





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Talha -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İçinde köpek ve suret bulunan eve melekler girmez.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- içinde köpek veya herhangi bir canlı resmi bulunan eve rahmet meleklerinin girmeyeceğini haber vermiştir. Çünkü ruhu olan bir şeyin suretini yapmak büyük bir günah olup, Allah'ın yaratmasıyla rekabet etmeye çalışmaktır. Şirke vesile olmayı içerir ve bu suretlerin bir kısmı da Allah'ın yerine tapınılanların suretleridir. İçinde köpek bulunan bir evden uzak durmalarının sebebi ise; köpeğin çokça necis şeyler yemesidir. Bazı köpeklerin de şeytan olarak isimlendirilmesidir. Çünkü melekler şeytanların zıddı varlıklardır. Köpeğin kötü kokusu sebebiyle; melekler kötü kokudan nefret ederler. Köpekleri sahiplenmek haram olduğundan; onları sahiplenen, rahmet meleklerinin evine girmesinden, orada dua etmesinden, o kimse için istiğfar etmesinden, kendisine ve evine bereket getirmesinden ve Şeytan'ın zararını ondan uzaklaştırmasından mahrum bırakılarak cezalandırılır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yanlarında köpek ve çan bulunan bir topluluğa melekler arkadaşlık etmez.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- yolculukta bir arkadaş topluluğuna köpek eşlik ediyorsa, binek hayvanlarının üzerine asılan ve hareket ettiklerinde ses çıkaran çan varsa meleklerin onlara eşlik etmeyeceğini bildirmiştir.
Abdurrahman b. Semüre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Putlara ve babalarınız adına yemin etmeyiniz.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- müşriklerin Allah'ı bırakıp taptıkları tağutlar/putlar adına yemin etmeyi yasaklamıştır. Tağutlar müşriklerin azgınlıklarının ve küfre girmelerinin sebebidir. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- babalar üzerine yemin etmeyi de yasaklamıştır. İslam öncesi Araplar'da kibir ve yüceltmeden dolayı babalar üzerine yemin etmek bir gelenekti.
Büreyde -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim emanet adına yemin ederse, bizden değildir.»
Ebû Dâvûd ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- emanet üzerine yemin etmeyi yasaklamış ve sakındırmıştır. Ayrıca bunu yapanın da bizden olmadığını bildirmiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in etrafında oturuyorduk. Yanımızda Ebû Bekir, Ömer -radıyallahu anhuma- ve bir grup sahâbî vardı. Bir ara Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aramızdan kalkıp gitti. Uzunca bir süre dönmeyince, başına kötü bir iş gelmesinden korktuk ve telaşla yerimizden kalktık. Bu endişeyi ilk duyan bendim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i araya araya Ensar'dan Neccâroğulları'na ait bir bahçeye geldim. Giriş kapısını arayarak bahçenin etrafını dolandım, fakat bir kapı bulamadım. Bahçenin dışındaki bir kuyudan içeriye su veren küçük bir ark gördüm ve oradan büzülerek Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına girdim. «Ebû Hureyre! Sen misin?» diye sordu. Evet! Yâ Rasûlallah! dedim. «Seni buraya getiren nedir?» dedi. Aramızda otururken kalkıp gittin. Geri dönmediğini görünce, sana bir kötülük yapılmasından korkup telaşlandık. İlk endişe duyan da ben oldum. Kalkıp bu bahçeye geldim ve tilki gibi iki büklüm içeri girdim. Diğerleri de arkadan geliyor, dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ebû Hureyre!» diye seslendikten sonra sandeletlerini çıkarıp verdi ve şunları söyledi: «Şu sandeletlerimi alıp geri dön. Bu duvarın arkasında, kalbiyle kesin olarak inanmış bir şekilde “Lâ ilâhe illallah” diyen kime rastlarsan, onu Cennet ile müjdele! » Karşılaştığım ilk kişi Ömer'di ve bana şöyle dedi: "Ey Ebû Hureyre, bu iki sandalet nedir?" Ben de dedim ki: "Bunlar Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sandaletleridir. Beni bunlarla gönderdi. Karşılaştığım ve kalbiyle kesin olarak 'Lâ ilâhe illallah' diye şehadet eden herkesi Cennetle müjdelememi emretti." dedim. Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh- eliyle göğsüme vurdu. O kadar sert vurdu ki sırtüstü yere düştüm. Sonra bana "Geri dön, Ebû Hureyre!" dedi. Ben de Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına döndüm. Ağlayarak geldim. Ömer de arkamdan yetişti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Ey Ebû Hureyre! Sana ne oldu?" diye buyurdu. Ben: "Ömer'le karşılaştım. Bana verdiğin görevi haber verince göğsüme vurdu, yere düştüm ve bana 'Geri dön.' dedi." dedim. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Ey Ömer! Seni bunu yapmaya sevk eden nedir?" buyurdu. Ömer -radıyallahu anh-: "Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasûlü! Ebû Hureyre'yi sandaletlerinle, kalbiyle kesin olarak 'Lâ ilâhe illallah' diye şehadet eden herkesi Cennetle müjdelemesi için mi gönderdin?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Evet." diye buyurdu. Ömer -radıyallahu anh-: "Bunu yapma. Çünkü insanların sadece buna güvenip ameli terk etmelerinden korkuyorum. Bırak, amel etmeye devam etsinler." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Öyleyse bırak onları amel etsinler." diye buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir ve Ömer de dahil olmak üzere bir grup sahabeyle birlikte oturuyordu. Sonra (bir ihtiyaç için) kalktı. Ancak dönüşü gecikince; bu yüzden düşman tarafından esir alınabileceğinden veya başka bir şekilde zarar görebileceğinden endişe ettiler. Sahabeler -radıyallahu anhum- telaş ve endişe içinde ayağa kalktılar. İlk telaşa kapılan Ebû Hureyre -radıyallahu anh- oldu. Nihayet Neccâroğulları'na ait bir bahçeye geldi. Açık bir kapı bulabilmek ümidiyle bahçenin etrafını dolaştı; fakat bulamadı. Ancak duvarda, suyun içeri girdiği küçük bir delik buldu. Vücudunu toparlayıp büzülerek oradan içeri girdi ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i buldu. Bunun üzerine ona: 'Sen Ebû Hureyre misin?' diye sordu. O da: Evet dedi. «Seni buraya getiren nedir?» dedi. Ebû Hureyre dedi ki: Sen aramızdaydın. Sonra kalktın; fakat dönüşün gecikti. Bunun üzerine, bize ulaşmadan sana bir zarar verileceğinden endişe ettik. Bu yüzden telaşa kapıldık. İlk telaşa kapılan da ben oldum. Derken bu bahçeye geldim. Tilkinin yaptığı gibi vücudumu büzüp dar aralıktan geçerek içeri girdim. İşte şu insanlar da benim arkamdan geliyorlar. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Hureyre'nin doğru söylediğinin bir alameti ve işareti olsun diye ona sandaletlerini verdi ve şöyle buyurdu: Bu sandaletlerimi alıp git ve bu bahçenin ardında, kalbi buna kesin olarak iman etmiş bir hâlde, "Lâ ilâhe illallah (Allah'tan başka hak ilâh yoktur)" diye şehâdet eden kimse, Cennet ehli arasındadır. Ebû Hureyre radıyallahu anh-'ın ilk karşılaştığı kişi Ömer -radıyallahu anh- oldu. Ömer ona: "Ey Ebû Hureyre! Bu iki sandelette nedir?" diye sordu. Ebû Hureyre şöyle cevap verdi: "Bunlar Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sandeletleridir. Beni bunlarla gönderdi. Kalbinde kesin bir inançla Allah'tan başka hak ilah yoktur diye şahitlik eden biriyle karşılaştığımda onu Cennetle müjdelemem için gönderdi. Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh-, eliyle Ebû Hureyre'nin göğsüne vurdu. Ebû Hureyre sırtüstü yere düştü. Ömer: "Geri dön ey Ebû Hureyre!" dedi. Bunun üzerine ben, korku ve telaş içinde, yüzümün rengi değişmiş ve neredeyse ağlayacak bir hâlde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geri döndüm. Ömer de beni takip ederek arkamdan yürüdü. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Ebû Hureyre sana ne oldu?» diye sordu. "Dedim ki: 'Ömer'e rastladım. Beni kendisiyle gönderdiğin şeyi ona anlattım. Bunun üzerine bana bir darbe vurdu; ben de arka tarafımın üzerine düştüm. Ardından: "Geri dön!" dedi.'" Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Ey Ömer! Bunu neden yaptın?" Ömer dedi ki: Ya Rasûlallah! Anam babam sana feda olsun; Ebû Hureyre’yi sandaletlerinle, kalbiyle kesin bir şekilde inanarak "Allah'tan başka hak ilah yoktur" diye şehadet eden kime rastlarsa onu Cennetle müjdelemesi için mi gönderdin? O da: Evet dedi. Ömer -radıyallahu anh- "Bunu yapma. Çünkü insanların sadece buna güvenip ameli terk etmelerinden korkuyorum. Bırak, amel etmeye devam etsinler." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Öyleyse bırak onları amel etsinler." diye buyurdu.
Abdullah b. Amr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müslüman; Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Muhacir de Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Tam olarak İslam'a giren bir Müslüman, dilinden Müslümanların güvende olduğu kişidir. Onlara sövmez, onlara lanet etmez ve onların gıybetini yapmaz. Diliyle onlara herhangi bir zarar vermez. Diğer Müslümanlar onun elinden güvendedirler, bu yüzden onlara saldırmaz, mallarını hukuka aykırı olarak almaz ve buna benzer şeyler yapmaz. Muhacir, Allah Teâlâ'nın haram kıldığı şeyleri terk eden kimsedir.
Mugîre b. Şu‘be -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Mûsâ -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbine: – Cennetliklerin en aşağı derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ da şöyle buyurdu: – O, cennetlikler cennete girdikten sonra çıkagelen bir adamın derecesi olup kendisine: – Cennete gir! denir. – Yâ Rabbi! Herkes yerine yerleşmiş ve alacağını almışken ben nereye gideceğim? der. Ona: – Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü kadar yer verilse razı olur musun? diye sorulur. O da: – Razıyım ya Rabbi! der. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona: – İşte öyle bir mülk senindir. Bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha buyurur. Beşincisinde o adam: – Razı oldum ya Rabbi! der. Allah Teâlâ ona: – İşte bu kadar şey hep senindir. Onun on misli de senindir. Bir de neyi arzu ediyorsan, gözün neden hoşlanıyorsa hepsi senindir, buyurunca adam: – Razı oldum ya Rabbi! diyecek. Daha sonra Mûsâ -aleyhisselam-: – Ya Rabbi! Cennetliklerin en üstün derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: – Onlar benim seçtiğim kullardır. Onların kerâmet fidanlarını elimle ben dikip mühür altına aldım. Onlara hazırladığım nimetleri ne bir göz görmüş, ne bir kulak duymuş, ne de bir kimsenin hatır ve hayalinden geçmiştir.» İbn Mes’ûd -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ben cehennemden en son çıkacak (veya cennete en son girecek) kimseyi biliyorum. O adam cehennemden emekleye emekleye çıkar. Allah Teâlâ ona: – Haydi git, cennete gir, buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gelir. Geri dönüp Allah Teâlâ’ya: – Ya Rabbi! Cennet ağzına kadar dolmuş! der. Allah Teâlâ ona: – Git, cennete gir, buyurur. Tekrar oraya gider, yine cennetin dolu olduğunu zanneder. Bir daha geri dönüp Allah Teâlâ’ya: – Yâ Rabbi! Orası dopdolu! der. Allah Teâlâ ona yine: – Git, cennete gir, orada senin dünya kadar ve dünyanın on misli (veya dünyanın on misli büyüklüğünde) yerin var, buyurur. O Adam: – Yâ Rabbi! Sen kainatın hükümdarı olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? (veya benim halime mi gülüyorsun?) der.» Hadisin ravisi İbn Mes’ûd şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gerideki dişleri belirinceye kadar tebessüm ettiğini gördüm. Sonra şöyle buyurdu: «İşte cennetliklerin en aşağı seviyesinde bulunan adamın derecesi budur.»
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhBu hadiste, Allah -Azze ve Celle-'nin rahmetinin genişliğinin, kereminin ve cennet ehlinin makamının beyanı vardır. Öyle ki cennet ehlinin en alt menzilesinde olanlar dünyadaki hangi melik olursa olsun, onun mülkünden kat kat daha fazla nimetlerle nimetlenir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Bazı insanlar, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: “Ey Allah'ın rasûlü! Biz kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?” dediler. Rasulullah:“ Hiç göğün bulutsuz / berrak olduğu bir günde güneşe bakmakta / görmekte bir sıkıntı çekiyor musunuz?” buyurdu. “Hayır, dediler. “Peki bulutsuz Ayın ön dördüncü gecesinde aya bakmakta / görmekte hiç zorlanıyor musunuz?” Onlar: “Hayır, dediler. Rasûlullah: Nefsimi elinde tutana yemin olsun ki o ikisinden birini görmekte ne kadar sıkıntı çekiyorsanız Rabbinizi görmekte o kadar sıkıntı çekeceksiniz. Böylece kul, Rabbiyle karşı karşıya gelecek. Rabb Teâlâ: 'Ey filan! Ben sana ikram etmedim mi? Seni efendi yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? Atı, deveyi sana musahhar (hizmetçi) kılmadım mı? Reislik yapmana, ganimet malından dörtte bir almana müsaade etmedim mi?' diye soracak. Kul: 'Evet ey Rabbim!' diyecek. Rab Teâlâ: 'Benimle karşılaşacağını hiç düşünmedin mi?' diyecek. Kul bu soruya: 'Hayır!' karşılığını verecek. Rab Teâlâ da: Tıpkı (dünyada) senin Beni unuttuğun gibi!' şimdi bende seni unutuyorum diyecek. Sonra ikinci kul Allah'ın karşısına çıkar. Rab Teâlâ ona da: 'Ey filan! Ben sana ikram etmedim mi? Seni efendi yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? Atı, deveyi sana musahhar (hizmetçi) kılmadım mı? Reislik yapmana, ganimet malından dörtte bir almana müsaade etmedim mi?' diye soracak. Kul: 'Evet ey Rabbim!' diyecek. Rab Teâlâ: 'Benimle karşılaşacağını hiç düşünmedin mi?' diyecek. Kul bu soruya: 'Hayır!' karşılığını verecek. Rab Teâlâ da: Tıpkı (dünyada) senin Beni unuttuğun gibi!' şimdi bende seni unutuyorum diyecek. Sonra üçüncüye de aynısını söyleyecek. Kul: 'Ey Rabbim, sana, kitaplarına ve peygamberlerine inandım. Namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim!" der ve elinden geldiğince (Allah hakkında) hayır senâda bulunur. Rab Teâlâ: 'Bu hususta lehine şehâdet edecek biri var mı?' diye soracak. Kul: 'Hayır, yok!" diyecek. Rab Teâlâ: 'Şimdi senin aleyhine bir şâhit gönderilecek!' der. Kul kendi kendine: 'Benim aleyhime şâhitlik yapacak da kim?' diye içinden düşünür. Kulun ağzı mühürlenir. Uyluğuna: 'Haydi konuş!' denir. Uyluğu, eti, kemiği konuşup, onun amelini haber verirler. Bu, onun kendisi için bir özür aramaması içindir. Bu kimse, Allah'ın gadabına uğrayan münâfıktır."
Müslim rivayet etmiştirBazı sahabeler, Yâ Rasûlullah! Biz kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?” dediler. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara:“ Hiç göğün bulutsuz / berrak olduğu bir günde güneşe bakmakta / görmekte bir sıkıntı çekiyor musunuz?” Yani: Güneşin apaçık yukarda olduğu onu görmenize engel olacak hiç bir bulut yok iken, dünyanın her bir yanına aydınlığının yayıldığı bir vakitte onu görmek için birbirinizle itişip kakışıp çaba sarfediyor musunuz? “Hayır, dediler. “Peki bulutsuz Ayın ön dördüncü gecesinde aya bakmakta / görmekte hiç zorlanıyor musunuz?” Yani: Gökyüzünde dolunayı görmenize engel olacak hiç bir bulut yokken apaçık görünürken onu görmek için birbirinizle itişip kakışıp, çaba sarfediyor musunuz? Onlar: “Hayır, dediler. Rasûlullah: Nefsimi elinde tutana yemin olsun ki o ikisinden birini görmekte ne kadar sıkıntı çekiyorsanız Rabbinizi görmekte o kadar sıkıntı çekeceksiniz. Yani: Güneş ve ayı görmekte bir şüphe olmadığı gibi O'nu görmekte birbirinizi yalanlamadan, muhalefet etmeden, tartışmasız ve şüphesiz apaçık, net olacaktır. Buradaki teşbih/ benzetme apaçık, netlik hususundadır. Öyleki onda en ufak kuşku duyacak bir şey yoktur. Yoksa diğer vasıflarında ve görünümünde benzeme söz konusu değildir. Allah Subhanehu ve Teâlâ yaratmış olduğu mahlukatına benzemekten münezzehtir. Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kıyamette olacak bir sahneden haber vermiştir. Allah Subhanehu ve Teâlâ kulu ile karşı karşıya gelecek ona nimetlerini sayacak ve: Ey filan! Ben sana lutufta bulunup seni kavminin efendisi yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? Onunla senin aranda sevgi, rahmet, yakınlık, samimiyet kılmadım mı? Atı, deveyi sana musahhar (hizmetçi) kılmadım mı? Seni kavminin önderi kılmadım mı? Ganimet malından dörtte bir almana müsaade etmedim mi; cahiliye döneminde krallar ganimetin dörtte birini kendilerine alıyorlardı. Kul bu nimetlerin hepsini ikrar eder. Rabb Teâlâ: Benimle karşılaşacağını hiç düşünmedin mi?' diyecek. Kul bu soruya: 'Hayır!' karşılığını verecek. Rab Teâlâ da: Tıpkı (dünyada) senin Beni unuttuğun gibi!' şimdi bende seni unutuyorum diyecek. Sonra ikinci kul Allah'ın karşısına çıkacak. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah’ın ilk kula sorduğu sorunun ve kulun verdiği cevabın aynısını ikinci kul içinde zikretmiştir. Sonra üçüncü kulda Rabbinin karşısına çıkar onada aynı şeyleri sorar. Kul: Ey Rabbim, sana, kitaplarına ve peygamberlerine inandım. Namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim!" der ve elinden geldiğince (Allah hakkında) övgüde bulunur. Rab Teâlâ: “ İşte burada dur” Yani: Kendi nefsine dilediğince sena ettin. Şimdi burada dur; sana amellerine şahit edecekler göstereceğiz. Sonra o kula şöyle denilecek: Şimdi senin aleyhine bir şâhit getireceğiz. Kul kendi kendine: Benim aleyhime şahitlik yapacak kimdir? diye düşünür. Allah Teâlâ kulun ağzı mühürler ve uyluğuna, etine ve kemiklerine: 'Haydi konuş!' denir. Uyluğu, eti, kemiği konuşup, onun amelini haber verirler. “Bu, onun kendisi için bir özür aramaması içindir” Yani: Allah Teâlâ azalarını konuşturarak onun aleyhine şahit tutacak ve işlemiş olduğu birçok günaha mazeret getirmesine engel olacaktır. Öyleki bu kimsenin sarılacağı hiçbir mazereti kalmayacaktır. Bu üçüncü kimse Allah'ın kendisine gazaplandığı münâfıktır."
"Allah`ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse (îman eder ve ezbere sayarsa) Cennete girer."Allah tektir tek olanı sever.''
Muttefekun Aleyh"Allah`ın 99 ismi vardır. Kim bunları hıfz ederse (îman eder ve ezbere sayarsa) Cennete girer."Ezberden murad edilen ezberden okumaktır.Denilmiştir ki:Manası onlara iman etmek,onlarla amel etmek,her ismin manasyla itaat etmektir.Bu hadiste bu isimlerin isbatı vardır.Ve bu isimler haricindeki isimlerin olmadığı manasına gelmez.Bu isimlere has kılınması en meşhur ve manaları açık isimler olmaları sebebiyledir.Bu senin şu sözün mertebesindedir:Zeydin yüz dirhemi vardır onu sadaka için hazırlamıştır.Bu da onun yanında daha fazla dirhem olmadığına delil değildir.Zira bu sadaj-ka için hazırladığının bu olduğuna delallet eder.Bu açıklamaya İbn Mesud -radıyallahu anh-'ın şu hadisi delalet etmektedir:''Senin olan her ismin ile Senden istiyorum,Nefsini isimlendirdiğin,kitabında indirdiğin,yarattıklarından birine öğrettiğin yahutta Kendi katında sakladığın isim ile istiyorum.''Bu da Allah Azze ve Celle'in kitabında indirmediği isimlerinin olduğuna delalet eder.''O tektir.'':Allah Teâlâ tektir O'nun ortağı yoktur.''Tek olanı sever.'':Amellerde ve taatların çoğunda bunu tercih eder.Bunun için namazı beş vakit olarak farz kılmıştır.Tavafı yedi,bir çok amellerde üç olarak yapmayı hoş görmüştür.Yer yüzünü yedi ve gök yüzünü yedi ve diğerlerini de bu şekilde yaratmıştır.