katındaki nîmetlerin efendimiz için çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dediler. Ümmü Eymen -radıyallahu anhâ-: Ben onun için ağlamıyorum. Allah katındaki nimetlerin, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için daha hayırlı olduğunu elbette biliyorum. Ben asıl, vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum, dedi. Bu sözleri duyduktan sonra, Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma- duygulandılar. Onlar da Ümmü Eymen’le birlikte ağladılar.
Müslim rivayet etmiştirSahabe -radıyallahu anhum- küçük büyük her şeyde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e tabi olmada en hırslı kimselerdi. Hatta onlar, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hayatında, meclisinde bastığı yere kadar izlediği yola ittiba ederlerdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığını bildikleri her amelde O'na ittiba ederlerdi. Bu hadis de bunu desteklemekte ve bize Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma-'nın, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ziyaret ettiği kadını ziyaret ettiklerini bize aktarmaktadır. O'nu sırf Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ziyaret ettiği için ziyaret etmişlerdir. Onun yanında oturduklarında kadın ağlamaya başlamıştır. O ikisi ona: Niçin ağlıyorsun? Allah katındaki nimetlerin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dediler. Yani; O'nun için dünyadan daha hayırlıdır. Ümmü Eymen -radıyallahu anhâ-: Ben onun için ağlamıyorum. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat ettikten sonra vahiy kesildi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sonra vahiy gelmeyecekti. Bundan dolayı Allah Teâlâ O'nu vefat ettirmeden önce dinini kemale erdirdi. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve sizin için İslam dininden razı oldum." (Mâide Suresi: 3) İkisi ağlamaya başladılar. Çünkü Ümmü Eymen -radıyallahu anhâ-, o ikisine unuttukları şeyi hatırlattı.
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Cebrâil -aleyhisselâm-’a: «Bizi daha sık ziyaret etmeni engelleyen nedir?» diye sordu. Bunun üzerine, «Biz ancak senin Rabbinin emriyle ineriz; önümüzde, arkamızda ve bunların arasında ne varsa hepsi Rabbinindir.» (Meryem Sûresi: 64) âyeti indi.
Buhârî rivayet etmiştirBu hadis Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kardeşi Cebrâil -aleyhisselâm-'a olan özlemini aktarmaktadır. Çünkü Cebrâil -aleyhisselâm-, Allah -Azze ve Celle-’den gelmektedir. Cebrâil -aleyhisselâm-'ın gelmesi kırk gün gecikince Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Cibrîl! Bizi daha sık ziyaret etmeni engelleyen nedir?» diye sorduğunda, yani seni özleyene kadar sen gelmedin dediğinde, Cebrâil aleyhisselâm: Bende seni özledim, ancak ben memurum (yani Allah tarafından emrolunduğumda gelebilirim) demiştir. Allah Teâlâ, Cibrîl -aleyhisselâm-'a şöyle söylemesini vahyetmiştir: “Biz ancak senin Rabbinin emriyle ineriz" Yani, Allah -Subhanehu ve Teâlâ- Cebrâil -aleyhisselâm-'a: Ey Cibrîl! uzun aralıklarla inmemiz ancak Allah'ın hikmetinin içerdiği izinledir de demiştir. "Önümüzde" olan Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nındır. Yani, önümüzde olan ahiret işleri demektir. "Arkamızda" Dünya işleri kastedilmiştir. Ayetin devamında "Bunların arasında ne varsa hepsi" Bu vakitten kıyamete kadar olan vakittir. Yani bunların hepsinin ilmi Allah'ın katındadır ve Rabbin unutmuş değildir. Yani vahyin gecikmesi seni terk ettiğinden dolayı değildir. (O, seni terk etmemiştir.) Sonuç olarak bu hadis, insanın seçilmiş kimselerle yarenlik etmesinin güzelliğine ve hayrı elde etmek için onları ziyaret etmesi ve onların da onu ziyaret etmesine delalet eder.
Ebû Saîd el–Hudrî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: «Dünyanın son günlerinde, halifelerinizden biri, malı saymaya bile gerek duymadan avuç avuç dağıtacaktır.»
Müslim rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ahir zamanda Müslümanların halifesinin cömertliği ile birlikte mal ve ganimetlerin çokluğundan dolayı hesap yapmadan ve saymadan infak edeceğini haber vermiştir.