





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Enes'ten rivayet edildiğine göre: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gecede bütün hanımlarını dolaşır sadece bir kez gusül alırdı.
Muttefekun AleyhBu hadis Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımlarıyla aile hayatının güzelliğinden bahsetmektedir. Öyleki bir gecede bütün hanımlarıyla cinsel ilişkide bulunarak onların gönüllerini hoş etmiştir. Sadece bir kez gusül abdesti almıştır. Çünkü iki ilişki arasında gusül almak vacip değildir. Aynı hanım ile yapılan iki cinsel ilişki ile diğer hanımla yapılan ilişki arasında bir fark yoktur. Bu hadisten bu anlaşılmaktadır.
Ebû Seleme b. Abdurrahman'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımı Aişe'ye : Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in'in mehri ne kadardı? diye sordum. Aişe : Onun zevcelerine (verdiği) mehri on iki ûkiyye ile bir neşen idi. Neş nedir bilir misin? dedi. Ben : Hayır, cevâbını verdim. Âişe: Yarım ûkiyyedir dedi. Bunların toplamı beşyüz dirhem eder.İşte Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımlarına (verdiği) mehri budur dedi.
Müslim rivayet etmiştirHadisin konusu mehri azaltmanın müstehap oluşudur. Şüphesiz ki meşru olan budur; mehrin en hayırlısı en kolay olanıdır, kadınların en hayırlısı maişeti en kolay olanıdır. Bu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımlarına vermiş olduğu mehri genellikle on iki buçuk ûkiyyedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ibadet ve adetlerde tam örnek alınacak bir şahsiyettir. Bir ûkiyye kırk dirhemdir. Buda toplamda beş yüz dirhem yapmaktadır. Günümüzde insanların mehirleri arttırmış olması bunun hilafınadır. İnsanlar kadına ve velilerine vermiş oldukları mehirlerle övünmektedirler. Koca ister zengin olsun isterse de fakir geç evlense dahi bu mecrada başkasından aşağı kalmak istememektedir.
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Ali şöyle demiştir: Fatıma -radıyallahu anha- ile evlenmiştim ve Ya Rasûlullah!: “Beni zifafa sok” dedim. Rasûlullah: “Fatıma’ya mehir olarak bir şeyler ver de öyle” buyurdu. “Yanımda ona verecek bir şey yoktur” dedim. “Sağlam zırhın nerededir?” buyurdu. Ben de: “Yanımdadır” dedim. “Öyleyse onu ver” buyurdu.
Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- amcasının oğlu Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh- ile kızı Fatıma -radıyallahu anha-'yı evlendirmiş ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali -radıyallahu anh-'ın hanımının hatrı, onu istediğini göstermesi ve kadrini bilmesi için mehir vermesini emretmiştir. Verecek bir şey bulamayınca, mehir olarak vermesi için savaşta korunmak için giyilen zırhını sormuştur. Az olmasına rağmen bunu sormasının sebebi Fatıma -radıyallahu anha-'ya mehir olması içindir.
Alkame ve Esved'den rivâyet edildiğine göre, şöyle demişlerdir: Abdullah (b. Mes’ud)’a; hiçbir mehir kararlaştırmadan bir kadınla evlenen fakat gerdeğe girmeden ölen bir adam hakkında fetva sordular. Abdullah dedi ki: “Sorun bakalım o kadına onda evlilik (hamilelik) belirtisi var mı?” dedi. Onlar da: “Ey Ebu Abdurrahman, onda böyle bir belirti göremedik” dediler. Bunun üzerine Abdullah: Kendi görüşümü söylüyorum doğruysa bu Allah’tandır. O kadına benzeri kadınların aldıkları mehir kadar mehir vardır az da olmaz çokta olmaz, kocasından miras alır ve iddet beklemesi de gerekir. O zaman Eşca kabilesinden bir adam kalkıp şöyle dedi: Buna benzer bir olayda Rasûlullah -sallallahu aleyhi e sellem- aynı hükmü vermişti şöyle ki: Berva binti Vâşık adında bir kadın bir adamla evlenmiş gerdeğe girmeden de adam ölmüştü. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- o kadın hakkında benzeri kadınların aldıkları mehir kadar mehir almasını, mirastan pay almasını ve iddet süresini beklemesini emretmişti. Bunun üzerine Abdullah ellerini kaldırıp tekbir getirdi.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadis hiç bir mehir kararlaştırmadan nikah akdinden sonra kocası ölen kadının mehrin tamamını almaya hak ettiğine delalet etmektedir. Gerdeğe girmemiş ve başbaşa kalmamış olsalar bile böyledir. Eğer mehri dile getirmediyse -belirlemediyse- kadının mehri yakın akrabalarına göre belirlenir. Hadis aynı zamanda nikah akdinin gerçekleşmesinden dolayı kadının iddet beklemesi gerektiğine delalet eder. Şayet kocası öldü ise kadına ölüm iddetini beklemesi ve süslenmeyi terk etmesi gerekir. Gerdeğe girmemiş ve başbaşa kalmamış olsalar bile böyledir. Aynı zamanda kocasından miras alma hakkı vardır. Çünkü kadın kocasının koruması altındadır.
Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Nikâhın en hayırlısı, kolay ve külfetsiz olanıdır”. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem bir adama: “Seni falanca hanımla evlendireyim mi?” Adam, “Evet” dedi. Kadına, “Seni falanca erkekle evlendirmemi kabul eder misin?” diye sordu. Kadın “Evet” dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onları birbiriyle evlendirdi. Adam kadınla zifafa girdi. Ama herhangi bir mehir tespit edilmemişti. Bir süre sonra adama ölüm vakti geldiğinde şöyle dedi: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni falanca kadınla evlendirdi. Ona herhangi bir mehir vermemiştim. Şimdi ona mehir olarak Hayber’deki hissemi veriyorum.” “Kadın o hisseyi aldı ve yüz bin dirheme sattı.”
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirBu hadiste Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nikâhın kolay ve külfetsiz olanını teşvik ettiğini zikretmiştir. En faziletli nikahın mehri az olan nikah olduğunu beyan etmiştir. Az mehirli olan evlilik tercih edilen evliliktir. Caiz olmakla birlikte çok mehir talep etmek ise bu faziletin hilafınadır. Eğer mehir az ise evlenmek isteyen kimselere zor gelmez ve evliliği isteyen kimselerin sayısı artar. Fakirlerde evlenebilir ve evliliğin en önemli isteği olan nesilde artmış olur. Sonra Ukbe -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve seşllem-'in bir adamı evlendirmek için bir kadını, sonra o adamıda o kadına evlenmesi için sunduğunu haber vermiştir. Her iki tarafta muvafakat ettiklerinde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem o ikisini evlendirmiştir. Adam kadına bir mehir belirlememiş ve ona birşey vermeden zifafa girmiştir. Ölümü yaklaştığında Hayberde ganimet olarak payına düşen araziyi mehir olarak vermiştir. Kadında bu araziyi alıp yüz bin dirheme satmıştır.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine ve Hayber arasında üç gece kalarak, orada Safiye validemizle evlenip gerdeğe girdi. Ben de müslümanları onun düğün yemeğine çağırdım. Yemekte ne et nede ekmek vardı. Bilal'e deriden sofra getirmesini emretti ve sofra kuruldu. Sofranın üzerine hurma, kurutulmuş süt ve yağ konuldu. Müslümanlar bu müminlerin annelerinden birisi mi? Yoksa cariyesi mi? dediler. Eğer onu örtüp gizlerse müminlerin annesidir. Eğer onu örtüp kapatmazsa cariyesidir dediler. Yola çıktığında onu arkasına koydu ve hicabı uzattı.
Muttefekun Aleyh. Hadisin bu lafzı Buhârî'ye aittirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Hayber ile Medine arasında bir sefere çıktı ve üç gün üç gece Müminlerin annesi Safiye -radıyallahu anha- ile evlendiğinde orada konakladı. Orada Safiye ile evlendiği için düğün yemeği verdi. Enes -radıyallahu anh-'a düğün yemeğinden yemeleri için insanları çağırmasını emretti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in maddi durumundan dolayı verdiği yemekte et ve ekmek yoktu. Ancak deriden softa kurdurup üzerine hurma, ikt (kurutulmuş süt), buna benzer şeyler koyuldu. İnsanlar bunlardan yediler sonra birbirlerine sorarak: Eğer Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Safiye'yi örterse Müminlerin annesi olmuş demektir. Çünkü Müminlerin annelerinin örtünmesi farzdır. Eğer örtmezse cariyelerden bir cariyedir dediler. Hicabını taktırıp, bineğin arkasında ona yer hazırladığında Müminlerin annelerinden biri olduğunu kesin olarak bildiler.
Urve'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Âişe -radıyallahu anha- (Urve'yevşöyle) dedi; "Ey kızkardeşimin oğlu, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bizim yanımızda kalacağı zaman (gecelerini bize) taksim etme hususunda hiçbirimizi diğerinden üstün tutmazdı. Hemen hemen hergün hepimizi (evlerini) toptan dolaşır ve Cim'a etmeksizin (hanımlarından) her kadına'da (ayrı ayrı) yaklaşırdı. (Bu hal) ta nöbet günü kendisinin olan kadına varıncaya kadar (böylece devam ederdi.) Artık onun yanında gecelerdi. Sevde binti Zem'â yaşlanıpta Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisini boşayacağından endişelendiği zaman Rasûl-i Ekrem'e hitaben; Ey Allanın Rasûlü, (nöbet) günüm Âişe'nin olsun dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de onun bu teklifini kabul etti" Âişe sözlerine devam ederek: "Biz, Aziz ve celil olan Allah'ın (şu ayeti: [Eğer bir kadın kocasının huysuzluğundan, çekinirse] [Nisa Suresi: 128] Sevde'nin yaptığı) ve bu (buna) benzeyen (iş)ler hakkında indirdi(ğini) söylerdik" dedi
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadisde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımları arasında gecelemedeki adaleti açıklanmıştır. Öyleki hiç birini diğerine üstün tutmazdı. Âişe -radıyallahu anha- genellikle her gün hanımlarının hepsini dolaştığını haber vermiştir. Onlara güzel muamele eder, cinsi münasebette bulunmadan ilişkide bulunurdu. Nefisleri mutmain olsun ve onlarla iyi geçinmek için bunu yapardı. Sonra kimin yanında geceleyecek ise geri kalan vaktini ona tahsis ederdi. Sevde binti Zem'a -radıyallahu anha- yaşlandığında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisini boşayacağından endişelendiği zaman Rasûllah'ın nikahı altında kalıp bu şeref ve fazilete ulaşmak istedi. Çünkü o müminlerin annesi ve Seyyidül mürselin -sallallahu aleyhi ve selem-'in hanımlarından birisiydi. Ey Allah'ın Rasûlü, (nöbet) günüm Âişe'ye veriyorum dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de onun bu teklifini kabul etti. Sonra Âişe -radıyallahu anha- Allah Teâlâ'nın şu buyruğunu zikretti: [Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur.] Bu ayet bu durum ve benzerleri için nazil olmuştur.
İbn Abbâs -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Sabit b. Kays’ın karısı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve: Ya Rasulallah, ben Sabit b. Kays’a ne ahlak ne de din hususunda kızmıyorum. Fakat ben İslam’da nankörlüğü kerih görüyorüm dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: ‘Sabit’in sana mehir olarak verdiği bahçesini kendisine geri iade eder misin?’ buyurdu. Kadın: Evet, dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Sabit b. Kays’a: ‘Bahçeyi kabul et ve kadını bir talakla boşa’ buyurdu.”
Buhârî rivayet etmiştirBu hadis Sabit b. Kays’ın karısı -radıyallahu anhu ve radıyallahu anha- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve Sabit b. Kays’a ne ahlak ne de din hususunda kızmadığını haber verdi. Sabit sahabenin seçkin şahsiyetlerindendi O sahabenin din ve ahlak olarak en iyilerinden birisiydi. Fakat onunla evli kalmayı kerih görmüştür. Kocaya karşı nankörlük Allah'ın dinine muhalif ve kocasını kerih görmesi Sabit b. Kays -radıallahu anh'ın dış görünüşünüde çirkin görmesine sebebiyet verecekti. Bazı rivayetlerde geldiği gibi o yakışıklı biri değildi. Rasûlullah -aleyhisselatu vesselam- Sabit'e hanımının mehir olarak verdiği bahçeyi geri verme karşılığında tek talakta ondan tamamen ayrılmasını önerdiğinde, Sabit -radıyallahu anh- bunu yapmıştır. Bu hadis fıkıhçılar nazarında Hul'u ( aldığı mehri geri vermesi karşılığında kadının boşanmayı istemesi) babında asıl olarak görülmektedir.
İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre dedi ki:''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Ebû Bekir devirlerinde ve Ömer'in hilafetinin iki yılında üç talâk bir sayılırdı.Ömer b. Hattâb buyurdu ki: "İnsanlar kendilerine mühlet verilmiş olan bir işte acele gösterdiler; keşke şunu onlara infaz etse idik dedi ve onu kendilerine infaz etti.''
Müslim rivayet etmiştirBu hadis ''Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Ebû Bekir devirlerinde ve Ömer'in hilafetinin iki yılında bir arada üç boşamanın bir sayıldığını ifade etmektedir.Bu söz bir adamın hanımına şöyle söylemesidir:Sen boşsun,sen boşsun,sen boşsun.Ama şu sözü:Sen üç kere boşsun,onları sadece bir lafızda toplaması doğru olan bunun boş söz ve itibar edilmeyecek ve bir boşama sayılmasıdır.Ancak insanlar boşamada acele ettiler ve çokça boşamaya başladılar.Onlardan bazıları oyun haline getirince Ömer -radıyallahu anh- insanları bu acelecilik konusunda durdurmak istedi.Bir talak sayılan üç talağı üç talak saydı.İlim adamları dediler ki:Ömer zamanındaki vuku bulan üç talak bundan önce bir talak sayılırdı.Çünkü onlar asıl olarak üçünü kullanmıyorlardı.Bunu nadir olarak kullanıyorlardı.Ömer'in halifeliği zamanına gelince bu talak uslubunu kullanmalara çoğaldı o da bunu uyguladı ve üç talak saydı.