





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Muhammed Abdullah İbn Amr İbn Âs -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kırk iyilik vardır. Bunların en üstünü, birisine sağıp sütünden faydalanması için ödünç olarak sütlü bir keçi vermektir. Kim, sevabını umarak ve mükâfatını Allah’ın vereceğine inanarak bu kırk hayırdan birini işlerse, Allah Teâlâ onu bu sebeple cennete koyar.»
Buhârî rivayet etmiştirNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetini hayır yapmaları için teşvik etmiş, sayı belirterek kırk ifadesini kullanmıştır. Bir haslet dışındakileri gizli tuttu, o da en üstün olanı, insanın koyunları olur ve fakir birine sütünden faydalanması için bir koyun vermesiyledir. İhtiyacını karşıladıktan sonra onu sahibine geri verir. Böylece bilinsin ki; bu ameller insanların hayırlı amellerde yarışmaları için kolay kılınmıştır ve pek çoktur.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kıyamet zamanı yaklaşınca Mümin kimsenin rüyası; hiç yalan çıkmayacaktır. Mümin kimsenin rüyası peygamberliğin kırk altıda biridir.» Bir rivayette ise; «Rüya bakımından en doğru olanınız, anlattıkları bakımından en doğru olanınızdır.»
Muttefekun AleyhHadisin Manası: Ahir zamanda mümin kimsenin gördüğü rüyalar sadık bir rüya olacaktır. Vuku bulmuş yahut bulacak olaylar, görülen rüyalarla örtüşecektir. Bu rüyalar işaret ettiği olayın meydana gelmesi bakımından peygamberlik vahyine benzemiş olacaktır. «Mümin kimsenin rüyası peygamberliğin kırk altıda biridir.» Rüya peygamberlik ilminin kısımlarından birisidir. Zira peygamberlerin ilminde gayb ve nübüvvet ilmi vardır. Peygamberlik sonra ermiş olsa da geriye bıraktıkları ilim bakidir. Kırk altı sayısının özel olarak zikredilmesinin sebebi şudur: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bir çok rivayete göre atmış üç yaşında vefat etmiştir. Peygamberlik süresi ise yirmi üç sene olmuştur. Neticesinde kırk yaşında peygamber olmuştur. Peygamberlikten önce altı ay süresince sabahın parlaklığı gibi çok açık ve net salih rüyalar görmüştür. Ardından uyanık halde iken melek kendisine gelmiş ve onu bu hal üzere görmüştür. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e altı ay rüya vasıtasıyla gelen vahiy, O’nun yirmi üç yıllık peygamberlik süresi içinde kırk altıda birine tekabül etmektedir. «Rüya bakımından en doğru olanınız, anlattıkları bakımından en doğru olanınızdır.» Bir kimse Allah’a yakın ve konuştukları da doğru ise, gördüğü rüyaları da genellikle sadık olur. İmam Buhârî’nin naklettiği bir rivayette şöyle buyrulmuştur: “Güzel rüya salih kimse tarafından görülür.” Doğru konuşmayan, gizli ve açık günahlar işleyen kimsenin gördükleri, şeytanın etkisi ile görülen rüyalar kabilindendir. İbnu'l-Kayyim –rahimehullah- şöyle demektedir: “Sadık rüya görmek isteyen kimse, doğru sözlü olmaya ve helal lokma yemeye, emir ve yasaklara riayet etmeye dikkat etsin. Abdestli ve temiz olarak yatağa girsin, kıbleye doğru yönelip, uykusu gelinceye dek Allah’ı zikretsin. Durumu böyle olan kimsenin rüyası asla yalan olmaz.”
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh'den- merfu olarak rivayet edilen bir hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsan sabahlayınca, bütün organları dile başvurur ve (adeta ononun önünde boyun bükerek) şöyle derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah’tan kork. Biz ancak senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz, sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilir, yoldan çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz.»
Tirmizî rivayet etmiştirHadisin manası: Bedenin diğer azaları dile itaat edip boyun eğmektedirler. Dile tabi olmuşlardır. Bundan dolayı İnsan sabahlayınca, bütün organları dile başvurur ve (adeta ona) şöyle derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah’tan kork. Biz, sana bağlıyız. Dil, sahibine tehlikeli olması bakımından en sıkıntılı organdır. Eğer o istikamet üzere olursa, diğer azalarda istikamet üzere olur. Diğer amelleri de düzgün olur. Eğer istikamet üzere olmazsa diğer azaları da istikamet üzere olmaz. Böylece diğer amelleri de fasit olur. Enes –radıyallahu anh-’dan rivayet edilen hadiste Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kalbi istikamet üzere olmayan kişinin imanı istikamet üzere olmaz. Dili de istikamet üzere olmayan kişinin kalbi istikamet üzere olmaz.» Dilin tehlikesini delalet eden birçok hadis bulunmaktadır. Dil, ya sahibinin saadetine ya da cezaya çarptırılmasına sebep olur. Kim onu Allah’a itaatte kullanırsa dünya ve ahirette o kimsenin mutluluğu olur. Kim de dilini Allah’ın razı olmadığı şeylerde başı boş bırakırsa dünya ve ahrette hüsranı olur. Mirkatul Mefatih Şerh Mişkatul Mesabih lil-Kâri (7/3040)
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Dünya Müminin zindanı, kâfirin Cennet'idir.»
Müslim rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Mümin için bu dünya hayatı, emredileni yapmak ve haram kılınandan sakınmak gibi dini yükümlülüklere bağlılığı nedeniyle bir hapishane gibidir. Ölümüyle birlikte bu hapishaneden kurtulur ve Allah Teâlâ'nın onun için hazırladığı ebedi nimetlere kavuşur. Kâfir için ise bu dünya Cennet gibidir; çünkü orada ne isterse onu yapar, hevesinin emrettiği şeyleri yapar. Ölümüyle birlikte ise Allah Teâlâ'nın Kıyamet Günü'nde onun için hazırladığı ebedi azaba uğramış olur.
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Nebî -salallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:"Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onun derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah'ın gazabını gerektiren bir sözü hiç önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu bu sözü sebebiyle cehennemin dibine atar.''Ebû Abdurrahman Bilâl İbni'l-Hâris el-Müzeni radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:"Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü söyler, fakat onunla Allah'ın rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez. Hâlbuki Allah, o söz sebebiyle, kendisine kavuştuğu kıyamet gününe kadar o kimseden hoşnut olur. Yine bir kul da Allah'ın gazabını gerektiren bir söz söyler fakat o sözün kendisini Allah'ın gazabına çarptıracağını düşünmez. Oysa Allah, o kimseye o kötü söz sebebiyle kendisine kavuşacağı kıyamet gününe kadar gazap eder."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Buhârî rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Mâlik rivayet etmiştirKul,nasihat,irşad ve öğretmek gibi Allah Teâlâ'nın razı olduğu ve sevdiği bir söz söyler fakat onunla Allah Teâlâ'nın rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez.Allah onun derecesini yüceltir.Keza gıybet,koğuculuk ve iftira gibi Allah'ı gazaplandıracak bir söz söyler bunun sebebiyle kıyamet günü cehenneme düşer.
“Ebû Umâme radıyallahu anhu’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanların Allah katında en evlâ olanları, selâm vermeye ilk başlayanlardır.” Tirmizî’nin Ebû Umâme radıyallahu anhu’den rivayetine göre: Allah Rasulüne, iki kişi birbirleriyle karşılaşınca onlardan hangisi daha önce selâm verir? diye soruldu. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de: “Allah Teâlâ’ya en evlâ olan” buyurdu.
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirİnsanların en hayırlısı ve itaat etmek bakımından Allah Teâlâ’ya en yakın olanı kardeşlerine ilk önce selam veren kimsedir. Çünkü bu kimse böyle davranarak Allah Teâlâ’nın katında bulunanları arzulayarak itaat etmek hususunda erken davranmıştır. Böylece insanların en makbulü ve Allah’a en çok itaat edeni sayılmıştır.
Câbir –radıyallahu anh-’tan rivayet edilmiştir: Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i: «Geceleyin öyle bir zaman vardır ki, Müslüman bir kimse o zamana rastlayıp Allah’tan dünya ve ahirete dair hayırlı bir şey dilerse, Allah ona dilediğini verir. Bu her gece böyledir.» buyururken dinledim.
Müslim rivayet etmiştirHer gece duanın icabet edildiği bir vakit vardır. Müslüman bir kimse o zamana rastlayıp Allah’tan dünya ve ahirete dair hayırlı bir şey dilerse, Allah ona dilediğini verir.
Ebu Hureyre –radıyallahu anh- dedi ki: "Ben Suffe Ehli’nden yetmiş kişiyi gördüm. Hiçbirinin üzerinde bütün vücudunu örten bir elbise yoktu. Ya belden aşağı giyilen bir izâr ya da belden yukarı giyilen bir ridâları vardı. Elbiselerini boyunlarına bağlarlardı. Bunların bir kısmı baldırlarının yarısına, bir kısmı da topuk kemiklerine erişirdi de avret yerleri görülmesin diye elbiselerini elleriyle toplarlardı."
Buhârî rivayet etmiştirSuffe Ehli, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in fakir olan muhacir sahabeleridir. Mekke’deki yurtlarını ve mallarını terk edip, Medine’ye hicret etmişlerdir. Hâlbuki Mekke kendilerine her yerden daha sevimliydi. Suffe Ehli’nin sayısı yetmiş kişiden fazlaydı. Suffe Mescid-i Nebevî’nin son kısmında yer alan üstü kapalı bir yer olup, fakir olan muhacir sahabeler gölgesinde uyurlardı. Ebu Hureyre -radıyallahu anh- bizlere onların üzerlerinde bulunan yaz-kış giydikleri elbiseleri anlatıyor. Zira kendisine Suffe Ehli’nden sayılırdı. “Hiçbirinin üzerinde bütün vücudunu örten bir elbise yoktu. Ya belden aşağı giyilen bir izâr ya da belden yukarı giyilen bir ridâları vardı.” Üzerlerine ridâ giymek için muhakkak alt kısımlarına izâr giymek zorundaydılar. Kendisine ridâ denilen elbiseye bugün el-Bedle denilmektedir. Ridâ adlı elbiseye hulletun da denilmektedir. Ebu Hureyre -radıyallahu anh- onların bu elbiseyi bulamadıklarını, sadece boyunlarından aşağıya saldıkları entariye benzer bir şeyle bedenlerini örttüklerini aktarmaktadır. Devamla Ebu Hureyre -radıyallahu anh- şöyle demiştir: “Elbiselerini boyunlarına bağlarlardı.” Küçük çocukların boyunlarına bağlandığı gibi onlar da elbiselerini boyunlarına bağlarlardı. Böyle yaparlardı çünkü ellerindeki elbiselerden bedenlerine göre dikilecek yeterli bir kumaş çıkmıyordu. Elbiselerinin bir kısmını boyunlarına bağlayarak tutuyorlardı. “Bunların bir kısmı baldırlarının yarısına erişirdi.” Yani kimilerinin elbiseleri omuzlarından baldırlarının yarısına kadar ulaşıyordu. “Bir kısmı da topuk kemiklerine erişirdi de avret yerleri görülmesin diye elbiselerini elleriyle toplarlardı." Yani namaz kılarlarken elbiselerini kendileri toplarlardı. Bunu rüku ve secde halinde avret yerleri açılmasın diye yaparlardı. İşte sahabelerin durumu bu şekildeydi. Hayatlarını fakirlik üzere sürdürmüşler, dünya ve süsüne aldırış etmemişlerdir. Dünya ayaklarının altlarına serilse bile onunla meşgul olmamışlardır. Kanaat ve züht içinde yaşamışlar ve böylece dünyadan ayrılmışlardır.
Abdullah bin Mes'ud -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre bir adam bir kadını öptü. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek böyle yaptığını haber verdi: -Bunun üzerine Allah Teâlâ şu âyeti indirdi: "Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın vakitlerinde namaz kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir." (Hud Suresi, 114.) Bunun üzerine adam "Bu bana özel midir?" diye sordu. Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Ümmetimden her kimse için.» diye buyurdu.
Muttefekun AleyhAbdullah bin Mes'ud -radıyallahu anh- anlatıyor: " Ebu'l-Yusr adında bir adam Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek kendisine haram olan bir kadını öptüğünü haber verir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek yaptığını haber verir ve yaptığından son derece pişman olduğunu ifade eder. Bunun üzerine Yüce Allah, bu sahabe ile ilgili şu ayeti kerimeyi indirir. "Gündüzün iki tarafında namazı ikame et." Bu namazlar sabah, öğlen ve ikindi namazlarıdır. "Gecenin (gündüze) yakın vakitlerinde namaz kıl." Yani gecenin ilk vaktinde kılınan akşam ve yatsı namazlarını da ikame et. "Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir." Yani gün içinde kılınan beş vakit namaz işlenen küçük günahlara kefaret olur. Bunun üzerine adam "Bu bana özel midir?" diye sorar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Ümmetimden her kimse için.» diye buyurur. Yani beş vakit namaz bütün ümmetin küçük günahlarına kefarettir.