





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Mesûd -radıyallahu anh-'dan merfu olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah’ım! Yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir.»
Ahmed rivayet etmiştirİnsanın yapması gereken, dış görünüşünü ve şeklini güzel kıldığı gibi Allah’tan, içini ve insanlığını da güzel kılıp onu güzel ahlâkla rızıklandırmasını istemesidir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Mümin müminin aynasıdır."
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirHadiste benzersiz nebevi bir vasıflandırma, güzel bir teşbih vardır. Müslüman kimsenin kardeşine olan konumu beyan edilmiş ve ona karşı sorumluluğu sınırlandırılmıştır. Ona güzel ahlakı öğretirse onu yapar, kötü ahlaktan da sakındırır ondan da sakınır. Kardeşi o kimse için, kendisini hakiki manada gösteren ayna gibidir. Bu da mümin kardeşine nasihat etmenin farz olduğunun göstergesidir. Eğer kardeşinin bir ayıbını, hatasını görürse onu uyarır. Onu düzeltmesi için kendi aralarında nasihat eder. Çünkü toplum içinde nasihat utandırır.
Benî Mücâşi'in kardeşi İyâd b. Himâr -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün aramızda vaaz verirken şöyle buyurdu ve şu hadisi rivayet etti. Hadis şunları içeriyordu: «Allah Teâlâ, bana alçak gönüllü olun! Öyle ki, bir kimse başka bir kimseye karşı övünmesin, yine bir kimse başka bir kimseye karşı azgınlık yapmasın diye vahyetti.»
Müslim rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerinin olduğu bir yerde kalktı ve bir hutbe verdi. Söyledikleri arasında şunlar da vardı: Allah ona, insanların birbirlerine karşı alçak gönüllü olmaları, yaratılışa karşı kanatlarını indirmeleri ve nazik davranmaları gerektiğini, böylece kimsenin soyu, zenginliği veya başka herhangi bir şey nedeniyle bir başkası üzerinde büyüklük, gurur ve şeref iddiasında bulunmaması ve kimsenin bir başkasına zulmetmemesi veya onu haksız yere aşağılamaması gerektiğini vahyetti.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edilen hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizler insanları mallarınızla memnun edemezsiniz, onları güzel yüz ve güzel huyla hoşnut edersiniz.»
Hâkim rivayet etmiştirBu hadis karşılaşma esnasında güler yüzlü, sıcakkanlı olmaya delalet etmektedir. Aynı zamanda güzel ahlak, iyi geçimlilik, insanlara karşı tatlı dilli olup iyi davranmanın faziletine delalet eder. Her insan bunu yapabilir. Bu ahlak çeşitleri toplumun fertleri arasında muhabbeti artırır ve dostluğu da devamlı kılar.
Muaz b. Cebel -radıyallahu anh-'den merfu olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Ademoğlu Allah'ı zikretmekten başka kendisini Allah'ın azabından daha çok kurtarıcı olan bir amel işlememiştir."
İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir - Taberânî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Mâlik rivayet etmiştirAllah Teâlâ, Mümin kullarına onları cennete sokacak ve ateşten koruyacak tüm sebepleri hazırlayıp sunmuştur. Bunlardan bir tanesi de Allah'ı Teâlâ'yı zikretmektir. Bu hadis Allah'ı zikretmenin faziletine, dünya ve ahiret korkularından ve ateşten kurtulmak için bir sebep olduğuna delildir. Bu husus Allah'ı zikretmenin en büyük faziletlerinden biridir.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-’dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre Allah rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim kendini büyük görürse ve yürüyüşünde böbürlenirse huzuru ilâhiye Allah kendisine gazaplı olduğu halde çıkar.»
Hâkim rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirHadis, büyüklenmenin ve kibirlenmenin kınandığına delalet etmektedir. Bu gururlanmak ve büyüklük taslamak (kişinin) böbürlenerek yürüyüşünde, giydiği kıyafetlerinde, konuşmasında ve bütün işlerinde ortaya çıkar (görünür). Kim böyle kibirli ise, kendisinin başkalarının hak ettiğinden daha üstün olduğunu ve büyük görülmeyi hak ettiğine inanıyor ise, huzuru ilâhiye Allah kendisine gazaplı olduğu halde çıkar.
Sevbân -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bir Müslüman, hasta bir Müslüman kardeşini ziyarete gittiğinde, dönünceye kadar cennet hurfesi içindedir.» Ey Allah’ın elçisi, cennet hurfesi nedir? dediler. Rasûl–i Ekrem; «Cennet yemişidir.» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirSevban –radıyallahu anh-’ın hadisinde Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-, bir Müslüman, bir Müslüman kardeşini ziyarete gittiğinde, yani hastayken ziyaret ettiğinde cennet hurfesi içindedir. Ey Allah’ın elçisi, cennet hurfesi nedir? dediler. Yani o hastanın yanında oturduğu müddetçe cennet meyvelerinden koparır, buyurdu. Hasta ziyaret edenin topladığı sevabı meyve toplayanın elde edeceği şeye benzetmiştir. Burada kastın yol olduğu söylenmiştir. Manası hasta ziyaretinde bulunan kendini cennete götürecek yolda yürüyor. Birinci tefsir/açıklama daha evladır. Hastanın yanında oturmak kişilere ve durumlara göre değişir. Hastanın yanında oturmak istenilen bir şey olabilir de, olmayabilir de. Eğer hastanın bu adamla oturmaktan hoşlandığı bilinirse onun yanında uzun kalması gerekir. En doğru olan yanında uzun kalmasıdır. Eğer hasta, ziyaretçinin ziyareti kısa tutmasını seviyorsa yanında uzun kalmaz. Her yere göre söylenecek söz vardır.
Sehl b. Sa'd Es-Sâidî -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e içecek bir şey getirdiler, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e içecek bir şey getirdiler, o da ondan içti. Sağında da bir çocuk vardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- çocuğa: “Bana, bunlara vermem için izin verir misin?” diye sordu. Çocuk: “ Hayır! Vallahi senden gelen nasibime kimseyi tercih edemem! Dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu çocuğun eline bıraktı.” Tellehu ifadesinin anlamı koydu, (eline bıraktı) anlamındadır. Hadiste zikri geçen çocuk; Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-’dır.
Muttefekun AleyhHadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in içeceği, çocuktan önce yaşlılara vermek için çocuktan izin alması hususu vardır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, çocuktan izin almayı sadece yaşlıların kalplerini kaynaştırmak ve onlara olan sevgisini ve saygısını göstermek için yapmıştı. Eğer sünnette bunu yasaklayan bir şey yoksa durum böyledir. Bu hadis, ikram etme hususunda ikram eden kimseye göre onun sağında olan kimsenin öncelikli hak sahibi olduğunu içermektedir. İkram eden kimsenin sağında bulunan kimseden izin alması gerekmemektedir. Ancak izin almasında da bir beis yoktur. Şayet ikram, dini bir fayda ve uhrevî bir fazilet içeriyorsa ikramın sol taraftakine verilmesine izin vermemesi gerekir.
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: ’’Sizden hiç kimse, ölümü temenni etmesin. Çünkü o, eğer iyi bir kimse ise belki iyiliklerini daha da arttırır. Eğer kötü biriyse o zaman da belki tevbe eder de Allah’ın rızasını kazanır.’’ Muttefakun aleyh. Bu lafızla Buharî rivayet etmiştir. Müslim’in rivayetinde Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Sizden hiç kimse, ölümü temenni etmesin ve vadesi dolmadan önce ölmek için dua etmesin. Çünkü o, öldüğünde amel etme imkânı kalmayacaktır. Ayrıca ömrü, mü’minin sadece hayrını artırır."
Muttefekun AleyhRasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in şu buyruğu: ’’Sizden hiç kimse, ölümü temenni etmesin.’’ Buradaki yasaklama haram olduğu içindir. Çünkü ölümü istemekle Allah’ın kaderine razı olmamak vardır. Mü'min, üzerine düşen, başına bir sıkıntı, kötülük geldiği zaman sabretmektir. Eğer bu sıkıntı, kötülüğe sabrederse iki şeye nail olur: Birincisi: Günahların bağışlanmasıdır. İnsanın başına üzüntü, keder, eziyet ve herhangi bir şey gelmesin ki bu da günahlarına kefaret olmasın. Hatta bir yerine diken batması bile günahlara kefarettir. İkincisi: Başına bir şey geldiğinde sabredip ecrini Allah’tan bekleyip ve Allah’ın rızasını istemeye muvaffak kılınırsa sevap alır. Ama ölümü temenni ediyor olması, Allah’ın kaderine sabretmediğinin ve razı olmadığının delilidir. Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- eğer iyi bir kimse ise hayatının kalan kısmında salih amellerini daha da arttırır duruma geleceğini açıklamıştır. Mü'min kötü ve eziyetli (bir hal üzere) kalsa dahi belki de sevapları artacaktır. Veyahut kötü biriyse, kötü ameller yaptıysa, o zaman da belki tövbe eder de Allah’tan özrünü kabul etmesini ve rızasını ister. Günahlarından tövbe eder ve bu hal üzere ölmüş olur. Çünkü bütün işler önceden belirlenmiştir, sabredip ecrini Allah’tan bekler, çünkü bu durumun sürekliliği imkânsızdır. Ölümü temenni edip bunun için dua etmenin yasaklanmasında, amelin ölüm ile kesileceğine işaret vardır. Çünkü hayat da amel için sebeptir. Amelle birlikte sevaplar artar, amel olmasa bile sadece tevhid üzere yaşamak bile amel olarak yeter. Çünkü tevhid amellerin en üstünüdür. Bunun zıttı olarak Allah Teâlâ’ya imandan dönmek gibi bir şey olabilmesi söz konusudur. Bu da nadir olan bir şeydir. İmanın şenliği kalbe karıştığı zaman, onu kimse kötü gösteremez. Nadir de olsa, iman kalbe yerleştikten sonra dinden dönme vuku bulmuştur. Allah’ın geçmişi bilmesinde bir kişi için kötü son var ise, ömrü uzun da olsa kısa da olsa mutlaka olacaktır. Ölümün bir an önce gelmesini istemekte onun için bir hayır yoktur. Hadiste iyilik yapanın iyiliğine teşvik vardır. Kötü birinin kötülüğünden sakındırma vardır. Sanki o şöyle diyor; kim iyi biriyse ölümü temenni etmeyi bıraksın, iyiliğine ve daha fazla iyilik istemeye devam etsin. Kim de kötü biriyse, ölümü temenni etmeyi terk etsin, kötülük üzere ölmemek için kötülükten vazgeçsin, böyle olursa tehlike de olur.