





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Enes İbn Mâlik -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre El-Berâ kızı Ümmü'r-Rubeyy'i bu kadın, Harise ibn Surâka'nın da annesidir. Kendisi Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve Ey Allah'ın Rasûlü! Hârise(nin hâlin)den bana haber vermez misin? O Bedir günü öldürülmüştü. Eğer oğlum cennette ise (bu acıya) sabrederim. Cennette değilse ona gücüm yettiği kadar ağlamaya çalışırım, dedi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- cevaben: «Ey Hârise'nin annesi! Cennette birçok dereceler vardır. Şüphesiz senin oğlun bunlardan El-Firdevsu'l-A'lâ'ya, yani en yüksek Firdevs'e erişti.» buyurdu.
Buhârî rivayet etmiştirHadisin Anlamı: Harise İbn Surâka -radıyallahu anh-, Bedir Günü, nereden geldiği belli olmayan bir ok ile şehit olmuştu. Annesi, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek oğlunun şehit olmaması korkusuyla onun vardığı yeri sordu. Çünkü o, nereden ve kimden gediği belli olmayan bir ok ile öldürülmüştü. İmam Ahmed ve Nesâi’nin Enes İbn Mâlik -radıyallahu anh-’dan rivayet ettikleri hadiste şu şekilde anlatılmıştır: “Hârise, yüksek bir yere çıkarak düşmanın durumundan haber vermek üzere yola çıkmıştı. Bir ok ona doğru geldi ve onu öldürdü.” Bundan dolayı Harise’nin annesi -radıyallahu anhâ-, “Eğer oğlum cennette ise (bu acıya) sabrederim.” Yani onun yokluğuna sabreder ecrimi Allah’tan bekler, onun Allah yolunda öldürülmesi ve şehadeti kazanması ile sevinirim, demiştir. “Cennette değilse ona gücüm yettiği kadar ağlamaya çalışırım” demiştir. Çünkü böyle olduğu takdirde o faydasız bir şekilde hayatını kaybetmiş ve zarara uğramış olur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Hârise’nin Annesi! Cennette birçok dereceler vardır.» Yani birçok cennetler vardır. Buharî’nin rivayetinde açıkça; “O, tek bir cennet mi?” sorusuna verilen cevapta belirtildiği üzere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Muhakkak ki cennetler pek çoktur ve o (yani senin oğlun) en yüce Firdevs'tedir.» buyurmuştur. Bununla kastedilen, cennette özel bir yerdir. Bu yer cennetlerin en faziletlisi ve en yücesidir. Bunun içindir ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah’tan istediğiniz zaman, Firdevs'i isteyin. Muhakkak ki o, cennetin ortasıdır. Onun üstünde Rahmân’ın Arşı vardır. Oradan cennetin nehirleri fışkırır.» Cennetin ortası ifadesi ile kastedilen cennetlerin en hayırlı, en faziletli ve en geniş olanıdır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Davud -aleyhisselam- ancak elinin emeğiyle kazandığını yerdi.» Mikdâm b. Ma’dî Kerib -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın nebisi Dâvûd -aleyhisselam- da kendi elinin emeğini yerdi.»
Buhârî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bizlere Dâvûd -aleyhisselam-’ın ancak kendi elinin emeğini yediğini haber vermiştir. Dâvûd -aleyhisselam- zırh ve benzeri savaş aletlerini iyi bir şekilde imal eden bir sanatkârdı. Allah’ın peygamberleri – Allah’ın salâtı ve selâmı onların üzerine olsun- zanaat, ziraat, koyun çobanlığı ve bundan başka işleri yaparak kendi elleriyle kazandıklarını yerlerdi. Onların dışındaki insanların da bu amelleri yapıp insanların önünde başlarını eğip bir şeyler istemekten uzak durmaları gerekir.
İbn Mes’ûd -radıyallahu anh- şöyle dedi: Deriden yapılmış bir çadır içinde kırk kadar kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bulunuyorduk. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bize: «Siz cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız?» diye sordu. Biz: Evet, dedik. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem: «Cennetliklerin üçte biri olmaya razı mısınız?» buyurdu. Biz: Evet, dedik. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Muhammed’in canı elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki ben, sizin cennetliklerin yarısı olacağınızı umarım. Çünkü cennete Müslüman olmayan kimse giremez. Siz, müşriklere nispetle kara öküzün derisindeki beyaz benek ya da kırmızı (beyaz) öküzün derisindeki siyah benek gibisiniz.» buyurdu.
Muttefekun AleyhAllah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- sayıları yaklaşık olarak kırkı bulan ashabı ile birlikte küçük bir çadırda oturmuştu. «Siz cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız?» diye sordu. Evet, dediler. «Cennetliklerin üçte biri olmaya razı mısınız?» buyurdu. Evet, dediler. Allah Rasûlü Rabbine yemin ettikten sonra; «Cennet ehlinin yarısı olacağınızı ümit ediyorum.» dedi. Geri kalan diğer yarısı diğer ümmetlerden olacaktır. Cennete ancak Müslüman girecek, kâfir olanlar cennete giremeyecektir. Sizler diğer ümmetteki şirk ehline nazaran az kimselersiniz. Aynı öküzün sırtındaki kıllardan ayırt edilebilen başka renkteki bir kıl tanesi misalini verdi.
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim bize silah çekerse, o bizden değildir.»
Muttefekun aleyhNebi sallallahu aleyhi ve sellem, Müslümanlara gözdağı vermek veya onları gasp etmek amacıyla silah taşınmasına karşı uyarıda bulunmuştur. Bunu haksız yere yapan kimse büyük bir suç ve büyük günahlardan birini işlemiş olur ve bu ağır tehdidi hak etmiştir.
Ömer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Haceru'l- Esved'e gelerek onu öpmüş ve şöyle demiştir: "Biliyorum ki, sen bir taşsın; ne fayda, ne de zarar verebilirsin. Eğer Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i seni öperken görmeseydim seni asla öpmezdim."
Muttefekun aleyhMüminlerin Emiri Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- Kâbe'nin köşesindeki Hacer-ül Esved'e geldi ve onu öptü. Dedi ki: Biliyorum ki sen bir taşsın, ne zarar verirsin ne de fayda verirsin ve eğer Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in seni öptüğünü görmeseydim, ben seni öpmezdim.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cenaze tabuta konulup insanlar onu omuzlarında taşıdıklarında, eğer salih (iyi) bir kimse ise: 'Beni çabuk götürün, beni öne alın!' der. Eğer salih olmayan bir kimse ise: "Vay başıma gelen! Beni nereye götürüyorsunuz?" diye feryat eder. Onun sesini, insanlar hariç her varlık duyar. Şayet insan, onu işitecek olsaydı (dehşetten) düşüp bayılırdı.»
Buhârî rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir ölü tabuta konulup insanlar onu omuzlarında taşıdıklarında eğer salih biriyse: “Beni önümde gördüğüm mutluluğa götür.” der. Fakat salih biri değilse durumu kabullenmediğini bildiren bir sesle bağırır: 'Eyvah! Beni nereye götürüyorsunuz?!' diye feryat eder. Bu sesi insan hariç her varlık duyar. Eğer insan bu sesi duysaydı, işittiği şeyin şiddetinden (korkudan) bayılırdı.
Mikdâd b. el-Esved -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «Güneş, Kıyamet Günü'nde insanlara bir mil mesafe kalıncaya kadar yaklaştırılır.» Hadisi Mikdât’dan rivayet eden Süleym b. Âmir: Allah’a yemin ederim ki, Rasûlullah mil ile yeryüzündeki mesafe ölçüsünü mü yoksa göze sürme çekmek için kullanılan mili mi kastetti bilmiyorum, demiştir. Rasûlullah şöyle buyurmuştur: «İnsanlar, işledikleri kötü amelleri kadar tere batarlar. Onlardan bir kısmı topuklarına, bir kısmı dizlerine, bazıları kuşak yerlerine kadar ter içinde kalır; bazılarının da ter âdeta ağızlarına gem vurur.» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- eliyle ağzına işaret etti.
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Kıyamet Günü Güneş'in insanlara yaklaştırılacağını ve başlarının yaklaşık bir mil uzağına kadar getirileceğini bildirmiştir. Tâbiinden Selîm b. Âmir -rahimehullah- şöyle demiştir: Vallahi ben, iki milden hangisinin kast edildiğini anlayamadım; yeryüzü mesafesi mi, yoksa göze sürme çekilen mil mi? Sonra sözüne şöyle devam etti: İnsanlar yaptıkları amellere göre ter içinde kalacaklardır. Kiminin terleri ayak bileklerine kadar, kiminin dizlerine kadar, kiminin beline ve elbiselerinin kuşaklarına kadar, kiminin de terleri ağızlarına kadar ulaşacak ve konuşmalarına engel olacaktır. Dedi ki: Ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- eliyle ağzını işaret etti.
Ebû Burde b. Ebû Musa -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ebû Musa şiddetli bir şekilde hastalandı. Başı, ailesinden bir kadının kucağındayken bayıldı, Ebû Mûsâ ona karşılık verecek durumda değildi. Kendine gelince şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisinden beri (uzak) olduğu kimseden ben de beriyim. Şüphesiz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-; [musibet anında] feryat figan ederek ağlayan, saçını kazıyan ve elbisesini yırtan kadından beri (uzak) olmuştur.
Muttefekun aleyhEbû Bürde -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, babası Ebû Musa el-Eş'arî -radıyallahu anh- ağır bir hastalığa yakalanmış ve baygınlık geçirmişti. Başı, ailesinden bir kadının kucağındaydı. Kadın bağıra çağıra ağlayıp feryat ediyordu. Fakat babası baygınlık geçirdiği için ona bir karşılık verememişti. Kendine gelince şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in beri (uzak) olduğu kimseden ben de beriyim. Muhakkak ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de şu kimselerden beri olmuştur: (Es-Sâlika): Başına bir musibet geldiğinde sesini yükselterek feryat eden kadın. (El-Hâlika): Başına bir musibet geldiğinde saçlarını kazıtan kadın. (Eş-Şâkka): Başına bir musibet geldiğinde elbisesini yırtan kadın. Çünkü bu davranışlar, cahiliye dönemi davranışlarındandır. Bilakis musibet anında sabretmek ve mükâfatını Allah'tan beklemek emredilmiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı vardır.» ''Ya Rasûlallah! Bunlar nelerdir?'' diye sorulunca şöyle buyurdu: «Onunla karşılaştığında ona selam ver, seni davet ettiğinde davetine icabet et, senden nasihat istediğinde ona nasihat et, hapşırıp Allah'a hamdettiğinde ona ''Yarhamukallah/Allah sana rahmet etsin'' de, hastalandığında onu ziyaret et, öldüğünde cenazesine katıl.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Müslümanın Müslüman kardeşi üzerindeki altı hakkı olduğunu bildirmiştir: Birincisi: Karşılaştığı zaman ona 'Es-selâmu aleykum' diyerek selam verir, o da 'Ve aleykumu's-selâm' diyerek selama karşılık verir. İkincisi: Onu bir düğün yemeğine veya başka bir şeye davet ettiğinde davetine icabet eder. Üçüncüsü: Müslüman kardeşin senden öğüt ve görüş istediğinde ona samimiyetle nasihat etmendir. Bu konuda ona hoş görünmek için gerçeği gizleyip onu kandırma. Dördüncüsü: Eğer hapşırır ve “Elhamdulillah” derse, ona “Yerhamukallah/Allah sana rahmet etsin” der. O da buna “Yehdîkumullah ve yuslihu bâlekum/Allah sana hidayet etsin ve işlerini düzeltsin” diye karşılık verir. Beşincisi: Hasta olduğu zaman onu ziyaret eder. Altıncısı: Öldüğünde cenaze namazını kılar ve defnedilinceye kadar cenazesini takip eder.