





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yaktığınız ateş var ya, bu Cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür!» Sahabeler: "Zaten bu ateş, (asileri cezalandırmaya ahirette) yeterliydi." dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Cehennem ateşi diğerine altmış dokuz kat üstün kılındı. Her bir katın sıcaklığı, (dünya) ateşinin sıcaklığı gibidir.»
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dünya ateşinin, Cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzü olduğunu haber vermiştir. Cehennem ateşinin sıcaklığı dünya ateşinin sıcaklığından altmış dokuz kat daha fazladır. Bu her kat dünya ateşinin sıcaklığına denktir. Sahabeler: Ya Rasûlallah! Hiç şüphesiz dünya ateşi içine girene azap edilmesi için yeterlidir, dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Cehennem ateşi, dünya ateşinden altmış dokuz kat üstün kılındı. Her bir katın sıcaklığı, dünya ateşinin sıcaklığı kadardır.» diye buyurdu.
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik ve kabul edilmiş olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı, annesinin karnında kırk gün ve gecede derlenir, toplanır. Sonra ikinci kırk günlük süre içinde pıhtı haline döner. Sonra da bir o kadar zaman içinde bir parça et olur. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve melek, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur. Sizden biri, cennetliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile Cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır da, sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer, cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve Cehennem'e girer. Yine sizden biri cehennemliklerin yaptığı işleri yapar ve kendisi ile Cehennem arasında bir arşın mesafe kalır; sonra anne karnında yazılan yazının hükmü öne geçer ve o kişi cennetliklerin yaptığı işleri yapar ve neticede Cennet'e girer.»
Muttefekun aleyhİbn Mes'ûd -radıyallahu anh-: Doğru sözlü, Yüce Allah'ın doğruluğunu tasdik ettiği Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı şu şekildedir: Kişi hanımıyla ilişkiye girdiğinde erkekten gelen meni kadının rahminde kırk gün nutfe/embriyo olarak kalır. Sonra alaka, kan pıhtısı halini alır ve bu da ikinci kırk gündedir. Sonra da mudga, bir çiğnemlik et parçası halini alır ve üçüncü kırk gündedir. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve bu melek, üçüncü kırk günden sonra ona ruh üfler. Bu melek dört şeyi yazmakla emrolunmuştur. Bunlar; yaşadığı süre içinde hangi nimetler ile rızıklandırılacak, eceli, dünyada ne kadar kalacak, ameli ve mutlulardan mı yoksa bedbahtlardan mı olacak? Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimsenin Cennet ehlinin amelini yapacağına ve bu kimsenin amelinin insanlar nazarında salih amel olarak görüneceğine ve nasıl bir kimse ile ulaşmak istediği bir yer arasında bir arşın yer kalıyor ise bu kimse ile Cennet arasında da bir arşın yer kalacağına sonra da anne karnında yazılan kaderi bunun önüne geçip, Cehennem ehlinin amellerini işleyeceğine ve bununla amelleri son bulup Cehennem'e gireceğine dair yemin etmiştir. Çünkü yaptığı salih amellerin kabul şartı; bu amellerde sebat etmesi ve değiştirmemesidir. Bir diğer kişi ise; Cehennem ehlinin amellerini işler, Cehennem ile arasında bir arşın kadar bir mesafe kalır oraya girmeye yaklaşır, sonra da anne karnında yazılan kaderi bunun önüne geçer, Cennet ehlinin amellerini işler ve Cennet'e girer.
Tâvûs -rahimehullah şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından birçok kişiye yetiştim. Onlar “Her şey kader iledir" diyorlardı. Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-’dan şöyle işittim, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her şey kader iledir. Hatta acizlik ve zekilik ya da zekilik ve acizlik bile.»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her şeyin kader ile olduğunu haber vermiştir. Hatta tembellik; dünya ve ahiret işlerinde yapılması gerekeni terk etmek, ertelemek ve vaktini geçirmek, aynı şekilde zekilik; dünya ve ahiret işlerinde çalışkan ve zeki olmak da böyledir. Allah -Azze ve Celle- tembelliği, zekiliği ve her şeyi takdir etmiştir. Bu alemde her şey Yüce Allah'ın ilmi ve dilemesine göre gerçekleşir.
Matar b. Ukâmis -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah bir kulun bir yerde ölmesini takdir etmişse, onun oraya gitmesine sebep olacak bir ihtiyaç kılar.»
Tirmizî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Yüce Allah'ın bir kulunun bulunmadığı bir yerde ölmesini takdir edip dilediğinde, onun oraya gitmesine sebep olacak bir ihtiyaç kılıp orada onun canını alacağını haber vermiştir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir defasında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte mescitte oturduğumuz esnada deve üstünde biri gelip devesini mescidin kapısında çökerttikten sonra bağladı. Sonra orada oturanlara: "Hanginiz Muhammed?" diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabı arasında dayanmış oturuyordu. Biz de, "İşte dayanmış olan şu beyaz zattır." dedik. Adam, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: "Ey Abdulmuttalib’in oğlu!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- adama, «Seni dinliyorum.» dedi. Adam, "Ben sana bazı şeyler soracağım, ancak sorularım biraz sert ve ağır olacak, gönlün benden incinmesin!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Aklına geleni sor!» diye buyurdu. Adam, "Senin ve senden öncekilerin Rabbi adına söyle, bütün insanlara seni Yüce Allah mı gönderdi?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. "Allah adına söyle, bir gün bir gece içinde beş vakit namaz kılmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Evet.» diye buyurdu. Adam: "Allah adına söyle, senenin şu belirli ayında (Ramazan) oruç tutmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. Adam: "Allah adına, şu belirli sadakayı (zekâtı) zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmayı sana Allah mı emretti?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurdu. Adam, "Sen ne getirdiysen ben ona iman ettim ve ben kavmimin geride kalanlarının da elçisiyim, dedi. Ben, Bekir oğlu Sa'd kabilesinden Dımâm b. Sa'lebe’yim." dedi.
Muttefekun aleyhEnes b. Mâlik radıyallahu anh- bir defasında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte mescitte oturdukları esnada devesinin üzerinde bir adamın gelip mescidin kapısında devesini çökerttikten sonra bağladığını, sonra mescitte oturanlara: "Hanginiz Muhammed?" diye sorduğunu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabı arasında dayanmış bir şekilde oturduğunu, kendilerinin de; "İşte dayanmış olan şu beyaz zattır." dediklerini, adamın, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: Ey Abdulmuttalib’in oğlu!» dediğini, bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adama, «Seni dinliyorum, dilediğini sor cevap vereceğim.» dediğini, adamın da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, "Ben sana bazı şeyler soracağım, ancak sorularım biraz sert ve ağır olacak, gönlün benden incinmesin!" dediğini, yani bu sorularım karşısında bana kızma ve sana sıkıntı vermesin, bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adama, «Dilediğini sor.» dediğini, adamın da, "Senin ve senden öncekilerin Rabbi adına sana soruyorum, bütün insanlara seni Yüce Allah mı gönderdi?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de doğru söylediğini vurgulamak için «Allah'a yemin ederim ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına söyle, bir gün bir gece içinde beş vakit namaz kılmamızı sana Allah mı emretti?" diye sorduğunu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına söyle, senenin belirli bir ayında ramazanda oruç tutmayı sana Allah mı emretti?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, adamın da; "Allah adına, şu belirli sadakayı; zekâtı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmayı sana Allah mı emretti?" dediğini, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in de; «Allah'a yemin olsun ki evet.» diye buyurduğunu, bunun üzerine de Dımâm b. Sa'lebe’'nin Müslüman olduğunu haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kavmini İslam'a davet edeceğini haber vermiştir. Sonra bu sahabe kendisini Bekir oğlu Sa'd kabilesinden Dımâm b. Sa'lebe olarak tanıtmıştır.
Ziyâd b. Lebîd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey anlattı: «Bu, ilmin kaldırılması (yok olması) zamanında olur.» diye buyurdu. Ben: Ya Rasûlallah! Kur'an'ı okuduğumuz, evlatlarımıza onu okuttuğumuz ve evlatlarımızın da kıyamete kadar kendi evlatlarına okuttuğu sürece ilim nasıl kaldırılır (yok olur)? dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Anan seni kaybetsin Ziyad! Ben, seni Medine'de fıkhı en iyi bilen adamlardan biri olarak görürdüm. Yahudi ve Hristiyanlar, Tevrat ve İncil'i okudukları halde bu iki kitapta bulunan hükümlerden hiçbir şeyle amel etmiyorlar öyle değil mi?» diye buyurdu.
İbn Mâce rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabı ile birlikte oturuyordu. «Bu, ilmin insanlardan alınıp kaldırıldığı zamandır.» diye buyurdu. Bunun üzerine Ziyâd b. Lebîd el-Ensârî -radıyallahu anh- bu söze çok şaşırdı ve şöyle bir soru sordu: İlim nasıl olur da aramızdan kaldırılır ve yok olur? Bizler Kur'an'ı okuyup korumuş kimseleriz. Vallahi onu okumaya devam edeceğiz ve kadınlarımıza, çocuklarımıza ve onların çocuklarına da okutmaya devam edeceğiz. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu cevaba şaşırarak: «Annen seni kaybetsin Ey Ziyad! Ben seni Medine'nin alimlerinden zannediyordum!» diye buyurdu. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu sahabeye ilmin kaldırılmasının Kur'an'ın kaldırılması manasına gelmediğini, ilmin kaldırılmasının onunla amel etmeyi terk etmek olduğunu beyan etti. Tevrat ve İncil, Yahudi ve Hristiyanların elinde bulunmasına rağmen onlara fayda vermedi. Bu iki kitabın indirilmesindeki asıl gayeyi yerine getiremediler, o da öğrendikleri ile amel etmeleriydi.
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kırk yaşında iken ilk vahiy indirildi. Bundan sonra on üç sene Mekke'de kaldı ve sonra hicret etmekle emrolundu. Medine'ye hicret etti ve orada on sene yaşadı sonra da vefat etti.
Muttefekun aleyhİbn Abbâs -radıyallahu anhuma-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kırk yaşında ilk vahiy indiğini ve peygamberlik vazifesi verildiğini, ilk inen vahiyden sonra on üç sene Mekke'de yaşadığını, sonrasında Medine'ye hicret etmesi emredildiğini, orada da on sene yaşadığını ve altmış üç yaşında vefat ettiğini haber vermiştir.
Katâde -rahimehullah-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'ın bize rivayet etiğine göre şöyle demiştir: Bir adam: "Ya Rasûlallah! Kâfirler yüzleri üzerine nasıl yürürler?" diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem:«Dünyada onları ayakları üzerine yürüten Allah, yüzleri üzerine kıyamette yürütmeye de Kâdir değil midir?» diye buyurdu. Katâde: "Rabbimizin izzetine yemin olsun ki böyledir." dedi.
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kıyamet günü kâfirler yüzleri üzerine nasıl yaratılırlar? diye sordu. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem: «Dünyada onları iki ayakları üzerine yürüten Allah, yüzleri üzerine kıyamette yürütmeye de kadir değil midir?» diye buyurdu. Allah Teâlâ her şeye Kâdir'dir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- amcasına şöyle dedi: «Lâ ilahe illallah de ki, kıyamet günü bu kelime ile sana şahitlik edeyim.» Ebû Talip: "Kureyş beni yerip, korktuğu için bunu yaptı demeseydi bunu söyleyip seni mutlu etmek isterdim." dedi. Bunun üzerine Yüce Allah şu ayeti indirdi: {(Rasûlüm!) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir.} [Kasas Suresi: 56. Ayet]
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ölüm döşeğindeki amcası Ebû Talip'ten, kıyamet günü kendisine şefaat edebilmesi için ve onun Müslümanlığına şahitlik etmek için la ilahe illallah/Allah'tan başka hak ilah yoktur sözünü söylemesini istemiştir. Ebû Talip, Kureyş'in kendisi hakkında kötü söz söylemesinden, ölümden ve acizlikten korktuğu için Müslüman oldu demelerinden çekindiği için şehadeti söylemekten yüz çevirmiştir. Ebu Talib, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: Bu korktuğum şeyler olmasaydı, şehadet getirip seni mutlu etmek isterdim ve sen razı oluncaya kadar dilediğini söylerdim demiştir. Bunun üzerine Allah Teâlâ, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in İslam'a girmeleri için kalplere hidayet vermeye kadir olmadığına delalet eden ayetini indirmiştir. Bilakis Yüce Allah tek başına dilediği kuluna hidayet eder. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlara hakkı beyan etme, irşat ve dosdoğru yola yönlendirme hidayetine sahiptir.