





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Senin sürekli oruç tuttuğun ve geceleri ibadetle geçirdiğin bana haber verildi, doğru mu?" diye buyurdu. Ben: “Evet” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Eğer böyle yaparsan gözlerin çöker (ferini kaybeder) ve nefsin (bedenin) yorulup bitkin düşer. Sürekli oruç tutan kimse (hakiki anlamda) oruç tutmuş sayılmaz. Her aydan üç gün oruç tutmak, bütün yıl oruç tutmak gibidir. Ben: “Ben bundan daha fazlasına güç yetirebilirim.” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Öyleyse Dâvûd aleyhisselam'ın orucunu tut. O bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Ayrıca düşmanla karşılaştığında da kaçmazdı.”
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, Abdullah bin Amr -radıyallahu anhuma-'nın sene boyunca sürekli oruç tuttuğu ve hiç iftar etmediği, geceleri ibadetle geçirdiği ve hiç uyumadığı haber verildi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- onu bundan men etti ve ona şöyle dedi: Bazı günler oruç tut, bazı günlerde tutma. Gece namaza da kalk, uykunu da uyu. Ayrıca onu, sürekli oruç tutmaktan ve gecenin tamamını ibadetle geçirip hiç uyumamaktan da sakındırdı. Bunun sebebini açıklayarak şöyle buyurdu: Eğer bunu yaparsan gözlerin zayıflar, çöker ve ferini kaybeder; nefsin de yorulur, bitkin düşer ve güçten kesilir. Daha sonra: ‘Bütün yılı oruçla geçiren kimse oruç tutmuş sayılmaz’ buyurdu. Çünkü bu kimse, yasaklanan bir davranışı işlediği için orucun sevabını tam olarak elde edememiştir; öte yandan iftar da etmemiştir, zira yemekten ve içmekten uzak durmuştur. Böylece ne tam anlamıyla orucun faziletine erişmiş ne de iftar etmiş sayılmıştır. Daha sonra ona, her aydan üç gün oruç tutmasını tavsiye etti. Çünkü bu, bütün yıl oruç tutmak gibidir. Zira bir iyilik on katıyla karşılık görür; bu ise iyiliğe verilen en az miktardır. Bunun üzerine Abdullah şöyle dedi: Ben bundan daha fazlasını yapabilirim. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ise şöyle buyurdu: "Öyleyse en faziletli oruç olan Davud -aleyhisselam-'ın orucunu tut. Çünkü o, oruçların en faziletlisidir. Dâvûd bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Ayrıca düşmanla karşılaştığında kaçmazdı. Çünkü onun oruç tutma şekli bedenini zayıf düşürmezdi.
Nu'mân b. Beşîr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Annesi bint Ravâha, (Nu'mân'ın babası Beşir'e) oğlu için malından bir şeyler hibe etmesini (bağışlamasını) istemişti. Babası bu isteği bir yıl boyunca geciktirdi, sonra (hibe etme fikri) ona uygun göründü. Bunun üzerine annesi: 'Oğluma hibettiğin şeye Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şahit tutmadıkça razı olmam' dedi. Babam elimden tuttu -ki ben o günlerde henüz küçük bir çocuktum - ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi. Babam: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bunun annesi olan Bint Ravâha, oğlu için yaptığım hibeye seni şahit tutmamı istiyor' dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: 'Ey Beşîr! Bundan başka çocuğun var mı?' diye sordu. Babam: 'Evet' dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: 'Onların hepsine bunun benzerini hibettin mi?' buyurdu. Babam: 'Hayır' deyince, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: 'Öyleyse beni şahit tutma! Çünkü ben bir zulme (haksızlığa) şahitlik etmem' diye buyurdu." Müslim'in rivayetinde ise şu lafız yer alır: "Buna benden başkasını şahit tut."
Muttefekun Aleyh'dir. Hadisin birçok lafzı vardırNu’mân b. Beşîr -radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: Annesi Amre binti Ravâha -radıyallahu anha-, Nu’mân'ın babasından oğlu (Nu'mân) için malından bir şeyler hibe etmesini (bağışlamasını) istemişti. Babası ise bu isteğe karşı isteksiz davranıp onu bir yıl boyunca erteledi. Daha sonra (babasının) fikri değişti, kadının bu isteğini yerine getirmeye karar verdi ve oğlu Nu'mân’a bir hibe verdi. Bunun üzerine annesi şöyle dedi: Oğluma verdiğin şeye Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şahitlik edene kadar ben razı olmayacağım. Böylece babam, ben daha küçük bir çocukken elimi tuttu ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi ve ona şöyle dedi: Ya Rasûlallah! Bunun annesi bint Ravâha, oğluna verdiğim şeye senin şahit olmanı istiyor. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Ey Beşîr! Senin bundan başka çocuğun var mı? Beşîr: Evet, dedi. Bunun üzerine Peygamber -aleyhisselâm- şöyle buyurdu: Hepsine bunun gibi bir şey verdin mi? Beşîr: Hayır, dedi. Peygamber -aleyhisselâm- şöyle buyurdu: O halde beni şahit tutma. Çünkü ben zulüm ve haksızlığa şahitlik etmem. Müslim'deki rivayette azarlayarak ona şöyle buyurdu: Ama bu zulme benden başkasını şahit tut.
İbni Abbas -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, henüz eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eder de onun başucunda yedi kere: “Büyük arşın Rabbi yüce Allah’tan sana şifa vermesini dilerim.” diye dua ederse, Allah onun bu hastalığını iyileştirir.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, henüz ölüm vakti gelmemiş bir hastayı ziyaret eden bir Müslümanın, hastanın başında: "Zatında, sıfatlarında ve fiillerinde pek yüce olan Allah’tan; o büyük Arş’ın Rabbinden sana şifa vermesini dilerim." duasını yedi defa tekrarlaması halinde, Yüce Allah'ın o kulunu karşı karşıya kaldığı hastalıktan mutlaka kurtaracağını ve ona afiyet ihsan edeceğini haber vermiştir.
Müminlerin annesi, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in eşi Ümmü Seleme -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kurban edeceği bir hayvanı olan kimse, zilhicce ayının hilali göründüğü zaman, kurbanını kesinceye kadar saç ve kıllarından veya tırnaklarından hiçbir şey kesmesin.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, kurban kesecek kişinin, Zilhicce hilali görüldükten sonra kurbanını kesinceye kadar saçından, bıyığından, koltuk altı ve diğer vücut kıllarından, ayrıca el ve ayak tırnaklarından hiçbir şey almamasını emretmiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ramazan ayı girdiği vakit, Cennet'in kapıları açılır, Cehennem'in kapıları kapatılır ve şeytanlar zincire vurulur.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ramazan ayı girince üç şeyin meydana geldiğini bildirmiştir: Birincisi: Cennet'in kapıları açılır ve bu kapılardan hiçbiri kapanmaz. İkincisi: Cehennem'in kapıları kapanır, bu kapılardan hiçbiri açılmaz. Üçüncüsü: Şeytanlar ve cinlerin azgınları zincire vurulur, artık Ramazan ayı dışında elde ettikleri şeylere ulaşamazlar. Bütün bunlar bu ayı yüceltmek ve salih amel işleyenleri namaz, sadaka, zikir, Kur'an okuma ve benzeri pek çok ibadeti yapmaya, günahlardan ve haddi aşmaktan uzak durmaya teşvik etmek içindir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanlar eğer ezan okumanın ve birinci safta yer almanın sevabını bilselerdi, sonra da buna ulaşmak için kura çekmekten başka bir yol bulamasalardı, mutlaka kura çekerlerdi. Eğer namaza erken gitmenin sevabını bilselerdi, bunun için birbirleriyle yarışırlardı. Eğer yatsı ile sabah namazının sevabını bilselerdi, emekleyerek de olsa bu iki namaza gelirlerdi.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Eğer insanlar ezan okumakta ve birinci safta yer almakta ne kadar büyük bir fazilet, hayır ve bereket olduğunu bilselerdi; sonra da bu önceliği ve hakkı elde etmek için birbirlerine karşı kura çekmekten başka bir yol bulamasalardı, mutlaka kuraya başvururlardı. Eğer namaza ilk vaktinde, erkenden gitmenin sevabını bilselerdi, oraya yetişmek için birbirleriyle yarışırlardı. Eğer yatsı ile sabah namazına gitmenin sevabını bilselerdi, tıpkı bir bebeğin ilk zamanlarda emeklediği gibi, dizleri üzerinde emekleyerek de olsa bu iki namaza gelmeyi kolay sayarlar (ne pahasına olursa olsun gelirlerdi).
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur. «Kim kendisini bir dağdan aşağı atarak intihar ederse, o Cehennem ateşinde durmaksızın kendisini aşağıya atıp duracaktır ve orada ebedî ve kalıcı olarak kalacaktır. Kim zehir içerek intihar ederse, Cehennem ateşinde zehri elinde olduğu hâlde onu içip duracaktır ve orada ebedî ve kalıcı olarak kalacaktır. Kim de kendisini kesici bir demir aletle öldürürse, Cehennem ateşinde o demir alet elinde olduğu hâlde onu karnına saplayıp duracaktır ve orada ebedî ve kalıcı olarak kalacaktır.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şunlardan sakındırmıştır: Dünyada bilerek/kasten canına kıyan (intihar eden) kimseyi uyarmıştır. Şüphesiz ki böyle bir kimse, Kıyamet Günü'nde Cehennem ateşinde, dünyada kendi canına kıydığı yöntemin aynısıyla cezalandırılacaktır; bu, (işlenen cürme) tamı tamına uygun bir cezadır. Buna göre; kim kendisini bir dağın tepesinden aşağı atarak öldürürse, o cehennem ateşinde, cehennem dağlarından vadilerine doğru sürekli aşağı yuvarlanıp duracaktır ve orada ebedî ve kalıcı olarak kalacaktır. Kim zehir içip bu yüzden canına kıyarsa, zehri elinde olduğu hâlde Cehennem ateşinde onu yudumlayıp duracaktır ve orada ebedî ve kalıcı olarak kalacaktır. Kim de bir demir aleti karnına saplayarak canına kıyarsa, o demir alet elinde olduğu hâlde cehennem ateşinde onu sürekli karnına saplayıp duracaktır ve orada ebedî ve kalıcı olarak kalacaktır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yedi sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ onları, hiçbir gölgenin bulunmadığı günde arşının gölgesinde gölgelendirecektir: 1. Adaletli yönetici. 2. Gençliğini Allah'a ibadet ederek geçiren genç. 3. Kalbi mescitlere bağlı olan kimse. 4. Birbirlerini Allah için seven, bu sevgi üzere bir araya gelen ve bu sevgi üzere ayrılan iki kişi. 5. Makam ve güzellik sahibi bir kadın kendisini (harama) davet ettiği hâlde, 'Ben Allah'tan korkarım.' diyen kimse. 6. Sağ elinin verdiğini sol eli bile bilmeyecek derecede gizlice sadaka veren kimse. 7. Tenhada Allah'ı anıp da gözleri yaşla dolan kimse.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, hiçbir gölgenin olmadığı (Kıyamet) gününde Allah Teâlâ’nın Arşı'nın gölgesi altında barındıracağı yedi sınıf Mümini şöyle müjdelemiştir: Birincisi: Kendisi fâsık olmayan ve idaresi altındaki kimselere karşı adaletle davranıp zulmetmeyen adaletli yöneticidir. Burada kastedilen lider, en yüksek otoritenin (devlet başkanlığının) sahibidir. Müslümanların işlerinden herhangi bir idari sorumluluk üstlenip de o hususta adaletle hükmeden herkes bu sınıfa dahil edilir. İkincisi: Allah'a ibadet ederek yetişen ve gençlik yıllarını, kuvvetini ve canlılığını ibadetle geçiren; sonunda da bu hâl üzere ölen gençtir. Üçüncüsü: Kalbi mescide bağlı olan kimse. Bu bağ o kadar güçlüdür ki, mescide duyduğu yoğun muhabbet ve sürekli orada bulunma arzusu nedeniyle, dışarı çıktığında adeta yeniden dönene kadar kalbi mescittedir. Çünkü mescidi çok sever, ona devam eder ve orada bulunmaktan büyük bir huzur duyar. Her ne kadar bedeni bir ihtiyaç sebebiyle mescidin dışında olsa da kalbi mescitle beraberdir. Dördüncüsü: Her birinin diğerini Allah için gerçek anlamda sevdiği iki kişidir. Aralarındaki dinî muhabbeti sürdürür, dünyaya ait geçici bir sebeple onu bozmazlar. Gerçekten bir araya gelmiş olsalar da olmasalar da, ölüm aralarını ayırıncaya kadar bu sevgi üzere devam ederler. Beşincisi: Soylu, şerefli, itibar, makam, mal ve güzellik sahibi bir kadının kendisiyle gayrimeşru ilişkide bulunmayı (zina etmeyi) talep ettiği, ancak bunu reddedip kadına: 'Ben Allah’tan korkarım' diyen kişidir. Altıncısı: Az veya çok sadaka veren, bunu gösteriş için yapmayan; bilakis onu öyle gizleyen kimsedir ki, sağ elinin infak ettiğini sol eli bile bilmez. Yedincisi: İnsanlardan uzak, yalnız kaldığında kalbiyle veya diliyle Allah'ı zikreden, O'nun korkusu ve azameti karşısında gözlerinden yaşlar boşalan kimsedir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur. «Sizden hiç kimse (din) kardeşine silah doğrultmasın. Çünkü o bilmez; belki de Şeytan eline müdahale eder (de o silah kazara ateşleniverir) ve böylece Cehennem'den bir çukura yuvarlanır.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanın Müslüman kardeşine herhangi bir silah doğrultup işaret etmemesi konusunda uyarmıştır. Çünkü o kimse bilmez ki, belki de Şeytan elindeki silahı harekete geçirmesi için onu kışkırtır, o da kardeşini öldürür veya ona zarar verir; böylece kendisini Cehennem çukuruna sürükleyecek bir günaha düşmüş olur.