





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Hureyre -radıyallahu anh'den merfu olarak rivayet olun du ki: "Üç dua vardır ki kabul olunmasında şüphe yoktur: Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın çocuğu için yaptığı dua."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirŞüphesiz ki Allah üç sınıf insanın şu üç duasına icabet eder. Mazlumun duası, mazlum olan zulüm görmüş kâfir dahi olsa, sonra da Allah’a dua etmiş olsa muhakkak ki Allah onun duasına icabet eder. Yolculuk esnasında Allah’a dua eden yolcunun duası, babanın duası, anne ya da baba olması aynıdır.Oğluna hayır dua etmesiyahut beddua etmesi aynıdır.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh'den merfu olarak rivayet olun du ki: «Üç kimse vardır ki kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz, onları temize çıkarmaz ve onlara bakmaz, onlar için acıklı bir azap vardır. (Bunlar: zina eden ihtiyar, çokça yalan söyleyen hükümdar ve büyüklenen fakirdir.»
Müslim rivayet etmiştirÜç sınıf insan vardır ki Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları günahlarından temize çıkarmaz. Onlar için şiddetli bir azap vardır. Bunlar: Zina eden ihtiyar, çokça yalan söyleyen imam (idareci) ve büyüklenen ve kendisi dışında başkalarını küçük gören fakir.
Ali -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana şöyle buyurmuştur: «Allah’ım! Beni hidayete erdir ve beni dosdoğru kıl. Hidayet isterken, yolunu bulmayı; doğruluk isterken de okun hedefi tam isabetle vurmasını hatırla.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali b. Ebû Tâlib -radıyallahu anh-'a Allah'a dua etmesini ve O'ndan istemesini emretmiş ve şöyle buyurmuştur: (Allahım! Bana hidayet et) beni yönlendir, bana yol göster, (beni doğru olana başarılı kıl) beni muvaffak kıl, beni bütün işlerimde dosdoğru kıl. Hidayet; hakikati detaylı ve genel olarak bilmek, zahirde ve batında ona uymakta başarılı olmaktır. Sedâd: Hak üzerine yapılan bütün işlerde başarılı ve doğru olmak demektir. Söz, amel ve imanda dosdoğru yolda olmaktır. Çünkü manevi mesele somut olanla netleşir. Şu duayı ederken şunu hatırla: (Hidayet, seni doğru yola iletir), o halde hidayet isterken, yolcunun yolunda dosdoğru gitmesine benzer şekilde kalbinle hazırlan. Çünkü yolcu, doğru yoldan ne sağa ne de sola sapar. Bu, onu yolunu kaybetmekten korumak içindir. Böylece selamete kavuşur ve amacına hızla ulaşır. (Hedefe ulaşmak: Okun hedefe ulaşması) Oku attığında, hedefe ne kadar çabuk ulaşıp vurduğunu fark edersin. Okçu hedefi vurmak için, okla hedefe doğru yönelip atar. Keza niyet ettiğin şeyin olması için okun hedefine varması gibi Allah Teâlâ'dan duanın kabul olmasını iste. Duanda nihai amacına ulaşmayı ve nihai hedefine varmayı isteyen biri olursun. Bu yüzden, Allah’tan “sedâd” (dosdoğruluk ve isabet) isterken bu mânâyı kalbinde hazır bulundur ki, niyet ettiğin bu isabet ve doğruluk talebi, ok atarken kullandığın hedefi tam vurma anlamıyla örtüşsün.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Azîz ve Celîl olan Allah katında en kötü isim, Melikü'l-emlâk (melikler meliki) diye isimlendirilen kimsenin adıdır. Allah'tan başka Mâlik yoktur" Başka bir rivayette: "Kıyamet günü, Allah'ın en ziyade kızacağı en kötü kimse, adı Melikü'l-emlâk olan kimsedir. Allah'tan başka Mâlik yoktur." Süfyân şöyle demiştir: Şâhân Şâh bunun bir örneğidir. Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: Hadiste geçen" Ahna" kelimesinin ne manaya geldiğini Ebû Amr'a sordum: "en düşük" diye cevap verdi.
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah -azze ve celle-'nin katında en düşük ve en hakir kimsenin Allah'tan başka kimseye yakışmayacak Melikü'l-mulûk (melikler meliki) gibi azamet ve yücelik manasına gelen isimlerle isimlenen kimse olduğunu haber vermiştir. Çünkü bunda Allah ile benzerlik vardır. Bu ismin sahibinin kendisi yada onun için Allah'ın benzeri olduğu iddia edilmiş olur. Bundan dolayı bu isimle isimlenen kimse Allah -azze ve celle-'nin en buğz ettiği ve en kötü gördüğü kimsedir. Aynı zamanda manasının en buğz ettiği kimselerden biri olma ihtimalide vardır. Sonra -sallallahu aleyhi ve sellem- bu alemde hakiki manada Allah -azze ve celle-'den başka Melikü'l-mulûk (melikler meliki) olmadığını açıklamıştır. Bu hadiste manasını ve delalet ettiği şeyi anlamadan bazı kimselere isim ve lakap takan kimseler için öğüt ve hatırlatma vardır ki hadisteki yasağa düşmesinler. Allah' kendisinden yardım talep edilendir.
Abdullah b. Mes'ud -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet olunan bir hadiste şöyle haber verilmiştir: «el-Adhu nedir? Sizlere haber vereyim mi? O, nemime/koğuculuk, insanlar arasında laf taşımaktır.»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlar arasında nemime/kovuculuk yaparak dolaşmayı yasaklamıştır. Bu insanların arasını bozmak için birbirleri hakkında söyledikleri sözleri taşımakla olur. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- sözlerine soru kipiyle başlamıştır. Zira bu metot daha tesirli ve dikkat çekicidir. İlk olarak onlara el-adhu yani yalan ve iftira nedir? diye sormuştur. Bu kelime yalan ve iftira manasına geldiği gibi sihir yapmak anlamına da gelir. Ardından bu soruya kendisi cevap vererek anlamını insanlar arasında geçimsizlik yaymak olarak açıklamıştır. Bu davranış aynı sihir yapmak kadar yeryüzünde bozgunculuk çıkarır ve insanlara zarar verir, kalplerini paramparça eder. Bağları koparır ve gönülleri nefret ve kinle doldurup, kabartır. Bugünlerde bu türden davranışlara çokça rastlamaktayız.
Ebu Said ve Ebu Hureyre -radıyallahu anhumâ-'dan merfu olarak rivayet olundu ki: "Üç kişi sefere çıktığında içlerinden birini emir olarak seçsinler."
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirAllah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- yolculara, sefere çıktıklarında aralarından bir kişiyi emir seçmelerini emretmiştir. Emir seçtikleri kişi, onların işlerini idare edeceği için en iyi ve en ileri görüşlü olanı olmalıdır. Çünkü onlar eğer bir emir seçmezlerse işlerinde düzensizlik ve kargaşa olur.
Abdullah b. Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hasta bir bedevinin yanına onu ziyaret etmek için girdi. Hasta ziyareti yaptığında (bir hastayı ziyaret ettiğinde) hastanın yanına girince şöyle derdi: «Lâ be'se tahûrun inşaallah» (Geçmiş olsun, hastalığın günahlarına keffâret olur inşallah.)
Buhârî rivayet etmiştirİbn Abbas -radıyallahu anhuma-'nın haber verdiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hastalanan bir bedeviyi ziyaret etmek için yanına girdi. O, -sallallahu aleyhi ve sellem- hasta ziyareti ettiği birinin yanına girince şöyle derdi: «Lâ be'se tahûrun inşaallah» (Geçmiş olsun, hastalığın günahlarına keffâret olur inşaallah) Üzerine bir zorluk ve eziyet olmasın. Bu hastalığın, günahını temizlesin. Kusurlarına keffaret olsun ve yine ahirette de derecelerinin yükselmesine sebep olsun.
Enes -radıyallahu anh-'den- merfû olarak rivayet olunan bir hadiste şöyle haber verilmiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Alaca hastalığından, delilikten, cüzzamdan ve kötü hastalıklardan Sana sığınırım.»
Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- belli bazı hastalıklardan Allah’a sığınırdı. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu hastalıklardan Allah’a sığınması, ne kadar tehlikeli hastalık olduğunu ifade etmektedir. Özellikle bazı hastalıkları zikrederek sığınma yaptıktan sonra, genel olarak tüm kötü hastalıkları da zikretmiş ve ardından afiyet ve selamet niyaz etmiştir. Bu hadiste husus ve mücmel ifadeler bulunmaktadır. İlk kısmı ayrıntılı olarak hastalıkları zikretmiş, diğer kısmı ise özlü olarak kapsayıcılık içermiştir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- belli bazı hastalıklardan Allah’a sığınır ve şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Alaca hastalığından sana sığınırım.» Bu hastalık bir deri hastalığıdır. Deri beyaz bir renk alır. İnsanlar bu hastalara pek yaklaşmazlar. Hasta da insanlardan uzaklaşır. Belki de bundan dolayı -Allah korusun- Allah’ın gazabına uğrar. Delilik, aklın gitme halidir. Akıl olmadan insan mükellef olamaz ve Rabbine ibadet edemez. Allah Teâlâ’nın yarattıkları hakkında ancak akıl ile tefekkür yapılabilir. Kur'an-ı Kerim onunla anlaşılır. Aklın gitmesi insanın yok olması demektir. Bunun için de Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kalem üç kişiden kaldırılmıştır. Uyanıncaya kadar uyuyan kimseden, akıl baliğ oluncaya kadar çocuktan, aklî dengesi yerine gelinceye kadar deli ve benzeri kişilerden.» “Cüzzam” Bu hastalık, uzuvların eriyerek tükenmesi ile sonuçlanır. Bulaşıcıdır. Bir hadiste; «Aslandan kaçtığın gibi cüzzamlı hastadan uzaklaş.» diye buyrulmuştur. “Ve kötü hastalıklardan” İnsanların küçük gördüğü kişinin sabretmek zorunda olduğu hastalıklardır. Felç, kör olmak, kanser gibi hoşlanılmayan hastalıklar birer örnek olarak verilebilir. Hem maddi olarak masraflı hem de güçlü bir sabra ihtiyaç vardır. Allah Teâlâ’nın sabır ve kalbine güç verdiği kişiler müstesna sabır gösterilmesi zordur. Görüleceği üzere dinimiz İslam’ın Müslüman kimsenin bedenine, sağlığına ve dinine verdiği önem, ortada tüm hakikatiyle durmaktadır.
Ali -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Fatıma -radıyallahu anhâ- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek değirmen taşının eline verdiği zarardan şikayetçi oldu. Kendisine Rasûlullah -aleyhisselâm-'a kölelerin geldiği haberi ulaşmıştı. Fakat o Nebi -aleyhisselâm- ile görüşemediği için bunu Âişe -radıyallahu anhâ-'ya anlattı. Nebi -aleyhisselâm- eve geldiğinde Âişe -radıyallahu anha- bunu Rasûlullah'a anlattı. Ali -radıyallahu anh- dedi ki Rasûlullah bize geldi ve biz ise yatmıştık, ayağa kalkmak istedik ve Rasûlullah şöyle dedi: «Yerinizde kalın.» Ali -radıyallahu anh- şöyle anlatıyor: Rasûlullah gelip benimle onun (Fâtıma'nın) arasına oturdu, öyle ki ben ayaklarının serinliğini karnımda hissettim. Şöyle dedi: « Size hizmetçiden daha hayırlı olan bir şeyden haber vereyim mi? Yatağınıza girdiğiniz zaman -veya istirahate çekildiğiniz zaman- otuz üç defa "Subhânallah", otuz üç defa "Elhamdülillah" ve otuz dört defa "Allahu Ekber" deyin. Bu sizin için bir hizmetçiden daha hayırlıdır.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kızı Fâtıma -radıyallahu anhâ- öğütmek için kullandığı değirmen taşının elinde bıraktığı izden şikayetçi oldu. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e köleler geldiği zaman kendisi yerine ev işlerini yapması için bu kölelerden bir hizmetçi vereceğini düşünerek hızla Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gitti. Ama onu evde göremeyince Âişe -radıyallahu anha-'ya bu durumu anlattı. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- eve geldiğinde; Âişe, Fâtıma'nın kendisinden bir hizmetçi istemek için kendisine geldiğini haber verdi. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Fâtıma ve Ali -radıyallahu anhumâ-'nın evlerine gitti, onlar yatakta idiler, uyumaya hazırlanıyorlardı. Onların arasına oturdu. Öyle ki; Ali -radıyallahu anh- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ayaklarının soğukluğunu karnında hissetti ve Peygamber Efendimiz -aleyhisselâm- şöyle buyurdu: Benden size vermemi istediğiniz hizmetçiden daha iyisini size öğreteyim mi? Evet dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Gece yatacağınız zaman otuz dört defa “Allahu Ekber” diyerek tekbir getirin. Ve ''Subhânallah'' diyerek Allah'ı otuz üç defa tesbih edin. Ve otuz üç defa ''Elhamdülillah'' diyerek Allah'a hamt edin. Bu zikir, sizin için hizmetçiden daha hayırlıdır.