





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İmrân b. Husayn -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanların en hayırlısı benim asrımda (dönemimde) yaşayanlardır. Sonra onlardan sonra gelenler (Tabiûn), sonra da onlardan sonra gelenlerdir (Tebeu't-tâbiîn). (Hadisi rivayet eden) İmrân -radıyallahu anh- dedi ki: 'Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi asrından sonra iki asır mı yoksa üç asır mı zikretti bilemiyorum. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-sözlerine şöyle devam etti: 'Şüphesiz ki sizden sonra öyle bir topluluk gelecektir ki; hainlik edecekler de kendilerine güvenilmeyecek, kendilerinden şahitlik istenmediği halde şahitlik yapacaklar, adakta bulunacaklar ama adaklarını yerine getirmeyecekler ve kendilerinde şişmanlık baş gösterecektir.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- aynı asırda bir arada yaşayan insan tabakalarının en hayırlısının, kendisinin ve sahabilerinin içinde bulunduğu tabaka (nesil) olduğunu haber vermiştir. Sonra onlardan sonra gelen ve sahabileri görüp Rasulullah'ı görmeyen Müminler (Tabiûn), ardından da onları takip eden Tebe-i Tabiûn neslidir. Hadisi rivayet eden sahabi, Efendimizin bu nesillerden sonra dördüncü asrı zikredip zikretmediği hususunda tereddüt etmiştir. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Şüphesiz onlardan sonra öyle bir topluluk gelecektir ki; hainlik edecekler ve insanlar onlara güvenmeyecektir. Kendilerinden şahitlik istenmeden önce (aceleyle/yalancıktan) şahitliğe kalkışacaklar, adakta bulunacaklar ama adaklarını yerine getirmeyeceklerdir. Yeme ve içmede o kadar aşırıya kaçıp (lüks ve konfora) içinde yaşayacaklardır ki, nihayetinde kendilerinde şişmanlık baş gösterecektir.
Ebû Sa’lebe el-Huşanî Cürsûm b. Nâşir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Muhakkak yüce Allah birtakım farzları farz kılmıştır, onları zayi etmeyin. Birtakım hadler de tespit etmiştir, onları da aşmayın. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onları çiğnemeyin. Bazı şeyler hakkında da unutmaktan dolayı değil de sizin için rahmet olsun diye susmuştur. Onları araştırıp durmayın.»
Dârekutnî Süneni'nde ve başkaları da rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Allah, bazı şeyleri vacip kılmış ve farzlar belirlemiştir. Onlara sarılın, terk ederek veya hafife alarak ihmalkâr davranmayın. Sizin için sınırlar ve engeller koymuştur; bunlar sizi hoşnut olmayacağı şeylerden alıkoyar. Öyleyse şeriatın emrettiğinin ötesine geçmeyin. Bazı şeyleri de haram kılmıştır, onlara yaklaşmayın ve onlarla meşgul olmayın. Bunların dışında kalan şeyleri ise rahmeti gereği (hakkında hüküm vermeyip) sükût etmiştir; bu durumda onlar asıl olan ibaha (mübah oluş) hükmü üzere kalır. Öyleyse onlar hakkında soruşturmayın.
Ebû Muhammed el-Hasen b. Ali b. Ebî Tâlib Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in çok sevdiği torunu şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den şöyle buyurduğunu ezberledim: «Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak.»
Tirmizî ve Nesâî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- söz ve amellerden haram mı helal mi olduğu konusunda şüphe duyduğun şeyi terk etmeyi, helal ve güzel olduğuna kesin olarak inandığın şeye de yönelmeyi emretmiştir.
Ebû Ya'lâ Şeddâd b. Evs -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yüce Allah her şeyde ihsanı (güzel davranmayı) emretmiştir. Öldürürken (dahi) güzel bir şekilde öldürün! Hayvanı keserken de güzel bir şekilde kesin! Biriniz (hayvan keseceğinde) bıçağını bilesin ve hayvanını rahatlatsın!»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah Teâlâ'nın bize her şeyde ihsanı emrettiğini haber vermiştir. İhsan; ibadette, iyilik yapmakta, canlılara eziyet etmemekte her daim Yüce Allah'ın gözetiminde olduğunu bilmektir. Öldürmek ve hayvanı boğazlamak da bu ihsan kapsamındadır. Kısas anında katilin öldürülmesindeki ihsan; öldürülen için en kolay, en hafif ve en hızlı yolu seçmektir. Hayvanı boğazlama esnasındaki ihsan; bıçağı bileyerek kesilecek hayvana şefkat göstermektir. Hayvan bıçağa bakarken gözünün önünde bıçak bilenmez. Diğer hayvanların gözü önünde de hayvan boğazlanmaz.
Ebû Mâlik el-Hâris b. Âsım el-Eş'arî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Temizlik imanın yarısıdır. "Elhamdülillah" mizanı doldurur, “Subhânallâhi velhamdulillâh" bu iki söz -ya da söz- ise yer ile gökler arasını doldurur. Namaz nurdur, sadaka burhandır, sabır aydınlıktır. Kur’an senin ya lehinde ya da aleyhinde delildir. Her insan sabaha çıkar; kimi nefsini azat eder (kurtarır), kimi de onu helake sürükler.»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- zahiri temizliğin abdest ve gusül ile olacağını ve bunun namazın şartı olduğunu haber vermiştir. "Elhamdülillah mizanı doldurur." sözü, Allah Teâlâ'ya bir övgü ve senadır. O'nun kemal sıfatları ile vasfedilmesi kıyamet günü tartılacak ve ameller terazisini dolduracaktır. "Subhânallâhi velhamdulillâh" sözleri, Allah Teâlâ'nın bütün eksik ve noksanlıktan uzak olduğu ve O'nun celaline yakışan kâmil sıfatlara sahip olduğunu ifade eder. Bununla birlikte O'nun sevgisi ve tazim edilmesi yer ile gökler arasını doldurur. "Namaz nurdur" sözü kulun kalbinde, yüzünde, kabrinde ve tekrardan dirildiğinde nur olacağı ifade edilmiştir. "Sadaka burhandır" sözü Müminin imanının samimi olduğuna, bunun karşılığında verilecek olan vaade inanmadığı için ondan yüz çeviren münafıktan farklı olduğuna delildir. "Sabır ışıktır" sabır; nefsi tahammülsüzlük ve öfkeden alıkoymaktır. Bununla birlikte güneş ışığı gibi ısı ve yakıcılık getiren bir ışıktır. Çünkü sabretmek zordur ve nefisle mücadele edip arzuladığı şeylerden onu engellemek gerekir. Sabır sahibi olan kimse nur, hidayet ve hak üzere devam etmektedir. Allah'a itaatte sabır, haramlara düşmemekte sabır ve bu dünyadaki musibetlere ve çeşit çeşit zorluklara sabırdır. "Kur'an lehine hüccettir" sözü, onu okuduğunda ve onunla amel ettiğinde lehine hüccet olur. "Aleyhine hüccettir" sözü onu okumayı ve onunla amel etmeyi terk ettiğinde aleyhine hüccet olur. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bütün insanların uykularından uyandığını ve çeşitli işlerde çalışmak için evlerinden çıkıp koşuşturduklarını haber vermiştir. Onlardan bazısı Allah'a itaat üzere hareket eder ve canını Cehennem'den azat eder. Bazıları da bu şekilde hareket etmeyerek günahlara dalar ve bunlarla helak olup Cehennem'e gider.
Ebû Saîd Sa'd b. Mâlik b. Sinân el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Zarar vermek yoktur, zarara zararla karşılık vermek de yoktur.»
Hadisi İbn Mâce, Dârekutnî ve diğerleri müsned olarak rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimsenin çeşitleri ve tezahürleri ne olursa olsun her türlü zararı kendisinden ve başkalarından uzaklaştırması gerektiğini, dolayısıyla hiç kimsenin ne kendisine ne de başkasına zarar vermesinin caiz olmadığını açıklamıştır. Kişinin gördüğü kötülüğe, kötülükle karşılık vermesi caiz değildir. Haddin aşılmadığı kısas uygulanması haricinde zarar görenin zararı, kendisine kötülük yapana kötülük yaparak ortadan kaldırılmaz.
İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Eğer insanlara sadece iddialarıyla (istedikleri) verilseydi, bazı kimseler başkalarının mallarını ve canlarını (haksız yere) talep ederlerdi. Ancak; delil getirmek iddia sahibine, yemin etmek ise inkâr eden kişiye aittir.»
Beyhakî ve diğerleri böyle rivayet etmiştir, bir kısmı da Sahîheynde'dir (Buhârî ve Müslim)Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanların delil ve kanıt olmaksızın yalnızca iddialarıyla haklı sayılmalarının mümkün olmadığını açıklamıştır. Aksi takdirde, bazı kimseler başkalarının mallarını ve canlarını talep ederdi. Ancak iddia sahibinin, talebini destekleyen bir delil veya kanıt sunması gerekir. Eğer delili yoksa, dava davalıya arz edilir. Davalı bu iddiayı inkâr ederse, yemin eder ve sorumluluktan kurtulur.
Ebû Burde’nin, babası Ebû Mûsâ el-Eşarî -radıyallahu anh-'dan rivayet ettiğine göre: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’yi Yemen’e (vali olarak) göndermişti. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî orada yapılan bazı içecekler hakkında sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- «Bunlar nelerdir?» diye sordu. Ebû Mûsâ: ‘(Biri) el-bit‘ ve (diğeri) el-mizr’dir’ dedi. Ebû Burde’ye «‘el-bit‘» nedir?’ diye sorulduğunda, ‘Bal şarabıdır’ dedi. ‘Mizr ise arpa şarabıdır.’ Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Her sarhoş edici şey haramdır.” Buhârî rivayet etmiştir. Müslim de rivayet etmiş ve lafzı şöyledir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni ve Muâz'ı Yemen'e gönderdi. Ben: Ey Allah'ın Rasûlü! Bizim memleketimizde arpadan yapılan mizr denilen bir içecek ve baldan yapılan bit' denilen bir içecek vardır, dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Her sarhoş edici şey haramdır.» Müslim’in bir rivayetinde ise (şöyle geçmektedir): «Namazdan alıkoyarak sarhoşluk veren her şey haramdır.» Onun başka bir rivayetinde ise şöyle gelmiştir: Rasûlullah’a veciz konuşma bir konuda en son sözü söyleme özelliği verilmiştir ve o, şöyle buyurmuştur: «Ben, namazdan alıkoyan ve sarhoşluk veren her türlü içkiyi yasaklıyorum.»
Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir“Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (Allah ondan razı olsun), Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) onu Yemen’e gönderdiğini ve orada yapılan bazı içeceklerin haram olup olmadığını sorduğunu rivayet eder. Peygamber (s.a.s.) de bu içecekler hakkında bilgi aldı.” Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu Yemen'e gönderdiğini ve orada yapılan bazı içeceklerin haram olup olmadığını sorduğunu haber vermiştir. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu içecekler hakkında daha fazla bilgi almak istemiştir. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bunlar; “Bit’” yani bal şarabı ve “mizr” yani arpa şarabıdır. Kendisine veciz konuşma özelliği verilen Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sarhoşluk veren herşey haramdır.»
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Kim Allah için hacceder de rafesten uzak durur ve büyük günah işlemezse, hacdan annesinden doğduğu günkü gibi (günahsız) olarak döner.»
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah için hacceden kimsenin rafesten, büyük günah ve hatalardan uzak durması gerektiğini beyan etmiştir. Rafes, cinsel ilişki ve buna götürecek bütün söz ve davranışlardır. Ayrıca çirkin söz için de kullanılır. İhram yasaklarını yapmak da bu günahlar kapsamına girer. Bebeğin annesinden günahsız olarak doğduğu gibi, hac yapan kişinin de yaptığı hacdan bağışlanmış bir şekilde döneceğini beyan etmiştir.