





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbn Abbas -radıyallahu anhuma'dan merfu olarak rivayet olunan hadiste: "En hayırlı arkadaş (grubu) dört kişiliktir. En hayırlı askeri birlik dört yüz kişiliktir. En hayırlı ordu dört bin kişidir. On iki bin kişi, sayıca az diye mağlup olmaz." diye buyrulmuştur.
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirHadisin manası: En iyi arkadaş topluluğu dört kişidir. En hayırlı askeri birlik dört yüz, en hayırlı ordu ise dört bin kişiden oluşur. Şayet ordunun sayısı dört bin kişiye ulaşırsa bu ordu yenilmez. Sayısı dört bin olan ordu yenilip, mağlup olmuş ise bu sayıları bakımından değil başka sebeplerden meydana gelmiştir. Örneğin dindarlıktan uzak olmak, çokluğa bakarak böbürlenmek, günahlar işlemek, Allah için ihlaslı olmamak ve benzeri durumlar.
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'nın merfu olarak rivayet ettiğine göre: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yüzü ateşle dağlanarak damgalanmış bir merkep gördü ve durumu çirkin buldu, onaylamadı. Bunun üzerine İbn Abbas (kendi kendine), Allah'a yemin ederim ki ben bundan böyle hayvanın yüzünden uzak bir yerine damga vuracağım, dedi. Merkebinin uyluklarına damga vurdurdu. İbn Abbâs böylece uyluklara damga vurduran ilk kişi oldu."
Müslim rivayet etmiştirHadisin manası: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- yüzü ateşle dağlanarak damgalanmış bir eşek gördü. İbn Abbas –radıyallahu anh-’ın başka bir hadisinde «Yapana lanet etti.» lafzıyladır. el-Vesmu: Damga vurmak, hayvanda işaret olsun diye hayvanı dağlamaktır. Davar sahipleri bunu kendilerine işaret edinirler. Her kabilenin iki çizgi, kareli tek çizgi, yuvarlak ya da hilal şeklinde belirli bir damgası vardır. Mühim olan her kabilenin belirli bir damgasının olmasıdır. Eğer hayvan kaybolmuş olarak bulunursa insanlar onun hangi kabileye ait olduğunu bilirler ve onu sahiplerine söylerler. Abbas b. Abdulmuttalib -radıyallahu anh- dedi ki; -Zira İbn Hıbban’ın rivayetinde açık bir şekilde beyan edilmektedir-, İbn Abbas -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre Abbas –radıyallahu anh- deve ya da bir hayvanın yüzünü damgaladı, onu Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- gördü ve kızdı. Abbas –radıyallahu anh- onun ancak arkasına damga vuracağım dedi ve bundan sonra uyluklarına damga vurdu. Yasağı öğrendikten sonra eşeğe ancak yüzündeki en üst yer hariç damga vurmayacağına yemin etti. Biraz önce geçen İbn Hıbban’ın rivayetinde ‘’Sadece arkasına damga vuracağım, dedi ve uyluklarına damga vurdu.’’ Şeklinde gelmiştir. Sonra eşeğinin getirilmesini emretti ve uyluklarına damga vuruldu. Uyluk; hayvanın kuyruğu ile baldırına vurduğu yer. Nevevî-rahimehullah- dedi ki: Eğer damga vurulursa müstehap olan koyunların kulaklarına, deve ve ineklerin de uyluklarına vurulmasıdır. Çünkü orası hayvanın dayanıklı olduğu yeri olup, kılların az olduğu ve damganın belli olduğu yeridir. Damganın faydası, hayvanların birbirinden ayrılmasıdır. Abbas –radıyallahu anh- eşeğinin uyluklarına damga vurduran ilk kişidir.
Osman eş-Şehhâm'ın rivayetine göre, şöyle demiştir: Farkad es-Sebahî ve ben, Müslim b. Ebû Bekra'nın memleketinde olduğu sırada yanına gittik. Yanına girdik ve: Babanın fitneler hakkında bir hadis anlattığını duydun mu? diye sorduk. Şöyle dedi: Evet, Ebû Bekra -radıyallahu anh-'ın anlattığını duydum. O şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz birtakım fitneler olacaktır. Dikkat edin! Sonra yine bir fitne gelecektir ki, o dönemde oturan, yürüyenden daha hayırlıdır; yürüyen ise ona doğru koşandan daha hayırlıdır. Dikkat edin! Bu fitne indiği veya meydana geldiği zaman, kimin develeri varsa develerinin peşine gitsin (onlarla meşgul olsun). Kimin koyunları varsa koyunlarının peşine gitsin. Kimin de arazisi varsa arazisine gitsin (fitneye karışmasın). Bunun üzerine bir adam şöyle dedi: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ya devesi, koyunu veya arazisi olmayan kimse ne yapsın?" Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Kılıcına gitsin ve onun keskin ağzını bir taşla köreltsin (kırsın). Sonra da eğer güç yetirebilirse kurtulmaya baksın! Allah'ım! Tebliğ ettim mi? Allah'ım! Tebliğ ettim mi? Allah'ım! Tebliğ ettim mi?" Başka bir adam dedi ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ya ben (savaşa) zorlanırsam ve bu yüzden iki saftan (çarpışan iki gruptan) birine götürülürsem, derken bir adam kılıcıyla bana vurursa veya bir ok gelip beni öldürürse durum ne olur?" Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "O (seni öldüren kişi), hem kendi günahını hem de senin günahını yüklenir ve ateş halkından (cehennemliklerden) olur.»
Müslim rivayet etmiştirOsman eş-Şehhâm ve Farkad es-Sebhî, değerli sahabi Ebû Bekre -radıyallahu anh-'ın oğlu Müslim'e: Baban, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den Müslümanlar arasında çıkacak fitneler ve savaşlar hakkında bir hadis duydun mu? diye sordular. Müslim şöyle cevap verdi: 'Evet, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi vefatından sonra birtakım fitnelerin çıkacağını haber verdi. Bu fitneler döneminde, köşesinde oturup fitneden uzak duran kişi, fitneye göz dikmeyip onun peşine düşmeden orada yürüyen kişiden daha hayırlıdır. O fitne içinde yürüyen kişi ise, fitneyi arayıp ona katılarak (ona doğru) hızla koşandan daha hayırlıdır. Sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, kendi döneminde fitne baş gösteren veya meydana gelen kimseye, eğer sığınacak bir yer bulabiliyorsa oraya sığınmasını tavsiye etmiştir: Kimin otlayan develeri varsa develerinin peşine gitsin, kimin otlayan koyunları varsa koyunlarının peşine gitsin ve kimin bir toprağı ya da çiftliği varsa toprağına gitsin (onlarla meşgul olsun). Bunun üzerine bir adam: Ey Allah'ın Rasûlü! Barınacağı bir yeri, devesi, koyunu, ve toprağı olmayan kimse hakkında ne dersin? diye sordu. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Silahına yönelsin, onu (taşla) vurup kırsın ve kullanılmaz hale getirsin. Sonra da eğer kurtulmaya güç yetirebilirse, kaçıp kendisinin ve çocuğunun canını kurtarsın. Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- üç defa (Allah'ı) şahit tutarak şöyle buyurdu: Ey Allah'ım! Şahit ol, tebliğ ettim mi? Ey Allah'ım! Şahit ol, tebliğ ettim mi? Ey Allah'ım! Şahit ol, tebliğ ettim mi? Bir adam şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü! Eğer ben iki saftan veya iki gruptan biri içinde savaşmaya zorlanırsam ve bir adam kılıcıyla bana vurursa veya bir ok gelip beni öldürürse ne dersin? Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: O, hem kendi nefsinin günahını, hem de öldürdüğü kimsenin günahını yüklenecek ve Kıyamet Günü Cehennem ehlinden olacaktır.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ahlak bakımından insanların en güzeliydi."
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ahlak bakımından insanların en mükemmeliydi. Güzel söz söylemek, iyilik yapmak, güler yüzlü olmak, kimseyi incitmemek ve başkalarından gelen eziyete katlanma konusunda bütün ahlaki kurallar, nezaket ve zarafet hususunda en önde idi.
Sa'd b. Hişâm b. Âmir, Âişe -radıyallahu anha-'nın yanına girdiğim zaman: ''Ey Müminlerin annesi! Bana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ahlakından haber ver″ dedim. Bana: ″Sen Kur’an okumuyor musun?″ diye sordu. Ben: ″Evet okuyorum″ dedim. Bunun üzerine Âişe -radıyallahu anha- dedi ki: ″Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in ahlakı Kur’an idi.″
Müslim bunu uzun bir hadisin bir bölümü olarak rivayet etmiştirMüminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'ya Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ahlakıyla ilgili soru sorulmuş, o da kapsamlı bir sözle cevap vermiştir: Soru soranı, kemalin bütün sıfatlarını içinde barındıran Kur'an-ı Kerim'e yönlendirmiş ve onun -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Kur'an ahlakıyla yoğrulmuş olduğunu söylemiştir. Kur'an'ın emrettiklerini yapmış, yasakladıklarından da kaçınmıştır. Dolayısıyla ahlakı Kur'an'la amel etmek, koyduğu sınırlarda durmak, adabına uymak, örnekleri ve kıssalarını düşünüp ibret almaktı.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi-sallallahu aleyhi ve sellem- ayakkabısını giymeye, temizlenmeye (abdest, gusül) ve taranmaya varıncaya kadar her işe sağdan başlamayı severdi.
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- güzel işlerde sağ ile başlamayı sever ve tercih ederdi. O işlerden bazıları şunlardır: Ayakkabısını giymeye sağ ayakla başlar, saç ve sakalı taramak, şekillendirmek ve yağlamak için sağ taraftan başlar ve abdest alırken el ve ayaklarını yıkarken sağı soldan önce yıkardı.
Müminlerin annesi Aişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in küçük dili görünecek şekilde kahkahayla güldüğünü hiç görmedim. O, sadece tebessüm ederdi.
Muttefekun aleyhAişe -radıyallahu anha-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gülerken, küçük dili görünecek kadar abartılı bir halde gülmediğini bildirmektedir. Küçük dil, boğazın en üstünde asılı olan bir et parçasıdır. O, sadece tebessüm ederdi.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- örtünme çağına girmiş bir genç kızdan daha utangaçtı. Hoşlanmadığı bir şey gördüğünde bunu yüzüne bakınca anlardık.
Muttefekun aleyhEbû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-: Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in evlenmemiş ve erkeklerle tanışmamış, evinde saklanan bir genç kızdan daha hayâlı olduğunu haber vermiştir. Hatta öyle ki, bir şeyden hoşlanmadığında bunu sözle ifade etmezdi, ashabı onun o şeyden hoşlanmadığını yüzündeki değişiklikten anlardı.
Berâ b. Âzib -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir yolculuktaydı. Yatsı namazını kıldı ve iki rekattan birinde Tin Sûresi'ni okudu. O'ndan daha güzel sesli olanı yahut daha güzel okuyanını görmedim."
Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem, yatsı namazının ilk rekatında Tin Sûresi'ni okumuştur.Yolculukta zahmet ve meşakkat olduğu için kolaylaştırmaya ve hafif tutmaya özen göstermek gerekir ki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'de yolculuktaydı. Kur'an'ı dinlerken kalbin hazır olmasını sağlayacak ve huşuyu getirecek şeyi terk etmezdi. O da namazdaki kıraatta sesi güzelleştirmektir.