





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Câbir -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün çarşıya uğradı. Etrafında ashabı da vardı. Rasûlullah, küçük kulaklı bir oğlak ölüsüne rastladı. Onun kulağından tutarak: «Hanginiz bunu bir dirheme satın almak ister?»” buyurdu. Ashâb: Daha az para ile de olsa biz almayız, onu ne yapalım ki, dediler!. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Size bedava verilse ister misiniz?» diye sordu. Onlar: Allah’a yemin ederiz ki, o diri bile olsa, kulaksız olduğu için kusurludur. Ölüsünü ne yapalım? diye cevap verdiler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah’a yemin ederim ki, Allah’a göre dünya, önünüzdeki şu ölü oğlaktan daha değersizdir.» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirCâbir -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in çarşıya uğradığını ve çarşıda küçük kulaklı bir oğlak ölüsüne rastladığını haber veriyor. Onun iki kulağı da kesikti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onu kaldırdı ve: «Hanginiz bunu bir dirheme satın almak ister?» buyurdu. Ashâb: Daha az para ile de olsa biz almayız, onu ne yapalım ki, dediler!. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- : «Size bedava verilse ister misiniz?» diye sordu. Onlar: Allah’a yemin ederiz ki, o diri bile olsa, kulaksız olduğu için kusurludur. Ölüsünü ne yapalım? diye cevap verdiler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah’a yemin ederim ki, Allah’a göre dünya, önünüzdeki şu ölü oğlaktan daha değersizdir.» buyurdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, doğru nefis sahibi olan kimselerin kendisinden yüz çevirip ilgi duymayacağı dünya hayatının Allah katında bizim nazarımızdaki ölü bir oğlaktan daha değersiz olduğunu açıklamak istemiştir. İşte dünyanın ahiretin yanındaki değeri ve hali budur. Sehl İbn Sa’d -radıyallahu anh-’ın rivayet ettiği hadiste de beyan edildiği gibi dünyanın bir sivrisinek kanadı kadar değeri yoktur. Sehl İbn Sa’d -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Eğer dünya, Allah katında sivrisineğin kanadı kadar bir değere sahip olsaydı, Allah hiçbir kâfire dünyadan bir yudum su bile içirmezdi.» Hadisi Tirmizi (no:2320) rivayet etmiş el-Elbâni Sahîhu ve Daîfu Sunen-i Tirmizi adlı eserinde Sahih Hadis demiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisinden sonra ashabını ve ümmetini Allah’ın murat ettiği amaca ulaşmak için vesile kılmaya teşvik etmiştir. Onları dünyayı amaç ve hedef edinmeye teşvik etmemiştir. Çünkü ümmetin helakı dünyayı amaç edinmekle gerçekleşecektir.
Ebu Yahya Hureym b. Fatik -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Malını Allah yolunda harcayana, harcadığının yedi yüz katı sevap verilir.»
Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirKim az yahut çok olsun malını Allah yolunda harcarsa bu harcadığı yer Allah yolunda cihat yahut başka bir hayır kapısı olsun fark etmez. Kıyamet gününde yüce Allah kişiye bu harcamasına, yedi yüz katı ile karşılık verir.
Sevbân -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim bana insanlardan bir şey istemeyeceğine garanti verirse, ben de ona Cennet'i garanti veririm.» buyurdu. Bunun üzerine Sevbân da; ben garanti veriyorum, dedi. Gerçekten hiç kimseden bir şey istemezdi."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirHadisin Anlamı: Az ya da çok olsun işlerini görmede insanlardan bir şey istemeyen yahut herhangi bir yardım talep etmeyen kimse Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu şartını yerine getirmiştir. İşte böyle bir kimse için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cenneti garanti etmektedir. İnsanlardan bir şey talep etmemek yüce Allah'a tevekkül etmenin, güvenmenin ve ümit var olmanın bir göstergesidir. Buna karşılık olarak Allah onu cennetine sokar. Sevbân -radıyallahu anh- bu hadisi işitince Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e söz vererek insanlardan bir şey talep etmeyeceğini ifade etmiştir. İbn Mâce'nin rivayetine göre onun şöyle davrandığı anlatılır: "Bineği üzerindeyken kırbacı yere düşerdi de kimseye bana kırbacımı ver, diye talepte bulunmazdı. Bineğinden inip, kendisi alırdı." Böyle davranarak Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e verdiği sözü tutardı.
Abdullah İbni Amr İbni Âs -radıyallahu anhumâ- anlatıyor : "Bize ait kulübeyi tamir ederken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selem- yanımıza uğramıştı. “Bu yaptığınız nedir?” diye sordu. Biz: Yıkılmak üzereydi de onarıyoruz, dedik. Bunun üzerine: “Ecelin bundan daha aceleci olacağını zannederim.” buyurdular."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirHadisin manası: Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve selem- Amr İbn As -radıyallahu anh-’ın yanına uğradığında O, evinin bozulan yerlerini tamir ediyor ya da kuvvetlendirmek için uğraşıyordu. Ebu Davut’un rivayetinde “Ben de duvarı sıvıyordum.” olarak gelmektedir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Ecelin bundan daha aceleci olacağını zannederim.” buyurdular. Yani, şüphesiz ki ecel sana, ölmeden önce yıkılmasından korktuğun için ıslah ettiğin evinden daha yakındır. Belki o yıkılmadan önce öleceksin. Amellerini ıslah etmen, evini ıslah etmenden daha evladır manasına gelmektedir. Hadisin zahirinine bakıldığında onların yapmış oldukları bina tamiri zaruri bir şey ihtiyaçdan kaynaklanmamaktadır. Bilakis dünya tutkusu ya da süsleme maksatlı bir tamiridir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadiste sahabeye ahiret işleriyle meşgul olmanın ahirette fayda vermeyecek şeylerle meşgul olmaktan daha önemli olduğunu beyan etmiştir.
Aişe -radıyallahu anhâ anlatıyor: "Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir defasında ashâbından altı kişi ile birlikte yemek yiyordu. Bir bedevî gelerek yemeği iki lokmada yiyip bitirdi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Eğer bu kimse bismillah deseydi yemek hepinize yeterdi.» diye buyurdu.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir defasında ashâbından altı kişi ile birlikte yemek yiyordu. Bir bedevî gelerek yemeğin geri kalan kısmını iki lokmada yiyip bitirdi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Eğer bu kimse bismillah deseydi yemek hepinize yeterdi.» diye buyurdu. Ancak bu adam yemeğe başlamadan önce besmele çekmediği için yemeğin geri kalan kısmını iki lokmada bitiriverdi ve doymadı. Bu hadis yemekten önce besmele çekilmez ise bereketin kalkacağına dair bir delildir.
Vahşî b. Harb -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: "Yâ Rasûlallah! Yemek yiyoruz, fakat doymuyoruz.” dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: «Herhalde ayrı ayrı yiyorsunuz!» deyince: "Evet, öyle yapıyoruz." dediler. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Birlikte yiyiniz ve besmele çekiniz ki, yemeğiniz bereketlensin.»
Ebû Dâvûd, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirSahabelerden bazıları Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sordular ve şöyle dediler: "Yiyoruz ama doymuyoruz." Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara şöyle söyledi: «Belki yemek yerken ayrı ayrı yiyorsunuz, böylece herkes tek başına yemek yiyor.» Dediler ki: Evet. Nebî -aleyhisselam- buyurdu ki: «Öyleyse bir araya gelin ve birbirinizi ayırmadan yiyin. Yemek yerken 'Allah'ın adıyla' diyerek Allah'ın adını anın. O, bunu sizin için bereketlendirecek ve doyacaksınız.»
Cebele b. Suhaym şöyle dedi: İbn Zübeyr ile birlikte idik. O sene kıtlık oldu. Bize hurma dağıtılmıştı. Hurmayı yerken Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma- yanımızdan geçer ve bize şöyle derdi: Hurmayı çifter çifter yemeyiniz. Zira Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bize hurmayı çifter çifter yemeyi yasakladı. İbn Ömer sözlerine devamla: Arkadaşından izin istemesi müstesnadır, dedi.
Muttefekun AleyhCebele b. Suhaym şöyle dedi: İbn Zübeyr ile birlikte idik. O sene kıtlık oldu. Bize hurma dağıttı. Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma- biz hurma yerken yanımızdan geçer ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in; hurmayı çifter çifter yemeyi yasakladığını haber verirdi. Yani bir toplum içinde insanlarla beraberken tek tek yenilen hurma gibi şeylerin çifter çifter yenmesini yasaklardı. Böyle tek tane olarak yenilen şeylerin, toplum içinde çifter çifter yenmesi yakışık değildir. Böyle bir davranış ortamdaki kişilerden daha fazla hurma yeme anlamına gelir ki bu da hoşa gitmez. Şayet izin alınması halinde çifter çifter yenilmesinde bir beis yoktur.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Miraca çıkarıldığımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan bir topluluğun yanından geçtim. Ey Cebrâîl bunlar kimlerdir? diye sordum. o da şöyle dedi: Bunlar gıybet etmek suretiyle insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve namuslarıyla oynayanlardır, cevabını verdi.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: İsra ve Miraç Gecesi göğe yükseltildiğinde, yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan ve yaralayan bakırdan çiviler taşıyan insanların yanından geçti. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Cebrâîl -aleyhisselâm-'a: "Bu insanlar bu azaba neden maruz kaldılar?" diye sorduğunu bildirmiştir. Bunun üzerine Cebrâîl -aleyhisselam- şöyle buyurdu: "Bunlar, insanların arkasından konuşan ve haksız yere onların namus ve şerefini kötüleyenlerdir."
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ın benimle gönderdiği ilim ve hidayetin misali, bir araziye düşen yağmur gibidir. (Bilindiği üzere), bazı araziler var, tabiatı güzeldir, suyu kabul eder, bol bitki ve ot yetiştirir. Bir kısım arazi var, verimli değildir, ot bitirmez, ama suyu tutar. Onun tuttuğu su ile Allah insanları yararlandırır. Bu sudan kendileri içerler, hayvanlarını sularlar ve ziraat yaparlar. Bu yağmur, diğer başka bir araziye daha isabet eder ki, bu ne su tutar, ne ot bitirir. Bu temsilin biri Allah'ın dininde fıkıh sahibi kılınana delalet eder, böylesini Allah benimle göndermiş olduğu hidayetten yararlandırır. Yani hem öğrenir, hem öğretir. Temsilden biri de, buna yönelmeyen kendisiyle gönderildiğim hidayeti hiç kabul etmeyen kimseye işaret eder.»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- getirdiği hidayetten, istenilen hedefe ulaştıran yoldan ve dini bilgiden faydalananları hayretle, üzerine çok yağmur yağan bir toprağa benzetmiş ve bu toprağı üç kategoriye ayırmıştır: Birincisi: Yağmur suyunu emen, hem ıslak hem de kuru birçok bitkinin yetiştiği ve insanların bundan faydalandığı, temiz ve verimli toprak. İkincisi: Suyu tutan ancak ürün yetiştirilmeyen arazi; bu sayede su, insanların faydalanması için korunur, insanlar bu suyu içer, hayvanlarını ve ekinlerini sularlar. Üçüncüsü: Su tutmayan ve ürün yetiştirmeyen, dolayısıyla ne sudan ne de insanlardan fayda görmeyen düz, pürüzsüz bir arazi. Aynı şekilde, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisine bahşedilen ilim ve hidayete kulak verenler de öyledir. Birincisi, Allah'ın dinini anlayan, ilmi ile amel eden ve başkalarına öğreten âlimdir. O, su içip kendi kendine fayda sağlayan, ürün verip başkalarına da fayda sağlayan bereketli bir toprak gibidir. İkincisi: İlmi ezberleyen ama anlama veya hüküm çıkarma yeteneği olmayan kişi. O; bilgi toplayıcısıdır, zamanını ona dalmış olarak geçirir, ancak edindiği fazladan bilgileri uygulamaya koymaz veya topladıklarını anlamaz. Başkaları için bir araçtır ve insanların faydalanabileceği suyun biriktiği toprak gibidir. Üçüncüsü: İlmi işitip de ezberlemeyen, ona göre hareket etmeyen ve başkalarına aktarmayan kişi, bitki örtüsü olmayan, su tutmayan veya başkaları için suyu kirleten çorak veya düz bir arazi gibidir.