





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Mâlik b. Buheyne -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- (namazda) secdeye gidince kollarının arasını koltuk altı beyazlıkları görününceye kadar açardı.
Muttefekun aleyhRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- secdeye vardığı zaman, kollarının arasını açardı. Koltuk altlarının rengi görünene kadar iki kolunu iki kanat gibi vücudunun yanından uzaklaştırırdı. Bu, kolları kanat gibi açmak ve bedenin yan tarafından abartılı bir şekilde uzaklaştırmak için yapılan bir harekettir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ağırlaşınca sık sık bayılmaya başladı. Bundan kederlenen Fâtıma -radıyallahu anhâ-: Vây babamın ızdırâbına! dedi. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, Fâtıma'ya hitaben: «Kızım! Bu günden sonra babanın üzerinde hiçbir ızdırâb kalmayacaktır.» buyurdu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat edince, Fâtıma: Ey Rabb'in davetine icabet eden babam! Ey Cennetu'l-Firdevs'te makamı olan babam! Ey Cibril'e ölümünü haber verdiğimiz babam! diye hüzün ve kederini açığa çıkarmıştır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- defnedildikten sonra da Fâtıma -radıyallahu anha-: "Derin bir bağlılıkla sevdiğiniz Rasûlullah'ın üzerine toprak saçmağa gönlünüz nasıl razı oldu?" diye sormuştur.
Buhârî rivayet etmiştirBu hadis sekaratu'l mevt (ölüm sancısı) esnasında Nebi -sallallahu aleyhi ve selem-'in sabrını bize tarif etmektedir. Vefat ettiği hastalığı esnasında ağırlaştığında kendisine isabet eden hastalığın ızdırabından dolayı bayılmaya başladı. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hastalık ve acısı şiddetleniyordu. Bunda büyük hikmet vardır: Bu da, O'nun, sabrının karşılığı olarak Rabbinin katında yüksek dereceye nail olmasıdır. Izdırabından dolayı bayıldığında Fâtıma -radıyallahu anhâ-: Vây babamın ızdırâbına! dedi. Yani babasının ızdırap çekmesinden dolayı o da acı çekiyordu. Çünkü kadındı ve kadınlar sabra güç yetiremezler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kızım! Bu günden sonra babanın üzerinde hiçbir ızdırâb kalmayacaktır.» buyurdu. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dünyadan intikal ettiğinde Rafîk-i A'lâ'ya (yüce dosta) intikal etmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ölüm sancısı çekerken: «Allah'ım! Senden Rafîk-i A'lâ'yı isterim, Allah'ım! Senden Rafîk-i A'lâ'yı isterim.» diyerek evinin tavanına bakıyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat ettiğinde Fâtıma -radıyallahu anha- babasının yasını tutuyordu. Ancak hafif bir yas tutmaydı. Bu, onun Allah'ın kaza ve kaderine öfkelendiği manasına gelmemektedir. Fâtıma -radıyallahu anaha-'nın: "Ey Rabb'in davetine icabet eden babam!" Her şeyin hükümranlığı ve kullarının ecelleri O’nun elindedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- diğer müminler gibi vefat ettiğinde Allah'ın davetine icabet etmiş, yedi kat semanın üzerinde Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın huzurunda durana kadar yükselmiştir. Fâtıma -radıyallahu anha-'nın: "Ey Cennetu'l-Firdevs'te makamı olan babam!" Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Cennet'te en üst makamdadır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'tan benim için vesileyi isteyin. Zira vesile Cennet'te bir makamdır ki, Allah'ın kullarından yalnız bir tanesine lâyıktır. Umarım ki; o bir kişi de ben olayım.» buyurmuştur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kalacağı yerin Firdevs olacağında şek ve şüphe yoktur. Firdevs; Cennet'in en üst derecesidir. Tavanın üstünde Rab Teâlâ'nın arşı vardır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de Firdevs'in en üst makamındadır. Fâtıma -radıyallahu anaha-'nın: “Ey Cibril'e ölümünü haber verdiğimiz babam!” Bizler onun vefatını Cibril'e haber verdik. Çünkü hayatta iken Cibril O'na vahyi getirir ve okurdu. Vahiy, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in hayatı ile bağlantılıydı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- defnedildikten sonra Fâtıma -radıyallahu anha: “Derin bir bağlılıkla sevdiğiniz Rasûlullah'ın üzerine toprak saçmaya gönlünüz nasıl razı oldu?” diye sormuştur. Bunu babasından ayrıldığına üzülüp acı çektiği için söylemiştir. Allah’ın, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sevgisiyle sahabelerin –radıyallahu anhum- kalplerini doldurduğunu bildiği için bu soruyu sormuştur. Hüküm, Allah -Subhanehu ve Teâlâ-’nındır ve herkes ona dönecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ey Muhammed!) Şüphesiz sen öleceksin ve şüphesiz onlar da öleceklerdir.”
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in konuşması seçkin (açık seçik) idi. Her işiten onu anlardı."
Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirÂişe -radıyallahu anha- hadisinde şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in konuşması seçkindi. Manası: Konuşurken harfler ve kelimeler birbirine girmezdi. Her işiten için açık ve anlaşılırdı. Konuşmaları karmaşık ve uzun değildi. Konuşmasında acele etmediği için birisi onun kelimelerini sayacak olsa sayabileceği gibi tane tane konuşurdu. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Cevâmiu'l Kelim (özlü sözlü olma) özelliği verildiği için konuşmaları kısa ve özdü. Cevâmiu'l Kelim demek; az söz kullanarak, çok mana içeren söz söylemek demektir. O yüzden kişinin konuşmasının, dinleyenin anlayamayacağı gibi birbirine karışmış şekilde olmaması gerekir. Çünkü konuşmak ile amaçlanan şey, konuştuğun kimsenin seni anlamasıdır. Anlaşılmaya en yakın söz daha evla ve daha güzeldir. Kişi bu yöntemi uyguladığında; konuşmasını belirgin ve açık kıldığında, anlamayan için üç kez tekrarladığında bu kimsenin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ittiba ettiği, bundan dolayı sevap kazanacağı ve müslüman kardeşinin onu anlayacağı söylenebilir. Bütün sünnetlerde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ittiba ettiğini aklından çıkarma ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e tabi olmak ve buna karşılık sevap almak senin için gerçekleşmiş olsun.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur. «Eğer Müminlere –veya ümmetime– güçlük vermeyeceğini bilseydim onlara her namaz vaktinde misvak kullanmalarını emrederdim.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, ümmetinden Müminlere meşakkat vermesinden endişe etmemiş olsaydı, her namazla birlikte misvak kullanmayı onlara farz kılacağını haber vermiştir.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma- şöyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- binekle veya yaya olarak Kubâ Mescidi’ni ziyâret eder ve orada iki rekât namaz kılardı. Bir rivayette: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her cumartesi günü binekle veya yaya olarak Kubâ Mescidine giderdi. İbn Ömer -radıyallahu anh- da böyle yapardı.
Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dirİslam'da ilk mescid Kuba bölgesinde inşa edilmiştir. Medine'nin merkezine yakın, yüksekte olan bir köydür. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- binekle veya yaya olarak orayı ziyaret ederdi. Her cumartesi sözünden kasıt, orayı ziyaret için bazı günleri tahsis etmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in her hafta cumartesi günü Kubâ'ya gelmesinin hikmeti Ensar'ı ziyaret edip hal hatır sormak ve cuma namazına iştirak etmeyenlerin halini sormak içindir. Cumartesi gününe has ziyaret etmesinin sırrı budur.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Ben ve Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- cünüplükten dolayı bir kaptan yıkanırdık.(Hayız olduğumda) bana emrederdi, ben izarımı bağlardım. Ben hayızlı olduğum halde (cima etmeden) benimle ilişkide bulunurdu. (Mescitte) itikafta iken başını (itikaf yerinden dışarıya) çıkarırdı, ben hayızlı olduğum halde onun başını yıkardım.
Muttefekun aleyhMüminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile olan bazı özel durumlarını şöyle anlattı: Kendisi, cünüplükten temizlenmek için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bir kaptan yıkanırdı ve birlikte o kaptan su alırlardı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hayızlı iken onunla cinsel ilişkiye girmek isterse, ona vücudunu göbekten dizine kadar örtmesini emrederdi, böylece onunla cima/cinsel ilişki dışında ilişkide bulunurdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- mescitte itikaf yaparken başını yıkaması için evinde hayızlı bir halde olan Âişe -radıyallahu anha-'ya uzatırdı.
Âişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: (Kardeşim) Abdurrahman b. Ebî Bekir, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına girdi, (Mübarek) başı göğsüme yaslanmış vaziyetteydi. Abdurrahman'ın elinde taze misvak vardı ve misvakla dişlerini fırçalıyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu gördü. Misvağı, dişlerimle kemirerek iyice yonttum, sonra ağzımda yumuşattım ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e verdim misvakla dişlerini fırçaladı. O günkü kadar güzel misvakladığını hiç görmedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- misvaklamayı bitirince, hemen elini -ya da parmağını- havaya kaldırdı sonra üç defa: "Refikül A'lâ!" dedi. Bundan sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat etti. Âişe -radıyallahu anhâ- şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, başı köprücük kemiğim ile çene kemiğim arasında iken öldü."
Buhârî rivayet etmiştirÂişe -radıyallahu anhâ-'nın anlattığı kıssa bize Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in misvağı ne kadar sevdiğini ve ona bağlılığını açıklamaktadır. Abdurrahman b. Ebî Bekir -radıyallahu anhumâ- (Âişe -radıyallahu anhâ-'nın kardeşi), Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ölüm döşeğindeyken yanına girdi ve elinde taze misvak vardı, dişlerini fırçalıyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Abdurrahman'ın elindeki misvağı gördüğünde hasta ve ölüm döşeğinde olmasına rağmen misvağa olan sevgisinden dolayı gözünü misvağa yöneltti. Onu ister gibiydi. Âişe -radıyallahu anhâ- bunu anladı. Misvağı kardeşinden aldı ve dişleriyle misvağın ucunu açıp temizleyip güzelleştirdikten sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e verdi. O da misvakla dişlerini fırçaladı. Âişe -radıyallahu anhâ-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hiç bu kadar güzel misvak kullandığını görmemişti. Misvakla ağzını temizleme işini bitirdikten sonra parmağını kaldırarak Allah'ı birledi. Rabbine intikal etmeyi seçti. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat etti. Âişe -radıyallahu anhâ- kendisinden Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hoşnut olduğu birisiydi. Bunu da hak etmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mübarek başı, Âişe -radıyallahu anhâ-'nın göğsü üzerinde olduğu halde vefat etmiştir.
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- defnedildikten sonra kabrin başında dört tekbir alarak cenaze namazı kıldı.
Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- güzel ahlak üzerine yaratılmıştır. Rahmet ve şefkatli oluşu bu bağlamda değerlendirilir. Sahabelerinden birisini kaybettiğinde onu sorar ve yokluğunu hissederdi. Bu hadiste geçen kabrin sahibinide sormuş ve onun vefat ettiğini haber vermişlerdir. Cenaze namazını kılması için ona haber vermeyi seviyorlardı. Çünkü onun kıldığı namaz ölünün huzurlu olmasını ve içinde bulunduğu karanlığı aydınlatmasını sağlıyordu. Cenaze namazı kılınmaya hazır olan ölünün namazını kıldığı gibi kabri başında onun namazınıda kılmıştır. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in başında namazını kılması kabrinin üzerinde kıldığını anlaşılmaz. Bilakis yanında durup, ona doğru dönüp cenaze namazını kıldığını gösterir.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cuma günü, sabah namazında "Elif Lâm Mîm (Secde)" ve "Hel Etâ ale'l-insâni (İnsan) surelerini okurdu.''
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adeti gereği cuma günü sabah namazının farzının birinci rekatında Fatihâ'dan sonra Secde Suresi'ni tam olarak okurdu. İkinci rekatta Fatihâ'dan sonra İnsan Suresi'ni tam olarak okurdu. Bu iki surenin içerdiği Âdem -aleyhisselam-'ın yaratılması, dönüşü ve kulların haşredilmesi, kıyametin durumları ve diğerleri gibi olmuş olan büyük olayları ve bugünde (kıyamet gününde) olacak olayları hatırlatmak için okurdu.