





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Aişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Melekler nurdan yaratıldı. Cinler dumanlı alevden, ateşten yaratıldılar. Âdem ise size anlatılandan yaratıldı.”
Müslim rivayet etmiştirAllah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- yaratılışın başlangıcı hususunda şunları zikretmiştir. Melekler nurdan yaratılmışlardır. Bundan dolayı onların tamamı Allah’a isyan etmezler ve ona kulluk etmekten büyüklenmezler. Cinler ateşten yaratılmışlardır. Bundan dolayı onların çoğu boş şeylerle meşgul olmak, amaçsız ve tutarsız olmak ve düşmanlık etmekle vasıflanmışlardır. Adem ise size anlatılan şeyden yani topraktan, kurumuş çamurdan, bir balçıktan yaratılmıştır. O, önce toprak idi, sonra çamur haline geldi ve sonra da balçık haline geldi ve ondan da Âdem aleyhisselam yaratıldı. (Riyâzu’s Sâlihîn Şerhi: (6/661)
Ebu Umame –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Rabbim, ümmetimden yetmiş bin kişiyi hesaba çekmeksizin cennete koyacağını, onlardan her bin kişiyle birlikte yetmişer bin kişi olacağını vadetti. Rabbimin kendi kabzası ile üç defa kabza ederek/avuçlayarak (cennete sokulacaklar)»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah’ın, ona, ümmetinden yetmiş bin kişiyi hesaba çekmeksizin ve azapsız bir şekilde cennete koyacağını vaat ettiğini haber vermiştir. Onlardan her bin kişiyle birlikte yetmişer bin kişi daha vardır. Allah kendi eliyle üç kabza yaparak onları cennete girdirecektir.
İbn Abbas –radıyallahu anhuma- Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den şöyle aktarmıştır: «Burası akrabalık münasebetlerini kesmekten sana sığınanların makamıdır. Kim akrabalık bağını devam ettirirse Allah da onunla bağını kesmez. Her kim de akrabalık bağlarını keserse Allah da onunla bağını keser.»
Ahmed rivayet etmiştirer-Rahim /akrabalık bağının Allah -Azze ve Celle- ile bir bağı vardır. er-Rahman isminden er-rahim/akrabalık bağı ismi türemiştir. Bu hadis, sıfat ile ilgili hadisler kapsamında değerlendirilir. İlim ehli geldiği gibi kabul edileceğini belirtmiştir. Bu sıfatların gerekliliğini nefyedenlere reddiye vermişlerdir. Bu sıfatlara tahrif, ta’til, tekyif ve temsil yapmadan iman etmek farzdır. Rahim’in sımsıkı sarınılması geren akraba bağı olduğuna iman ederiz. Allah -Azze ve Celle- akrabalık bağını devam ettirenle bağını devam ettirir. Her kim de akraba bağını keserse, Allah da onunla bağını keser. Allah -Azze ve Celle- kiminle bağını keserse Allah’ın düşmanı olan kovulmuş şeytanla birliktedir. Şayet bütün mahlûkat onunla bağ kurup, ona fayda vermeye çalışsa yine de fayda veremez.
Ebû Hureyre –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Yüce Allah yaratacağı mahlûkatı yaratıp onlarla ilgili yaratma işini tamamladığı zaman, akrabalık bağı (rahim) kalkıp Rahmân’ın izarına yapıştı. Rahmân: “Bırak” diye buyurdu. Akrabalık bağı: “Rabbim! Burası, akrabalık bağlarını kesmekten sana sığınanların makamıdır” dedi. Rahmân: “Evet, öyledir. "Sen, seninle bağını muhafaza edenlere benim de bağımı devam ettitmemden; onu kesenlerden benim de onu kesmeme razı olmaz mısın?” buyurdu. Akrabalık: “Evet, olurum.” dedi. Rahmân da: “Öyleyse, bu isteğini sana veriyorum”» diye buyurdu.Bunun üzerine Allah rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- dedi ki: “İstiyorsanız: “Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?” ayetini okuyun. Buharî'nin rivayetinde " Kim akrabalık bağını devam ettirirse onunla bağımı devam ettiririm. Her kim de akrabalık bağlarını keserse onunla bağımı keserim.»
Muttefekun Aleyh“Yüce Allah yaratacağı mahlûkatı yaratıp, onlarla ilgili yaratma işini tamamladığı zaman”, yani; mahlûkatını yaratmayı bitirdiğinde. Allah’ın kudretinin sınırı yoktur, hiçbir şey onu başka bir şeyi yapmaktan alıkoyamaz, bununla birlikte yaratma fiili belirli bir zaman içinde gerçekleşmiştir. Ancak, (yaratma) fiilinin belirli bir vakit alması hikmeti gereğidir. Bu, Allah’ın fiillerinin meşietiyle alakalı olduğunun delillerindendir. Ne zaman bir şey yapmak isterse onu yapar. Yoksa “onlarla ilgili yaratma işini tamamladığı zaman” ifadesinden her şeyi yaratmayı bitirdiği manası çıkmaz. Bilakis mahlûkatını yaratmaya devam etmektedir. Ancak Allah -Azze ve Celle- takdir etmiş, bunu yazmış ve bunun olacağını ilmiyle bilmektedir. Sonra onu dilemesiyle vuku bulur. Her şey O’nun ilmi, takdiri, yazması ve dilemesiyle olur. “Akrabalık bağı (rahim) kalkıp Rahmân’ın izarına yapıştı. Rahmân: “Bırak” diye buyurdu.” Bu söz ve fiiller; kalkmak, konuşmak, rahim (akrabalık bağına) nispet edilmiştir. Rahim insanların uyguladığı soyut bir şey olsa dahi hadisin zahiri hakiki olarak anlaşılması gerekir. Ancak -Allah Azze ve Celle-’nin kudreti insanın aklının almasıyla kıyas edilmez. Bu hadis sıfatlarla alakalı hadisler cümlesindendir. Âlimler geldiği gibi kabul edilmesinin gerekliliğinden bahsetmişlerdir. Böyle kabul etmeyenler için reddiyeler vermişlerdir. Hadisin zahiri Allah Teâlâ’nın insanın giydiği deri, keten ve pamuktan üretilmiş elbise türünden izarı ve ridası olduğu manasına gelmez. Allah -Azze ve Celle- şöyle buyurmuştur: “Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” “Rabbim! Burası, akrabalık bağlarını kesmekten sana sığınanların makamıdır” dedi. Bu sığınanların sığınacağı en büyük makamdır. Sılayı rahimin azametine ve onu terk etmenin şiddetine delalet eder. “el-Kati’a”; ilişkiyi kesmek demektir. “Vasl”(ilişki) ise; yakınlara ihsanda bulunmak, onlara sevgi beslemek, onlara yakın olmak, yardım etmek, eziyet veren şeyleri def etmek, dünya ve ahirette onların menfaatine olan şeyleri talep etmektir. Rahmân: “Evet, öyledir. "Sen, seninle bağını muhafaza edenlere benim de bağımı devam ettitmemden; onu kesenlerden benim de onu kesmeme razı olmaz mısın?” buyurdu. Akrabalık:“Evet, olurum” dedi. Rahmân da: “Öyleyse, bu isteğini sana veriyorum diye buyurdu.” Kim akraba ilişkilerini devam ettirirse Allah da onunla bağını devam ettirir. Allah kiminle bağını devam ettirirse o kimse dünyada ve ahirette her hayır ve mutluluğa ulaşır ve sonunda Rabbinin civarında, Firdevs’inde olur. Çünkü Allah’ın bağı, kişinin Kerim olan Rabbinin yüzüne baktığı makama kadar devam eder. Her kim de akrabalık bağını koparırsa, Allah da onunla bağını koparır. Allah’ın da bağını kopardığı kimse Allah’ın düşmanı olan kovulmuş şeytanla birlikte olur.
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sırat, Cehennem’in ortasına kurulur. Sıratın üzerinde, Sa’dân’ın (bölgesinin) dikenleri gibi dikenler vardır. Sonra insanlara (geçiş için) izin verilir. Onun üstünde yürürler. Onlardan kimi o dikenlerin zarar vermesinden korunmuştur. Kimi de onun tarafından tutulur, derileri yırtılır ve başı yerde ayakları ise yukarıda olur. Allah, kulları arasında hüküm verme işini bitirdikten sonra, mümin kimse, dünyada iken onlarla birlikte namazlarını kılan, zekâtlarını veren, oruçlarını tutan, haclarını yapan ve savaşan kimseleri göremezler ve Ey Rabbimiz! Kullarından bazı kullar, dünyada iken bizimle birlikte namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler, oruçlarını tutarlar, haclarını yaparlar ve savaşırlardı. Onları göremiyoruz, derler. Allah: (görevli meleklerine) Cehennem’e gidin. Onlardan orada kimi bulursanız çıkarın! buyurur. (Melekler) onları, amelleri nispetince ateş tarafından alınmış halde bulurlar. Ateş, onlardan kiminin vücudunu ayaklarına kadar, kiminin bacaklarının yarı hizasına kadar, kiminin dizlerine kadar ve kiminin i’zârının hizasına (beline) kadar, kiminin memeleri hizasına varıncaya kadar, kiminin de boynuna kadar içine alır. Ateş, yüzleri kapatmaz. (Görevli melekler) onları ateşten çıkarırlar ve hayat suyuna koyarlar.» Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e hayat (suyu) nedir? diye soruldu. (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-) şöyle buyurdu: «O, cennet ehlinin yıkanıp da çiçek gibi bittiği (bir su) dir.» Bir defasında da şöyle buyurdu: «Onda, sel ile gelen ve selin içinde biten çiçeğin bittiği gibi biterler. Sonra peygamberler, ihlas ile Allah’tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah olmadığına şahitlik eden her kimseye şefaat ederler ve onları oradan çıkarırlar. Sonra Allah, rahmeti ile ateşte bulunan kimseleri bağışlar ve kalbinde zerre kadar imanı olan hiçbir kulu bırakmaksızın oradan çıkarır.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirAllah -Azze ve Celle-, kullarının hesabını bitirdikten sonra Cennet ehlini Cennet'e, Cehennem ehlini de Cehennem’e koyar. Müminler, dünyada iken kendileri ile beraber olan ve onlarla birlikte namaz kılan, oruç tutan, zekât veren, hac yapan ve cihad eden kimseleri göremezler. Bunun üzerine Allah’a; “Ey Rabbimiz! Kullarından bazı kullar, dünyada iken bizimle birlikte namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler, oruçlarını tutarlar, haclarını yaparlar ve savaşırlardı. Onları göremiyoruz, derler. Allah: (görevli meleklerine) Cehennem’e gidin. Onlardan orada kimi bulursanız çıkarın! buyurur. (Melekler) onları, amelleri nispetince ateş tarafından alınmış halde bulurlar. Ateş, onlardan kiminin vücudunu ayaklarına kadar, kiminin bacaklarının yarı hizasına kadar, kiminin dizlerine kadar ve kiminin i’zârının hizasına (beline) kadar, kiminin memeleri hizasına varıncaya kadar, kiminin de boynuna kadar içine alır. Ateş, yüzleri kapatmaz. (Görevli melekler) onları ateşten çıkarırlar ve hayat suyuna koyarlar. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e hayat (suyu) nedir? diye soruldu. (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-) şöyle buyurdu: «O, cennet ehlinin yıkanıp da çiçek gibi bittiği (bir su) dir.» Bir defasında da şöyle buyurdu: «Onda, sel ile gelen ve selin içinde biten çiçeğin bittiği gibi biterler. Sonra peygamberler, ihlas ile Allah’tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah olmadığına şahitlik eden her kimseye şefaat ederler ve onları oradan çıkarırlar. Sonra Allah, rahmeti ile ateşte bulunan kimseleri bağışlar ve kalbinde zerre kadar imanı olan hiçbir kulu bırakmaksızın oradan çıkarır.»"
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre o, şöyle demiştir: Ben Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-'den işittim, şöyle buyuruyordu: «(Kıyamet günü) Rabbimiz kendi sâkından/baldırından açar, bunun üzerine her mü'min ve mümine secde eder. Ancak dünyada insanlara göstermek ve halka işittirmek için secde eden secdesiz kalır. Gerçi öylesi de secde etmeye gider, fakat onun sırtı tek bir tabakaya döner.»
Muttefekun AleyhRabbimiz Subhânehu ve Teâlâ, baldırını açar. Bunun üzerine her mümin, mümine O’na secde eder. Münafıklar, dünyada, insanlar onların secde ettiklerini görsünler diye secde ettikleri için secde etmekten men edilirler. Onların sırtları tek bir tabaka haline gelir. Ne eğilebilirler ve ne de secde edebilirler. Çünkü onlar, hakikatte dünyada Allah’a secde eden kimseler değillerdi. Onlar sadece dünyalık gayeleri için secde ediyorlardı. Hadiste geçen sâk/baldır-bacak ifadesini güç, zorluk vb. şeklinde tevil etmek doğru değildir. Bilakis bunun, tevil, tekyif, temsil, tahrif ve ta’tîle gitmeksizin Allah’ın sıfatı olarak ispat edilmesi (buna iman edilmesi) gerekir.
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre: Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- camiye girerken: «Kovulmuş Şeytan'dan, azim olan Allah'a, O'nun kerîm vechine ve kadîm kuvvet ve galebesine sığınırım.» diye dua etmiştir. (Ravilerden birisi hocasına) hadisi bu şekilde rivayet etmişsin öyle mi? Hepsi bu kadar mı? diye sorar. O da; Evet, diye cevap verdi. Sonra da; mescide giren bunu söyleyince Şeytan şöyle der: "Günün geri kalan kısmında da benden emin oldu."
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- camiye girdiğinde şöyle derdi: (Yüce Allah'a sığınırım) Allah'a ve O'nun sıfatlarına sığınırım. (Ve O'nun kerim vechine) Cömert ve bağışlayıcı oluşuna, (O'nun kuvvet ve galibiyetine), yarattıklarından dilediği kimseler üzerinde hakimiyeti, kudreti ve üstünlüğüne, (Kadim) Ezeli ve ebedi olan, (Kovulmuş Şeytan'dan) Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmış ve lanetlenmiş şeytandan. Yani Allah'ım, beni onun vesvesesinden, saptırmasından, adımlarından, kalbe fısıldadığı tehlikelerden, kötü telkinlerinden ve insanları yoldan çıkarmasından koru. Çünkü o, sapkınlığın sebebi, dalaletin ve cehaletin kaynağıdır. Abdullah b. Amr'a: "Bu kadar mı?" denildi. Yani; Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- sadece bunu mu söyledi? O da: Evet dedi. Camiye giren biri şu duayı okursa; Şeytan şöyle der: Bu içeri giren kişi gecesiyle, gündüzüyle bütün vakitlerde kendini benden korudu.
Muğiyra b. Şu'be rivayet ediyor, Sa'd b. Ubâde'nin; "Hanımımın yanında bir adam bulsam kılıcımın keskin tarafıyla vururum, sözü Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaştı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Siz Sa'd'ın gayûrluğuna/kıskançlığına hayret mi ediyorsunuz? İşte ben Sa'd'dan daha çok gayûrum, Allah da benden daha çok gayûrdur. Gayûr/Kıskanç olduğundan dolayıdır ki, Allah kötülüklerin açığını ve gizlisini haram kılmıştır. Allah'tan daha gayûr/kıskanç hiç bir şahıs yoktur. Özür Allah'a sevimli olduğundan fazla hiç bir kimseye daha sevimli olamaz. Bundan dolayıdır ki, Allah elçileri müjdeci ve korkutucu olarak göndermiştir. Medih/övgü Allah'a sevimli olduğundan fazla başka hiç bir kimseye daha sevimli değildir. Bundan dolayıdır ki, Allah cenneti vadetmiştir.» buyurdular.
Muttefekun AleyhSa'd b. Ubâde şöyle dedi: "Hanımımın yanında bir adam bulsam kılıcımın keskin tarafıyla vururum." Yani hiç tereddüt etmem. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu işitince ikrar etmiş ve kendisinin Sa’d’dan daha kıskanç olduğunu Yüce Allah’ın da kendisinden daha kıskanç olduğunu haber vermiştir. Yüce Allah’ın kıskanma sıfatı kendine özel sıfatlarından birisidir. Asla varlıkların kıskançlığına benzemez. Azametine yaraşır bir sıfattır. Gazap etmesi/öfkelenmesi, razı olması gibi sıfatları da böyledir. O’nun sıfatları hiçbir varlığın sıfatına benzemez. Şahıs kelimesinin sözlükteki anlamı yükselen, yukarıda olup, zuhur eden demektir. Allah Teâlâ her şeyin üzerinde ve her şeyden daha çok zahir, en büyük ve en azim olandır. Yüce Allah hakkında bu sıfatın kullanılmasında hiçbir beis yoktur. Zira ehli sünnetin bu konudaki prensibi Allah ve Rasûlü’nün sözlerinden dışarı çıkmamaktır. Ardından Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Gayûr/Kıskanç olduğundan dolayıdır ki, Allah kötülüklerin açığını ve gizlisini haram kılmıştır.» Yüce Allah kıskançlık sıfatının bir eseri olarak kullarının günahlara yaklaşmalarını haram kılmıştır. Kötülük ve günahlar temiz nefis ve aklı selim sahipleri için işlenmesi büyük olan kötülüklerdir. Örneğin zina etmek. Aşikâr ifadesi alenen işlenen günahları ve gizli olsa bile insanların uzuvları/organları ile işledikleri tüm günahları kapsar. Gizli ifadesi ise gözlerden uzak ve sadece kalplerde saklı olan günahları kapsar. Özür Allah'a sevimli olduğundan fazla hiç bir kimseye daha sevimli olamaz. Bundan dolayıdır ki, Allah elçileri müjdeci ve korkutucu olarak göndermiştir. Yüce Allah elçilerini insanlara hesaba çekip, ceza vermeden önce uyarıp, korkutsunlar diye göndermiştir. “Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın.” «Medih/övgü Allah'a sevimli olduğundan fazla başka hiç bir kimseye daha sevimli değildir. Bundan dolayıdır ki, Allah cenneti vadetmiştir.» Zira Yüce Allah mutlak kemale sahiptir. Bunun için kullarının kendisine sena edip övmesini, fazlı ve ihsanını methetmelerini çok sevmektedir. Yüce Allah kullarına her türlü nimeti bahşederek, cömertçe sunmuş ve onların zevk içinde bu nimetlerden faydalandırmıştır. Yüce Allah kullarının kendisine hamd etmesinden çok razı olur. Kulları her ne kadar Allah’a sena edip, övseler O’nun hak ettiği sena ve övgüye hiçbir zaman ulaşamazlar. Bunun için de Yüce Allah kendini methetmiştir. Allah Teâlâ cenneti vadetmiştir ki kulları onu kendisinden isteyip, arzulasınlar. Çokça sena edip, methetsinler ve ellerinden geldiği şekliyle cennet için gayret göstersinler. Zira cennet, kullara verilecek nimetlerin zirvesidir.
Ebu Musa -radıyallahu anh- merfu olarak rivayet ediyor: «İşittiği ezaya Allah’tan daha sabırlı hiç kimse/hiçbir şey yoktur. Zira ona çocuk isnat ederler. O ise onlara afiyet ve rızık vermeye devam eder.»
Muttefekun Aleyh«İşittiği ezaya Allah’tan daha sabırlı hiç kimse /hiçbir şey yoktur.» Yani Allah Teâlâ herkesten daha sabırlıdır. es-Sabur ismi O’nun Esma-i Hüsna’sından bir isimdir. Manası; isyan eden kullarının cezasını hemen vermeyen demektir. el-Halîm isminin ifade ettiği manaya çok yakındır. el-Halîm ismi ceza vermede acele etmemeyi ifade etmesi bakımından daha kapsayıcıdır. «İşittiği ezaya Allah’tan daha sabırlı» Eza kelimesi sözlükte durumu hafif, eseri zayıf olan her türlü eziyet ve hoşlanılmayan şey anlamına gelir. Yüce Allah kullarını kendisine zarar veremeyeceklerini haber vererek şöyle buyurmuştur: “Küfürde yarışanlar seni üzmesin; şüphesiz onlar Allah'a bir zarar veremezler.” Kutsi bir hadiste ise şöyle buyurmuştur: “Ey kullarım, siz Bana zarar verecek herhangi bir fenalık yapamazsınız. Aynı şekilde bana fayda sağlayacak bir iyilik de yapamazsınız.” Yani canlılar ona hiçbir zarar veremezler ancak eziyet ederler. «Zira Ona çocuk isnat ederler» Yani ademoğlu her türlü noksanlıklardan münezzeh olan Allah Teâlâ’ya bu sözüyle sövmüş ve eziyet vermiş olur. O’na çocuk isnat etmek, ibadette ortak ve benzer koşmak böyledir. Zira tüm ibadetler yalnızca ona has kılınarak eda edilmelidir. «O ise onlara afiyet ve rızık vermeye devam eder.» Yüce Allah onların bu kötü davranışlarına iyilikle karşılık vermektedir. Onlar yüce Allah’ı eksiklik ve noksanlık isnat etmekte, münezzeh ve üstün olduğu hususların aksini iddia etmekteler. Rasûlleri yalanlamakta, emirlerine ters düşmekteler. Yapmalarını yasakladıkları şeyleri yapmaktadırlar. Allah Teâlâ ise onlara sağlık ve sıhhat vermekte, hastalıklarına şifa bahşetmekte, onları gece ve gündüz başlarına gelecek kötü şeylerden korumaktadır. Yer ve gökleri onların hizmetine sunarak rızık vermektedir. İşte bu sonsuz sabır ve ihsanın bir göstergesidir. Yüce Allah en doğrusunu bilendir.