





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hırsızın eli, çeyrek dinar ve daha fazlasında kesilir.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hırsızın elinin çeyrek dinar altın veya daha fazla bir değerde (mal) çalması durumunda kesileceğini beyan etmiştir. Bu miktar ise yaklaşık 1.06 gram altına tekabül eden bir değere eşittir.
Ebû Burde el-Ensârî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işitmiştir: «Allah’ın had cezalarından herhangi bir ceza dışında hiç kimseye on değnekten fazla vurulmaz.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- günahlar (şer‘an ceza gerektiren suçlar) dışında bir kimsenin on kırbaçtan fazla kırbaçlanmasını yasaklamıştır. Hadiste kastedilen şey, Allah ve Rasûlü'nün belirli bir sayıda celde, darp veya özel bir ceza tayin ettiği durumlar değildir. Kastedilen şudur: Terbiye ve disiplin amacıyla yapılan dövmede on kırbaç sınırı aşılmaz. Nitekim eşin veya çocuğun terbiye amacıyla dövülmesi de buna dahildir.
İbni Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Av ve çoban köpeği dışında köpek besleyenin ecrinden (sevabından) her gün iki kırat eksilir.» Sâlim şöyle demiştir: Ebû Hureyre -radıyallahu anh- (bu hadisi rivayet ederken) "Veya ziraat (çiftçi) köpeği derdi, çünkü o çiftçiydi."
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- avlanmak veya hayvanları ve ekinleri korumak dışında köpek beslemekten sakındırmıştır. Kim başka bir sebeple köpek beslerse, günlük ecrinden iki kırat düşülür ki bu, Allah Teâlâ katında bilinen bir miktardır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide girdi. Derken biri de girip namaz kıldı. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelip selam verdi. Allah Rasûlü selamı aldıktan sonra: «Dön de yeniden kıl. Çünkü sen namaz kılmış olmadın.» buyurdu. O kimse dönüp evvelce kıldığı gibi namazı tekrar kıldı. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelip selam verdi. Selam verdikten sonra: «Dön de yeni baştan kıl. Çünkü sen namaz kılmış olmadın.» buyurdu. Ta ki Allah Rasûlü bunu üç kere yaptı. Nihayet o kimse: Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, bundan daha iyisini bilmiyorum. Bana (doğrusunu) öğret dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Namaza durduğun vakit başlangıç tekbirini al, sonra da Kur'an'dan kolayına geleni oku. Sonra rükû et, rükû hâlinde azaların iyice sükûnet bulup yerleşinceye kadar (bekle).” Sonra başını rukûdan kaldırıp ayakta (büsbütün) doğruluncaya kadar dur. Sonra secdeye var ve azaların iyice sükûnet bulup yerleşinceye kadar (bekle). Sonra başını secdeden kaldırıp da azaların sükûnet bulup yerleşinceye kadar otur. Sonra aynı şeyleri namazının bütün rekatlarında da aynen yap.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide girdi ve onun ardından bir kişi mescide girdi ve iki rekât hızlı bir şekilde namaz kıldı. Ancak bu kişi, kıyamda, rükûda ve secdede tadili erkana dikkat etmedi. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- onun namazını dikkatle izliyordu. Sonra bu kişi mescidin bir köşesinde oturan Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi ve ona selam verdi, selamını aldı ve o kişiye şöyle dedi: Geri dön namazını tekrar et, çünkü sen namaz kılmadın. Bu kişi geri döndü ve daha önce kıldığı gibi namazını hızlıca kıldı. Sonra gelip Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e selam verdi ve Peygamber aleyhisselam- ona şöyle buyurdu: Geri dön tekrar namaz kıl. Çünkü sen namaz kılmadın, bunu üç kere tekrarladı. Bu kişi dedi ki: Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, bundan daha iyisini yapmayı bilmiyorum, bana öğret. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurdu: Namaz kılmak istediğinde iftitah/ başlangıç tekbirini al. Sonra Fâtiha’yı ve Allah'ın okumanı dilediği (sana kolay gelen) yerleri oku.Sonra rükû et; rükûda iyice sükûnet buluncaya kadar bekle. Bunun için avuçlarını dizlerinin üzerine koy, sırtını düz tut ve rükûunu tam olarak yerine getir. Sonra doğrul ve omurganı dik tut; kemikler eklem yerlerine dönüp yerleşinceye ve tam olarak ayakta duruncaya kadar bekle. Sonra secde et; secdede iyice sükûnet buluncaya kadar bekle. Bunun için alnını burnunla birlikte, ellerini, dizlerini ve ayak parmaklarının uçlarını yere iyice yerleştir. Sonra başını kaldır ve iki secde arasında otururken iyice sükûnet buluncaya kadar bekle. Sonra namazının her rekâtında bunu böyle yap.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müslüman bir kul ya da -Mümin- bir kul abdest aldığında yüzünü yıkarsa, gözleri ile bakarak işlediği her günah abdest suyu -veya suyun son damlası ile- yüzünden akar gider. İki elini yıkadığında, elleriyle tutarak işlediği her günah abdest suyu -veya suyun son damlası ile- ellerinden akar gider. Ayaklarını yıkadığı zaman, ayaklarıyla yürüyerek işlediği her günah abdest suyu -veya suyun son damlası ile- ayaklarından akar gider. Neticede o Mümin kul günahlardan temizlenmiş olur.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir Müslümanın veya Müminin abdest alıp yüzünü yıkaması halinde, gözleriyle işlediği her küçük günahın, suyla veya suyun son damlasıyla yüzünden akıp gideceğini; ellerini yıkadığında elleriyle işlediği her küçük günahın, yine su veya suyun son damlasıyla ellerinden çıkıp gideceğini; ayaklarını yıkadığında ise ayaklarıyla yürüyerek işlediği her küçük günahın suyla birlikte akıp gideceğini haber vermiştir. Böylece kul, abdestini tamamladığında küçük günahlarından tamamen temizlenmiş olur.
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize, Kur'an'dan bir sureyi öğrettiği gibi her işimizde istihare yapmayı öğretir ve şöyle buyururdu:«Sizden biriniz bir işe niyetlendiği zaman, farz namazların dışında iki rekât namaz kılsın, sonra da şöyle desin: "Allah’ım! Senin ilmine güvenerek senden hayırlısını istiyor ve senin kudretine sığınarak senden güç diliyorum. Senin o muazzam lütfundan ihsan buyurmanı niyaz ederim. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter, benim ise yetmez; sen her şeyi bilirsin, ben ise bilemem. Çünkü sen, gaybı (bilinmeyeni) hakkıyla bilensin. Allah'ym! Eğer bu işin; dinim, yaşayışım ve işimin sonu bakımından –yahut şöyle buyurdu: şimdiki ve gelecekteki durumum açısından– benim için hayırlı olduğunu biliyorsan onu bana takdir et, kolaylaştır ve sonra da onu hakkımda bereketli kıl! Eğer bu işin; dinim, yaşayışım ve işimin sonu bakımından –yahut şöyle buyurdu: şimdiki ve gelecekteki durumum açısından– benim için şer (kötü) olduğunu biliyorsan onu benden, beni de ondan uzaklaştır! Hayır nerede ise onu bana takdir et ve sonra beni bu karara razı kıl!"» Cabir -radıyallahu anh- sözlerine şöyle devam etti: «Sonra da (duayı okuyan kişi) ihtiyacı olan işi (ismini vererek) dile getirsin.»
Buhârî rivayet etmiştirBir Müslüman, doğru ve hayırlı yönünü kestiremediği bir işi yapmak istediğinde, onun için istihare namazı kılması meşru kılındı. Nitekim Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına -radıyallahu anhum-, Kur'an'dan bir sureyi öğrettiği gibi bu namazı öğretirdi. Buna göre kul, farz namazların dışında iki rekât namaz kılar, sonra da şöyle diyerek Allah'a dua eder: «Allahumme innî estehîruke» “Allah’ım! Senden hayırlı olanı nasip etmeni ve beni onda muvaffak kılmanı isterim. Allah’ım, iki işin en hayırlısında başarı dileyerek Senin hidayetini isterim ve «bi ilmike» Bunu, her şeyi kuşatan engin ilmine dayanarak diliyorum. «ve estakdiruke» Senden kudret isterim hiçbir gücüm ve kuvvetim olmadığında ancak Seninle muktedir olmamı sağlamanı isterim, «bi kudratike» Çünkü Senin kudretin her şeye nüfuz eder; hiçbir şey Seni âciz bırakamaz. «ve eseluke min fadlike» Yine, geniş ve büyük fazlından bana ihsanda bulunmanı isterim. Zira Senin verdiğin her nimet, sırf lütuf ve keremindendir; hiçbir kimsenin Senin üzerinde bir nimet talep etme hakkı yoktur. «feinneke takdiru» Şüphesiz Sen her şeye kadirsin; ben ise Senin yardımın olmaksızın hiçbir şeye güç yetiremem. Sen, zahir ve batın olan her şeyi, hayrı ve şerri kuşatan eksiksiz ilminle bilirsin; ben ise ancak Senin tevfikin ve hidayetin sayesinde bilebilirim. «ve Ente Allâmu'l guyûb» Sen bütün gaybı da en iyi bilensin. Mutlak ilim ve eksiksiz kudret yalnız Sana aittir. Senden başkasının sahip olduğu bilgi ve güç ise ancak Senin takdir edip verdiğin kadardır. Ardından Müslüman, ihtiyacını açıkça zikrederek Rabbine dua eder ve şöyle der: "Allah’ım! İşimi Sana havale ettim. Eğer Sen, ezelî ve her şeyi kuşatan ilminle, şu işin —ihtiyacını burada belirtir; mesela bu evi satın almamın, bu arabayı almamın, bu hanımla evlenmemin veya buna benzer bir işin— benim için hayırlı olduğunu biliyorsan..." Eğer bu işi Senin ezelî ilminde «hayrun lî fî dînî» ki o din, işlerimin koruyucusu ve güvencesidir, «ve meâşî» dünyadaki yaşamımda, «ve âkıbeti emrî» yani işimin varacağı ve sonuçlanacağı noktada, veya şöyle dedi: «fî âcili emrî ve âcihilî» yani dünyada ve ahirette; «fakdurhu lî» onu benim için hazırla ve gerçekleştir ve «ve yessirhu lî» onu bana kolaylaştır, «summe bârik» ve hayrı benim için «lî fîhi» çoğalt, «ve in künte ta'lemu» ey Allah'ım «enne hâze'l-emra» kendisi hakkında istiharede bulunduğum bu şeyin «şerrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emrî» benim için dinim, dünya hayatım ve geçimim, işimin sonu ve akıbeti bakımından şerlidir; –veya şöyle dedi: «fî âcili emrî ve âcihihî»– yahut rivayette geçtiği şekliyle, dünya ve âhiretimde, işimin yakın ve uzak neticeleri açısından benim için kötüdür; «fasrifhu annî vasrifnî anhu, vakdur liye'l-hayra haysu kâne, summe ardınî bihî» o hâlde onu benden uzaklaştır, beni de ondan uzaklaştır. Benim için hayrı, nerede ve hangi şekilde olursa olsun, takdir et. Sonra da beni o hayra razı kıl.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ey Ebû Saîd! Rab olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, rasûl olarak Muhammed'e (iman edip) razı olan kimse Cennet'i hak eder.» Bu söz Ebû Saîd'in çok hoşuna gitti ve Yâ Rasûlallah! Bu sözü bana tekrarlasanız, dedi. Peygamber Efendimiz sözünü tekrarladı; sonra da şöyle buyurdu: «Bir başka haslet daha vardır ki, onun sayesinde Allah kulunu Cennet'te yüz derece yükseltir. Her bir derecenin arası da yerle gök arası kadardır.» Ebû Saîd: O haslet nedir, Yâ Rasûlallah? diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah yolunda cihat, Allah yolunda cihattır.» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'a kim Allah’ı bir Rab, İlâh, Melik (Mülkün Sahibi), Efendi ve Emir buyurucu olarak kabul edip O’na iman ederse, İslam'ı itaat ve bütün emir ve yasaklarına teslimiyet dini olarak kabul ederse ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i gönderildiği ve tebliğ ettiği her şeyle birlikte bir peygamber olarak kabul ederse, Cennet'in ona garanti edileceğini bildirdi. Bu Ebû Saîd -radıyallahu anh-'ın bu müjdeye hayran kalarak şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü! Bunu bana tekrarlar mısın?! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de tekrar etti ve sonra şöyle buyurdu: Benim söyleyeceğim bir özellik daha var ki, onunla Allah kulunu Cennet'te yüz derece yükseltir, her iki derecenin arası gök ile yer arasındaki mesafe gibidir. Ebû Saîd -radıyallahu anh-: O nedir Ey Allah'ın Rasûlü? diye sordu. Peygamber -aleyhisselâm- da: Allah yolunda cihattır, Allah yolunda cihattır." diye buyurdu.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle söylediğini işittim: «Kim; Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, Allah onun yüzünü Cehennem ateşinden yetmiş sonbahar (yıl) uzaklaştırır.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, kim cihat esnasında –bir görüşe göre ise cihat içinde veya dışında– sevap ve mükafatını yalnızca Allah'tan umarak ihlasla bir gün oruç tutarsa, Allah Teâlâ lütfuyla o kulunu Cehennem ateşinden yetmiş yıllık mesafe kadar uzaklaştıracağını beyan etmiştir.
Sehl b. Sa'd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanlar oruçlarını açmakta acele ettikleri sürece, hayır üzerine olmaya devam ederler.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Güneş'in batışının gerçekleşmesinin ardından oruçlarını açmakta acele ettikleri sürece insanların hayır üzere olmaya devam edeceğini, bunun sünnete uyma ve onun sınırlarına bağlı kalma anlamına geldiğini bildirmiştir.