





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Biz, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’in süt hissesini ayırıp kaldırırdık. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleyin gelir, uyuyanı uyandırmayacak, uyanık olanlara işittirecek şekilde selam verirdi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gece geldi, yine her zamanki gibi selam verdi.
Müslim rivayet etmiştirMikdâd ve onunla beraber bulunan sahabeler -radıyallahu anhum- koyunu sağıp sütünden kendi paylarına düşeni içtikten sonra Allah resulü -sallallahu aleyhi ve selem- geldiğinde içsin diye O’nun payını ayırıp kaldırırlardı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- gece onların yanına geldiğinde onlar uyumuş olurdu. Orta tonda bir sesle (kısık bir sesle ve onun bir üst tonuyla) selam verirdi. Bu selamı uyuyanı uyandırmayacak, uyanık olanın da işiteceği şekildeydi.
Sa’d b. Ebî Vakkâs -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında bulunuyorduk. Bize şöyle dedi: «Sizden biriniz her gün bin sevap kazanmaktan aciz midir?». Birlikte oturduğu kimselerden birisi, "Bizden birisi bin sevap nasıl kazanır?" diye sordu. Rasûlullah: «Yüz defa tesbih eder. Ona (bundan dolayı) bin sevap yazılır veya o kimsenin bin günahı silinir.» buyurmuştur.
Müslim rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve selem- ashabına şöyle sormuştur: «Sizden birisi her gün bin sevap kazanmaktan aciz midir?» O mecliste bulunan kimselerden biri: “Bizden birisi kolaylıkla bin sevabı nasıl kazanır?” diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Günde yüz kere Subhânallah derse, ona bin sevap yazılır. Çünkü her bir iyilik on misliyle karşılık bulur. İşlemiş olduğu bin günahı da silinir.»
Amr b. Avf el-Ensarî radiyallahu anhu’den rivayet olundu ki, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı, cizye mallarını getirmek üzere Bahreyn'e gönderdi. Ebu Ubeyde cizye mallarını alarak Bahreyn'den Medine'ye geldiğinde Ensar Ebu Ubeyde'nin gelişini işittiler. Allah Rasulü ile birlikte sabah namazına geldiler. Allah Rasulü sabah namazını kılıp ayrılınca sahabeler hemen onun önüne koşuştular. Allah Rasulü onları bu halde görünce gülümsedi. Sonra: Öyle sanıyorum ki sizler, Ebu Ubeyde'nin Bahreyn'den bir şeyler getirdiğini duydunuz, sanırım" diye buyurdu. Sahabeler: Evet ya Rasulallah! dediler. Bunun üzerine Allah Rasulü: "O halde sevinin ve sizi sevindirecek şeyi umunuz! Allah'a yemin ediyorum ki, bundan sonra sizin adınıza fakirlikten korkmuyorum. Fakat sizin için dünyanın sizden öncekilere serildiği gibi size de serilmesinden ve onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışmanızdan, dünyanın onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum," buyurdular.
Muttefekun AleyhAllah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı, cizye mallarını getirmek üzere Bahreyn'e gönderdi. Ebu Ubeyde cizye mallarını alarak Medine'ye geldiğinde Ensar Ebu Ubeyde'nin gelişini işittiler. Allah Rasulü’nün sallallahu aleyhi ve sellem yanına gelip, sabah namazında toplandılar . Allah Rasulü sabah namazını kılıp ayrılınca sahabeler hemen onun önüne koşuştular. Allah Rasulû onları bu halde görünce gülümsedi. Çünkü sahabeler mal için toplanıp, gelmişlerdi. Sonra: Öyle sanıyorum ki sizler, Ebu Ubeyde'nin (Bahreyn'den) geldiğini duydunuz, buyurdu. Sahabeler: Evet ya Rasulullah! Bizler bunu işittik ve payımızı almak için hemen geldik dediler. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem de bunun üzerine onların hoşuna gidecek haberi verip, müjdeledi. Ve devamla onların adına fakirlikten endişe duymadığını söyledi. Zira fakir kimse hakka genellikle zengin kimseden daha yakındır. Sahabelerin önünde dünyanın açılıp, yayılmasından ve bu sebeple yarış ve rekabete girmelerinden endişe duydu. İnsan bu konuma düşerse kendisine verilen rızık yetmez olur ve daha da fazlasını tamah eder hale gelir. Malı nereden ve nasıl kazandığı önemsizleşir. Helal ve haram olmasına dikkat etmez. Hiç şüphe yok ki, bu davranış insanı dünyaya bağlayıp, ahiretten uzaklaştıran bir yarış ve rekabettir. Onlardan önce yaşayan insanları helak ettiği gibi onları da helak ediverir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ey Allah'ım! Ahiret hayatından başka hayat yoktur; öyleyse Ensar'ı ve Muhacirler'i bağışla.»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- : Gerçek hayatın, Allah'ın rızası, rahmeti ve Cennet'inde olan ahiret hayatından başka bir hayat olmadığını haber vermiştir. Çünkü bu dünya hayatı geçicidir, ahiret hayatı ise daimi ve kalıcıdır. Sonra, yine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-e sığınak sağlayan, onu ve Muhacirleri destekleyen, mallarını onlarla paylaşan Ensar için, ayrıca Allah'ın lütfu ve rızasını aramak için evlerini ve mallarını terk eden Muhacirler için bağışlanma, fazilet ve Allah'ın rızasını dilemiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Biliniz ki, dünya ve onun içinde bulunanlar lanetlenmiştir (değersizdir). Ancak Allah’ı zikretmek, O’na yaklaştırıcı şeyler (salih ameller), öğreten âlim ve öğrenmek isteyen öğrenci müstesnadır.»
Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- dünya ve içindekilerin Allah katında sevilmeyen, yerilmiş, terk edilmiş ve değersiz olduğunu haber vermiştir. Dünyadaki her şey (gaflete sebep olduğu için) övülmez ve terk edilir; çünkü dünya ve içindeki her şey, insanı Allah Teâlâ’dan alıkoyar ve O'ndan uzaklaştırır. Ancak Allah’ı zikretmek, O’na yaklaşmayı sağlayan ve O'nun sevdiği benzer ameller ile şerî (dinî) ilmi bilip insanlara öğreten âlim ve bu ilmi öğrenmeye çalışan talebe bundan müstesnadır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan merfu olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:“Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir/tokluğudur."
Muttefekun AleyhPeygamber Efendimiz –sallallahu aleyhi ve sellem- hakiki zenginliğin mal çokluğuyla değil, bilakis hakiki zenginliğin gönül zenginliği ile olduğunu beyan etmiştir. Eğer kişi elindekiyle yetinir ve kendisine verilene razı olursa, elindekini arttırmak için hırslı olmaz ve ısrar etmezse insanların en zengini olur.
Ebu’l-Abbas Sehl İbni Sa'd es-Sâidî -radıyallahu anh'den merfu olarak rivayet oluna bir hadiste o şöyle dedi: "Bir gün Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanından bir adam geçti. Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında oturan kimseye: "Şu adam hakkında ne dersin?” diye sordu. O da: Bu zat ileri gelen hatırlı kişilerden biridir. Vallahi böyle bir adam bir kıza tâlip olsa evlendirilmeye, birine aracılık yapsa sözü dinlenmeye lâyıktır, diye cevap verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey söylemedi. Sonra oradan biri daha geçti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine yanında oturana: “Ya bu adam hakkında ne dersin?” diye sordu. Bu defa o zat: Ya Rasûlallah! Bu adam fakir Müslümanlardan biridir. Bir kıza talip olsa, istediği kız verilmez. Birine aracılık etse, ricası kabul edilmez. Konuşmaya kalksa, sözü dinlenmez, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Bu sonuncu adam, öteki gibi dünya dolusu adamdan daha hayırlıdır.”
Buhârî rivayet etmiştirHadisin Manası: Bir gün Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanından iki adam geçer. Birisi ileri gelen hatırlı kişilerden biridir. Sözlerine önem verilen, konuştuğu zaman sözü dinlenen, kız istediğinde verilen bir konumdadır. Diğeri ise zayıf bir Müslümandır. Kız istese kendisine verilmez, aracılık etse kabul görmez, konuştuğu zaman sözü dinlenmez bir konumdadır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- "Bu sonuncu adam, öteki gibi dünya dolusu adamdan daha hayırlıdır." diyerek Allah katında bu adamın diğerine olan üstünlüğü yeryüzü dolusu soy, mal, şekil, kılık kıyafet, binek ve ev bakımından daha hayırlı olduğunu beyan etmiştir. Asıl olarak insanların kalpleri ve amelleri nazarı itibara alınır. Bir hadiste şöyle denmiştir: " Allah sizlerin şekillerinize, mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar." Müslim, hadis no; 2564. Bir kişi Allah'a yönelerek kalbini ıslah eder, Allah'ı çokça zikredip, anar, korku ve alçak gönüllülük içinde olur, Allah'ı razı edecek ameller yapar ise Allah katında değerli ve aziz bir kul olur. Allah adına yemin etse, Allah onun yeminini yerine getirir.
Câbir ibn Abdillâh -radıyallahu anhuma-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den bir şey istendiğinde asla yok demezdi. Enes -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den İslâm devrinde bir şey istendiyse onu mutlaka vermiştir. Kendisine bir adam geldi de ona iki dağ arası koyun verdi. Bunun üzerine adam kavmine dönerek: Ey kavmim, Müslüman olun! Vallahi Muhammed öyle ihsanda bulunuyor ki, fakirlikten korkmuyor, demiştir. (Enes -radıyallahu anh- şöyle demiştir) Bir adam ancak dünyayı murad ederek müslüman oluyor. Fakat Müslüman olur olmaz İslâmiyet onun nazarında dünyadan ve dünya üzerindekilerden daha sevimli oluyordu.
Muttefekun AleyhHadisin anlamı: Bir kimse, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den dünya işleriyle alakalı bir şey istediğinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ihsanda bulunmaya engel olmamak için ona hayır dememiştir. Aksine, kendisinde varsa onu vermiş yahut Allah Teâlâ’nın şu emri gereğince ona güzel söz söylemiştir. “İsteyeni de sakın azarlama!” (Duhâ Suresi: 10. Ayet) Buhârî’nin, El-Edebu’l Mufred adlı eserinde Enes -radıyallahu anh-’dan rivayet ettiğine göre Enes şöyle demiştir: “Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, çok merhametli bir kimse idi. Bir kimse O’na geldiği (ve bir şey istediği) zaman ona bunu vadeder ve şayet yanında istediği şey varsa onu ona verirdi.” Şeyh el-Elbânî -rahimehullah-, El-Edebu’l Mufred’e düşmüş olduğu notlarında bu hadis hakkında Hasen Hadis demiştir. Bkz shf:145 Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre; bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o adamı hanımlarına gönderdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hanımları, "Bizim yanımızda sudan başka bir şey yok." dediler. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim bu adamı barındırmak ve misafir etmek ister?» Buhari: 3798 Sehl İbn Sa’d -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre bir kadın yanında bir bürde ile geldi ve Ey Allah’ın Rasûlü! Bunu kendi ellerimle ördüm bunu giy! dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bürdeyi aldı zira onun buna ihtiyacı vardı. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bizim yanımıza üzerinde o bürdesi olduğu halde geldi. O sırada topluluktan bir adam: "Ey Allah’ın Rasûlü! Onu bana giydirir misin (verir misin)?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Evet” dedi. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o mecliste oturdu. Sonra döndü. O bürdeyi katladı ve o adama gönderdi. Topluluk ona şöyle dedi: "Sen ondan bunu isteyerek iyi bir şey yapmadın. Ve biliyorsun ki O (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-), isteyeni geri çevirmez." Bunun üzerine adam şöyle dedi: “Vallahi ben ondan bu elbiseyi öldüğüm gün onu kefen yapmaktan başka bir sebeple istemedim.” (hadisi rivayet eden) Sehl -radıyallahu anh- şöyle dedi: ”Bu elbise adamın kefeni oldu.” İşte, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisinden bir şey isteyen kimse ile muamelesi böyle idi. Yanında varsa şayet kendisinin ona ihtiyacı olsa dahi istediğini ona verirdi. Şayet istediği şey onda yoksa bundan dolayı ondan müsamaha ister yahut ona daha sonra vereceğini vadeder, yahut da ashabından onun için isterdi. İşte bu, O’nun (-sallallahu aleyhi ve sellem-) cömertliğinden ve güzel ahlakından idi.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Eğer mü’min, Allah’ın azabını bilseydi, cennet ümidine kapılmazdı. Kâfir de Allah’ın rahmetinin tam olarak kavrayabilseydi, O’nun cennetinden asla ümidini kesmezdi.”
Müslim rivayet etmiştirHadisin manası: Şüphesiz ki cennete girmesi kesinleşmiş mümin, eğer Allah’ın kafirlere ve dalalet ehline vereceği cezanın ve azabın hakikatini bilseydi cennet ümidine kapılmazdı. Bilakis bedenlerin kaldıramayacağı cehennemin şiddetli azabından ve büyük cezasından temennisi ateşten uzak olmaktan başka bir şey olmazdı. Bunun tam aksi de kâfir içindir. Eğer merhametlilerin en merhametlisinin rahmetini ve ikram edenlerin en cömerdinin hakikatini kavrayabilseydi, O’nun rahmetinden asla ümidini kesmezdi. Bilakis Allah'ın rahmetinin ve mağfiretinin genişliğini bildiği için cennetine girmeyi temenni ederdi.