





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbn Ömer -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim, işlemediği bir suçtan ötürü kölesini döver veya tokatlarsa, bunun kefareti o köleyi azat etmesidir.»
Müslim rivayet etmiştirCezayı hak edecek bir suç işlememesine rağmen kim kölesine vurursa bu davranışının kefareti onu azat etmesidir.
Ebu Talha Zeyd b. Sehl -radıyallahu anh- şöyle dedi: Biz sokak başlarında, evlerin önlerinde oturup konuşurduk. Bir keresinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geldi, başımızda durdu ve: «Size ne oluyor ki, böyle sokaklarda oturuyorsunuz. Buralarda oturmaktan kaçının!» buyurdu. Biz: Sakıncasız şeyler için oturduk, müzâkerede bulunuyor, konuşuyoruz dedik. «Eğer sokaklarda oturmaktan vazgeçmeyecekseniz, hiç değilse hakkını verin. Buraların hakkı gözü haramdan sakınmak, selâm almak ve güzel şeyler söylemektir.» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirEbu Talha -radıyallahu anh- sokak başlarında, evlerin önlerinde oturup konuştuklarını haber vermiştir. Kendi işleri hakkında sohbet ediyorlardı. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- geldi ve yanlarında durdu. Yani Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- başlarında dikildi. Onlara niçin yol kenarlarında oturduklarını sordu ve onları yolların kenarında oturmaktan yasakladı. “Sakıncasız şeyler için oturduk, müzâkerede bulunuyor, konuşuyoruz, dedik.” Ey Allah’ın Rasûlü burada oturmamız şeri olarak bir sakıncası olmayan, mübah olan bir husus içindir. O da kendimize has meseleleri müzakere etmek ve konuşmak içindir. «Hiç değilse hakkını verin.» Eğer sokaklarda oturmaktan vazgeçmeyecekseniz, hiç değilse hakkını verin. Başka bir rivayette, «Bu meclislerde oturmaktan vazgeçmeyecekseniz yolun hakkını verin.» Bir başka rivayette ise; «Yolun hakkının ne olduğunu sordular. Onlara önüne bakmak, selam almak, güzel söz söylemektir.» dedi. Başka bir rivayette «Önüne bakmak, eziyet vermekten kaçınmak, selamı almak, iyiliği emredip kötülükten de sakındırmaktır.» buyurdu. Sokaklarda oturmaktan vazgeçmeyecekseniz ibaresinin manası üzerinize vacip olan ne ise onu yerine getirin demektir. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- onlara sokaklarda oturmanın neden yasak olduğunun sebebini açıklamıştır. İnsan belki genç bayanların olmasından dolayı onlara bakarak fitneye düşmesinden korkulur. İnsan evinde olsa yalnız olur ve kendisi için gerekli olan şeyleri yapar. Allah’ın ve Müslümanların hakkına girmemiş olur. Eğer münker olan bir şey görürse iyiliği emredip kötülükten sakındırması üzerine vaciptir. Eğer bunu terk ederse günaha girmiş olur. Aynı şekilde yanından geçip ona selam veren kimselerin sayısı çok ise onların selamını alma hususunda aciz kalabilir. Selamı almak farzdır ve bundan dolayı günah kazanır. O yüzden kişi, kendisini fitne olacak şeylere sunmaması ve hakkını veremeyeceği hususlardan da uzak durması gerekir.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken dinledim dedi: «Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi, şehit düşmüş bir kimse olup huzura getirilir. Allah Teâlâ ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf eder. Cenâb–ı Hak: Peki, bunlara karşılık ne yaptın? buyurur. Şehit düşünceye kadar senin uğrunda cihad ettim, diye cevap verir. Yalan söylüyorsun. Sen, "babayiğit adam" desinler diye savaştın, o da denildi, buyurur. Sonra emrolunur da o kişi yüzüstü cehenneme atılır. Bu defa ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kur‘an okumuş bir kişi huzura getirilir. Allah ona da verdiği nimetleri hatırlatır. O da hatırlar ve itiraf eder. Ona da: Peki, bu nimetlere karşılık ne yaptın? diye sorar. İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızân için Kur'an okudum, cevabını verir. Yalan söylüyorsun. Sen "âlim" desinler diye ilim öğrendin, "ne güzel okuyor" desinler diye Kur'an okudun. Bunlar da senin hakkında söylendi, buyurur. Sonra emrolunur, o da yüzüstü cehenneme atılır. (Daha sonra) Allah'ın kendisine her çeşit mal ve imkân verdiği bir kişi getirilir. Allah verdiği nimetleri ona da hatırlatır. Hatırlar ve itiraf eder. Peki ya sen bu nimetlere karşılık ne yaptın? buyurur. Verilmesini sevdiğin, razı olduğun hiç bir yerden esirgemedim, sadece senin rızânı kazanmak için verdim, harcadım, der. Yalan söylüyorsun. Halbuki sen, bütün yaptıklarını "ne cömert adam" desinler diye yaptın. Bu da senin için zaten söylendi, buyurur. Emrolunur, bu da yüzüstü cehenneme atılır.»
Müslim rivayet etmiştirHadisin manası: Kıyamet gününde hesabı ilk görülecek olan kimseler üç sınıf insandır. Gösteriş için öğreten, gösteriş için savaşan ve gösteriş için infak eden kimsedir. Sonra Allah Subhanehu ve Teâlâ kıyamet gününde huzuruna getirtir, onlara verdiği nimetleri hatırlatır, onlar da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf ederler. Onlardan her birine bu nimetimin şükrünü eda etmek için ne yaptın diye sorar. Birincisi “İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızân için Kur'an okudum, cevabını verir. Allah -Azze ve Celle- ona: Yalan söylüyorsun. Sen "âlim" desinler diye ilim öğrendin, "ne güzel okuyor" desinler diye Kur'an okudun. Bilakis gösteriş için bunu yaptın. Sonra emrolunur, o da yüzüstü cehenneme atılır. Diğerlerinin sonu da böyledir.
Ebû Zer -radıyallahu anh- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-´e: Bir kimse, bir hayır yapar da halk bu sebeple onu överse, buna ne buyurursunuz? dediler. O da: «Bu, mümin için peşin bir müjdedir.» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirHadisin manası: Şüphesiz ki kişi salih ameli insanları kast etmeden yalnızca Allah için yapar, sonra da bundan dolayı insanlar onu, falanca çok hayır sahibi, çok ibadet eden, çokça ihsanda bulunan kimsedir gibi benzeri şeylerle över. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- : «Bu, Mümin için peşin bir müjdedir.» diyerek o kimseye sena etmiştir. Çünkü insanlar bir kimseyi överse Allah’ın yeryüzündeki şahitleridir. Bundan dolayı Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in ve ashabının yanından bir cenaze geçtiğinde cenazeye övgüde bulundular. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- vacip oldu dedi. Sonra başka bir cenaze geçti insanlar onu kötü olarak andılar. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- vacip oldu, dedi. İnsanlar vacip olan nedir diye sorduklarında: «İlki için cennet, ikincisi için ise ateş vacip oldu. Sizler Allah’ın yeryüzündeki şahitlerisiniz.» «Bu, mümin için peşin bir müjdedir.» sözünün manasıdır. Bununla riya arasındaki fark; gösteriş yapan ancak insanlar onu görsün ve ona sena etsinler diye yapar. Bu durumda Allah’a başkasını ortak koşmuştur. Ancak diğerinin niyeti halis, ancak Allah içindir. Bunu yaparken insanlar beni över ya da beni yererler diye düşünmemiştir. Onun bu itaatini gördüklerinde sena edip, övmüşlerdir. Bu kesinlikle riya değil, bilakis mümin için peşin bir müjdedir. Riya yapanla hadiste zikredilenin arasındaki fark apaçıktır. Riyazu's-Salihin Şerhi İbn Useymin (6/354,355)
Cerîr b. Abdullah -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ansızın istemeden harama bakmanın hükmünü sordum. «Hemen gözünü başka tarafa çevir!» diye buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirCerîr b. Abdullah -radıyallahu anh- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, mahrem olmayan bir kadına kasıtsız bakan bir adamın durumunu sordu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona bunu bilip anladığı vakit yüzünü diğer yana ve başka bir tarafa çevirmesi gerektiğini emretti. Bu durumda ona bu şekilde yaptığında bir günah olmadığını bildirdi.
Câbir -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kabların ağzını örtün. Su kırbalarının ağzını bağlayın. Kapıları kapatın ve kandilleri söndürün. Çünkü şeytan bağı çözemez, kapıyı açamaz ve kapağı kaldıramaz. Eğer sizden birisi (kabların üzerini) kapayacak bir şey bulamazsa, besmele çekerek bir çubuğu (o kabın) üstüne koysun. (Kandilleri de söndürsün.) Çünkü fare, içeridekilerin üzerine evi yakabilir.»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- haşerattan, diğer eziyet verici şeylerden ve (geleceyin) inen vebadan korumak için kabların ağzını kapamayı, kırbaların ağzını bağlamayı, dinî ve dünyevî maslahatlar, fesat ve abesle iştigal edenlerden malları ve canları korumak için kapıları kapamayı emretti. Evin ve ev ahalisinin yanma riskini ortadan kaldırmak için kandillerin söndürülmesini irşad etmiştir. Hadis, gece yatma vaktine hamledilir. Aynı zamanda şeytanın bağı çözemeyeceğini, kapıyı ve kapalı kabların kapağını açamayacağını haber vermiştir. İçindekilerin bir kısmı ya da tamamı görünmediği için kabların kapağını kapamak mümkün olmazsa açık olarak bırakılmaz. Enlemesine bir çubuk koyar ve kapları, kırbaların ağzını ve kapıları kapatırken besmele çeker. Kandil gibi yanıcı maddeler, uyumadan önce söndürmeden olduğu hal üzerine bırakıldığında fare gibi hayvanların oynayıp uyku esnasında ev halkının yanmasına sebebiyet verebileceğini zikretmiştir.
Mesrûk’tan şöyle rivayet edilmiştir: Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'ın yanına gitmiştik. O bize şunları söyledi: "Ey insanlar! Bilen, bildiğini söylesin. Bilmeyen de "Allah en doğrusunu bilir. desin. Zira insanın bilmediği konuda "Allah en doğrusunu bilir" demesi de bir ilimdir.Allah Teâlâ, Peygamber'i -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle buyurmuştur: "De ki: Kur'ân'ı tebliğden ötürü sizden bir ücret istemiyorum. Ben, kendiliğinden bir şeyler uydurup size tekellüfe girenlerden de değilim."
Buhârî rivayet etmiştirHadisin manası: Eğer bir insan bildiği bir şeyden sorulursa onu gizlemesin, insanlara beyan etsin. Ama bilmediği bir şeyden sorulduğunda da "Allah en doğrusunu bilir." desin cevap vermek için tekellüfe girmesin. Zira insanın bilmediği konuda "Allah en doğrsunu bilir." demesi de bir ilimdir. Yani insanın bilmediği şey konusunda ‘’Allah en iyi bilir.’’ demesi ilimdendir. Çünkü ben bilmiyorum diyen ve bilmeyen gerçek âlimdir. O kendi kadrinin ne kadar olduğunu bilir, makamının derecesini bilir ve cahil olduğunu bilir, bilmediği bir şey için de ‘’Allah en doğrusunu bilir." dedi. Müslim’deki lafızda: ’’Çünkü O, sizden biriniz için bilmediğini bilmiyorum demek hususunda ‘’Allah en iyi bilir’’ demeyi en iyi bilendir. Manası: Bir kişinin ilmi için en güzel, en tam ve en faydalı olan bilmediği bir şey için ‘’Allah en iyi bilir.’’ demesidir. Ardından İbn Mesûd –radıyallahu anh- Allah Teâlâ’nın şu sözünü delil olarak kullanmıştır: (De ki: Kur'ân'ı tebliğden ötürü sizden bir ücret istemiyorum. Ben, kendiliğinden bir şeyler uydurup size tekellüfe girenlerden de değilim.) Yani: Size getirdiğim vahiy sebebiyle sizden bana bir şey vermenizi istemiyorum. Ben size hayrı gösteriyorum ve sizi Allah -Azze ve Celle-’ye davet ediyorum. Ben tekellüfe girenlerden de değilim. Size zorluk çıkaran ve ilimsiz konuşanlardan değilim. Sonuç olarak: Şüphesiz ki kişiye işin ehli olması hariç fetva vermesi caiz değildir. Ancak Allah Teâlâ o kimseyi insanlara fetva vererek ve irşad ederek dosdoğru yola hidayet bulmaları için bir önder tayin ederse o başkadır. Eğer Allah dilemezse fetva vermedeki cüreti ona fayda vermez, dünyada ve ahirette onun üzerine vebal olur. Mataliu'l-Envâr alâ Sıhâh'il-Asâr: (4/439). İbn Useymin’in Riyazu's-Salihin Şerhi: (6/391,392)
Cabir -radıyallahu anh-'dan rivayet etiğine göre: "Allah rasûlü -sallallhu aleyhi ve sellem- bir kimsenin ayakta ayakkabılarını giymesini yasakladı."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirHadisin Manası: Bu hadis ayakkabıların ayakta giyilmesini yasaklamaktadır. Zira oturarak giyilmesi daha kolay ve sağlam olur. Bu hüküm ayağa zorla giyilen ayakkabılar için geçerlidir. Zira böyle zor giyilen ayakkabıları ayakta giymeye çalışan kimse yere düşebilir. Günümüzdeki giyilmesi kolay olan ayakkabıların ayakta giyilmesinde bir beis yoktur. Hadisteki yasak bunu kapsamaz. Çünkü birçok ayakkabı oturmaya ihtiyaç duyulmadan giyilip, çıkarılabilir. Erkek ve kadın arasında bu hüküm konusunda bir ayrım yoktur. Dini hükümlerin kadın yahut erkeğe özel olduğuna dair bir delili olmadığı sürece kadın ve erkeğin ikisini de kapsar. Hadiste kişi diye tercüme edilen kelime Arapça orijinal metinde adam/erkek olarak geçmektedir. Zira erkekler kadınlardan daha çok dışarı çıkarlar. Dolayısıyla hadiste erkek ifadesi gelmiştir. Şerh-u Riyazi’s-Salihîn, İbn Useymîn (6/388)
Câbir -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ümmü Sâib veya Ümmü Müseyyeb'in yanına geldi ve: «Ey Ümmü Sâib veya Ümmü Müseyyeb! Sana ne oldu, titriyorsun?» diye sordu. Ümmü Sâib: "Sıtmaya yakalandım! Allah hayrını vermesin!" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sıtmaya sövme! Çünkü o, körüğün demirin kirini ve pasını giderdiği gibi insanoğlunun hata ve günahlarını giderir.» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirCâbir -radıyallahu anh-, bu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in, titrer bir durumda iken Ümmü Sâib -radıyallahu anha-’nın yanına geldiğini haber vermektedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ümmü Sâib’e titremesinin sebebini sorduğunda o, “Hummâ (Sıtma)” demiştir. Yani ona isabet eden bu şeyin sebebi hummadır. Hummâ; Vücutta meydana gelen sıcaklıktır. Bu hastalığın pek çok çeşidi vardır. Ümmü Sâib: "Allah hayrını vermesin!" dedi. Bu beddua kendisi ile imtihan olunduğu humma hastalığınadır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Sıtmaya sövme!” demiştir. Yani Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bizleri humma/sıtmaya sövmekten yasaklamıştır. Çünkü her şey Allah’ın fiillerinden olduğu gibi humma da Allah’ın fiillerindendir. «Çünkü o, körüğün demirin kirini ve pasını giderdiği gibi insanoğlunun hata ve günahlarını giderir.» buyurdu. İnsanın buna küfretmesi caiz değildir. Çünkü hummaya sövmek; onu yaratana sövmektir. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- «Dehre (zamana) sövmeyin. Muhakkak ki Allah Dehr'dir.(yani onu yaratandır)» Hasta olduğunda kişinin yapması gereken buna sabretmesi ve ecrini Allah’tan beklemesidir. «Çünkü humma, körüğün demirin kirini ve pasını giderdiği gibi insanoğlunun hata ve günahlarını giderir.» Bunun anlamı: Humma hastalığının günahların dökülmesine ve derecelerin yükselmesine vesile sebep olmasıdır. Demir de ateşin üstünde ısıtılıp kızdırıldığı zaman demirin kiri gider ve geriye saf demir kalır. Aynı şekilde humma da âdemoğlunun küçük günahlarını giderir. Böylece kişi saf ve temiz bir şekilde günahlarından döner. Riyazu's-Salihîn İbn Useymin Şerhi (6/467).