





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Umâme -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Bir adam; "Ey Allah’ın Rasûlü! Bana seyahat etmem için izin verir misin?" dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ümmetimin seyahati Allah Azze ve Celle yolunda cihad etmektir.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirBu hadiste ibadetlerin tevkifi yani belirlenmiş değişmez olduğuna delil vardır. Müslüman’ın hanif olan şeraitin belirlemiş olduğu şeklin ve keyfiyetin dışında ibadet yapması caiz değildir. Bunun için Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ibadet için yeryüzünde dolaşmayı isteyen adama ki bu Hıristiyanların yaptıkları iştir, yeryüzünde gezmek orada İslamı yaymak içindir. İslam ehlinin gezmesi, Allah’ın dininin yüce olması için ve Allah yolunda yapılan cihaddır.
Ebu Mes’ûd -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e dizginlenmiş (yularlı) bir deve ile geldi ve; “Bu deve Allah yolunda (cihad için) dir.” dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-; «Bu deve karşılığında kıyamet günü sana yedi yüz deve vardır ve bunların her biri de dizginli (yularlı) dir.» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirÖzellikle savaşta yardımcı olacak at, deve ve benzeri hususlarda Allah yolunda infak etmeye teşvik eden bir hadistir. Allah -Azze ve Celle- buna karşılık yedi yüz kat sevap ve iyilik verir.
Âişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza tekbirle başlar, kıraate de "Elhamdulillahi Rabbi'l-Alemin" ile başlardı. Rüku ettiğinde başını eğmez ve dikmezdi de ancak ikisinin arasında tutardı. Rükudan başını doğrulttuğunda sırtı dimdik olmadan secdeye gitmezdi. Başını secdeden kaldırdığında sırtı dümdüz olmadan secdeye gitmezdi. Her iki rekâtta tahiyyatı okur, sol ayağının üzerine oturur ve sağ ayağını dikerdi. O şeytanın arkası üzerine (makatı) oturmasını ve adamın kollarını yırtıcı hayvanlar gibi yere yapıştırmasını yasaklardı. Namazı selamla bitirirdi.
Müslim rivayet etmiştirBu hadiste Âişe -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in namazı vasfederek, onun namaz kılma şeklini ilmi ulaştırmak ve sünneti yaymak gayesi ile nakletmiştir. Namaza "Tekbiratul İhram" ile başlar, Allahu Ekber derdi. Kıraate başı "Elhamdulillahi Rabbi'l-Alemin" olan Fatiha suresiyle başlardı. Kıyamdan sonra rüku ettiğinde başını ne eğer, ne de dikerdi. Düz ve ortada tutardı. Rükudan doğrulduğunda secde etmeden önce sırtı dimdik olurdu. Başını secdeden kaldırdığında sırtı dümdüz olmadan secdeye gitmezdi. Her iki rekatta oturduğunda “Selamlar, dualar ve bütün güzel şeyler…” diye Tahiyyatı sonuna kadar okurdu. Oturduğunda sol ayağının üzerine oturur ve sağ ayağını dikerdi. Namaz kıldığı esnada namaz kılan kimseyi şeytanın oturduğu gibi oturmasını yasaklardı. O oturuş, ayaklarını yere koyar, kalçası üzerine oturur ya da ayaklarını diker. Sonra da kalçalarını o ikisinin arasına yere koymasıdır. Bu her iki oturuş da yasaklanmıştır. Aynı şekilde namaz kılan kişinin secdede yırtıcı hayvan gibi kollarını yere yapıştırmasını da yasaklamıştır. Namaza başlarken Allah’ı tazim ettiği ve tekbir getirdiği gibi namazı bitirirken de hazır bulunan meleklere, namaz kılanlara ve öncesiyle sonrasıyla bütün salih kullara selam vermiştir. Aynı zamanda namaz kılan kimsenin genel olarak yaptığı dualarda bunu unutmaması gerekir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- bir keresinde Sabit -radıyallahu anh-'a: "Senin üzerine Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-'in rukyesini okuyayım mı?" diye sordu. Sabit de "Oku!" dedi. Bunun üzerine Enes b. Mâlik şu rukyeyi okudu: «Allah'ım! Sen insanların Rabbisin! Sıkıntıyı giderensin! Şifa ihsan et. Zira sen eş-Şâfi'sin/şifa vericisin. Senden başka şifa verecek olan hiçbir kimse yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın.»
Buhârî rivayet etmiştirEnes b. Mâlik -radıyallahu anh- bir keresinde Sabit el-Bunanî'yi çağırarak; "Senin üzerine Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-'in rukyesini okuyayım mı?" diye sordu. Hastalığın gitmesi, acısının dinmesi ve şifa verdikten sonra tekrardan hastalığın gelmemesi için Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbine çokça dua ve niyaz ederdi. Alimler şu üç şartın bir araya gelmesi halinde rukye yapmanın caiz olduğunu belirtmektedir: 1- Rukye yüce Allah'ın kelamı yahut isim ve sıfatları ile okunmalı 2- Arapça yahut manası anlaşılır kelimelerle olmalı. Hadislerde gelen lafızlarla olması müstehaptır. 3- Tesir'in rukye ile değil, yüce Allah'ın takdiri ile hasıl olduğuna inanılması.
Osman b. Affân -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i benim şu abdestime benzer şekilde abdest alırken gördüm. Sonra da şöyle demiştir: “Bir kimse bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları bağışlanır. Onun namazı ve mescide kadar yürümesi de nafile sayılır.”
Müslim rivayet etmiştirBu hadis Osman b. Affân -radıyallahu anh-'ın tam meşru bir şekilde abdest aldığını açıklamaktadır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i kendisinin abdest aldığı şekilde abdest alırken gördüğünü zikretmiştir. Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle haber vermiştir: Kim bu şekilde abdest alırsa Allah Teâlâ o kimseye lütufta bulunur ve Allah'a karşı işlenmiş olan küçük günahları bağışlar. Namazı ve mescide gitmesi günahlarının bağışlanmasından başka ziyade ecir olur. İşaret edilen bu abdest alma şekli Osman -radıyallahu anh'ın azatlı kölesi Humra'dan şöyle rivayet edilmiştir: Osman'ı bir kap isterken görmüştür. Daha sonra ellerine üç kez su dökmüş ve onları yıkamıştır. Sonra sağ elini kabın içine sokmuş ordan aldığı su ile ağzını çalkalamış ve burnuna su çekip sümkürmüştür. Sonra yüzünü ve ellerini dirseklerine kadar üç kere yıkamıştır. Sonra başını mesh etmiş sonrada ayaklarını üç kez yıkamıştır.
Cundub b. Süfyan el-Becelî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin.”
Ahmed rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştirBu hadis sabah namazının faziletini açıklamaktadır. Sabah namazını kılan Allah’ın himayesindedir. Yani: O'nun korumasında, gözetiminde ve sorumluluğunda, emanetindedir. Ebû Nuaym'in Mustahrecindeki rivayette (2/252) Hadis no:1467 (cemaatle kılınan) ibaresi bulunmaktadır. Sonra insanı böyle bir özelliğe sahip kimseye zarar vermekten sakındırmıştır. Uyarıp sakındırarak şöyle hitap etmiştir: Allah seni muhafazasında olan kimseye eziyet vermenden dolayı hesaba çekmesin. Şüphesiz ki bu, Allah Teâlâ'nın cezasının ve ateşe girmenin sebebidir. Bundan Allah'a sığınırız. Yada " Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin.” sözünün manası: Sabah namazında gevşek davranmayın. Öncelikle kötü bir amel işlemiş olursunuz. Bundan dolayı Allah Teâlâ kendisi ile vadettiği şeyden sizi hesaba çeker. Buda sabah namazının gündüz namazları için anahtar konumunda olduğuna delalet eder. Bilakis gündüz yapılan amellerin tamamı için anahtar konumundadır. Şüphesiz ki sabah namazı Allah ile yapılmış anlaşma gibidir. Kul Rab -azze ve celle-'nin emrine boyun eğip yasaklarından sakınıp ibadet eder.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz, bir tek elbise içinde, omuzlarında o elbiseden bir şey bulunmadığı (açık) halde namaz kılmasın.»
Muttefekun AleyhNamaz kılan bir kişiden istenilen şey, onun en güzel hal üzere olmasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Ey Âdemoğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin!" Çünkü krallarla, saygın insanlarla ve yöneticilerle karşılaşmak insanın en mükemmel hal ve güzel şekil üzere olmasını gerektirir. Peki kralların sahibi ve efendilerin efendisinin huzuruna çıkmak neyi gerektirir? Bunun için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılan kişiyi omuzlarını ya da tek bir omzunu örtecek şey bulduğu halde iki omzu açık namaz kılmamaya teşvik etmiş ve iki omzu da açık bir halde Allah'ın huzuruna durup münacaatta bulunan kişinin namaz kılmasını yasaklamıştır.
Mâlik b. Huveyris -radıyallahu anh'tan- rivayet edildiğine göre; "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- (namaz için) tekbir aldığı zaman ellerini kulakları hizasına varıncaya kadar kaldırırdı. Rükû yaptığı zaman da ellerini kulakları hizasına varıncaya kadar kaldırırdı. Başını rükûdan kaldırdığı zaman; «Semiallahu limen hamideh» der ve aynısını yapardı."
Müslim rivayet etmiştirMâlik b. Huveyris Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in; ''Tekbir aldığı zaman ellerini kulakları hizasına varıncaya kadar kaldırdığını'' haber veriyor. Başlangıç tekbirini aldığı zaman ellerini kulakları hizasına kadar kaldırırdı. Başka bir rivayette, ''Kulaklarının üst kısmı hizasına gelene kadar kaldırırdı.'' şeklindedir. Furû' el-uzun, kulakların üst kısmı demektir. İbn Ömer -radıyallahu anhuma- hadisinde, ''Omuzları hizasına gelene kadar ellerini kaldırırdı'' şeklindedir. Yani omuzlarının tam karşısına ve tam hizasına gelene kadar. Bu üç rivayette, birincisinde, ellerini kulakları hizasına gelene kadar kaldırırdı. İkincisinde, ellerini kulaklarının üst tarafına gelecek şekilde kaldırırdı. Ücüncüsünde, ellerini omuzları hizasına gelene kadar kaldırırdı. Kişi bunlardan birini seçme konusunda özgürdür ve ellerini omzu hizasına kaldırıp parmak uçları kulaklarının üst kısmı hizasına gelir. İki baş parmağı da kulak memeleri hizasına ve avuç içleri omuz hizasına gelecek şekilde ellerini kaldırır. ''Tekbir aldığı zaman ellerini kaldırırdı'' sözü, yani ellerini tekbir alırken kaldırırdı demektir. Müslim'deki rivayette; ''Ellerini kaldırır sonra da tekbir alır'' şeklindedir. Başka bir rivayette: ''Tekbir aldı sonra ellerini kaldırdı'' Başlama tekbirini alırken yapılan ellerini kaldırma uygulamasının üç şekli bunlardır. Bunun üzerine, bu sünnet çeşitli uygulama şekilleriyle gelmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gelen sünnete uygun hareket etmek için bunların her bir çeşidiyle amel edilir. ''Rükûya gittiği zaman kulakları hizasına gelene kadar ellerini kaldırdı.'' Yani rükû etmeye başladığı zaman kulakları hizasına gelene kadar ellerini kaldırdı. Bu da elleri kaldırmanın sünnet olduğu ikinci yerdir. ''Başını rükûdan kaldırdığı zaman Semialahu limen hamideh" dedi. Yani, rükûdan başını kaldırmaya başladığı zaman ''Semiallahu limen hamideh'' dedi. Bu zikir, namazın farzlarındandır. ''Daha önce yaptığı gibi böyle yaptı.'' Yani, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tekbir aldığı zaman yaptığı gibi yaptı. Ellerini kulakları hizasına gelene kadar kaldırdı. Burası da namazda ellerin kaldırılmasının sünnet olduğu üçüncü yerdir. Bu üç yer, namazda ellerin kaldırılmasının sünnet olduğu yerlerdir. Dördüncüsü: Üç ya da dört rekâtlı namazlarda birinci teşehhüdden kalkarken ellerin aynı şekilde kaldırılmasıdır.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle demiştir: “Bir erkek ikinci bir evliliği bakire biriyle yaparsa onun, o bakirenin yanında yedi gün kalması sonra günlerini taksim etmesidir. İkinci evliliği dul bir kadınla yaparsa o dulun yanında üç gün süreyle kalması sonra da günlerini taksim etmesi sünnettendir.” Ebû Kılâbe şöyle demiştir: İstesem Enes -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den merfû olarak rivayet etti de derim.
Muttefekun AleyhBu hadis Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sabit olan bir sünneti açıklamaktadır. Bir kimse hanımının üzerine bir yada daha fazla evlilik yaparsa, bu yeni hanımı şayet bakire ise yanında yedi gece kalır. Sonrada günlerini hanımları arasında taksim eder. Eğer yeni evlendiği hanımı dul ise üç gece onun yanında kalır. Sonra da diğer hanımları arasında günlerini taksim eder. Bakire ile dul arasındaki bu farklılık; bakire kendisine ülfet gösterecek, utangaçlığını, yanlızlığı giderek kimseye daha çok ihtiyaç duyar. Çünkü daha yeni evlenmiştir. Ancak dul bunlara daha az ihtiyaç duyar. Çünkü erkeğin bakireye olan arzusu dula göre daha çoktur. Şarî (Allah Teâlâ) o erkeğe bu müddeti vermiştir ki arzusunu gidersin ve nefsini rahatlatsın.