





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbn Abbâs'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Biribirleri ile taş ve kamçı ile dövüşen bir topluluk içersinde kim tarafından ve nasıl öldürüldüğü bilinmeyen bir ölü bulunsa, onun diyeti hatâen öldürmenin diyetidir. Teammüden öldürülen kişi için ellerinin kısas (için bağlanmas) ı vardır. Onunla kısas arasına giren Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirBu hadis bir topluluk arasında birbirlerine bir şey atarken yada kalabalık gibi belirsiz bir sebebten dolayı bir kimse öldürülüp, katilinin kim olduğu bilinmiyorsa bu kimsenin öldürülmesi hata olan öldürme olarak kabul edildiğini ifade eder. Beytülmal'dan hata ile öldürme olarak diyeti karşılanır. Kim kasıtlı öldürürse elleri bağlanır. Yani kendi nefsini kısasa teslim etmesi gerekir yada nefsini kısasla öldürülmeye hükmeder. Burada kendisi yerine el mecaz olarak kullanılmıştır. Yada manası elinin yaptığı amel olan öldürmeden dolayı kısas gerekli olur. Kısas ele mecaz olarak izafe edilmiştir. Her kimde katil ile kısasın arasına maktulun akrabaları kısası istediği halde onları kısastan vazgeçirmek adına girişimde bulunursa, kendini Allah'ın lanetine sunmuş olur. Allah Teâlâ suçunun azametinden dolayı onun tövbesini, yapmış olduğu farzları ve nafileleri kabul etmez.
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "İşte şu ve şu, yâni serçe ile baş parmak (diyet hususunda) eşittir."
Buhârî rivayet etmiştirİki elde on parmak vardır, cani kimse bir parmağı kestiğinde deve olarak verilen diyetin onda biri gerekir. Bu parmaklar arasında bir fark yoktur. Küçük olan serçe parmak ile bir şeyi tutarken yada alırken kullanılan büyük başparmak arasında bir fark yoktur. Diyetin miktarı hususunda her ikiside eşittir. Eldeki on parmağın toplamı tam bir diyeti gerekli kılar. Farklı olsalar dahi ayaklar, eller ve parmaklar gibidir. Bunlardan her birinin bir işlevi vardır diğer parmak onun görevini yapamaz. Ancak diyetleri eşittir. Allah Teâlâ hikmet sahibi ve herşeyden haberdardır.
Abdullah b. Amr -radıyallahu anhuma-'dan- rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bir kimse, (ehil olmadığı) halde tabiplik yapmaya kalkar (ve hastaya zarar verirse), sorumludur."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirKim, ilmi olmadığı halde tabiblik iddiasında bulunup, insanları kandırıp onları tedavi etmeye kalkarsa ve tedavi ettiği hastayı öldürürse, o kimse sorumludur. Çünkü o insanları kandırarak ve bilmediği şeyi yaparak cana kastedmiştir. Hastayı tedavi eden haddini aşıp hastayının ölmesine sebebiyet veriyorsa bundan sorumlu olduğunda hiç bir hilaf yoktur. Bilmediği halde öğrenmek yada yaparak deneyim kazanmak için yapan kimsede haddi aşan kimsedir. Eğer yaptığı işten ölüm sadır olursa diyetten sorumludur. Kısas gereği öldürme o kimseden düşer. Çünkü hastanın izni olmadan başına buyruk hareket etmemiştir.
Amr b. Şuayb, babası vasıtasıyla dedesinden rivayet ettiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Muâhid (zimmî) in diyeti, hür (müslümanın) diyetinin yarısıdır."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Kitabî'nin( Yahudi ve hristiyan) diyetinin hür müslümanın diyetinin yarısı olduğunu haber vermiştir. İster cizye ödeyip zimmet anlaşması yaparak ve islam hükümlerine iltizam ederek müslümanların diyarında yaşayan bir zimmi olsun yada kendisiyle barış anlaşması yapılan kendi beldesinde yaşayan veya müslümanların ülkesine ticaret yada başka bir eman verilerek giren anlaşmalı bir kafir olsun fark etmez. Kanlarının dökülmemesi hususunda müşterektirler. Onların yaralanmaları müslümanların yaralanmalarındaki diyetleri gibidir. Çünkü yaralanma öldürmeye tabidir. Onlardan erkeğin diyeti elli deve ve kadınların diyeti ise yirmi beş devedir. Çünkü kadının diyeti erkeğin diyetinin yarısı kadardır. Ancak kendileriyle savaşılan kafirin ne kısas nede diyetinde sorumluluk yoktur.
Amr b. Şuayb, babası vasıtasıyla dedesinden, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem' in şöyle buyurduğunu rivayet etti:"Amde benzeyen öldürmenin diyeti, taammüden öldürmenin diyeti gibi mugallaza (katı) dır. Onda,katil öldürülmez.Bu, şeytanın insanlar arasına sıçramasıdır. Hiçbir kin ve silah olmadan körü körüne farkına varılmadan akan kandır.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadistea amde benzeyen öldürmenin diyetinin beyanı vardır.Amde benzeyen öldürme -genellikle sopa gibi öldürmeyen bir şey ile vurmak istemesidir- kasten öldürmenin diyeti gibi pekiştirilmiş olduğu,miktarı da yüz devedir.Otuzu Cezea -o da dört yaşını tamamlamış ve beşinci yılına girmiş dişi devedir-,otuz Hıkka;o da üç yaşını tamamlamış dördüncü yaşına girmiş dişi devedir-kırk Halife;o da gebe olan devedir.Amde benzeyen öldürme genel olarak düşmanlık,kin olmadan ve silah taşımadan olan bir öldürmedir.Ancak şeytan insanlar arasında şaka ya da oyun vesilesiyle vesveseleriyle tahrik eder.Ve kast edilmeyen vuruşma ve öldürme hasıl olur.İnsanlar arasında kan davası oluşur.
Ebû Cüheym b. Hâris b. Sımme el-Ensârî -radıyallahu anh-' dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Namaz kılmakta olanın önünden geçen kimse ne kadar günah işlediğini bilmiş olsaydı, kırk şu kadar zaman yerinde durması onun için daha hayırlı olurdu.» Hadisin ravisi Ebû Nadr der ki: Kırk gün mü, kırk ay mı, kırk yıl mı dedi, bilmiyorum.
Muttefekun AleyhNamaz kılan kimse Rabbinin huzurunda durup, O'na seslenip münacaat etmektedir. Bu haldeyken önünden birisi geçerse bu manâcaatı keser ve ibadetinde o kimsenin aklını karıştırır. Bundan dolayı önünden geçerek namaz kılan kimsenin namazını ihlal etmeye sebebiyet veren kişinin günahı büyük olur. Şeriat koyucu, namaz kılanın önünden geçen kimse bu amelinin hangi günahı getirdiğini bilse, namaz kılanın önünden geçmek yerine olduğu yerde uzun bir süre beklemeyi tercih edeceğini haber vermiştir. Çünkü bundan uzak durulması ve kaçınılması gerekmektedir.
Ebû Said -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İçinizden biri kendisini, gelen geçen insanlardan koruyacak bir sütreye karşı namaza durup da biri önünden geçmeye kalkacak olursa onu itip uzaklaştırsın; şayet dinlemez dayatırsa onunla mücadele etsin; çünkü o ancak bir şeytandır.»
Muttefekun AleyhŞarî (Allah ve rasûlü) bütün işlerde ihtiyatlı olmayı emretmiştir. Din ve dünya işlerinin en önemlisi namazdır. Bundan dolayı hikmetli şeriat koyucu kişiyi, namaza özen göstermeye ve namaza durduğunda insanlardan kendisini koruyacak bir sütre edinmeye teşvik etmiştir. Böylece insanlar, onun önünden geçerek namazını bozamazlar. O, Rabbi ile münacaat etmeye yönelir. Eğer bir kimse namaz kılanın önünden geçerse, geçen kimseyi hafifçe eliyle iter. Eğer bu yavaş itmeyle geri durmazsa artık onun hürmeti düşmüş ve o kimse haddi aşan bir kimse olmuştur. Düşmanını durdurma yolu eliyle onu itmesidir. Önünden geçmeye çalışanın yaptığı amel, insanların ibadetlerini ifsat etmek isteyen ve namazlarında onları yanıltmaya çalışan şeytanların amelindendir.
Ebû Mes'ud Ukbe b. Amr el-Ensârî el-Bedrî -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz güneş ile ay, Allah'ın ayetlerinden iki ayettirler. Allah bu ikisiyle kullarını korkutur. Bu ikisi hiçbir kimsenin ölümünden dolayı tutulmazlar. Siz, bunların tutulduklarını görünce hemen namaza durun ve açılana kadar dua edin.»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- güneş ve ayın, Allah'ın kudretine ve hikmetine delalet eden ayetlerinden olduğunu açıklamıştır. Cahiliye ehlinin inandığı gibi güneş ve ayın tabii olan düzenlerinin değişmesi saygın kimselerin hayatı ya da ölümü ile ilgili değildir. Bunlar, yeryüzünde olan hadiselerden etkilenmezler. Ancak bu değişikler günahları ve cezalarından dolayı kulları korkutmak içindir. Bu sayede onlar, tövbelerini yenilerler ve Allah Teâlâ'ya (salih amellerle) yönelirler. Bunun için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onları, tutulma bitip açılana kadar namaz kılmaya ve dua etmeye yönlendirmiştir. Allah'ın kainatında sırlar ve bir düzen vardır.
Ukbe bin Amir –radıyallahu anh- Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle söylerken işittim demiştir: «Sizler için bir çok bölgeler fetih olunacaktır. Allah size kâfidir/yeter. Sizleri oklarınızla oynamaktan/ilgilenmekten hiç bir şey alıkoymasın.»
Müslim rivayet etmiştirNebî –sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine bir çok ülkeyi savaş etmeden fethedeceklerini haber veriyor. Ancak yine de ok atmayı öğrenmede gevşeklik göstermemeleri gerektiğini buyuruyor. Ok atıcılığı Müslümanların vakit geçirecekleri en hayırlı işlerden birisidir. Ancak bunu yaparken farz olan bir ibadetin terk edilmemesi gerekmektedir. Zira atıcılık Allah yolunda cihat etmeye yardımcı bir savaş aletidir. Bundan dolayı en yüce gaye ve hedeflerden birisidir. Hadiste oynamak ifadesi kullanılmıştır. Çünkü nefisler okçuluğu sever. Ancak asıl hedef Allah yolunda cihat etmeye hazırlanmaktır. Yalın bir oyun oynamak, spor yapmak değildir.