





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Arfece -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «İşiniz bir adam üzerinde toplu iken kim sizin sopanızı yarmak veya cemaatinizi dağıtmak isterse onu hemen öldürün!»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanlar bir yönetici ve bir cemaat etrafında toplansalar sonra biri gelir de ondan yönetimi almak ya da Müslümanların cemaatini gruplara bölmek isterse, Müslümanların, o kişinin şerrini def etmek ve Müslümanların kanın dökülmemesi için onu engellemesi ve onunla savaşması gerekir.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «En faziletli cihat, zalim sultanın yanında adaleti söylemektir.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ'nın rızasını kazanmak için yapılan cihadın en büyük ve en faydalı türlerinden birisinin, zorba ve zalim bir hükümdar veya yönetici karşısında adaleti ve hakkı söylemek olduğunu açıklamıştır. Çünkü bu, fayda sağlamak ve kötülüğü önlemek için sözle, yazıyla, amelle veya başka bir şeyle, iyiliği emretme, kötülükten sakındırma şiarının uygulanmasıdır.
Ebû Süfyân Sahr b. Harb -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Herakliyus, Ebû Süfyân’a, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kastederek: "O size ne emrediyor?" diye sordu. Ebû Süfyan dedi ki: "Ben de O'nun bize, sadece Allah’a ibadet ediniz; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayınız; dedelerinizin taptığı şeyleri bırakınız dediğini, bize namaz kılmayı, doğru ve iffetli olmayı, akrabayı görüp gözetmeyi emrettiğini söyledim."
Muttefekun AleyhEbû Süfyân Sahr b. Harb -radıyallahu anh-’ın, Herakliyus ile olan hadisi meşhur bir hadistir. O vakitte Ebû Süfyân -radıyallahu anh- müşriklerdendi. Daha sonraları Hudeybiye anlaşması ile Mekke'nin Fethi arasında müslüman olmuştu. Ebû Süfyân yanındaki Kureyşli toplulukla birlikte Şam'da Herakliyus'un yanına gittiler. O vakitte Herakliyus hristiyanların kralıydı. İncil'i, Tevrat'ı okumuş ve geçmiş kitapları iyi bilen zeki bir kraldı. Ebû Süfyân ve yanındakilerin Hicaz'dan geldiğini duyduğunda onları davet etti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in halinden, nesebinden, arkadaşlarından, arkadaşlarının ona duyduğu saygıdan, sadakatinden sorduğunda, ona her bir şey zikrettiklerinde O'nun, geçmiş kitaplarda haber verilen Nebi olduğunu anladı. Ancak malındaki cimriliğinden dolayı -Bundan Allah'a sığınırız- Allah -Azze ve Celle-'nin murad ettiği hikmet gereği müslüman olmadı. Ebû Süfyân'a Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlara neyi emrettiğini sorduğunda Ebû Süfyân da Herakliyus'a sadece Allah’a ibadet etmemizi ve ona hiçbir şeyi ortak koşmamamızı, Allah'tan başka meleğe, Nebi'ye, ağaca, taşa, güneşe, aya ve bunun dışındaki başka bir şeye ibadet etmememizi emretti dedi. Yalnızca Allah'a ibadet etmek Rasûllerin davetidir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de kendinden önce gelen peygamberler gibi yalnızca Allah'a ibadet edip O'na hiç bir şeyi ortak koşmamayı getirmiştir. "Dedelerinizin taptığı şeyleri bırakınız " sözü hakkı yerine getirmektir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- babalarının putlara yapmış olduğu her ibadeti reddetmelerini emretmiştir. Ancak atalarının üzerinde bulundukları güzel ahlakı terk etmelerini emretmemiştir. "Bize namazı kılmayı emrederdi" Namaz; kul ile Rabbi arasında bir bağdır. Şehâdeteynden sonra İslam'ın en kuvvetli şartıdır. Namaz ile müslüman, kâfirden ayrılır. Kâfir ve müşriklerle aramızdaki ayırt edici özellik namazdır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Muhakkak ki, onlarla (kafirlerle/münafıklarla) bizim aramızdaki ahit (fark), namazdır. Her kim onu terk ederse, küfretmiş olur.» “Bizlere doğru olmayı emrederdi” Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetine doğru olmayı emrederdi. Tıpkı, Allah Teâlâ’nın şu buyruğunda olduğu gibidir: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe Suresi: 119) Doğru olmak faziletli bir ahlâktır. İki kısma ayrılır: Allah’a karşı doğru olmak ve kullarına karşı doğru olmaktır. Her ikisi de faziletli ahlâktandır. “ İffetli olmayı emretti” sözündeki iffet iki türlüdür. Cinsel şehvetteki iffet ve aç gözlü olmadaki iffettir. Birinci iffet, insanı zina ve ona götüren vesile ve vasıtalardan uzaklaştırmış olur. İkinci olan iffet ise, açgözlülüğe karşı olan iffettir. Bu da insanların elinde olana göz dikmemeyi, onlardan bir şey istememeyi gerektirir. Kişi hiç kimseden bir şey istemez. Çünkü istemek zillettir. Veren el alan elden üstündür. Gerçekten ihtiyaç hali hariç birisinden bir şey istemek caiz değildir. Beşinci olarak emrettiği şey ise " Akrabayı görüp gözetmektir." O da kişinin Allah’ın emrettiği akrabaları yakınlık derecesine göre görüp gözetmesidir. Bunların en üstünü ana babadır. Ana babanın gözetilmesi, hem akrabalık bağı hem de ana babaya itaattir. Yakınlığa göre akrabalık bağlarına dikkat edilir. Erkek kardeş amcadan bağ olarak daha güçlüdür. Amca babanın, amcasından akrabalık bağı olarak daha önce gelir. Sıla-i rahim insanların iyilik olarak gördüğü bütün her şey ile hasıl olur.
İbn Mesûd -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hiç şüphesiz, benden sonra adam kayırmalar ve yadırgayacağınız bazı işler olacaktır.» Ashâb-ı Kiram: "Ey Allah'ın Rasûlü! O zaman nasıl davranmamızı tavsiye edersiniz?" dediler. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Siz, üzerinize düşen görevleri yapar, kendi hakkınızı ise Allah’tan beklersiniz.» diye buyurdu.
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanların mallarını ve diğer dünyevi işleri tekeline alan, diledikleri yerlerde kullanıp Müslümanların hakkı olan şeylerden onları engelleyen yöneticilerin başlarına geçeceğini haber vermiştir. Onların bazılarından dini olarak da hoş görülmeyen işler hasıl olacaktır. Sahabeler -radıyallahu anhum- o zaman nasıl davranacaklarını sormuşlardır. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onların Müslümanların mallarını kendi tekellerinde tutmaları sizi, onları dinlemekten ve onlara karşı üzerinize düşen farzları yerine getirmekten alıkoymasın. Bilakis sabredin, onları dinleyip itaat edin ve yönetimi ele geçirme konusunda onlarla tartışmayın. Sizin onlarda kalan hakkınızı Allah'tan isteyin. Allah'ın onları ıslah etmesini, şerlerini ve zulümlerini def etmesini istemelerini haber vermiştir.
Nu'mân b. Beşîr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlal edenler, bir gemiye binmek üzere kura çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar: "Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz" dediler. Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar, helak olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.»
Buhârî rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'ın sınırlarına dikkat eden, emirlerini yerine getiren, iyiliği emredip kötülükten sakındıran kimselere örnek vermiştir. Allah'ın sınırlarını aşıp ihlal eden, iyiliği emretmeyi terk edip, münkeri işleyen kimselerin toplumun kurtuluşundaki olumsuz etkilerinin nasıl olduğuna dair örnek vermiştir. Bunlar aynı gemiye binen, üst katında kim oturacak ve alt katında kim oturacak diye aralarında kura çeken bir topluluk gibidir. Bazıları üst katta oturmayı bazıları da alt katta oturmayı hak etmiştir. Alt katta olanlar su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı, Alt katta bulunanlar: Bulunduğumuz yerde bir delik açsak istediğimiz suya ulaşır ve üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz, dediler. Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi gemi ile birlikte batarlar. Eğer bunu yapmalarını engeller ve önlerlerse, hem iki grup da kurtulmuş olurlar.
Ali -radıyallahu anh- şöyle demiştir: «İnsanlara anlayacakları şeyleri anlatın. Allah ve Rasulü'nün yalanlanmasını ister misiniz?»
Buhârî rivayet etmiştirMüminlerin emiri Ali Bin Ebi Talib -radıyallahu anh-, insanların avam olanlarına dinlerinin aslı olan, tevhid, helal ve haramın beyan edilmesi gibi bilinen ve onlara faydalı olacak şeylerin anlatılmasını, onların ihtiyaçları olmayan, anlaşılması zor bilgileri ya da kafalarının karışıp hakkı kabul etmeyip, onu reddetmelerine sebep olan şeylerin anlatılmasının terk edilmesini tavsiye etmiştir.
Ebû Bekir es-Sıddîk -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ey insanlar! Şüphesiz siz şu ayeti okuyorsunuz: {Ey iman edenler! Siz kendinize bakın! Doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez.} Oysa ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittim: «Şüphesiz ki insanlar zalimi görüp de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah’ın kendi katından göndereceği bir azabı hepsine umumileştirmesi yakındır.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî (Sünen-i) el-Kübrâ'da, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirEbû Bekir es-Sıddık -radıyallahu anh- insanların şu ayeti okuduğunu haber vermiştir: {Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez.} [Mâide Suresi: 105] Bundan, kişinin yalnızca kendini ıslah etmeye çalışması gerektiğini, bundan sonra sapıklık içinde olan kimselerin sapıklıklarından kendisine zarar gelmeyeceğini, iyiliği emredip kötülükten men etmelerinin zorunlu olmadığını anlıyorlardı! Bunun üzerine onlara durumun böyle olmadığını ve Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle söylerken işittiğini bildirmiştir: Eğer insanlar zalimi görürler ve onu engellemeye güçleri yettiği halde zulmüne engel olmazlarsa, Allah; kötülük yapana da, sessiz kalana da, kendi katından azabı hepsinin üzerine indirmesi uzak değildir.
Huzeyfe b. Yemân -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Nefsim (canım) elinde olan Allah'a yemin olsun ki; ya iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız ya da Allah yakında sizin üzerinize öyle bir bela gönderir de sonra Allah'a dua edersiniz de duanız kabul edilmez.»
Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir«Canım elinde olan zata yemin ederim ki» cümlesi yemin cümlesidir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bununla Allah'a yemin etmiştir. Çünkü kulların canları Aziz ve Celîl olan Allah'ın elindedir. Dilerse doğru yola iletir, dilerse saptırır, dilerse öldürür, dilerse hayatta bırakır. Kısacası bütün canlar, hidayet ve dalalet,hayat ve ölüm, öldürme, her türlü tasarruf ve işlerinin çekip çevrilmesi yönüyle Allah'ın elindedir. Allah Tebâreke ve Teâlâ'nın buyurduğu gibi: "Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene,sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki.'' (Şems Suresi:7-8) Yani nefisler sadece Allah'ın elindedir. Bundan dolayı Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yemin etmiştir. Allah Rasûlu -sallallahu aleyhi ve sellem-, bu şekilde yemini çok yapardı.''Nefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki'' derdi. Ayrıca ''Muhammed'in nefsi/canı elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki'' derdi.Çünkü Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nefsi, nefislerin en hoşudur. Nefislerin en hoşu olduğu için onunla yemin etmiştir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, yemin ettikten sonra üzerine yemin ettiği şeyi zikretmiştir ki o da şudur: Ya iyiliği (marufu) emreder ve münkerden (kötülükten) alıkoyarız, ya da yüce Allah bize öyle bir azap gönderir ki, azap sonrası Allah'a yalvarırız da duamız kabul edilmez.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanın her bir eklemi adına sadaka vermesi gerekir, Güneş'in doğduğu her gün için bir sadaka vermesi gerekir: İki kişi arasında adaletli olmak bir sadakadır. Bir kimseye bineğine binerken yardımcı olmak veya yükünü hayvanına yüklemesine yardım etmek bir sadakadır. Güzel söz söylemek sadakadır. Namaza giderken atılan her adım bir sadakadır. Gelip geçenleri rahatsız eden bir şeyi yoldan kaldırmak bir sadakadır.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- her mükellef Müslümanın, Allah Teâlâ'ya kendisine bahşetmiş olduğu sağlık ve afiyet nimetine şükretmek için, vücudundaki her bir eklem sayısınca her gün gönüllü olarak sadaka vermesi gerektiğini beyan etmiştir. Bu sadaka, kişinin ellerini açıp kapayabilmesi için eklemlerle donatılmış olmasına şükrün bir ifadesidir. Bu sadaka her zaman maddi bir şey vermekle olmaz; tüm hayır işlerini kapsar. Örneğin, iki kişi arasını düzeltmek ve onları barıştırmak bir sadakadır. Yine yardıma muhtaç bir kimsenin bineğine binmesine yardım etmek veya yükünü kaldırmak da sadakadır. Zikretmek, dua etmek, selam vermek gibi güzel söz sadakadır. Namaza doğru attığın her adım bir sadakadır. Yoldan insanlara zarar verecek bir engeli kaldırmak da bir sadakadır.