





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Cabir b. Abdullah -radıyallahu anhuma- dedi ki: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- parmakların yalanmasını ve yemek kabının sıyrılmasını emretti ve şöyle buyurdu: “Muhakkak ki sizler, bereketin hangisinde olduğunu bilmezsiniz.” Başka bir rivayette ise; ”Birinizin lokması düştüğü zaman hemen onu alsın ve onda bulunan toz, toprak ve benzeri şeyleri gidersin, sonra da onu yesin. Sakın o düşen lokmayı şeytana terk etmesin. Yemek yediği parmaklarını da yalamadıkça parmaklarını bir mendille silmesin. Şüphesiz yemek yiyen kimse bereketin, yemeğinin hangi kısmında olduğunu bilmez.” Başka bir rivayette ise; ”Muhakkak ki şeytan, sizin her birinizin yanında her bir işinde hazır bulunur. Hatta yemek yediği sırada dahi onun yanında bulunur. (O halde) sizden birinizin lokması düştüğü zaman o lokmadaki toz vb. şeyleri gidersin ve sonra da onu yesin. Sakın o lokmayı şeytana bırakmasın.
Müslim rivayet etmiştirCâbir b. Abdullah -radıyallahu ahuma- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yemek yeme adabından bazı şeyleri nakletmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır: Kişi yemeğini bitirdiği zaman parmaklarını yalar ve üzerinde yemekten bir eser kalmayacak şekilde tabağını sıyırır. (Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:) “ Muhakkak ki sizler bereketin, yemeğinizin hangi kısmında olduğunu bilmezsiniz.” Aynı şekilde şunlar da yemek yeme adabındandır: İnsan lokması yere düştüğü zaman onu bırakmaz. Şeytan insanın her işinde onun yanında hazır olarak bulunur ve lokmayı hemen alıverir. Fakat bu alma işi onun lokmayı alışına bakmadığımızda gerçekleşir. Çünkü bu alma işi gaybîdir, biz göremeyiz. (Yani duyu organları ile algılayabildiğimiz bir şey değildir.) Fakat bizler şeytanın lokmayı yediğini, es-Sadıku’l Masdûk olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bize vermesi ile öğrendik. Her ne kadar hissi olarak lokmayı önümüzde görüyor olsak da, şeytan onu gaybî olarak yemektedir. Bu durum; tasdik etmemiz gereken gaybî meselelerdendir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi sellem-, Sa’d b. Ubâde’nin yanına geldi. Sa’d, (Nebi -sallallahu aleyhi sellem-’e) ekmek ve yağ getirdi. Nebi -sallallahu aleyhi sellem- (bunu) yedi ve sonra şöyle dedi: «Oruçlular yanınızda iftar etsin. Yemeğinizi iyiler yesin ve melekler sizin için dua etsin.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirEnes b. Malik -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi sellem-, Hazrec kabilesinin seyyidi Sa’d İbn Ubâde’nin yanına geldi. “Ekmek ve yağ getirdi.” Burada hazır olarak mevcut bulunan yemeğin getirilmesine işaret vardır. Bu durum, cömert olmakla ters düşmez “Onu yedi” Yani Nebi -sallallahu aleyhi sellem- onu yedi. “Sonra Nebi -sallallahu aleyhi sellem- şöyle buyurdu:” yani yemek yeme işini bitirdikten sonra buyurdu, demektir. «Oruçlular yanınızda iftar etsin.» Yani, Allah, sizlere oruçlunun aldığı ecri, sevabı versin. Bu cümle dua anlamındadır. «Yemeğinizi iyiler yesin.» Ebrâr kelimesi ber kelimesinin çoğuludur. İyi ve Allah’tan gerektiği gibi sakınan kimse anlamına gelir. «Ve melekler sizin için dua etsin.» Yani, sizin için, Allah’tan mağfiret ve bağışlanma dilesin, demektir. Bkz: Delîlu’l Fâlihîn (7/ 75-76)
Abdullah b. Amr b. As -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim demiştir: «Şüphesiz Allah, ilmi insanlardan çekip almakla değil, alimlerin ruhlarını kabzetmek suretiyle kaldıracaktır. Nihayet hiç bir alim bırakmayınca insanlar kendilerine cahil bir takım kimseleri öncüler edinirler. Bunlara (soru) sorulur, onlar da ilimsiz fetva verirler de hem kendileri saparlar, hem halkı saptırırlar.»
Muttefekun AleyhAbdullah b. Amr b. As -radıyallahu anh-’den rivayet olunan bir hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Allah, ilmi insanlardan çekip almakla değil, âlimlerin ruhlarını kabzetmek suretiyle kaldıracaktır.» Burada ifade edilen ilim Kur’an, sünnet ve ikisine bağlı olan şer’î ilimlerdir. Yüce Allah ilmi çekip alarak, göğe kaldırmayacaktır. Ancak bu âlimlerin ruhlarını kabzetmek suretiyle gerçekleşecektir. Yani onların ölüp, ruhlarının çıkmasıyla olacaktır. «Nihayet hiç bir alim bırakmayınca», yani yüce Allah alimlerin ruhlarını kabzettiği zaman “İnsanlar kendilerine cahil bir takım kimseleri öncüler edinirler.” Başlarına cahil kimseler yönetici, hakim, müftü, imam ve hoca şeyh olarak geçerler. Hadiste yer alan ‘Cuhhâl’ ifadesi ‘cahil’ kelimesinin çoğuludur. Bunlara (soru) sorulur, onlar da ilimsiz fetva verirler de hem kendileri saparlar, hem halkı saptırırlar. Kendilerine sorulan sorulara cevap verip, insanlar arasından hüküm koyarlar. Öylece sapkın ve insanları sapıtan kimseler konumunda olurlar. Cehalet tüm dünyayı kuşatır. Bu hadis ilimin yeryüzünden kalkacağını, insanları yüce Allah’ın dinine irşat eden hiçbir alimin kalmayacağını, ümmetin çöküp dalalete düşeceğini haber vermektedir. Bkz: Mirkatu’l-Mefatîh, 1/460, Şerh-u Riyazi’s-Salihîn, İbn Useymîn (5/452).
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in azatlı kölesi Zeyd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Her kim estağfirullah ellezî lâ ilâhe illâ huve'l-hayye'l-kayyûme ve etûbu ileyhi" (Kendisinden başka hak ilah bulunmayan, ebedi hayatla daima diri olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı yöneten Allah'tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tevbe ederim) diye yalvarırsa, savaştan kaçmış olsa dahi günahları bağışlanır.»
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir«"Her kim estağfirullah ellezî lâ ilâhe illâ huve'l-hayye'l-kayyûme ve etûbu ileyhi" derse kafirlerle yapılan savaştan kaçmış olsa bile günahları bağışlanır.» Bilinen şudur ki: Savaş günü kaçmak; hadiste gelen helak edici yedi büyük günahtan biridir. «(İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Bunlardan biri savaştan kaçmaktır.» Mana şu şekilde doğru olur: Kastedilen onun bütün günahlardan tövbe etmesidir. Bunlardan biri savaş günü savaştan kaçmaktır. Ancak insan günahına devam ederse sadece istiğfar etmek ona fayda vermez. İstiğfar günahtan tövbe etmek ile birlikte olursa fayda verir.
Câbir –radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle diyordu: Ahzâb Harbi (Hendek) günü Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kurayzaoğulları topluluğunun haberini bana kim getirir?» diye sordu. Zubeyr: "Ben (getiririm)," dedi. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- yine: «O kavmin haberini bana kim getirir?» diye sordu. Yine Zubeyr: "Ben (getiririm)," diye cevap verdi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Her peygamberin bir havarisi (yânî hâlis yardımcısı) vardır; benim havarim de Zubeyr'dir» buyurdu.
Muttefekun AleyhAhzab (hendek) gazvesi olacağı zaman Kureyş kabilesi ve diğerleri Müslümanlarla savaşmak için Medine'ye geldiler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hendek kazdı. Yahudilerden Kureyzaoğulları'nın kendileri ile müslümanlar arasındaki anlaşmayı bozdukları haberi müslümanlara ulaştı. Kureyş ile birlikte müslümanlara karşı savaşmak için anlaştılar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kurayzaoğulları topluluğunun haberini bana kim getirir?» diye sordu. Zubeyr b. el-Avvâm -radıyallahu anh-; Ben sana onların haberini (getiririm), dedi. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kere daha: «Kurayzaoğulları topluluğunun haberini bana kim getirir?» diye sordu. Zubeyr -radıyallahu anh- ben, dedi. O vakit Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Her peygamberin bir yardımcısı vardır, benim yardımcım da Zubeyr'dir.» dedi.
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhive sellem- şöyle buyurmuştur: «Zübeyr halamın oğludur ve ümmetimin havarisidir.»
Ahmed rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- halası Safiyye bint Abdilmuttalib -radıyallahu anha-'nın oğlu Zübeyr b. el-Avvâm -radıyallahu anh-'ın ümmeti içinden kendisinin yardımcısı olduğunu haber veriyor.
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Sizden birisi düğün yemeğine davet edilirse hemen icabet etsin.
Muttefekun AleyhHadis, müslüman kişi zifaf için - öncesinde, hemen akabinde yada sonrasında- hazırlanan yemeğe davet edilirse müslüman kardeşinin gönlünü hoş etmek ve mutluluğuna ortak olmak için davetine icabet etmesi gerekir. Alimlerin cumhuru vacip olduğunu söylemişlerdir. Çünkü başka hadislerde davete icabet etmeyen kimse Allah'a ve Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e karşı gelmiş olarak isimlendirilmiştir. Buda ancak vacibin terk edilmesiyle olur.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle diyordu: En şerli yemek, zenginlerin çağrılıp, fakirlerin çağrılmadığı velime (düğün) yemeğidir. Davete katılmayan kimse Allah'a ve Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e isyan etmiş olur.
Muttefekun AleyhEbû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edilen bu eser merfu hükmünde olduğunu, -aleyhisselatu vesselam-'ın sözü olarakta rivayet edildiğini .ifade etmektedir. En şerli yemek, zenginlerin çağrılıp, fakirlerin çağrılmadığı velime (düğün) için hazırlanan yemektir. Bunun sebebi fakirlerin küçük görülmesidir. Zenginlerin davet edilme kasdı ise riya, saygınlık ve şöhret olma talebinden dolayıdır. Bu kasıttan dolayı en şerli yemek olmuştur. Eğer davette her iki grup bulunuyorsa şerli olma özelliği ortadan kalmış olur. Asılda Allah Teâlâ'ya evlilik nimetinden dolayı şükrünü izhar etmek için düğün yemeği meşru kılınmıştır. Sonra bu hadis bir özrü olmadığı halde düğün yemeğine iştirak etmeyen kimsenin Allah'a ve Rasûlü'ne isyan etmiş olacağını ifade etmektedir. Çünkü icabet etmede maslahatlar olduğu için hazır bulunmak zorunlu kılınmıştır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Biriniz yemeğe davet edildiği zaman gitsin; şayet oruçluysa yemek sahibine dua etsin; oruçlu değilse yesin.
Müslim rivayet etmiştirHadis, eğer bir Müslümanı din kardeşi düğün yemeğine davet ederse, bu düğün yemeğine kardeşinin bu mutluluğuna ortak olmak için canı gönülden icabet etmesi gerekir. Eğer kaza yada adak gibi farz oruç tutuyorsa orada hazır bulunur birşey yemez. Ancak onlar için bereket ve hayır duasında bulunur. Eğer tuttuğu oruç nafile ise dilerse orucunu bozup davet edenle birlikte yemek yer, dilerse de orucunu tamamlar. Zor durumda kalmamak için davet sahibine oruçlu olup olmadı ile ilgili halini beyan etmesi güzel olandır. Ancak oruçlu olsun yada olmasın davete icabet etmesi, orada hazır bulunması gerekir.