





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Hubeyb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Biz yağmurlu ve çok karanlık bir gecede bize namaz kıldırması için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i aramak üzere (dışarı) çıkmıştık. Kısa bir süre sonra kendisini bulduk. «Oku!» dedi, ben bir şey söylemedim. Sonra (tekrar) «Oku!» dedi, ben bir şey söylemedim. Sonra (tekrar): "«Oku!» dedi, bunun üzerine: "Ey Allah'ın Rasûlü ne söyleyeyim?" dedim. «Akşama ve sabaha eriştiğin zaman {Kul huvallahu ehad} (ihlas suresi) ile Muavvizeteyn (Felak ve Nâs surelerini) üç defa oku! Her türlü şerre karşı sana yeter» diye buyurdu.
Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî rivayet etmiştirDeğerli sahabe Abdullah b. Hubeyb -radıyallahu anh-: Çok yağmurlu ve karanlık bir gecede, kendilerine namaz kıldırması için Allah Rasûlu -sallallahu aleyhi ve sellem-'i aramaya çıktıklarını ve sonrasında Rasûlullah'ı bulduklarını haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: "Söyle" yani oku dedi, fakat o hiçbir şey okumadı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu sözünü ona tekrarladı ve Abdullah şöyle dedi: Ne okuyayım ey Allah'ın Rasûlü? Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «İhlas Suresi'ni {Kul huvallahu ehad} ve Muavvizeteyn {Kul eûzu bi-rabbi'l-felak} ve {Kul eûzu birabbin nas} surelerini, seni her türlü şerden ve her türlü kötülükten koruması için akşam ve sabah üç defa oku.»
Ebân b. Osman'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Osman b. Affân -radıyallahu anh-'ı şöyle derken işittim: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle derken işittim: «Kim, Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil'-Ardi ve'lâ fi's-Semâi ve Huve's-Semî’u'l-Alîm "Yerde de gökte de O’nun ismiyle birlikte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla. O, her şeyi işiten ve bilendir." duasını akşamleyin üç defa okursa, sabaha kadar ona ani bir musibet isabet etmez. Kim de bunu sabahleyin üç defa okursa, akşama kadar ona ani bir musibet isabet etmez. (Râvî devamla şöyle dedi:) “Ebân b. Osman’a felç isabet etti. Hadisi ondan işiten adam ona bakıp duruyordu. Bunun üzerine Ebân ona: ‘Neden bana bakıyorsun?’ dedi ve ardından şunu söyledi: ‘Allah’a yemin ederim ki ben Osman adına yalan bir söz uydurmadım. Osman da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adına yalan söz uydurmadı. Fakat bana bu hâlin isabet ettiği gün öfkelendim de bu duayı okumayı unuttum."
Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî (Sünen-i) el-Kübrâ'da, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- her kim sabahleyin fecirden sonra ve her gece akşam Güneş batmadan önce üç defa: ‘Bismillah’ diyerek her türlü zararlı şeyden Allah’tan yardım diler ve korunurum. O’nun ismi anıldığında, yerde olsun gökte olsun, ne kadar büyük olursa olsun hiçbir şey zarar veremez. O, sözlerimizi işiten ve hâllerimizi en iyi bilendir.” diyen kimse hakkında şunu beyan etmiştir: Kim bu duayı akşam yaparsa, o kimsesin başına sabaha kadar ansızın bir musibet isabet etmez. Duayı sabah yapan kimsenin başına da akşama kadar ansızın bir musibet gelmez. Hadis ravisi Ebân b. Osman felç oldu, yani vücudunun bir yarısı üzerinde kontrol kaybı oldu, hadisi ondan işiten kişi, Ebân’a hayretle bakmaya başladı. Bunun üzerine Ebân adama dedi ki: Bana neden bakıyorsun? Allah’a yemin ederim ki, ben Osman hakkında yalan söylemedim, Osman da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hakkında yalan söylemedi. Fakat o gün bu hastalığa tutulduğumda Allah bana bunu söylememi takdir etmedi, öfkelendim ve bu zikri söylemeyi unuttum.
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bir adam: Yâ Rasûlallah! Bizden bir kişi kardeşi veya arkadaşıyla karşılaştığında onun için eğilebilir mi, diye sordu. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Hayır eğilemez” buyurdu. Adam: Ona sarılıp öpebilir mi, diye sordu.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- “Hayır” buyurdular. Bu defa adam: Elini tutup musâfaha edebilir mi, dedi. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- :“Evet” buyurdu.
Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kişinin arkadaşı ile karşılaştığı zaman onun için eğilmeyi sordu.O da dedi ki:Hayır.Soru soran dedi ki:Ona vücuduna yaslar ve sarılır mı?Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- “Hayır” buyurdular.Soru soran onunla musafaha eder mi? dedi.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- “Evet” buyurdu.
Sa’d -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir bedevî Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek: Bana söyleyeceğim bir zikir öğret, dedi. Rasûlullah ona şu zikri okumasını tavsiye etti: «Allah'tan başka hak ilah yoktur, O tektir, O'nun ortağı yoktur. Allah büyüklerin en büyüğüdür. Bitip tükenmeyen hamt O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!. Güç ve kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.» Bedevî: Bunlar Rabbim için söyleyeceğim dua ve zikirlerdir. Kendim için ne söylemeliyim? dedi. Rasûlullah şöyle demesini buyurdu: «Allah'ım, beni bağışla, bana merhamet et, rızanı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver.»
Müslim rivayet etmiştirÇölde yaşayan bir adam, zikir yapabilmesi için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den kendisine bir zikir öğretmesini istedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle dedi: De ki: «Allah'tan başka hak ilah yoktur, O tektir, O'nun ortağı yoktur.» Tevhidin, yani Allah'tan başka hak ilahın bulunmadığının şahitliğiyle başladı. «Allah büyüklerin en büyüğüdür.» Yani: Allah Teâlâ her şeyden büyük, en ulu ve yüce olan demektir. «Bitip tükenmeyen hamt O’na mahsustur.» Yani: Sıfatları, fiilleri ve sayısız nimetlerinden dolayı Allah'a çokça hamt olsun. «Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!» Allah Teâlâ, eksik ve noksanlıklardan münezzeh ve yücedir. «Güç ve kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.» Yani: Allah'ın yardımı ve başarılı kılması dışında bir halden diğer bir hale geçiş yoktur. Adam dedi ki: Bu sözler Rabbimi anmak ve O'nu tesbih etmek içindir, ben kendim için nasıl dua edeyim? Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle dedi: De ki: «Allah'ım! Beni bağışla.» Kötülükleri silip örterek. «Bana merhamet et.» Dini ve dünyevi menfaatleri ve kazançları bana ulaştırarak. «Bana hidayet et.» Şartların en iyisi ve doğru yola ulaştırarak. «Beni rızıklandır.» Helal mal, sağlık ve her türlü iyilik ve sıhhat vererek.
Şekel b. Humeyd -radıyallahu anh- şöyle dedi: Yâ Rasûlallah! Bana bir dua öğret! dedim. Bunun üzerine bana: «Allah'ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve cinsel organımın şerrinden sana sığınırım, de!» buyurdu.
Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadiste Şekel b. Humeyd -radıyallahu anh- dünya ve ahirette hayırlı olanın ne olduğunu bulmak için Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gitmiştir. O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’den avuç dolusu para, bir sâ' yiyecek ve fani olan dünyayı talep etmemiştir. Ancak o, dua talebinde bulunmak için gitmiştir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den dünyası ve ahireti için faydalanacağı duayı öğretmesini talep etmiştir. İşte bu sahabenin kimliğidir, onlar Allah -Azze ve Celle-’den cennetini ve lütfunu isterlerdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu azametli duaya onu yönlendirmiştir. «Ey Allahım!» Allah’a dua etmiş ve dua ederken bütün Esmau'l-Husna’yı içeren Allah lafzıyla dua etmeye yönlendirmiştir. «Kulağımın şerrinden sana sığınırım.» Kulağımın şerrinden Allah’a sığınıyorum. Bu da insanın kulağıyla düştüğü haram, yalan yere şahitlik, küfür ve iftira sözü, dinin kadrini azaltan ve diğer insanın kulağına ulaşan haramlardır. «Gözümün şerrinden» Açık saçık film izlemek, çirkin şeylere bakmak gibi haram işlerken kişinin gözünü kullanmasıdır. «Dilimin şerrinden» Yalan yere şahitlik, sövmek, lanet etmek, din ve dindarların kadrini düşürecek sözler, insana yakışmayacak sözler, konuşması gerekeni konuşmaması gibi dilinden çıkan haram olan her sözdür. «Kalbimin şerrinden» Kalbi Allah’ı zikretmenin dışında inşa etmek ya da ümit, korku, rahbet, tazim etmek gibi kalbî ibadetlerde Allah’tan başkasına kalbi yöneltmek veyahut da Rab Subhanehu ve Teâlâ’ya yapması gereken kalbî ibadetleri terk etmesidir. «Cinsel organımın şerrinden» Allah’ın haram kıldığı yerde kullanmaktan, beni zinaya götüren şeylere bakmaya, dokunmaya, gitmeye, kast etmeye ve benzeri şeylere düşürecek yerde kullanmaktır. Bu mübarek duada Allah’ın nimet olarak verdiği azaları korumak vardır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu duada bu nimetlerin şerrinden Allah’a sığınmasını emretmiştir. «Kulağımdan Allah’a sığınırım» gibi bu nimetlerden Allah’a sığınmasını emretmemiştir. Çünkü bu nimetlerle Allah’a ibadet edilir. Bütünüyle kendisinden Allah’a sığınılacak kadar şerli değildir. Ancak ondan doğan şer oranında sığınılır. Onun korunması, yaratıldığı şeyi özen göstermekle, onunla günaha teşebbüs etmemekle, onunla rezaleti yaymamakla gerçekleşir. Çünkü kıyamet gününde o kimse bu nimetlerinden sorumlu tutulacaktır. Allah -Azze ve Celle-’nin şu ayeti bunu onaylamaktadır: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra suresi: 36)
Abdullah b. Mes’ud –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: ‘’Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse, cennete giremez.’’ Bunun üzerine bir adam şöyle dedi:’’ İnsan, elbisesinin güzel olmasından, ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır. (Bu da kibre girer mi?) ‘’Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: ‘’Muhakkak ki Allah, güzeldir; güzeli sever. Kibir, hakkı kabullenmemek ve insanları küçük görmektir.’’
Müslim rivayet etmiştirAbdullah b. Mes’ud –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre: Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: ‘’Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse, cennete giremez.’’ Bu hadis uyarıcı hadislerden biri olup şer’î deliller gereğince geniş bir açıklamaya ihtiyacı vardır. Kalbinde kibir olan kimse hakka karşı hoşlanmayarak kibirlenir. Bu da cehennemde ebedi kalacak kâfirdir ve cennete giremez. Allah Teâlâ’nın şu buyruğu uyarınca (Bunun sebebi, Allah’ın indirdiğini beğenmemeleridir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır). Muhammed Sûresi: 9. Ayet. Eğer kibir yaratılmışlara karşı onlara büyüklenerek olursa, Allah’a ibadette büyüklenmez ise azap görmeden mutlak ve tam bir şekilde cennete giremez. Bilakis o, insanlar üzerinde hâsıl olan kibir ve büyüklenmesinden dolayı azap görecektir. Sonra da temizlenince cennete girecektir. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- bu hadisi söylediği zaman; Bir adam şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü: Bir İnsan, elbisesinin güzel olmasından, ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır. (Bu da kibre girer mi?) Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: ‘’ Muhakkak ki Allah, güzeldir; güzeli sever. Zatında güzeldir, fiillerinde güzeldir, sıfatlarında güzeldir. Allah’tan sadır olan her şey güzeldir, kötü değildir. ‘’Güzeli sever’’ sözü; güzelleşmeyi (güzel görünmeyi) sevmek demektir. İnsanın elbisesinde, ayakkabısında, bedeninde ve bütün işlerinde güzel olmasını sever. Çünkü güzelleşmek, çirkin görünümün tersine kalpleri insana doğru çeker, insanlara sevdirir. İnsan giyiminde, elbisesinde ve saçında kötü görünümlü olursa tam tersi olur.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem’i:Allah, güzel sesli bir peygamberin, Kur’an’ı tegannî ile yüksek sesle okumasından hoşnut olduğu kadar hiçbir şeyden hoşnut olmamıştır'' buyururken işittim, demiştir.
Muttefekun AleyhBu hadiste namazda ve namaz dışında Kur'an okurken sesi güzelleştirmeye teşvik vardır.Öyle ki yüksek sesle okuyarak seseni güzelleştirir.Teganni yaparak hüzünlü bir şekilde okur.Diğer haberlere ihtiyaç duymadan nefis zenginliğini isteyerek,eliyle kazandığını ümit ederek.Hadisteki teganniden kasıt;sesi güzelleştirmek olup müzik tegannileri gibi yapmak değildir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göreden rivayet olunduğuna göre Şüphesiz ki; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:"Bir kimse kendisinden sorulan bir meseleyi gizler de cevap vermezse, Allah, kıyamet gününde ona ateşten bir gem vurur."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadiste ilmi gizleme hakkında kuvvetli bir uyarı vardır.kim soran kişinin dini konusunda bir soru sorarsa sorulan kişinin onu açıklaması gerekir.Cevap vermeyerek ya da yazmayarak o ilmi açıklamamış olur.Allah Teâlâ kıyamet günü susarak nefsine gem vurduğundan ona karşılık olması için ağzına ateşten bir gem vurarak cezalandırır.Karşılık yapılan amel türündendir.Bu hadisteki tehdit kim soran kişinin irşad için sorduğunu bilirse ve (cevap vermezse) onun için geçerli olur.Eğer soran kişinin öğrenmek ve amel etmek için değilde onu imtihan etmek için sorduğunu anlarsa,sorulan kişi cevap verip vermemek kendi tercihine kalmıştır.Hadiste varid olan tehdit ona ilhak edilmez.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimse yemin eder de yemininde, Lât ve Uzzâ’ya yemin olsun ki derse, derhal ‘’La ilâhe illallah’’ desin. Yine bir kimse, arkadaşına: "Gel, seninle kumar oynayalım" derse, hemen sadaka versin.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'tan başkası adına yemin edilmemesi konusunda uyarıda bulunmaktadır. Mümin ancak Allah adına yemin eder. Bu hadiste Allah'tan başkası adına mesela Lât ve Uzza -İslam öncesi dönemde tapınılan iki put -yemin eden kimsenin, kendi kendine: Şirki reddedip yeminine kefaret olması için ''Lâ ilâhe illallah'' Allah'tan başka hak ilah yoktur demesi gerektiği haber verilmiştir. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir kimsenin arkadaşına "Gel, kumar oynayalım" demesini -ki bu, iki veya daha fazla kişinin birbiriyle yarışarak kazananın aralarında bulunan parayı almasıdır ve her biri ya kazanır ya da kaybeder- yasakladığını bildirmiştir. Ayrıca, böyle bir şeye davet ettiği için kişi, bu davetinin kefareti olarak sadaka vermesinin müstehap olduğunu ifade etmiştir.