





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Mesrûk’dan rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Âişe’nin yanında oturmuş durumdaydım. Bana künyemle hitab ederek Ey Ebû Âişe dedi ve şöyle devam etti: Üç şey vardır ki bunlardan birini söyleyen Allah’a en büyük iftirayı yapmış olur. Kim, Muhammed, Rabbini gördü derse Allah’a karşı en büyük iftirayı atmış olur. Mesrûk şöyle dedi: Yaslandığım yerden doğrulup oturdum ve şöyle dedim: Ey Müminlerin annesi benim konuşmama müsaade eder misin? İşi aceleye getirme dedim. Allah -azze ve celle-: {Andulsun o, Cebrail'i apaçık ufukta gördü} [Tekvîr Suresi: 23], {Andolsun ki o, Cebrail'i bir başka inişte daha (asli suretiyle) görmüştü} [Necm Suresi: 13] buyur muyor mu? dedim. Bunun üzerine Âişe -radıyallahu anha- şöyle dedi: Vallahi bu konuyu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ilk soran benim Rasûlullah şöyle buyurmuştu: “O görülen Cebraildir, o Cebraili kendi yaratıldığı şekilde iki defa gördüm. Onu gökten inerken ve yaratılışının büyüklüğü gök ile yer arasını kaplamış olarak görmüştüm. Allah Teâlâ'nın şu buyruğunu işitmedin mi? “Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O’nu anlayamaz, halbuki O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır. Zira yalnız O’dur, hikmetine tam nüfûz edilemeyen ve herşeyden haberdar olan.” [En'am Suresi: 103], “Allah bir insanla karşılıklı konuşmaz. Ancak vahiy vasıtasıyla, yahut perde arkasından konuşur, ya da bir elçi gönderip, kendi izniyle dilediğini vahyeder. Şüphesiz O, yücelerin yücesidir ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapar” {Şura süresi 51}. Âişe radıyallahu anh- sözüne şöyle devam etti: Her kim; Muhammed’in, Allah tarafından indirilenlerden bir şeyler gizlediğini iddia ederse Allah’a karşı büyük bir iftira atmış olur. Çünkü; Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni insanlara tamamen bildir. Sen onu tam yapmadığın sürece, Rabbinin mesajını hiç yaymamış olursun. Allah seni inanmayan insanların şerlerinden koruyacaktır. Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas eden insan guruplarını asla doğru yola iletmez.} [Maide Suresi: 67]. Her kimde peygamberin; yarın olacak hadiseleri bildiğini iddia ederse yine Allah’a büyük bir iftira yapmış olur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {De ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse, görünmeyeni, Allah’ın gizli ilmini bilmez. Ve onlar ne vakit diriltileceklerini de bilmezler.} [Neml Suresi: 65].
Muttefekun AleyhDeğerli sahabi Mesrûk Âişe -radıyallahu anh-'ın yanında oturmuş durumdaydı. Âişe radıyallahu anha- Mesrûk'a: Üç şey vardır ki bunlardan birini söyleyen Allah’a en büyük iftirayı yapmış olur dedi. Mesrûk Âişe -radıyallahu anha-'ya bunların ne olduğunu sordu? Ona şunları söyleyerek cevap verdi: Birincisi: Kim, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbini gördü derse Allah’a karşı en büyük iftirayı yapmış olur. Mesrûk yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve şöyle dedi: Nasıl olurda Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbini görmediğini söylersin? Allah -azze ve celle- şöyle buyurdu: {Andulsun o, Cebrail'i apaçık ufukta gördü} [Tekvîr Suresi: 23], {Andolsun ki o, Cebrail'i bir başka inişte daha (asli suretiyle) görmüştü} [Necm Suresi: 13] Bunun üzerine Âişe -radıyallahu anha- bu iki ayeti Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ilk soran kişinin kendisi olduğunu haber verdi ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle dedi: Cebrail -aleyhisselam-'ı bu iki sefer dışında Allah Teâlâ'nın onu yaratmış olduğu şekilde görmemişti. Bunlardan birincisi yeryüzünde güneşin doğduğu cihette eşyanın açıkça görüldüğü zaman görmüş, ikincisinde ise cennetin en üst kısmında görmüştür. Onu gökten inerken ve yaratılışının büyüklüğü gök ile yer arasını kaplamış olarak görmüştür. Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbini görmediğine şu ayeti delil getirmiştir: {Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O’nu anlayamaz, halbuki O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır. Zira yalnız O’dur, hikmetine tam nüfûz edilemeyen ve herşeyden haberdar olan.} [En'am Suresi: 103], {Allah bir insanla karşılıklı konuşmaz. Ancak vahiy vasıtasıyla, yahut perde arkasından konuşur, ya da bir elçi gönderip, kendi izniyle dilediğini vahyeder. Şüphesiz O, yücelerin yücesidir ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapar} [Şura süresi 51] İkincisi: Her kim; Muhammed’in, Allah tarafından indirilenlerden bir şeyler gizlediğini iddia ederse Allah’a karşı büyük bir iftira atmış olur. Çünkü; Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni insanlara tamamen bildir. Sen onu tam yapmadığın sürece, Rabbinin mesajını hiç yaymamış olursun. Allah seni inanmayan insanların şerlerinden koruyacaktır. Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas eden insan guruplarını asla doğru yola iletmez.} [Maide Suresi: 67]. Üçüncüsü: Her kimde peygamberin; yarın olacak hadiseleri vahiy olmaksızın kendi nefsinden bildiğini iddia ederse yine Allah’a büyük bir iftira yapmış olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {De ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse, görünmeyeni, Allah’ın gizli ilmini bilmez. Ve onlar ne vakit diriltileceklerini de bilmezler.} [Neml Suresi: 65].
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- diyor ki, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular:''Boynuzun sahibi İsrafil elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde, başını eğmiş, kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette dinleyip üfleme emrini beklerken ben nasıl mutlu olup sevinebilirim ki?''İşte bu ifade Peygamberin ashabının ağrına gitmiş olacak ki, sahabe, o halde bize ne yapmamızı veya ne söylememizi istersiniz, dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular: “Böyle bir durumda,Allah bize yeter, o ne güzel vekildir. Biz Allah’a dayanıp güvendik, deyin.''
Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Bu hadiste şöyle buyuruyor:''Boynuzun sahibi -İsrafil- elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde, başını eğmiş, kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette dinleyip üfleme emrini beklerken ben nasıl mutlu olup sevinebilirim ki?Bu üflemeyle gökte ve yerde olanlar düşecekler ve kıyamet kopacak.Sanki bu iş -Kıyamet saatinin yakınlığıdır- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabı üzerine ağır geldi.Ve ey Allah'ın Rasûlü ne diyeceğiz dediler?Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de onlara şöyle buyurdular:''Allah bize yeter, o ne güzel vekildir. Biz Allah’a dayanıp güvendik, deyin.''Yani ey Allah'ım! bize yet,O bizim kefilimiz ve ne güzel vekildir O.Bizde Allah -Subhânehû-'ya tevekkül ettik.
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: " Arşı taşıyan meleklerden bahsetmem konusunda bana izin verildi. Onlardan her birisinin kulak memesi ile boynunun arasındaki mesafe yedi yüz yıldır."
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirCâbir -radıyallahu anh'ın rivayet ettiği hadiste Allah Teâlâ, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ümmetine mahlukatın en azametlisi olan Rahman'ın arşını taşıyan meleklerden birinin vasfından bahsetmesi için izin verdiğini haber vermiştir. Bu meleklerden birinin kulak memesinin yumuşağı ile boynunun en alt kısmının arası hızlı koşan bir atla katedildiğinde yedi yüz senelik mesafededir.
Aişe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- benim evimde uzanmıştı baldırları yada kaval kemiği gözüküyordu. O sırada Ebû Bekir kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Resûlullah tavrında bir değişiklik yapmadan içeri girmesine izin verdi. Sonra soracağını sorup gitti. Daha sonra Ömer geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. Ondan sonra Osman, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- toparlanıp elbisesini düzeltti. -Muhammed şöyle demiştir: Bunların aynı gün olduğunu söylemiyorum - Osman içeri girdi konuştu ve dışarı çıktığında Aişe: Ebû Bekir girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Ömer girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Osman gelince oturup elbisenizi düzelttiniz. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?
Müslim rivayet etmiştirAişe -radıyallahu anha- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in evimde uzandığını, baldırlarının yada kaval kemiğinin gözüktüğünü haber verdi. O sırada Ebû Bekir'in kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Rasûlullah tavrında bir değişiklik yapmadan baldırları yada kaval kemikleri gözükür bir şekilde uzanmış içeri girmesine izin verdi. Ebû Bekir -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'le konuşmuş sonrada gitti. Daha sonra Ömer geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. İçeri girip konuşmuş sonrada gitti. Ondan sonra Osman, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- toparlanıp elbisesini düzeltti baldırlarını yada kaval kemiğini örttü. Sonra içeri girmesine izin verdi. İçeri girip konuşmuş dışarı çıktığında - Aişe: Ebû Bekir girdi toparlanmadınız, onun içeri girmesini önemsemediniz, sonra Ömer girdi toparlanmadınız, onun içeri girmesini önemsemediniz, sonra Osman gelince neden oturup elbisenizi düzelttiniz, sonra baldırlarınızı yada kaval kemiklerinizi örttünüz? dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi? Yani: Rahman'ın melekleri Osman'dan haya ediyorlar. Ben nasıl olurda ondan haya etmem?! Bu hadis baldırın avret olmadığına delalet etmez; hadiste açık olan kısım baldırmı yoksa kaval kemiğimi olduğu hususunda şüphe edilmiştir. Bu hadisten baldırın açılmasının kesinlikle caiz olduğu manası çıkarılmaz. Çünkü baldırın açılması ile ilgili gelen hadisler, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fiili olarak gelmekte olup, sözü değildir. Bu hadisleri sahabelerin küçükleri rivayet etmiştir. Baldırların avretten olduğuna dair gelen hadisler daha ihtiyatlıdır. Bunları sahabelerin büyükleri rivayet etmiştir. Bunlar Rasûlullah'ın sözleridir. Sözleri fiillerine mukaddemdir. Fiilin ihtimalleri vardır. Baldırların açılması her yerde değil insanın özelinde (evinde) gelmiştir. Baldırların avret olduğu görüşü Fetva Daimi Komisyonununda görüşüdür.
Abdullah b. Mesud -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre demiştir ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:"Yüce Allah'ın yeryüzünü dolaşan melekleri vardır. Onlar ümmetimden salat ve selam getirenleri bana iletirler.''
Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadiste Allah Teâlâ'nın yeryüzünde dolaşan çokça meleğinin olduğunu,şayet bu ümmetten bir Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e selam verirse muhakkak ki onlar selamı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaştırıyorlar.Falanca kişi sana selam verdi diyorlar.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''Sa'd'ın cenazesi üzerine Rahmân'ın Arş'ı titremiştir.Sa’d b. Muâz için, gökyüzünün kapıları açılmıştır.Yetmiş bin melek inmiştir.Kabirde sıkılmış ama sonra bırakılmıştır.''
Nesâî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadiste gelişi sebebiyle sevinçten Rahmân'ın arşının sallandığı değerli sahabi Sa'd b. Muâz -radıyallahu anh-'ı övmüştür.Rahmetin ve meleklerin inmesi,gelişi için süsleme ve ruhunun yükselişi için göğün kapıları açıkmıştır.Çünkü müminlerin ruhlarının yeri cennet olup, o da yedinci semanın üzerindedir.Yine bu değerli sahabenin faziletlerinden onu tazim etmek için cenazesine yetmişbin meleğin katılmasıdır.Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Sa'd b. Muâz -radıyallahu anh-'ın Allah katındaki faziletiyle ve makamıyla beraber zikrettiklerinin yanında kabrin onu bir sıktığını belirtmiştir.Sonra da Allah onu kurtarmıştır.Hiç kimse bu sıkmadan kurtulamayacaktır.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in buyurduğu gibi eğer bundan biri kurtulsaydı o da Sa'd b. Muâz -radıyallahu anh- olurdu.
İbn Ömer -radıyallahu anhumâ'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Güneşin hâcibi (ışığı) göründüğü vakit, güneş iyice meydana çıkıncaya kadar namazı bırakınız. Güneşin ışığı battığı zaman da ta kayboluncaya kadar namazı yine bırakınız. Kılacağınız namazınız için güneşin ne doğma zamanı, ne de batma zamanını tercih ediniz. Çünkü o bir şeytanın -yahud şeytanın- iki boynuzu arasından çıkar.''
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- güneşin bir tarafı doğduğu zaman tamamen gözüküp yükselene kadar namaz kılmamamızı emrediyor.Güneşin bir tarafı batttığı zaman da tamamen batana kadar namazı terk etmemizi emrediyor.Bu yasaklamadaki sebep şudur; çünkü güneş şeytanın iki boynyzu arasında doğuyor ve batıyor.Yani başının iki yanından.Çünkü şeytan güneşin doğuşu iki boynuzu arasından olması için güneşe doğru ayakta duruyor.Bu şekilde güneşe secde edenin kıblesi olmaktadır.Keza batışındada böyledir.İbadette onlara benzeme olmaması için o vakitte namaz kılmaktan nehyedildi.
Âmir'den nakledildiğine göre Alkame'ye:İbn Mesud Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte cin gecesinde hazır bulundu mu?diye sordum.Alkame şöyle dedi:Ben İbn Mesud -radıyallahu anh-'a sorup:Sizden bir kimse Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte cin gecesinde bulundu mu? dedim.O, hayır ama biz bir gece Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte idik.Onu yanımızda bulamayınca vadilerde ve dağ geçitleri arasında onu aradık.Onu cinler kaptı yahut gizlice öldürüldü, dedik.Bu sebeple bir topluluğun geçirdiği en kötü bir geceyi geçirdik.Sabhı edince O Hira tarafından geliverdi, dedi.İbn Mesud dedi ki:Ey Allah'ın Rasûlü, seni göremeyince aradık,seni bulamadık.Bu sebeple bir kavmin geçirdiği en kötü bir geceyi geçirdik.Allah Rasûlü:''Bana cinlerin davetçisi geldi,onunla birlikte gittim,onlara Kur'an okudum'' buyurdu.İbn Mesud dedi ki:Sonra bizi alıp götürdü,bizlere onların izlerini ve ateşlerinin kalıntılarını gösterdi.Allah Rasûlünden azık istediler,O da:''Elinize geçen üzerine Allah adı anılmış her kemik olabildiğince etli olarak sizindir.Her deve tezeği de hayvanlarınıza yemdir.'' buyurdu.Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:''Artık bu ikisi ile istincâ yapmayınız çünkü bunlar kardeşlerinizin yiyeceğidir.'' buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirÂmir Şa'bî -rahimehullah- Alkame -rahimehullah-'a her ikiside değerli tabiindirler- sordu:İbn Mesud Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte cin gecesinde hazır bulundu mu?diye sordu.Alkame İbn Mesud -radıyallahu anh-'a bu mesele hakkında sorduğunu haber verdi.O da onlardan hiç birinin o olaya şahit olmadığını haber verdi.Lakin onlar Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte gecelerden bir gece onu bulamadıklarınuı ve O'nu vadilerde ve dağlar arasındaki yollarda aradıklarını ve O'nu bulamadıklarını haber verdi.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gizlice öldürülmesinden yahut cinlerin kapıp kaçırmasından korktular.Son derece üzgün ve kötü durumda gecelediler.Sabahlayınca Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i Hira dağı tarafından gelirken gördüler.Ve O'nu kaybettiklerini,aradıklarını ve bulamadıklarını sonra da son derece üzüntülü ve kötü bir şekilde gecelediklerini haber verdiler.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ''Kendisine cinlerin davetçisinin geldiğini,onunla birlikte gittiğini,cinlere Kur'an okuduğunu haber verdi.Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem -sahabe ile birlikte hareket etti ve onların izlerini ve ateşlerinin kalıntılarını gösterdi.Ve sahabelere cinlerin ondan yemek istediğini ve yemeklerinin Allah'ın isminin zikredilerek kesilmiş hayvanın kemiği ellerine geçerse onu et dolu bir şekilde bulacaklarını haber verdi.Ve keza hayvanların dışkılarınında onların hayvanlarının yiyeceği olacağını haber verdi.Sonra da Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem -ümmetinin kemik ve hayvan dışkılarıyla taharatlanmalarını yasakladı.Çünkü bu onların cinlerden olan kardeşlerinin yiyeceğidir.
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şeytan, tahtını su üzerine kurar, sonra çetelerini insanlara gönderir. Çetelerinden onun yanında en yakın mertebede bulunanlar, insanlar arasında en çok fitne çakaranlardır. Bunlardan biri, Şeytanın yanına gelir ve: «Falanla o kadar uğraştım, nihayet onu şu ve şu halde bıra-kıp geldim» der. İblis te ona, «Vallahi bir şey yapmış değilsin.» diye karşılık verir. Bir başkası gelir, o da: «Ben falan adamla uğraştım, nihayet onunla ailesini birbirinden ayırdım.» der, İblis onu yanına yaklaştırır ve ona: «Sen ne iyi yapmışsın.» diye cevap verir.
Müslim rivayet etmiştirİblis tahtını -sahip olduğu mülkün tahtıdır- su üzerine koyuyordu.Sonra da insanları fitneye sokup saptırması için cinlerden ordularını gönderiyor.Mertebe bakımından İblise en yakın olanı insanları sapıtmada en çok başarılı olanıdır.Şeytanlardan biri İblise gelir ve şöyle derdi:Şçyle şöyle yaptım.Hırsızlık yapmayı emrettim,örnek olarak içki içmeyi emrettim.İbliste ona şöyle diyor:Büyük bir iş yapmadın.Ya da bir iş sayılacak şet yapmadın.Şeytanlardan biri gelir ve İblise şöyle diyene kadar:Filanca kişiynin kendisiyle hanımı arasını ayırdım ve onu hanımını boşayana kadar bırakmadım.İblis onu kendisine yaklaştırır.Ona sarılır ve onu kucaklar.Ona şöyle der:''Evet sensin'' Evet sen istediğimi yerine getiren sensin.İnsanları saptırmada ve ifsad etmedeki temennimi yerine getirdin.