





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbn Abbâs’dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Bereket yemeğin ortasına iner. Bu sebeple tabağın ortasından değil, kenarlarından itibaren yiyiniz.”
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirBu hadis, bir tabak yada tepsi etrafında toplanıldığında uygulanması gereken sofra arabından bahsetmektedir. Öyleki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ortaya konulan tabağın ortasından değil, kenarlarından yenilmesini emretmiştir. Çünkü bu yemekte Allah'ın bahşetmiş olduğu bereket ve hayır, yemeğin ortasına iner. Yemeğin bereketi; yemek az olsa bile çok kişiye yeter, yemeğin hazmı kolay olur, yemekten bir şey kalırsa el sürülmeden temiz olarak kalmış olur, yemek yiyenlerden sonra gelenler ondan istifade ederler. Ancak yemeğin ortasından başlamak yemeği ifsat eder ve sonradan gelen kimse onu çirkin görür ve çok dahi olsa çöpe atılır.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ölümüne sebep olan hastalığı zamanında şöyle soruyurdu: " Ben yarın nerede olacağım, ben yarın nerede olacağım" Âişe'nin gününü kastediyordu. İstediği yerde kalma hususunda hanımları ona izin verdi. Âişe'nin evindeydi vefat edene kadar onun yanında kaldı. Âişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Benim evimde, benim sıramın geldiği günde vefat etti. Allah O'nu, başı gerdan yerimle göğsüm arasında olduğu halde, ruhunu kabzedip aldı. Benim tükürüğüm onun tükürüğü ile bir araya geldi. Sonra sözüne şöyle devam etti: Abdurrahman b. Ebî Bekir yanıma girdi ve dişlerini misvakladığı misvağı da yanındaydı. Rasûlullâh -sallallahu aleyhi ve sellem- onun misvakına doğru bakıyordu. Ben, Abdurrahman bu misvağı bana ver dedim. O da bana verdi. Bunun üzerine ben dişlerimle onu ezerek ağzımda yumuşattıktan sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e verdim. Oda misvakla dişlerini temizledi ve göğsüme yaslanmış bir haldeydi.
Muttefekun AleyhÂişe -radıyallahu anha- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in son günlerini anlatmıştır. Ölümüne sebep olan hastalığı zamanında şöyle soruyurdu: " Ben yarın nerede olacağım, ben yarın nerede olacağım" Bu soru, Âişe'nin yanında olmak için hanımlardan izin almayı ima ettiğini içermektedir. Bundan dolayı hanımları bunu anladığı için ona izin verdiler. Vefat edene kadar Âişe'nin evinde kalmıştır. Âişe -radıyallahu anha- kendi sırasının olduğu günde evinde vafat ettiğini haber vermiştir. Allah O'nu, başı gerdan yeriyle; akciğeri veya karnının alt kısmı ile göğsü arasında olduğu halde, ruhunu kabzedip aldı. Gerdanlık ise; boyunda kolyenin takıldığı yerdir. Sonra kendi tükürüğü ile Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tükürüğünün misvak sebebi ile birbirine karıştığını zikretmiştir. Buda Âişe'nin erkek kardeşi Abdurrahman b. Ebî Bekir -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'in ruhunun kabzedildiği zaman yanında taze misvakla yanlarına girmişti ve dişlerini misvaklıyordu. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Abdurrahman'ın elinde misvağı görünce gözleriyle ona bakmaya başladı. Sanki onu istiyordu. Âişe -radıyallahu anha- onu istediğini anlayınca kardeşinden misvağı aldı. Misvağın eskiyen ucunu koparttı. Yeniden misvağın ucunu dişleriyle açtı ve yumuşattıktan sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu aldı ve dişlerini misvakladı. Âişe -radıyallahu anha- gıbta edilen birisiydi. Bunuda hak ediyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in başı Âişe -radıyallahu anha-'nın göğsünde vefat etti.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Eslemî kabilesinden olan bir erkeği recmettikten/taşladıktan sonra ayağa kalktı ve şöyle buyurdu: «Allah’ın haram kıldığı bu çirkinlikten kaçının. Kim onu işlerse Allah’ın örtüsüyle gizlensin ve Allah’a tövbe etsin. Kim günahlarını bize izhar ederse, biz de yüce Allah’ın kitabında olanı onun üzerine uygularız.»
Hâkim ve Beyhakî rivayet etmiştirİbn Ömer -radıyallahu anhuma-'nın bildirdiğine göre: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- zina haddi uyguladığı Mâiz b. Mâlik el-Eslemî -radıyallahu anh-'ı recmedildikten sonra ayağa kalktı ve insanlara hitaben şöyle buyurdu: Bu pislikten (zina) ve Allah’ın yasakladığı, iğrenç ve çirkin görülen günahlardan sakının. Kim bunlardan birine düşer ve bir şey işlerse, onun üzerine iki şey gerekir: Birincisi: Allah'ın gizlediği şeyi gizlemeli, günahını açığa vurmamalıdır. İkincisi: Allah’a tevbe etmekte acele etmeli, o günah üzerinde ısrar etmemelidir. Birinin günahı bize aşikâr olursa, Allah Teâlâ'nın kitabında belirtilen cezayı uygularız.
Ebû Saîd -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mescitte inzivaya çekildi ve onların yüksek sesle Kur'an okuduklarını işitti. Bunun üzerine perdeyi araladı ve şöyle dedi: «Şüphesiz ki her biriniz Rabbinize münacatta bulunuyorsunuz, bu yüzden birbirinizi rahatsız etmeyin ve Kur'an okurken birbirinizi rahatsız edecek şekilde seslerinizi yükseltmeyin.» veya şöyle dedi: «Namazda»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'a daha yakın olmak için mescidinin içindeki küçük bir çadırda inzivaya çekilmişti. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerinin Kur'an'ı çok yüksek sesle okuduklarını ve her birinin diğerini rahatsız ettiğini duydu. Ardından içinde bulunduğu küçük çadırın örtüsünü kaldırdı ve bunu yapanı azarlayarak şöyle dedi: Hepiniz Kur'an okuyarak Rabbinizle münacatta bulunuyorsunuz, bu yüzden birbirinize eziyet etmeyin ve Kur'an okurken veya namazda birbirinizi rahatsız edecek derecede seslerinizi yükseltmeyin.
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Beyaz renk elbiseler giyiniz; çünkü elbiselerinizin hayırlısı beyaz olanlarıdır. Ölülerinizi de beyaz kefene sarınız.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- erkeklere beyaz renkli elbiseler giymelerini ve ölülerini de beyaz kefenlerle kefenlemelerini tavsiye etmiştir. Çünkü beyaz elbiseler, giyilecek elbiselerin en hayırlılarındandır.
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Biz bir gazvedeyken Muhacirler'den biri Ensar'dan birine tekme attı. Ensar'dan olan kimse, "Ey Ensar!" dedi, Muhacirlerden olan da "Ey Muhacirler!" dedi. Allah Teâlâ, Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bunu işittirdi ve o da, «Bu nedir?» dedi. Dediler ki: Muhacirler'den biri Ensar'dan birine tekme attı. Bunun üzerine Ensar'dan olan kimse "Ey Ensar!" dedi. Muhacirlerden olan kimse de, "Ey Muhacirler!" dedi. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Onu bırakın; çünkü o iğrenç bir şeydir.» Câbir dedi ki: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- geldiğinde Ensar daha kalabalıktı, sonra Muhacirlerin sayısı arttı. Abdullah b. Übey dedi ki: Böyle mi yaptılar? Allah'a yemin ederim ki, Medine'ye dönersek en şerefli olanlar en aşağılık olanları oradan kovacaktır. Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- şöyle dedi: "Ey Allah'ın Rasûlü! Şu münafığın boynunu vurayım." Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Onu bırak, yoksa insanlar Muhammed kendi ashabını öldürüyor, derler.»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Muhacirler ve Ensar'dan -radıyallahu anhum- sahabeleri ile birlikte bir gazveye çıkmışken, Muhacirler'den bir adam Ensar'dan bir adamın sırtına eliyle vurdu. Ensar'dan olan adam: "Ey Ensar! Bana yardım edin!" dedi. Muhacirler de: "Ey Muhacirler! Bana yardım edin!" dedi. Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu işitti ve şöyle dedi: "Bu nedir?" Dediler ki: Muhacirler'den bir adam, Ensar'dan bir adamın dübürüne eliyle vurdu. Bunun üzerine Ensar'dan olan adam, "Ey Ensar! Bana yardım edin!" dedi. Muhacirler'den olan adam da, "Ey Muhacirler! Bana yardım edin!" dedi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Bu İslam öncesi adeti terk edin; çünkü o çirkin, nefret dolu ve zararlıdır. Bir kimse rakibi tarafından yenilgiye uğratıldığında, kavminden olanları çağırır ve onlar da ister zalim ister mazlum olsun, bilgisizlik ve kabilecilik yüzünden ona yardıma koşarlar. Câbir şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- hicret ederek Medine'ye geldiğinde Ensar daha kalabalıktı ve daha sonra Muhacirler'in sayısı arttı. Münafıkların başı Abdullah b. Ubey b. Selûl şöyle demiştir: İş bu noktaya mı geldi? Allah'a yemin ederim ki, Medine'ye dönersek, şerefli olanlar -yani kendisi ve yanındakileri kast ederek- aşağılanmış olanları -Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ve yanındakileri kast etmektedir- Medine'den kovacaklardır. Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ey Allah'ın Rasûlü! Şu münafığın boynunu vurmama izin ver. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Onu bırakın, yoksa insanlar Muhammed'in, hatta açıkça bile olsa, kendine uyanları öldürdüğünü söylerler.
Abdullah b. Mesûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hasır üzerinde uyudu ve kalktığında hasırın yan tarafında izler bıraktığını gördük. Biz de: "Ey Allah Rasûlü, keşke sana bir yatak bulabilseydik!" dedik. O da şöyle buyurdu: «Benim dünya (konforu ve lüksü) ile ne işim olur ki! Ben, dünyada bir ağacın altında gölgelendikten sonra yola koyulup orayı terk eden bir yolcu gibiyim.»
Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştirAbdullah b. Mesûd -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bazı bitkilerden dokunmuş küçük bir hasır üzerinde uyuduğunu ve kalktığında hasırın onun vücudunun yan tarafında bedeninde bir iz bıraktığını gördüğünü zikretmiştir. Bunun üzerine biz şöyle dedik: Ey Allah'ın Rasûlü! Sizin için bir döşek edinsek (hazırlatsak) olmaz mıydı?' dedik. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Benim dünya ile ne ilgim olabilir ki? Ben bu dünyada ancak, bir ağacın altında gölgelenen, sonra da onu terk edip giden bir yolcu gibiyim.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ailesi, bir günde iki öğün yese, o iki öğünden biri mutlaka hurma olurdu.
Muttefekun aleyhMüminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ailesinin, bir günde iki öğün yediklerinde iki öğünden birinin hurma olduğunu haber vermiştir.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ailesi, Medine'ye geldikten sonra, vefatına kadar üç gece üst üste buğdaydan yapılmış yiyeceklerden doymadılar.
Muttefekun aleyhMüminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ailesinin, Medine'ye geldikten sonra üç gün ardı ardına doyasıya buğdaydan yapılan ekmek ve yemek yemediklerini, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat edene kadar bu hal üzere olduklarını haber vermiştir.