





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir Müslümanın, en hayırlı malının dinini fitnelerden korumak için yanına alıp dağ başlarına ve otlak yerlere gideceği koyunların olması yakındır.»
Buhârî rivayet etmiştirHadiste, fitne günlerinde, fitneyi ortadan kaldırmaya güç yetirenler dışında, insan için yalnızlığa çekilmenin faziletine işaret vardır. Güç yetirebilen kimsenin, fitnenin ortadan kalması için çaba sarf etmesi vaciptir. Fitneyi ortadan kaldırmanın hükmü duruma ve imkana göre ya farz-ı ayındır ya da farz-ı kifâyedir. Fitne günleri haricinde uzlete çekilip yalnız kalmanın hükmü hususunda ise alimler ihtilaf etmişlerdir. Uzlete çekilmek mi yoksa insanların arasında yaşamak mı daha faziletlidir? Tercihe şayan olan görüş; günaha düşmeyeceği zannı ağır basıyorsa o kimse için efdal olan insanlar arasında yaşamasıdır. “Dinini muhafaza etmek sebebi ile fitnelerden kaçar” dini hususunda fitneye düşme korkusu ile uzaklaşır. Bundan dolayı Müslümanın, şirk beldesinden İslam beldesine ve fısk beldesinden istikamet (doğruluk) beldesine hicret etmesi gerekir. Bu, insanların ve zamanın durumu değiştiğinde gerçekleşir. Bkz: Fethu’l-Bârî (1/100), Umdetu’l Kârî (1/263) Riyazu’s-Salihîn Şerhi (3/510)
Ebu'd-Derdâ -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kul, herhangi bir şeye lanet ettiğinde o lanet gökyüzüne çıkar. Semanın kapıları ona kapanır. Sonra yere iner, yeryüzünün kapıları da ona kapanır. Sonra sağa sola gider, girecek yer bulamaz da lanet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lanete lâyık ise onda kalır, değilse lanet edene döner.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirKul dili ile bir şeye lanet ederse, laneti gökyüzüne çıkar. Ancak semanın kapıları ona kapanır. Sonra yeryüzüne döner ve aynı şekilde yeryüzünün kapıları da ona kapanır ve giremez. Sonra sağa sola gider istikrar edemez ya da bir yol bulamaz, lanet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lanete lâyık ise onda kalır, değilse lanet eden sahibine dönerek ona isabet eder. Delîlul Fâlihîn (8/59).
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri arayıp tesbit eden melekleri vardır. Bunlar Allah -Azze ve Celle-'yi zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine: “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara: “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler: Subhânallah diyerek seni ulûhiyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ediyorlar, Allâhu ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Konuşma şöyle devam eder: “Peki onlar beni gördüler mi ki?” Hayır, vallahi seni görmediler. “Beni görselerdi ne yaparlardı?” Melekler şöyle dediler: Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler. Senin şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.“ Allah şöyle der: "Kullarım benden ne istiyorlar?" Melekler: ”Senin Cennet'ini istiyorlar." derler. Allah; "Onlar Cennet'i görmüşler mi?” diye sorar. Onlar: "Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar Cennet'i görmediler.“ Allah: "Eğer Cennet'i görselerdi ne yaparlardı?" diye sorar. Onlar: ”Şayet onlar, Cennet'i görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarf ederlerdi." derler. Allah: "Bunlar neyden Allah’a sığınıyorlar? der. Onlar: ”Cehennem'den sığınıyorlar." derler. Allah; “Peki, onlar, Cehennem'i gördüler mi?” der. Onlar: "Hayır, vallahi onlar Cehennem'i görmediler.“ derler. Allah;"Ya görselerdi ne yaparlardı?” der. Onlar: "Şayet onlar Cehennem'i görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı" derler. Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklerine: “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım.” buyurur. Meleklerden biri: "Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu" deyince; Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.» Başka bir rivayette: Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah Teâlâ’nın, diğer meleklerden ayrı, sadece zikir meclislerini arayıp tespbit etmek üzere dolaşan melekleri vardır. Allah’ın zikredildiği bir meclis buldular mı, o kimselerin aralarına otururlar ve diğer melekleri oraya çağırarak cemaatin arasındaki boş yerleri ve oradan dünya semasına kadar olan mesafeyi kanatlarıyla doldururlar. Zikredenler dağılınca onlar da semâya çıkarlar. Allah Teâlâ daha iyi bildiği halde onlara: “Nereden geldiniz?” diye sorar. Melekler de: "Yeryüzündeki bazı kullarının yanından geldik. Onlar Subhânallah diyerek ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni tenzih ediyorlar, Allâhu Ekber diye tekbir getiriyorlar, lâ ilâhe illallah diyerek seni tehlil ediyorlar, elhamdülillâh diyerek sana hamdediyorlar ve senden istiyorlar." derler. (Konuşma şöyle devam eder): Allah, meleklerine; “Onlar Benden ne istiyorlar? der. Melekler: "Cennet'ini istiyorlar." derler. Allah: "Onlar benim Cennet'imi gördüler mi?” der. Melekler; "Hayır, yâ Rabbi, görmediler." derler. Allah: “Ya Cennet'i görseler ne yaparlardı?” der. Melekler: "Senden güvence isterlerdi." derler. Allah şöyle der: "Benden neden dolayı güvence isterlerdi?” Melekler: "Cehennem'inden yâ Rabbi" derler. Allah: “Peki benim Cehennem'imi gördüler mi?” der. Melekler: "Hayır, görmediler." derler. Allah: “Ya görseler ne yaparlardı?” der. Melekler: "Senden kendilerini bağışlamanı dilerlerdi." derler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ben onları affettim. İstediklerini onlara bağışladım. Güvence istedikleri konuda onlara güvence verdim. Bunun üzerine melekler: Yâ Rabbi, çok günahkâr olan falan kul onların arasında bulunuyor. Oradan geçerken aralarına girip oturdu, derler. O zaman Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onu da bağışladım. Onlar öyle bir topluluktur ki, onların arasında bulunan kötü olmaz."»
Muttefekun AleyhBu hadis zikir meclislerinin yüceltilmesiyle ilgili profillerden bir profili göstemektedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tespit eden melekleri vardır.» Allah, Hafaza Melekleri hariç meleklerden özel bir topuluğa yeryüzünde dolaşma görevi vermiştir. Müslümanların yollarında, mescitlerinde ve evlerinde dolaşırlar. Zikir meclislerini bulmak isterler. Oraları ziyaret ederler, oralara şahit olurlar ve oradakileri dinlerler. Hafız şöyle demiştir: Bu aranılan yerlerin özellikle tesbih meclisleri ve benzeri meclisler olması daha çok muhtemeldir. Allah -Azze ve Celle-'yi zikreden bir topluluğu bulduklarında Müslim'in rivayetinde ''İçinde zikrin olduğu meclisi bulduklarında birbirlerine seslenirler.'' Bazısı bazısına 'İhtiyacınız olan şeye gelin'' diye seslenir. Bir diğer rivayette "Arzuladığınız şeye gelin." Araştırdığınız zikir meclislerine,ulaşmak istediğiniz, ziyaret edip zikirlerini dinlemek istediğiniz meclislere gelin. Peygamber -aleyhisselatu vesselam- onlar zikir meclislerinde iken melekleri vasfederken; onları korurlar, yani bileziğin bileği kapsadığı gibi kapsarlar buyurmuştur. «Onları kanatlarıyla korurlar.» Onların etraflarında kanatlarıyla dolanırlar. «Semaya doğru» Yani semaya ulaşana kadar. Sonra Nebi -aleyhissalatu vesselam- İzzet ve Celal sahibi Rabbi ile değerli melekleri arasında geçen konuşmayı anlatıyor. Allah -Azze ve Celle- şöyle buyuruyor: ''Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara soruyor. Mele-i A'lâ'da onların işlerine işaret etmek için Allah, zikredenler hakkında meleklerden daha fazla ilme sahip olduğu halde zikreden kullarıyla meleklere karşı övünmek için onlara soruyor. Kullarım ne diyorlar? Melekler cevap veriyorlar: Allâhu ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Melekler diyorlar ki: Allah'ı zikredenler "Subhânallahi velhamdulillah ve la ilahe illallah vallahu ekber" diyorlar. Temcîd: Yüceltme, Lâ ilâhe illallah sözüdür. İçinde Allah Teâlâ'nın tazim edildiği uluhiyet tevhidi olması hasebiyle böyledir. Yüce Allah; beni gördüler mi? der. Dedi ki onlar şöyle derler: Hayır, vallahi seni görmediler. “Beni görselerdi ne yaparlardı?" der, buyurdu. Melaiketu'l Kiram cevap veriyor: ''Şayet seni görselerdi, sana daha çok ibadet ederler, senin şânını daha fazla yüceltirlerdi ve seni daha çok tesbih ederlerdi.'' Çünkü ibadette gayretli olmak Allah'ı bilmekle alakalıdır. Sonra Allah -Tebâreke ve Teâlâ- şöyle buyuruyor: Benden ne istiyorlar? Melekler de; ”Cennet'ini istiyorlar derler. Senin Cennet'ini istedikleri için sana ibadet edip, seni zikrediyorlar. Allah; "Onlar, Cenneti görmüşler mi?” der. Melekler: "Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar Cennet'i görmediler.“ Ya Cennet'i görseler ne yaparlardı?” Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarf ederlerdi. Çünkü haber, bizzat şahit olmak gibi değildir. Allah -Cellle Celaluhu- şöyle buyuruyor: Bana hangi konuda sığınıyorlar? Cehennem'den korkuyorlar ve Allah'tan onları Cehennem'den korumasını istiyorlar. Melekler: Cehennem'den diyorlar. Allah'a Cehennem'inden korkup Cennet'ini istedikleri için ibadet edip zikrediyorlar. Ve Allah'tan onları Cehennem'den kurtarmasını istiyorlar. Allah -Azze ve Celle- şöyle buyuruyor: “Peki benim Cehennem'imi gördüler mi? Ya görseler ne yaparlardı?” Şayet Cehennem'i görselerdi, ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı.Salih amel işlemede daha da gayretli olurlardı. Çünkü salih amel, Cehennem'den kurtulmaları için sebeptir. Allah -Celle Celaluhu- şöyle buyuruyor: ''Sizi şahit tutuyorum, ben onları bağışladım.'' Yani günahlarını bağışladım. Meleklerden biri: Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu, ona da mağfiret edilir mi? deyince Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz ve onun ameli boşa çıkarılmaz.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah şöyle buyurdu ki: Kulum kötü bir amel yapmak isterse, onu yapmadıkça yazmayın! Yapınca, onu aleyhine bir günah olarak yazın! Eğer benim için terk ederse bunu onun lehine bir sevap yazın! Kulum iyi bir iş yapmayı arzu ederse, yapmasa bile ona bir sevap yazın. Eğer onu yaparsa, en az on misli olmak üzere yedi yüz misline kadar ona sevap yazın.»
Muttefekun AleyhAllah Teâlâ bu vazifeyle görevlendirdiği meleklerine insanların işleyip, yaptıklarını yazıp, kayıt altına almalarını emretmektedir. Hadiste ifade edilenler yüce Allah’ın insanlara ne kadar ihsan ve lütufkâr olduğunu göstermektedir. «Kulum kötü bir amel yapmak isterse, onu yapmadıkça yazmayın.» Buradaki amel ifadesi kapsayıcı olup, kalp ve uzuvların yaptığı amelleri içerir. Buradan anlaşılan budur. Zira bazı ayetlerde insanın kalp ile yaptığı amellerinden sorumlu olduğu ve bunların karşılığını alacağı beyan edilmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kim de orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona elem dolu bir azap tattıracağız.” Sahih bir hadiste şöyle denmiştir: «İki Müslüman birbirine kılıç çektiği zaman, öldüren de, ölen de cehennemdedir.» Bunun üzerine, öldürenin durumu belli, ama ölen niçin cehennemdedir? Diye soruldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Çünkü o, arkadaşını öldürmek istiyordu.» diye buyurdu. Bu ayet ve hadis bağlamında gelen deliller hadiste geçen, «Kulum kötü bir amel yapmak isterse, onu yapmadıkça yazmayın.» genel ifadeyi tahsis eder. Bu durum günahla ilgili olan «Ona günah yazılmaz.» ifadesi ile ters düşmez. Zira kalbin bir şeyi yapmaya azmedip, istemesi de bir amel sayılır. «Yapınca, onun aleyhine bir günah olarak yazın.» Yani bir günah yazın. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.”, “Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü’min olarak salih bir amel işlerse, işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.” «Eğer benim için terk ederse bunu onun lehine bir sevap yazın.» Kötülüğün terk edilişi Allah için olmalıdır. Yani Allah’tan korkarak ve hayâ duyarak olmalıdır. Bir kimse acizliğinden yahut insanlardan çekinmesinden yahut başka bir sebepten dolayı günahı terk etmişse kendisine bir sevap yazılmaz. Belki de bir günah yazılabilir. «Kulum iyi bir iş yapmayı arzu ederse, yapmasa bile ona bir sevap yazın.» Bu lütuf ve ihsan kerim ve minnet sahibi olan el-Kerim ve el-Mennan isimlerine sahip yüce Allah’ın ikramıdır. Hamd ve minnet O’nadır. Bu cömertliğin üzerinde bir cömertlik olabilir mi? İyilik işleme arzusuna bir sevap veriyor. Eğer onu yaparsa, en az on misli olmak üzere yedi yüz misline kadar sevap yazdırıyor. Bu hadiste Nebi –sallallallahu aleyhi ve sellem- «Allah şöyle buyurdu ki» sözü ile hadisi Allah Teâlâ’ya isnat etmektedir. Yüce Allah’ın bu sözü kullarına bir vaadi ve büyük ihsanıdır. Bu tür hadisler Kur’an’dan sayılmaz, ancak mahlûk da denmez. Zira yüce Allah’ın sözü mahlûk değildir.
Ebû Saîd el-Hudrî ve Ebû Hureyre -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir münadi şöyle seslenecek: "Sağlıklı olacaksınız ve asla hastalanmayacaksınız. Yaşayacaksınız ve asla ölmeyeceksiniz. Genç olacaksınız ve asla yaşlanmayacaksınız. Nimetler içinde yaşayacaksınız ve asla acı çekmeyeceksiniz.» Bu, Allah -Azze ve Celle-'nin şu sözüdür: {Onlara: "İşte bu Cennet'e yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındınız" diye seslenilir.} [A'râf Suresi: 43]
Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet ehlinin, Cennet'te rahat ve konforlu bir hayat yaşarken bir münadi tarafından kendilerine şu şekilde seslenildiğini haber vermiştir: Siz Cennet'te sağlıklı olacaksınız ve asla hastalanmayacaksınız, hatta en ufak bir hastalık bile olmayacak; orada yaşayacak ve asla ölmeyeceksiniz, hatta uyku gibi küçük bir ölüm bile olmayacak; orada genç olacaksınız ve asla yaşlanmayacaksınız ve orada rahat bir hayat yaşayacak ve asla üzülmeyecek ve perişan olmayacaksınız. Bu, Yüce Allah'ın şu ayetinin anlamıdır: {Onlara: "İşte bu cennete yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındınız" diye seslenilir.} [A'râf Suresi: 43]
Suheyb b. Sinân -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cennet ehli Cennet'e girdikleri zaman Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurur: Size daha da artırmamı istediğiniz bir şey var mı?’ Derler ki: Yüzlerimizi beyazlatmadın mı? Bizi Cennet'e sokup, Cehennem'den kurtarmadın mı? (daha ne isteyelim!) Perdeyi kaldıracak. Onlara, Rableri -Azze ve Celle-'ye bakmaktan daha sevimli hiçbir şey verilmemiştir.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet ehlinin Cennet'e girdiği zaman Allah -Tebâreke ve Teâlâ-'nın onlara şöyle buyuracağını haber vermektedir: Size daha fazlasını vermemi ister misin? Cennet'tekilerin hepsi diyecekler ki: Yüzlerimizi parlatmadın mı? Bizi Cennet'e sokmadın mı ve bizi Cehennem ateşinden kurtarmadın mı? Daha ne isteyelim? Allah Teâlâ, sonra perdeyi kaldıracak ve perdesi nurdur ve kendilerine verilen her şeyden, Rableri -Azze ve Celle-'ye bakmaktan daha sevimli hiçbir şey olmayacaktır.
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz cennetlikler, (aralarındaki üstünlükten dolayı) köşklerde bulunanları, doğu veya batı ufkunda bulunan parlak yıldızı gördükleri gibi görürler. Sahâbeler: Ey Allah'ın Rasûlü! O yüksek makamlar, kendilerinden başka hiç kimsenin ulaşamayacağı rasûllerin makamları mıdır? dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle cevap verdi: “Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki o makamlar, Allah'a imân eden ve rasûllerini gereği gibi tasdik edenler içindir.
Muttefekun AleyhCennetliklerin makamları üstünlüklerine göre birbirlerinden farklıdır. Öyle ki, yüksek makamlarda bulunanlar kendilerinden altta bulunanları yıldızları gördükleri gibi göreceklerdir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Cennette yay kadar bir yer, üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.”
Buhârî rivayet etmiştirBu hadiste müminin cennetteki sevabının büyüklüğü ve dünyanın bayağılığı açıklanmıştır. Öyleki Cennette yay kadar bir yer nefis, devamlı ve kalıcı olması bakımından dünya içindeki bütün nimetlerden daha hayırlıdır. Allah Teâlâ bizleri cennet ehlinden olanlardan eylesin.
1571- Muâviye –radıyallahu anh-’dan rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu işittim: "Şayet sen, Müslümanların kusurlarını araştırırsan onları kötülüğe sevk etmiş olursun yahut kötülüğe düşürmen çok yakın olur"
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirEğer, Müslümanların gizlemek istedikleri ayıplarını araştırıp açığa çıkarır ve gizli olan işlerinin, hallerinin peşine düşersen, onların açıklarını ortaya çıkarmış ve ayıplarını ortaya koymuş olursun. Bundan dolayı onların utanmaları azalır ve böylece onlar, gizli olarak yaptıkları ve sadece Allah Teâlâ’nın bildiği günahları açıktan işlemeye cesaret ederler.