





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ya Rasûlallah! İbn Cud'ân cahiliye döneminde akrabalık bağını gözetir, yoksula yemek yedirirdi. Bunun ona faydası olacak mı? dedim. Allah Rasulü: «Hayır, ona faydası olmayacak Çünkü o bir gün olsun bile Rabbim, din (kıyamet) gününde benim günahımı bağışla, dememiştir.» diye buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam'dan önce Kureyş'in ileri gelenlerinden olan Abdullah b. Cud'ân'dan haber vermiştir. Akrabalarını ziyaret edip onlara ihsanda bulunmak, fakirleri doyurmak ve bunun gibi İslam'ın yapılmasını teşvik ettiği güzel amelleri olan birisiydi. Ancak bu ameller Allah'ı küfreden birisi olduğu için ahirette kendisine bir fayda sağlamayacaktır. Bir gün olsun bile din (kıyamet) günü günahlarımı bağışla diye dua etmemiştir.
Zeyd b. Hâlid el-Cühenî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Hudeybiye'de, bize geceleyin yağan yağmurun peşinden sabah namazı kıldırdı. Namazı bitirince cemaate doğru dönüp: «Rabbiniz ne buyurdu biliyor musunuz?» diye sorunca, oradakiler: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir" dediler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu karşılığı verdi: «Allah şöyle buyurdu: Kullarımdan bir kısmı bana iman etmiş ve bir kısmı da inkar etmiş olarak sabahladı. Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı diyen bana iman etmiş, yıldızları da inkâr etmiş olarak sabahladı. Ancak; falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı diyen kimse ise beni inkâr etmiş ve yıldıza iman etmiş olarak sabahladı.»
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Hudeybiye'de geceleyin yağan yağmurun peşinden sabah namazını kıldırmıştır. Hudeybiye Mekke'ye yakın bir kasabadır. Selam verip namazı bitirdiğinde cemaate yüzünü dönmüş ve; «Rabbiniz -Azze ve Celle- ne buyurdu biliyor musunuz?» diye sormuştur. Sahabeler: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir demişlerdir. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Şüphesiz Allah Teâlâ yağmur yağdığında insanların iki kısma ayrıldığını haber vermiştir: Bir kısmı Allah Teâlâ'ya iman edenler ve diğer kısmı ise Allah Teâlâ'yı inkâr edenlerdir. ''Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı'' diyenler, yağmurun yağmasını Allah'a nispet etmişlerdir. Onlar kâinatı yaratan ve kâinatı idare eden Allah'a iman eden, yıldızları inkâr eden kimselerdir. ''Falanca yıldız sayesinde bize yağmur yağdırıldı'' diyen kimseler ise Allah'ı inkâr eden, yıldıza iman eden kimselerdir. Yıldızlara yağmurun yağmasını nispet etmek küçük küfürdür. Allah Teâlâ bunu dini ya da dünyevi bir takdir olarak sebep kılmamıştır. Ancak bir kimse, yağmurun yağmasını ve dünyada meydana gelen olayların sebebini yıldızların doğmasına ve kaymasına bağlarsa ve asıl bu işleri yapanın hakikatte yıldızlar olduğuna iman ederse, büyük küfür işleyerek İslam dininden çıkmış olur.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından bazı kimseler gelip, "Bazen içimize, dile getirmeyi büyük bir suç olarak gördüğümüz bazı şeyler düşüyor" diye sordular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gerçekten de bu tür şeyleri hissediyor musunuz?» diye buyurdu, Ashab: Evet! diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bunu böyle hissetmeniz imanınızın doğruluğunu gösteriyor.» diye buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından bir grup gelip, çirkinlikleri ve onlara karşı nefretleri sebebiyle söyleyemedikleri büyük işleri içlerinde hissettiklerini sordular. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: İşte bu hissettikleriniz, Şeytan'ın kalbe soktuğu şeyleri büyük görüp söylemekten sizi alıkoyan apaçık bir iman ve yakîndir. Şeytan'ın sizin kalbinizi ele geçiremedi. Şeytan'ın kalbini ele geçirdiği kimse kendini bu şeylerden alıkoyup defedemez.
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek: Ey Allah'ın Rasûlü! Birimiz içinde kendisine (sıkıntı) veren bir duygu hissettiğinde; onun içinde yanan bir kor gibi olması (başkalarına) söylemesinden daha sevimli geliyor dedi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allahu Ekber! Allahu Ekber! (Şeytan'ın) vesvese vermek için (kurduğu) tuzağını bozan Allah'a hamdolsun.» cevabını verdi.
Ebû Dâvûd ve Nesâî de (Sünen-i) el-Kübrâ'da rivayet etmiştirBir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelip, Ya Rasûlallah! Bizden birisi içinde nefsinin kendisine (sıkıntı) veren büyük bir sözü söyletmek istediğinde, onun içinde yanan bir kor gibi olması (başkalarına) söylemesinden daha sevimli geliyor dedi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem iki kez tekbir getirdi ve Şeytan'ın kurduğu tuzağı bozup, bunun sadece bir vesvese olmasından dolayı Allah'a hamdetti.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şeytan, sizden birinize gelir ve şunu kim yarattı, bunu kim yarattı? diye sorar ve en son olarak; Rabbini kim yarattı? diye sorar. Kim böyle bir şeyle karşılaşırsa, Allah'a sığınsın ve bu vesveseye son versin.»
Muttefekun aleyhRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Şeytan'ın, Mümine vesvese olarak fısıldadığı soruları etkili bir şekilde nasıl tedavi edileceğini haber vermiştir. Şeytan: Şunu kim yarattı? Bunu kim yarattı? Gökyüzünü kim yarattı? Yeryüzünü kim yarattı? diye sorar. Mümin; dini fıtratı ve aklı gereği bu sorulara Allah diye cevap verir. Ama Şeytan bu vesveselerine son vermez, devam eder ve Rabbini kim yarattı? diye sorar. İşte bu durumda Mümin şu üç şekilde vesveselere son verir: Allah'a iman ederek Şeytan'dan Allah'a sığınarak Gelen vesveseyi devam ettirmeden son verir.
Enes b. Malik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ki Allah, Mümin'in yaptığı iyilikler hakkında hiçbir zulüm etmez. İyiliğinin karşılığını dünyada verir, ahirette de onun sevabını verir. Kâfire gelince, Allah için yaptığı iyiliklerin tadını dünyada tadar. Ahirete vardığında ise karşılığını alabileceği hiçbir iyiliği kalmaz."
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Yüce Allah'ın Mümin üzerindeki lütfunun ve kâfire karşı adaletinin büyüklüğünü haber vermiştir. Müminin, yaptığı iyiliğin karşılığı eksilmez. Bilâkis dünyadaki itaatinden dolayı sevap verilir ve ahirette mükâfatı kendisi için saklanmıştır. Bütün sevabı ahirette kendisini beklemektedir. Kâfire gelince, Yüce Allah yaptığı iyiliklerin karşılığını dünya nimetleri ile kendisine verir. Ahirete götürse bile ona bir sevap verilmez. Çünkü dünya ve ahirette Mümin olan kimseye salih ameli fayda sağlar.
Hakîm b. Hizâm -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ey Allah’ın Rasûlü! Cahiliye devrinde yaptığım bazı hayır işleri vardı; sadaka vermek, köle azat etmek, sıla-i rahimde bulunmak gibi… Bunlara mukabil bana ecir verilir mi?” diye sordum. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sen geçmişte yaptığın hayırlarla Müslüman oldun.» diye buyurdu.
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kâfir olan bir kimsenin Müslüman olduğunda, İslam'dan önce Cahiliye Devri'nde yaptığı sadaka vermek, köle azat etmek, sıla-i rahimde bulunmak gibi salih amellerin karşılığını alacağını haber vermiştir.
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Münafık, iki sürü arasında gidip gelen şaşkın koyun gibidir. Bir o sürüye gider, bir bu sürüye!»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- münafıkların iki sürü arasında hangi sürünün peşinde gideceğini bilmeyen kararsız koyunlar gibi olduklarını beyan etmiştir. Bazen bir sürünün peşinden bazen de bir diğer sürünün peşinden giderler. Münafıklar iman ile küfür arasında tereddütte kalmışlardır. Onlar açık ve gizli olarak ne Müminler ile ne de kâfirler ile beraberdir. Hakikatte açıktan Müminler ile beraber ve kalplerinde ise şek ve tereddüt vardır. Bazen bu tarafa bazen de diğer tarafa yönelirler.
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Elbisenin eskidiği gibi içinizdeki iman da eskir. Allah'tan imanınızı yenilemesini isteyin.»
Hâkim ve Tabarânî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yeni bir elbise kullanıldıkça nasıl eskirse, Müslümanın kalbindeki imanın da zayıflayıp eskidiğini haber vermiştir. Bunun sebebi ibadetlerden uzaklaşma, günahları işleme ve nefsin arzularına kapılmaktır. Bundan dolayı farzları yerine getirmeli, Yüce Allah'ı çokça zikredip bağışlanma talebinde bulunarak imanımızı yenilemesi için Allah Teâlâ'ya dua etmemizi nasihat etmiştir.