





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Umâme -radıyallahu anh-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sofrası önünden kaldırıldığında şöyle söylediğini haber vermiştir: «Elhamdulillâhi hamden kesîran tayyiben mubâraken fîhi, ğayra mekfiyyin velâ muveddein velâ musteğnen anhu Rabbenâ.(Çok, temiz, bereketli, sonsuz ve terk olunmayan, kendisinden mustağni olunmayarak yapilan hamd Rabbimizedir.)»
Buhârî rivayet etmiştirHadisin manası: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ashabına sünneti sözleri ve amelleriyle ögretirdi. Yemeği bitirdikten sonra söyle dua ettiği varid olmuştur: "Sofrası kaldırıldığında" Yani, yemeğini bitirdiğinde önündeki yemek yediği kapları kaldırır ve «Elhamdulillah, Allah'a hamdolsun» manası, hakikatte övgü ve şükrün tamamı yalnızca Allah'a aittir. "Çokça hamdeder" Yani, celâline, cemâline ve kemâline yakışır bir şekilde çokça hamd eder ve sayılamayacak kadar çok nimet vermesine sonsuz teşekkür eder ve çömertliği küçümsenemez (Allah'ın nimetlerini saymaya çalışsanız sayamazsınız). "Tayyiben" Yani, riya ve gösterişten arınmış demektir. "Mubâreken" Geri çevrilmeyen kabul ile kabul edilmiş, çünkü bereketin manası hayır olan şeydir. "Gayra mekfîyyin" Yani, kuluna yeterli olan Allah -Azze ve Celle-'ye hamd ediyoruz. O yaratmış olduğu mahlûkatına ihtiyaç duymaz. Çünkü O, kimseye muhtaç değildir. "Vela Muveddain", bizi terk etmemiş olduğu için O'na hamd ederiz. Yani O, bizim hiç birimizi terk etmeden ihtiyaçlarımızı karşılar.
"Nebî sallallahu -aleyhi ve sellem-'in hutbe okurken onun üzerine yaslandığı bir hurma kütüğü vardı. Minber kurulduğu zaman, bu kütükten gebe develerin iniltisine benzer sesler çıktığını duyduk. Ta ki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- minberden inerek, elini kütüğe koydu da inilti kesildi. Bir diğer rivayette; "Cuma günü olunca Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- minber üzerine oturdu. Yanında (daha önce üzerinde) hutbe okuduğu hurma kütüğü öyle bağırdı ki neredeyse yarılacaktı." denilmiştir. Bir diğer rivayette de şöyle geçmiştir; "Çocuk bağırışı gibi bağırdı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- minberden indi. Onu sakinleştirmek için (hurma kütüğüne) sarıldı. Kütük, âdeta sakinleştirilmesi gereken bir çocuğun inlemesi gibi inledi.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-; "Bu ağaç işittiği zikirden dolayı ağladı." buyurdu.
Buhârî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, hutbe irad etmek için kendisine hurma kütüğünden bir minber edindi. O, (-sallallahu aleyhi ve sellem- hurma kütüğünü bırakıp) onu bir minber ile değiştirince zikri işitmesi sebebiyle hurma kütüğünün sesini ve ağlamasını duydu.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh'den merfu olarak rivayet olunan bir hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Mü'min aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz."
Muttefekun AleyhNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bizlere mü'min olan kimsenin aynı yerden iki kez vurulmayacağını haber vermiştir. Mü'min olan kimse akıllı, olgun ve uyanık olur gafleti sebebiyle aldatılmaz.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” âyetini okudu ve onu şöyle açıkladı: İnsanların diğer kimselere en hayırlı ve faydalı olanları, bazı şahısları boyunlarından zincire vurulmuş olarak (İslâm toplumuna) getiren kimselerdir. Sonra o getirdikleri esirler İslâmiyet’i kabul ederler. Yine Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut olur”.
Muttefekun AleyhAllah -Subhanehu ve Teâlâ- boyunlarından zincire vurulmuş olarak cennete götürülen kimselerden hoşnut olur”. Onlar kafirlerden olup savaşta Müslümanların esir aldığı topluluktur. Sonra Müslüman oldular ve bu esirlikleri onların İslama ve cennete girmelerine sebebiyet verdi. İkinci hadis mevkûf olan birinci hadisin açıklaması olarak değerlendirilir. Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'ın eserinde esir alanlar insanların en hayırlı ve faydalısı olarak vasfedilmişlerdir. Zira esir alınanların hidayetlerine vesile olmuşlardır. Ebû Hureyre -radıyallahu anh sözüne ayet ile başlamıştır; çünkü bu ümmetin hayırlı olduğunu izhar eden emarelerinden birisidir.
Enes -radıyallahu anh- anlatıyor: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından yapılmış sert ve kalın kenarlı bir elbise vardı. Çölde yaşayan bir bedevi Arap yaklaşarak Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-'in elbisesinin kenarından kuvvetlice çekti. O kadar ki, elbisesinin kenarı boyun bölgesinde iz bıraktı. Sonra şöyle dedi: “Ey Muhammed! Sende olan Allah (zekat) malından bana verilmesi için emret.” Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- o adama döndü, gülümsedi ve kendisine bir şeyler verilmesini emretti.”
Muttefekun AleyhEnes -radıyallahu anhu- anlatıyor: -"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından yapılmış sert ve kalın kenarlı bir elbise vardı. Yani bu elbise Yemen'de bulunan Necran kentinde örülmüş alt tarafı çizgili, kenarları sert ve kalın bir elbiseydi. -Çölde yaşayan bir bedevi Arap arkasından yaklaşarak Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-'in elbisesinin kenarından kuvvetlice çekti. Enes devamla, bu şiddetli çekmenin sonucunda Allah Rasûlünün arkasını dönerek, adamla göğüs göğüse geldiğini haber vermektedir. et-Tiybî ise, "Allah Rasûlü tüm bedeniyle geri dönerek göğüs göğüse kaldı. Zira Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- arkasına döneceği zaman tüm bedeniyle dönerdi. Bu adamın kaba davranışından etkilenip, genel adetini değiştirmedi" demiştir. -O kadar ki, elbisesinin kenarı omuzu üzerinde boyun yüzeyinde iz bıraktı. -Yüce Allah şu ayetinde ne kadar da doğru buyurmuştur: "Bedevî'ler, küfür ve nifak bakımından daha şiddetlidirler." (Tevbe Suresi, 97) -Sonra şöyle dedi: “Ey Muhammed! Bu adam müellefe-i kulûbtan bir kimseydi. Peygamberimize şiddetli bir üslupla ismiyle seslenerek, çok yumuşak olan bu peygambere karşı kaba davranmıştır. -Sende olan Allah malından (ganimetlerden) bana verilmesi için emret.” Yardımcılarına bana mal vermelerini emret. -Sende olan Allah malından (ganimetlerden) bana verilmesi için emret.” Yani bana vermeni istediğim ama asılda senin olmayan o maldan ver. Bir rivayette, "Bu mal ne senin ne de babanın malıdır. dedi. Bu malın müellefe-i kulûba verilen zekat malı olduğu tefsiri yapılmıştır. -Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- o adama şaşırarak baktı, acıyarak gülümsedi ve kendisine bir şeyler verilmesini emretti.”
Abdullah İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-’dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: “Bizler, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında yürürken yerdik ve ayakta iken de içerdik.”
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirSahabelerin bu davranışı, ayakta iken yeme ve içmenin caiz olduğuna delâlet etmektedir. Bu, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ikrarı/onayı sebebiyledir. Fakat efdal olan, insanın oturmuş durumdayken yiyip içmesidir. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yolu budur. O, ayakta yemez ve içmezdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ayakta içmekten yasakladığına dair gelen hadis sahih olarak sabittir. Ancak bu yasaklama tahrim/haram kılma hükmünü içermemektedir. Ayakta içmek hakkında meydana gelen ihtilafta tercihe en şayan olan hüküm, oturarak yeme ve içmenin daha güzel ve daha iyi olduğudur. Fakat ayakta yiyip içmede de bir beis yoktur.
Câbir b. Süleym -radıyallahu anh- anlatıyor: "Bir şahıs gördüm, insanlar onun görüşüyle hareket ediyorlar, her ne söylese mutlaka onu uyguluyorlardı. Bu şahıs kimdir? diye sordum. İnsanlar: "Bu şahıs Allah’ın Rasûlü'dür." diye bana cevap verdiler. Ben iki kere: "Aleykesselam ya Rasûlullah!" diye selam verdim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Aleykesselam deme! Çünkü Aleykesselam, ölünün tahiyyatıdır! Esselamu Aleyke de!» buyurdu. Ben: "Siz Allah’ın Rasûlü müsünüz?" dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: «Ben, sana bir zarar isabet ettiğinde sen kendisine dua ettiğinde o zararı senden gideren; sana kıtlık isabet ettiği vakit, kendisine dua ettiğinde yağmur yağdıran ve sana nebatat/otlar bitiren, otsuz, ağaçsız çöl veya sahrada olduğunda deveni kaybedip ona dua ettiğinde, deveni geri çeviren Allah’ın Rasûlü'yüm.» buyurdu. Ben: "Bana vasiyet et." dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: 'Kesinlikle hiç kimseye sövme!’ buyurdu. Cabir -radıyallahu anh- dedi ki: "Bu vasiyetten sonra artık ben ne hür kimseye, ne köleye, ne deveye, ne de koyuna sövdüm!" Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem devamla: «Maruftan/iyilikten hiçbir şeyi küçük görme! Kardeşinle güler yüzle konuşmak olsa bile! Çünkü bu da maruftur. İzarını alt baldırının/inciğinin yarısına kadar kaldır. Bundan imtina edersen ayak bileği/aşık kemiğine kadar yap. İzarını uzatmaktan sakın, çünkü bu kibirliliktendir! Allah kibirliliği sevmez! Bir adam sana sövse ve sende bulunan, bildiği bir şeyle seni ayıplasa, sen onda bulunan bildiğin bir şeyle onu ayıplama! O ayıplamanın vebali sadece o kimse üzerinedir!» buyurdu.
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirCâbir b. Süleym -radıyallahu anh- anlatıyor: "Bir şahıs gördüm, insanlar onun görüşüyle hareket ediyorlar, her ne söylese mutlaka onu uyguluyorlardı. Bu şahıs kimdir?" diye sordum. İnsanlar: "Bu şahıs Allah’ın Rasûlü'dür." diye bana cevap verdiler. Ben iki kere: "Aleykesselam ya Rasûlullah!" diye selam verdim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Aleykesselam deme! Çünkü Aleykesselam, ölünün tahiyyatıdır! Esselamu Aleyke de!» buyurdu. Ben: "Siz Allah’ın Rasûlü müsünüz?" dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: «Evet Ben, Allah’ın Rasûlüyüm.» diye cevap verdi. Yani ben sana bir zarar ve fakirlik isabet ettiğinde, sen kendisine boyun bükerek ve yalvararak dua ettiğinde bu sıkıntıları senden gideren, sana kıtlık isabet edip, toprakta hiç bir şey bitmediği vakit, kendisine dua ettiğinde sana nebatat bitiren, susuz, otsuz ve ıssız çöl veya sahrada olduğunda deveni kaybedip ona dua ettiğinde, deveni geri çeviren Allah’ın Rasûlüyüm.» Ben: "Bana fayda verecek bir vasiyette bulunun." dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: «Kesinlikle hiç kimseye sövme!» buyurdu. Cabir -radıyallahu anh- dedi ki: "Bu vasiyetten sonra artık ben ne hür kimseye, ne köleye, ne deveye, ne de koyuna sövdüm!" Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem devamla: Maruftan/iyilikten hiçbir şeyi küçük görme! Kardeşinle konuşurken onu küçük görme. Güler yüzlü ol. Çünkü bu da maruftur. İzar ve diğer elbiselerini alt baldırının/inciğinin yarısına kadar kaldır. Bunu yapamaz isen ayak bileği/aşık kemiğine kadar yap. Aşık kemiği ile alt baldıra kadar olmasında bir günah yoktur. İzarını uzatmaktan sakın, çünkü bu kibir ve kendini beğenmektir! Allah bunu asla sevmez! Bir adam sana sövse ve sende bulunan, bildiği bir şeyle seni ayıplasa, sen onda bulanan bildiğin bir şeyle onu ayıplama! O ayıplamanın vebali sadece o kimse üzerinedir! Sana karşı böyle davranan kimse cezasını kıyamet günü görecektir. Belki de bir kısmını bu dünyada çekecektir.
Enes -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Âdemoğlunun iki vadi dolusu malı olsa o, üçüncü vadi daha isterdi. Âdemoğlunun karnını topraktan başka bir şey dolduramaz. Allah, tevbe edenlerin tevbesini kabul edendir.»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- âdemoğlunun bir vadi dolusu altın elde etse bile, doğasında olan hırsı yüzünden iki vadi daha isteyecek ve ölünceye, karnı kabrinin toprağıyla doluncaya kadar dünya için hırslı kalacağını bildirmiştir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- savaşacağı zaman şöyle dua ederdi: «Ey Allahım, benim (yegâne) dayanağım ve yardımcım sensin. (Düşmanların hilesini) senin (desteğin) le önlerim. Senin (verdiğin güç)le (düşmana) saldırırım ve (yine) senin (desteğin)le (düşmana karşı) savaşırım.»
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- savaşmak istediği zaman şöyle ya da şu manada dua ederdi: «Ey Allahım, benim (yegâne) dayanağım ve yardımcım sensin. (Düşmanların hilesini) senin (desteğin)le önlerim. Senin (verdiğin güç)le (düşmana) saldırırım ve (yine) senin (desteğin)le (düşmana karşı) savaşırım.»