





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ümmü Şerîk -radıyallahu anha-'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kertenkelelerin öldürülmesini emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Kertenkele İbrahim -aleyhisselam-'ın ateşinin (yanması için) üflerdi.”
Muttefekun AleyhRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kertenkelelerin öldürülmesini emretmiş ve kertenkelenin, alevin şiddetlenerek daha kızgın hale gelmesi için ateşi üfürdüğünü haber vermiştir. Bu durum, onun, tevhid ve ihlas ehli kimselere karşı olan düşmanlığının delilidir.
Üseyd b. Ebû Üseyd et–Tâbiî'nin, Peygamber'e biat etmiş kadınlardan birinden naklettiğine göre o hanım sahâbî şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ma‘rufta (iyilikte) itaat konusunda bizden aldığı biat (söz) içinde, iyilikte kendisine isyan etmeyeceğimize (özellikle musibet karşısında) yüzü(müzü) tırmalamayacağımıza, vah vah diye feryad etmeyeceğimize, yaka(mızı) yırtmayacağımıza, saç(larımızı) dağıtmayacağımıza dair aldığı (söz) de vardı.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirNebi -aleyhisselam-, biat sırasında, kadın sahabelerden ona isyan etmeyeceklerine dair söz alıyordu.Bunlardan, kadının yüzünü tırmalamaması, yüzüne yahut da yanağına vurmaması, yasaklanmış olan yüksek ses ile ölünün arkasından ağlamaması, elbiselerini parçalamaması ve saçlarını yolmaması konusunda ki, kadın saçlarını bir musibet geldiği zaman yoluyordu, söz almıştır.
Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bazı esirler getirildi. Bunların arasında süt vermek için göğsünü sağan bir kadın da vardı. Esirler arasında bir çocuk bulunca onu alıp karnına bastırdı ve emzirdi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bize şöyle dedi: «Sizce bu kadın çocuğunu ateşe atar mı?» Dedik ki: ’’Hayır, vallahi atmaz." Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Allah Teâlâ’nın, kullarına olan merhameti, bu kadının çocuğuna gösterdiğinden çok daha büyüktür.»
Muttefekun aleyhHevâzin'den bazı esirler Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e getirildi. Bunların arasında çocuğunu arayan bir kadın da vardı. Bir çocuk bulduğunda, onu kucağına alıp emzirdi; çünkü göğüslerinde süt birikmesinden muzdaripti. Çocuğunu esirlerin arasında bulduğu için onu kucağına aldı, karnına bastırdı ve emzirdi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine şöyle buyurdu: Sizce bu kadın çocuğunu ateşe atar mı? Dedik ki: Onu asla gönüllü olarak atmaz. O şöyle dedi: Allah, Müslüman kullarına bu kadının çocuğuna gösterdiğinden daha fazla merhamet gösterir.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- merfu olarak rivayet ediyor: Bir adam, yolda giderken çok susadı. Sonunda bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: 'Bu köpek de benim gibi çok susamış.' deyip hemen kuyuya indi, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışını övdü ve günahlarını affetti." Rasûlullah'ın yanındakilerden bazıları:"Ey Allah'ın Rasûlü! Yani bize hayvanlara (yaptığımız iyilikler) için de ecir mi var?" dediler. Aleyhissalatu vesselam:"Evet! Her ciğer (sahibi) canlıya yapılan iyilikte bir ecir vardır." buyurdu. Başka bir rivayette: ’’Allah, o adamdan razı oldu ve onu bağışlayıp Cennete koydu.’’ Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: İsrailoğullarından fahişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, az kalsın susuzluktan ölecekti. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeple kadın mağfiret olundu.
Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhBir adam yolda sefer ederken susadı ve bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan nemli toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Aşırı susuzluktan toprağın içindeki suyu emmeye çalışıyordu. Adam kendi kendine: Vallahi 'Bu köpek de benim gibi susamış.' deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak elleriyle tutuna tutuna kuyunun dışına çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışını övdü ve günahlarını affetti. Bu amelinden dolayı Allah Azze ve Celle onu cennetine koymuştur. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine bu olayı aktardığında Rasûlullah'ın yanındakilerden bazıları: "Ey Allah'ın Rasûlü! Yani bize hayvanlara (yaptığımız iyilikler) için de ecir mi var?" dediler. Yani bizim için bu ecir sebebi midir? Aleyhissalatu vesselam: "Evet! Her yaş ciğer (sahibi) için bir ecir vardır." buyurdu. Yani suya kanana kadar içirmek gerekir. Yaş ciğer suya ihtiyacı vardır. Çünkü, eğer su olmazsa ciğer kurur ve hayvanın ölmesine sebebiyet verir. Bir başka rivayette: İsrailoğullarından fahişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında susuzluktan dönen bir köpek gördü, ama suya ulaşması mümkün değildi. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu amelinden dolayı Allah Azze ve Celle kadını bağışlamıştır.
Enes b. Malik -radıyallahu anhuma- merfu olarak rivayet ediyor: "Şüphesiz ki, kâfir bir kimse bir iyilik yaptığında, dünyada bu iyiliğinin tadı ona tattırılır. Mü’mine gelince, Allah, onun iyiliklerini ahireti için saklar. Dünyada ise itaat etmesine rızk bahşeder." Bir rivayette ise, "Şüphesiz ki Allah, mü’minin iyilikleri konusunda hiç bir zulüm etmez. İyiliğinin karşılığını dünyada verir, ahirette de onun sevabını verir. Kâfire gelince, Allah için yaptığı iyiliklerin tadını dünyada tadar. Ahirete vardığında ise karşılığını alabileceği hiç bir iyiliği kalmaz."
Müslim rivayet etmiştirKâfir kimse bir itaatte bulunursa Allah -Azze ve Celle- ona dünyada bir rızık verir. Mümin kimse ise bir itaatte bulunursa yüce Allah bu iyiliği o kimse için saklar ve karşılığını ahirette verir. Dünyada da bu itaatinden dolayı mü'min kulunu rızıklandırır. Allah Teâlâ mü'min kimseye yaptığı itaatin karşılığını sadece ahirette vermekle kalmaz, dünyada da kendisine rızık olarak karşılık verir. Ahirette ise bu iyiliğinin mükâfatını verir. Kâfir kimseye ise yaptığı iyiliklerine karşılık dünyada rızık verir. Böylece ahirette karşılığını bekleyip, alacağı bir iyiliği kalmamış olur. İlim ehli kafir olarak ölen bir kimsenin ahirette alacağı bir karşılığının olmadığı hususunda icma etmiştir. Dünyada Allah Teâlâ'ya yakınlaşmak kastıyla yaptığı hiç bir iyiliğinin karşılığını ahirette göremeyecektir. Bu hadis, kafir kimsenin Allah Teâlâ'ya yakınlaşmak kastıyla dünyada yaptığı akraba ziyareti, sadaka vermek, köle azat etmek, misafir ağırlamak ve hayır işlerini kolaylaştırmak gibi kabul olması için niyet şartı olmayan iyiliklerinin karşılıklarını yine dünyada tadacağı açıkça beyan edilmektedir.
Muaviye -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Kıyamet Günü müezzinler insanların en uzun boyunlu olanlarıdır.»
Müslim rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz için ezan okuyan müezzinlerin, yaptıkları amelin şerefi, hayırlarının çokluğu ve ecirlerinin büyüklüğü sebebiyle Kıyamet Günü'nde insanların en uzun boyunluları olacaklarını haber vermiştir.
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre "Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- İsra’ya götürüldüğü gece ona, biri şarap biri süt olmak üzere iki kâse getirildi. O her ikisine de baktıktan sonra sütü aldı. Cebrail -aleyhisselam- ona: Seni fıtrata ileten Allah’a hamd olsun. Eğer şarabı almış olsaydın ümmetin de azmış olacaktı, dedi."
Muttefekun AleyhNebi- sallallahu aleyhi ve sellem-’e (iki kâse) getirildi, yani Cibril ‘’İsra’ya götürüldüğü gece ona geldi.’’ ’’Miraç gecesi, biri şarap biri süt olmak üzere iki kâse getirildi.’’ Yani biri şarapla ve diğeri sütle doluydu. ‘’her ikisine de baktı.’’ Sanki ikisinden birisini seçti. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- hayırlı görerek sütü seçti. Sütü aldı ve Cebrail –aleyhisselam- seni fıtrata ileten Allah’a hamd olsun dedi. Yani İslam’ın işaretini ve dosdoğru olanı seçtin. Sütü içenler için kolay, güzel ve temiz olması nedeniyle buna bir işaret kıldı. “Sağlam/temiz bir son:’’ sütü aldığı için sağlam ve temiz bir son oldu. Eğer şarabı almış olsaydın ümmetin de azmış olacaktı, dedi. Bkz. Delilu’l-Fâlihîn (7/207), Riyâzu’s-Salihîn Şerhi (5/462).
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: «Allah -Azze ve Celle- Adem -aleyhissalatu ve's-selam-'ı yarattığı zaman sırtını meshetti. Bunun uzerine kıyamete kadar onun neslinden yaratacagi insanlardan herbirinin iki gözü arasına nurdan bir parlaklık koydu. Sonra hepsini Adem -aleyhisselam-'a arzetti. Adem -aleyhisselam-: "Ey Rabbim! Bunlar da kim?" diye sordu. Allah: "Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Onlardan bir tanesi dikkatini çekti, gözlerinin arasındaki parlaklık çok hoşuna gitmişti. "Ey Rabbim şu da kim?" diye sordu. "Davud!" deyince; "Pekala ne kadar ömür verdin?" diye sordu. "Altmış yıl!" dedi. Adem: "Ey Rabbim! Ona benim ömrümden kırk yıl ilave et!" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: Adem'in -aleyhisselam- ömrü tamam olunca ölüm meleği ona geldi. Adem -aleyhisselam- meleğe: "Benim ömrümden kırk yıl daha geride kalmadı mı?" dedi. Melek: "Sen onu oğlun Davud'a vermedin mi?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Adem inkar etti, zürriyeti de inkar etti, Adem unuttu ve meyveden yedi. Zürriyeti de unuttu. Adem hata işledi, zürriyeti de hata işledi.»
Tirmizî rivayet etmiştirAllah Teâlâ Adem -aleyhisselam-'ı yarattıgı zaman Adem'in sırtını sıvazlayıp meshetti. Bunun uzerine kıyamete kadar onun neslinden yaratacagi insanlardan herbiri onun sırtından çıktı. Bu mesh etme (sıvazlama) ve çıkarma işlemi hakikati (hakikatteki anlamı) üzeredir. Bu hususta zahirin dışına çıkmak caiz değildir. Ehli sünnetin görüşü de budur. Allah Teâlâ onları sırtından çıkardığı zaman insanlardan herbirinin iki gözü arasına nurdan bir parlaklık koydu. Sonra da onları Adem -aleyhisselam-'a arzetti. Adem -aleyhisselam-: "Ey Rabbim! Bunlar kimdir?" diye sordu. Allah: "Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Onlardan bir tanesi dikkatini çekti, gözlerinin arasındaki parlaklık çok hoşuna gitmişti. "Ey Rabbim şu da kim?" diye sordu. Allah: "O, Dâvûd!" deyince. "Pekala ona ne kadar ömür verdin?" diye sordu. Allah: Altmıs yıl!" dedi. Adem: "Ey Rabbim, ona benim ömrümden kırk yıl ilave et!" dedi. Allah Teâlâ Davud'un ömrünü altmış yıl yaptı. Adem -aleyhisselam-'ın ömrü, ömrünün bitimine kırk yıl kala tamam olunca ölüm meleği ruhunu kabzetmek üzere Adem'e geldi. Adem -aleyhisselam- meleğe: "Benim ömrümden geriye kırk yıl kalmadı mı?" dedi. Bunun üzerine melek: "Sen o kırk yılı oğlun Davud'a vermedin mi?" dedi. Adem bunu inkâr etti. Çünkü onun, ömründen kırk yıl verme işi, Adem'in neslinin mesh edilmek sureti ile yayıldığı ve saçıldığı zamandaki alemde idi. Ölüm meleğinin geldiği anda Adem bunu hatırlayamadı. Adem inkâr etti. Zürriyeti de inkar etti. Adem unuttu, onun zürriyeti de unuttu. Adem günah işledi, onun zürriyeti de günah işledi. Çünkü çocuk, babasına benzer. İşte Davud -aleyhisselam-, onun yazılı olan ömrü kırk yıl idi. Sonra Allah bu ömrü altmış yıl yaptı. Allah -Subhanehu ve Teâlâ- olanı, olacak olanı, olmayanı, olsaydı nasıl olacaktı bütün bunları bilendir. O onun için ne yazdığını, bundan sonra da onun için ömrünü ne kadar artıracağını bilendir. Meleklerin ise Allah Teâlâ'nın onlara öğrettiğinden başka bir ilimleri yoktur. Allah, herşeyi olmadan önce de olduktan sonra da bilendir. Bunun içindir ki alimler şöyle demişlerdir: Şüphesiz ki silmek ve sabit tutmak meleklerin sahifelerindedir. Ama Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın ilmine gelince onda bir karışıklık olmaz, bilmediği bir şey sonradan ortaya çıkmaz, onun katındaki ilimde bir silinme ve sabit kalma yoktur.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: «İman Yemenli'dir, hikmet de Yemenli'dir. Rahman'ın nefesini Yemen tarafından hissetmekteyim. Küfür, fısk ve kalplerin katılığı deve ve keçi besleyenlerdedir.»
Taberânî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir"İman Yemenli'dir, hikmet de Yemenli'dir'' sözü ile burada anlatılmak istenilen hakkında ihtilaf edilmiştir. Denilmiştir ki: Manası imanın Mekke'ye nispet edilmesidir. Çünkü Yemen'in başlangıcı Mekke'dendir. Medine'ye göre Mekke, Yemen tarafındandır. Denilmiştir ki: Murad edilen imanın Mekke ve Medine'ye nispet edilmesidir. Şam'a göre onlar Yemen tarafındadırlar. Bu söze binaen Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Tebuk'te iken bu söz sadır oldu. Denilmiştir ki: Bu söz ile söylenmek istenilen, Ensar'dır. Çünkü Ensar'ın aslı Yemen'dendir. İman onlara nispet edilmiştir. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yardım konusunda asıl olan onlardı. Sözün zahirine göre değerlendirilmesinde bir mani yoktur. Murad edilen Yemen ehlinin diğer doğu halkına göre daha üstün görülmesidir. Bundaki sebep ise doğu halkının ve diğerlerinin aksine büyük zorluklar olmadan imana boyun eğmeleridir. Kim bir şey ile vasıflandırılırsa ve bunu iyi yaparsa bu konudaki tam hali sebebiyle ona işaret olarak öyle bilinir. İmanın Yemenli olarak zikredilmesi yemen dışında diğer yerlerdeki kimselerin imanının yok sayılmasını gerektirmez. Yemen ehlinin imanından murad edilen, o zaman mevcut olanlardan olup her zaman ve her Yemen ehli için geçerli olan bir şey değildir. Çünkü bu ifade onu gerektirmez. Hikmetten murad edilen Allah'ın bilgisini kapsayan ilimdir. ''Rahman'ın nefesini Yemen tarafından hissediyorum'' sözünden anlaşılan mana; Mekke ehlinin zor, ızdırap ve üzüntüleriyle beraberdim. Allah Ensar ile beni bunlardan kurtardı. Yani Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sıkıntılardan kurtulmayı Ensar'ın yardımıyla buldu. Onlar da Yemen'den idiler. Bunun üzerine bu hadis sıfat hadislerinden değildir. ''Küfür, fısk ve kalplerin katılığı deve ve keçi besleyenlerdedir" sözüne gelince; şüphesiz küfür, fısk, kalbin katılığı ve kabalığı develeri ve mallları çok olan, tarlalarında ve hayvanlarında sesleri çokça yükselen hoyrat ve kibirli kimselerdedir.