





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:''İmamlar (yöneticiler) sizin için namaz kılarlar; eğer eksiksiz kıldırırlarsa hem size hem de onlara sevabı vardır; şayet hata ederlerse, size sevap, onlara da ceza vardır.''
Buhârî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sizin için namaz kılan yöneticilerin olduğunu,eğer eksiksiz kıldırırlarsa hem size hem de onlara sevabı olduğunu,şayet hata ederlerse, size sevap, onlara da ceza olduğunu haber vermiştir.Bu yöneticilerde olsa da cami imamlarının da kapsamaktadır.(Sevap ya da günah ) Hher birinin namaz kılarken yaptığı kötülüğü ve iyiliğine göredir.Hadiste yöneticilere karşı sabretmenin gerekli olduğuna işaret vardır.Şayet namazda yanlış bile yapsalar ve vaktinde kılmasalar dahi onların yaptıklarının doşına çıkmamak gerektiği ve onların namazı ertelediği gibi cemaatle namazı ertelemememiz gerektiğidir.O vakit namazı ilk vaktinde kılmayarak geciktirmemiz,cemaate uymak ve onlardan aykırı davranmamak için mazeretli bir geciktirme olur.Bu durumda bizim için sanki ilk vaktinde namaz kılmış gibi oluruz.Geciktirmenin şartı namaz vaktinin çıkmamasıdır.Bu da göstermektedir ki idarecilere karşı gelmek,onlara soğuk durmak,insanları onlara karşı kışkırtmak ve onların yanlışlarını ve kötülüklerini insanların arasında yaymak,bütün bunlar İslam dinine aykırıdır.
Aişe -radıyallahu anhâ'dan merfu olarak rivayet olunan bir hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allahım! Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye sen de zorluk çıkar. Ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara yumuşak davrananlara sen de yumuşaklık göster."
Müslim rivayet etmiştirBu hadis yöneticilik makamının çok büyük/ağır olduğunun açıklar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetin yönetimini üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimselere beddua ederek yüce Allah'ın da ona aynısıyla bilmukabele muamele etmesini niyaz etmiştir. Halkına karşı adalet, merhamet ve yumuşak davrananlara da güzel karşılık vermesini istemiştir. Zira verilecek karşılık yapılan amelin türünden olur.
Zübeyr İbn Adiy -rahimehullah- anlatıyor: "Hz. Enes İbn Mâlik -radıyallahu anh-'ın yanına girdik. Haccâc'ın bize yaptıklarını şikayet ettik. "Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlünüz -sallallahu aleyhi ve sellem-'den işittim.
Buhârî rivayet etmiştirZübeyr İbn Adiy ile birlikte bir topluluk Rasûlullah’ın hizmetkârı Enes bin Malik –radıyallahu anh-’ın yanına geldi ve Emevi halifelerinin emirlerinden bir tanesi olan Haccac b. Yusuf es-Sekafi’nin onlara yaptıklarından şikayet ettiler. Bu kimse zulüm ve kan dökmekle bilinen birisiydi. İnatçı ve despot birisiydi. Enes -radıyallahu anh- onlara yöneticilerin zulümlerine karşılık sabırlı olmalarını emretti ve insanlar öyle günlerle karşılaşacak ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacağını ve bu halin Rablerine kavuşuncaya kadar devam edeceğini haber verdi. Muhakkak ki o, bunu Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’den işitmişti. Burada şerden kasıt genel, bütünüyle kastedilen bir şer değildir. Bilakis bazı durumlar şerli, bazı durumlar da hayırlı olabilir.
Vâil el-Hadramî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Seleme b. Yezîd el-Cu’fî -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle sordu: Ey Allah'ın Nebi'si! Bizden kendi haklarını isteyen, ama bize hakkımızı vermeyen idareciler gelecek olsa, bu durumda ne yapmamızı emredersin? diye Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sordu. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ona cevap vermedi. Sonra yine ikinci ya da üçüncü kez sordu. Eş'as b. Kays soruyu soran adamı çekti. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Dinleyin ve itaat edin! Onlar, kendi vazifelerinden sorumlu, siz de kendi vazifenizden sorumlusunuz.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e insanlardan işitip itaat etmelerini isteyen, fakat kendilerine düşen hakları -adaleti yerine getirmek, ganimeti vermek, zulümleri gidermek ve eşit davranmak gibi- vermeyen yöneticiler hakkında soruldu. “Bunlar karşısında bize neyi emredersin?” denildi. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ondan yüz çevirdi. Sanki bu soruları hoş görmüyordu. Fakat soruyu soran kişi ona ikinci ve üçüncü kez tekrar sordu. Eş'as b. Kays -radıyallahu anh- soruyu soran kişiyi çekerek onu susturmaya çalıştı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle cevap verdi: "Onların söylediklerini dinleyin ve emirlerine uyun. Çünkü adaleti yerine getirmek ve halkın hakkını vermek gibi kendilerine yüklenen ve sorumlu kılındıkları şeyler onlar sorumludur. Sizin üzerinize düşen itaat etmek, hakları yerine getirmek ve musibetlere karşı sabretmektir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Din kolaylıktır. Dini aşmak isteyen kimse, ona yenik düşer. O halde orta yolu tutunuz, en iyiyi yapmaya çalışınız, o zaman size müjdeler olsun. Günün başlangıcından, sonundan ve bir miktar da geceden faydalanınız.»
Buhârî rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, İslam dininin tüm yönleriyle kolaylık ve hoşgörü üzerine kurulu olduğunu açıklamıştır. Özellikle acizlik ve ihtiyaç durumu söz konusu olduğunda bu kolaylık daha da belirgin hale gelir. Çünkü dini işlerde aşırılığa kaçmak ve merhametli olmayı terk etmek, sonunda kişinin tamamen veya kısmen ibadetlerden aciz kalmasına ve vazgeçmesine yol açar. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- aşırıya kaçmadan orta halli olmayı teşvik etmiştir. Kul, kendisine emredilenleri yerine getirme hususunda gevşek davranmamalı ve gücünü aşan şeyleri de yüklenmemelidir. Eğer bir işi en mükemmel şekilde yapmaya güç yetiremezse, ona en yakın olanı yapmalıdır. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir işi en mükemmel şekilde yapmaya gücü yetmeyenler için, az da olsa sürekli yapılan amellerin büyük bir mükâfatla karşılanacağını müjdelemiştir. Çünkü kişinin kendi iradesi dışında meydana gelen bir acizlik, onun sevabında bir eksilmeye neden olmaz. Dünyanın aslında ahirete bir yolculuk ve geçiş yeri olduğunu dikkate alan Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, ibadette sürekliliği sağlamak için, ibadetlerin insana güç ve canlılık veren üç vakitte yapılmasını tavsiye etmiştir. İlki: Gadveh/sabah vakti; bu, sabah namazı ile güneşin doğuşu arasındaki zamandır. İkincisi: Ravha/öğle vakti; bu, öğle vaktinden sonra yapılan amellerdir. Üçüncüsü: Dulce/gece vakti; bu, gecenin tamamında veya bir kısmında yapılan ibadetlerdir. Gece ibadeti, gündüz ibadetine göre daha zor olduğu için Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, gecenin bir kısmını yapmayı tavsiye ederek kolaylık sağlamıştır.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh'den merfu olarak rivayet edildi ki; "Zenginken, fakirken, neşeliyken, kederliyken ve başkası sana tercih edilip, kayırılırken bile söz dinleyip itaat etmen şarttır."
Müslim rivayet etmiştirBu hadiste: Müslümanın günahı emretmediği ve gücünün yetmediği şeyden sorumlu tutmadığı müddetçe her durumda yöneticinin sözünü dinleyip ona itaat etmesinin farz olduğu açıklanmıştır. Hatta bazen kendisine meşakkat olsa ya da bazı hakları zayi olsa dahi bu böyledir. Toplumun maslahatını kendi maslahatının önüne geçirmesi gerekir.
Abdullah b. Ömer –radıyallahu anh-’tan şöyle rivayet edilmiştir: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e sözünü dinleyip itaat etmek üzere biat ettiğimiz zaman bize: ‘’Gücünüz yettiği kadar’’ buyururdu.
Muttefekun Aleyhİbn Ömer –radıyallahu anh- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e beyat ettikleri zaman onlara sözünü dinlemeyi ve kendisine itaat etmeyi emretti. İtaat güç yetirmeye bağlıdır. Eğer Müslüman yönetici tarafından güç yetiremediğiyle sorumlu tutulursa ona itaat etmez .
Abdullah b. Ömer –radıyallahu anh-’tan merfu olarak şöyle rivayet edilmiştir: «Bir müslümanın, günah işlemesi emredilmediği sürece, sevdiği veya sevmediği bütün) konularda (devleti yöneten kimseye itaat etmesi şarttır. Bir günah işlemesi emredildiği zaman ise kimseyi dinleyip itaat etmez.»
Muttefekun AleyhBu hadiste devlet yöneticisinin emrettiği hususlarda onu dinleyip itaat etmenin farz olduğu beyan edilmiştir. İster emrettiği şey sevdiğimiz, isterse de kerih gördüğümüz bir şey olsun. Ancak günah olan bir şey emredilirse, dinleyip itaat etmek yoktur. Bu, günah olan durumlar için geçerlidir.
Ebu Bekra -radıyallahu anh- Allah rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem'i- şöyle söylerken işittim demiştir: «Sultanı/yöneticiyi küçük düşüreni, Allah da küçük düşürür.»
Tirmizî rivayet etmiştirBu hadiste yöneticinin emirlerini hafife almanın haram olduğuna işaret vardır. Böyle davranan kimseyi yüce Allah dünyada ve ahirette zelil kılmakla tehdit etmektedir. Bu kimseye işlediği günahın karşılığı aynı türden verilecektir.