





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Enes b. Malik -radıyallahu anh- merfu olarak rivayet ediyor: "Üzerinize başı kuru üzüm gibi siyah, Habeşli bir köle bile tâyin edilse dinleyin ve itaat edin."
Buhârî rivayet etmiştirYöneticilerinizi dinleyip, itaat edin. Bu hüküm yaratılış olarak aslı ve nesli Habeşli olan, saçları siyah kuru üzüm şeklinde bir kimse yönetici olarak gelse bile aynıdır. Habeşlilerin saç şekilleri kara üzüm gibi dalgalı siyahtır. Bu bakımdan Arapların saç şekillerine benzemez. Yönetici asıl ve soy bakımından Habeşli bir kimse bile olsa ifadesi ile mübalağa üslubu kullanılmıştır. “Üzerinize yönetici olarak gelse” ifadesi halifenin hem kendisini hem de atadığı yöneticiyi kapsar. Arap olmayan bir yöneticinin insanlar üzerine zorla galip gelerek otoriteyi elde etmesi halinde Habeşli bir köle de olsa dinleyip, itaat edilmesi farzdır. Bu hadis, Allah’a karşı günah olan durumlar dışında yöneticilere emrettikleri konularda itaat etmenin farz olduğuna işaret eder. Yöneticilere itaat etmek demek; istikrar, güvenlik, bol hayır demektir, kaos ve kargaşadan, heva ve hevesten uzak bir hayat demektir. Kendilerine itaat edilmesi gereken konularda yöneticilere karşı gelinirse işte o zaman herkes kendi görüşünün doğru olduğunu ileri sürer, güvenlik ortadan kalkar, işler bozulur, fitneler çoğalır. Dolayısıyla başımızdaki yöneticileri dinleyip, onlara itaat etmemiz farzdır. Bizlere günah işlememizi emrettikleri takdirde bilmeliyiz ki (hepimizin) Rabbi birdir. Hüküm vermek tümüyle Ona aittir. Allah’a isyan olan konularda onlara itaat edemeyiz. Kendilerine şöyle deriz: “ Siz yöneticiler de Allah’a isyan etmekten kaçınmalısınız. Nasıl olur da bize Allah’a isyan etmemizi emredersiniz? Sizleri bu konuda dinleyip, itaat edemeyiz.” Yöneticilerin emrettikleri emirler üç kısma ayrılır: Birinci Kısım: Asılda Allah’ın emrettiği emirleri emretmeleri. Örneğin, camilerde cemaatle namaz kılmak, hayır işlerini yapmayı, kötülükleri terk etmeyi emretmek. Bu hususlarda itaat etmek iki yönüyle üzerimize farzdır.1-Zaten bu türden yapmamız istenen emirler bizler üzerine asıl olarak farz kılınmıştır. 2-Yöneticilerin emrine itaat etmek gereklidir. İkinci Kısım: Allah’a isyan edip, günah işlememizi emretmeleri. Hangi durum ve şartta olursa olsun bu konuda yöneticilere itaat edilmez. Örneğin; Namazların cemaatle kılınmamasını emretmeleri, sakalların kesilmesi, erkekler için elbiselerin ayak bileğinden aşağıya indirilmesi, Müslümanların malına el koyarak ve onlarla kavga ederek zulüm edilmesi gibi emirlerde bulunmaları. Bu hususlarda onlara asla itaat edilmez ve itaat etmek helal olmaz. Üzerimize düşen onlara nasihat ederek, Allah’tan korkmalarını söylemek ve yaptıklarının caiz olmadığını belirtmek, insanların Allah’a isyan etmelerini emretmenin haram olduğunu ifade etmektir. Üçüncü Kısım: Asılda ne Allah’ın ve ne de Rasûlü’nün bizlere emretmediği hakkında emir ve yasağın olmadığı hususları emretmeleri. Bu gibi durumlarda onlara itaat etmemiz gerekir. Örneğin, İslam dinine aykırı olmayan kural ve sistemler koymaları gibi. Bu konularda onlara itaat etmeli, koydukları kurallara uyulmalıdır. İnsanlar böyle davranırlarsa güvenlik, rahat ve huzur içinde yaşayacaklar, yöneticilerine karşı sevgi besleyecekler yöneticiler de halkını sevecektir.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh'den merfu olarak rivayet ediliyor: "Bana itaat eden Allah'a itaat etmiş, bana karşı gelen Allah'a karşı gelmiş olur. Emire/devlet başkanına itaat eden bana itaat etmiş, devlet başkanına karşı gelen bana karşı gelmiş olur."
Muttefekun AleyhAllah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem- kendisine olan itaatin Allah’a itaat olduğunu beyan etmiştir. Nebi –sallallahu aleyhi ve selem- kendisi ve ümmeti için Allah Azze ve Celle’nin şeriat olarak emrettiğinden başka bir şeyi emretmez. Eğer bir şeyi de emrediyorsa; o da Allah Teâlâ’nın şeraitidir. Kim O’na itaat ederse Allah’a itaat etmiş, her kim de O’na karşı gelirse Allah’a karşı gelmiş olur.Bir kimse devlet yöneticisine itaat ettiğinde Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- itaat etmiş olur. O’na karşı geldiğinde de Allah Rasûlü'ne -sallallahu aleyhi ve sellem- karşı gelmiş olur. Çünkü Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- birçok hadiste bunu emretmiştir. Yoksa yöneticiye karşı gelmeyi emrederdi.
Avf b. Malik -radıyallahu anh-'den merfu olarak rivayet ediliyor: «Devlet başkanlarınızın en hayırlısı, sizi seven ve sizin tarafınızdan sevilen, size dua eden ve sizin duanızı alan kimselerdir. Devlet başkanlarınızın en kötüsü de, size buğz eden ve sizin buğzunuza hedef olan, size lanet eden ve lanetlerinizi alan kimselerdir.» Bunun üzerine: "Ey Allah’ın Rasûlü! Onlara karşı savaşmayalım mı?" buyurdu ki: «Aranızda namazı kıldıkları sürece, hayır! Aranızda namazı kıldıkları sürece, hayır! (Karşı çıkmayın).»
Müslim rivayet etmiştirHadis; Müslümanların hükümdarları içerisinde doğruluk ve hayır ehli kimseler olduğu gibi, dinen zayıf ve fısk ehli kimselerin de olduğuna delâlet etmektedir. Bununla birlikte, İslam’ın şiarlarını pekiştiren namaz gibi hususları ikâme ettikleri ve bunları muhafaza ettikleri sürece onlara karşı çıkmak caiz değildir.
İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Bunun üzerine; «Bu hayvanın yüzünü dağlayana Allah lânet etsin!» buyurdu. Müslimdeki rivayette : "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yüze vurmayı ve yüzü damgalamayı yasakladı."
Müslim rivayet etmiştirBu hadiste; hayvanın yüzüne damga vuran ve yüze vuran kimse için şiddetli bir tehdit ve kesin bir yasak vardır. Alimler bu hususları büyük günah kapsamında saymaktadırlar. Alimler buradaki yasağı şöyle açıklamışlardır; çünkü yüz zariftir, bir çok güzelliği barındırmaktadır. Yüzdeki azalar da zarif ve değerlidir. En çok kavrama yeteneği bunlarla olur. Yüze vurulması bunu iptal edip, azaltabilir ya da yüzde kalıcı izler bırakıp, sakatlayabilir. Çünkü yüz, bariz/açıkta olandır, gizlenmesi mümkün değildir. Ne zaman yüze vurulsa yüzdeki izler genellikle kaybolmaz.
Ali -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir birlik gönderdi ve Ensar'dan birini komutan olarak atadı ve onlara kendisine itaat etmelerini emretti. Adam öfkelenerek şöyle dedi: "Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- size bana itaat etmenizi emretmedi mi?" Onlar da "Evet" dediler. Adam, "Öyleyse bana odun toplayın" dedi. Onlar da topladılar. "Ateş yakın" dedi. Onlar da yaktılar. "İçine girin" dedi. Tam girecekken, bazıları geri çekilerek, "Biz ateşten Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kaçtık" dediler. Ateş sönene ve öfkesi yatışıncaya kadar devam ettiler. Bu durum Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaştı ve şöyle buyurdu: «Eğer içeri girmiş olsalardı,... Kıyamet Günü'ne kadar oradan çıkamayacaklardı; itaat ancak doğru olan şeyi yapmadadır.»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir ordu gönderdi ve Ensar'dan birini komutan olarak atadı ve onlara kendisine itaat etmelerini emretti. Komutan onlara kızdı ve şöyle dedi: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Size bana itaat etmenizi emretmedi mi? Onlar: "Evet" dediler. Adam: "Size odun toplamanızı ve ateş yakmanızı, sonra da ateşin içine girmenizi emrettim" dedi. Bunun üzerine odun topladılar ve ateşi yaktılar. İçine girmek istediklerinde birbirlerine baktılar. Dediler ki: "Biz ateşten kaçmak için Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e uyduk. Şimdi biz ateşe mi gireceğiz?" Onlar bu şekilde tartışırken, ateşin alevleri söndü ve emirin öfkesi dindi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara bildirdi ve şöyle buyurdu: Eğer ona itaat edip yaktıkları ateşe girselerdi, orada azap görürlerdi ve Kıyamet Günü'ne kadar oradan çıkamazlardı. Yaratıcıya isyanda yaratılmışa itaat olmaz; itaat ancak doğru olanda gereklidir, yanlış olanda değil.
Huzeyfe -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yalan söyleyen ve zulmeden yöneticiler olacaktır. Kim onların yalanlarına inanır ve zulümlerine ortak olursa, o benden değildir; ben de ondan değilim ve o benim yanıma havuza gelmeyecektir. Ama kim onların yalanlarına inanmaz ve zulümlerine ortak olmazsa, o bendendir; ben de ondanım ve o benim yanıma havuza gelecektir.»
Ahmed rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisinden sonra insanların başına birtakım yöneticilerin geleceğini haber vermiştir. Bu yöneticiler sözlerinde yalan söyleyecek, yapmadıkları şeyleri söyleyecek ve hüküm verirken zulmedeceklerdir. Kim bu idarecilerin huzuruna çıkarak yalanlarını onaylar, onlara yaranmak ve ellerindeki dünyalıkları elde etmek ümidiyle (onlara uygun fetvalar vermek gibi yollarla) sözlü veya fiili olarak zulümlerine yardımcı olursa; ben ondan uzağım (beriyim), o benden değildir, ben de ondan değilim. Ve o kimse Kıyamet Günü'nde Kevser Havuzu'nun başında yanıma gelemez. Kim de onların huzuruna çıkmaz, yalanlarını tasdik etmez ve zulümlerine yardımcı olmazsa; işte o bendendir, ben de ondanım. Ve o kimse Kıyamet Günü'nde Havuzun başında yanıma gelecektir.
Âişe -radıyallahu anha-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah Teâlâ bir devlet başkanı hakkında hayır dilediği zaman, ona unuttuğunu hatırlatan, hatırladığını yapmaya yardım eden doğru sözlü bir yardımcı verir. Şayet Allah Teâlâ o devlet başkanı için hayır dilemezse, ona unuttuğunu hatırlatmayan ve hatırladığını yapmaya da yardım etmeyen kötü bir yardımcı verir.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Teâlâ bir devlet başkanı hakkında hayır dilediği zaman» Bu hadiste bahsedilen irade (dilemek) kaderi kevni iradedir. Bundan dolayı hayır ve şer olarak gelmiştir. Allah Teâlâ o dilediği şeyi seve de bilir, buğz da edebilir. Bu, Allah Teâlâ'nın sevdiği şeri iradeyi de kapsayan genel bir iradedir. Bu hayır; kendisine doğru sözlü bir yardımcı bahşedilen yönetici olarak tefsir edilmiştir. Bu hayır; iki cihandaki hayra muvaffak kılınmak olduğu gibi, cennet olarak da tefsir edilmiştir. «Ona doğru sözlü bir yardımcı verir» ifadesi; sözlü ve fiili, gizli ve açık bütün hususları içerir. Bu yardımcıya doğruluk izafe edilmiştir. Çünkü dostlukta ve diğer hususlarda esas olan budur. «Unutuğunda» Bu yönetici unuttuğunda, ihtiyacı olan şeyi unuttuğunda -unutmak beşerin tabiatında olan birşeydir- ya da şer'i bir hükümde yanıldığında ya da mazlumun davasında veyahut da yönettiği kimselerin maslahatı olan bir hususta «Ona hatırlatır» yani, bu doğru sözlü vezir, ona doğru yolu gösterir. Yönetici «hatırladığında» sözü, fiili ve görüşü ile «ona yardımcı olur.» «Şayet Allah Teâlâ, o devlet başkanı için bunu dilemezse» Yani hayır dilemezse, onun için şer dilemiştir. Şerden uzak durmak i'ma ile tabir edilmiştir. Çünkü uzak durduğunda çirkinlik ve iğrençliğinden dolayı -şer- ismi ile zikredilir. Kendisinden uzaklaşıldığında uzaklaşılan o şeyin ismi ile zikredilmesi evladır. Eğer bu şer yapılırsa uzağı işaret eden işaret zamiri ile "Şunu" diye ifade edilir. Bu hadiste hayrın tazim edilip, makamının yükseltilmesi, onu talep etmeye teşvik ve onu elde etmede çaba sarfetmek vurgulanmıştır. Netice olarak «ona kötü bir yardımcı verir» ifadesi ile kastedilen şey; hayrı istenilen yöneticinin tam tersi olarak bu kimseye sözünde yaptıklarında kötü olan bir yardımcı verir anlamı kastedilmiştir. «Unuttuğunda» kesinlikle yapması gereken bir şeyi terk ettiğinde «ona bu şeyi hatırlatmaz» Çünkü onu buna sevk edecek nurlu bir kalbi yoktur. «Hatırladığını yapmaya yardım etmeyen» hayırlı işte ona yardım etmek bir tarafa onu, bu hayrı işlemekten engellemeye çalışır. Bu; onun tabiatının şerli olmasından ve amelinin kötülüğünden dolayı böyledir.
Ebu Saîd El-Hudrî ve Ebu Hureyre -radıyallahu anhumâ-'dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah, bir peygamber gönderdiği ve bir kimseyi halife yaptığı zaman, muhakkak onun iki türden sırdaşı olmuştur. Bunun biri ona marûfu, hayır yolunu emreder ve onu o yola teşvik eder durur. Diğeri de ona şerri emreder ve onu şer üzerine teşvik eder durur. Masûm (korunmuş) olan ise Yüce Allah'ın fenalıklardan koruduğu kimsedir.»
Buhârî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah’ın, bir peygamber gönderdiği ve bir kimseyi halife yaptığı zaman, muhakkak onun iki türden sırdaşı olduğunu, bunlardan birinin ona marûfu, hayır yolunu emredip onu bu yola teşvik edip durduğunu, diğerinin ise ona şerri emredip onu şer üzerine teşvik edip durduğunu ve şerre teşvik edip onu emreden kimsenin etkisinden Yüce Allah'ın fenalıklardan koruduğu kimsenin korunmuş olduğunu haber vermiştir.
Şakîk b. Seleme -rahımehullah- dedi ki:İbn Mesud -radıyallahu anh- bize perşembe günleri vaaz ederdi. Adamın biri ona:Ebû Abdurrahman! Keşke bize her gün vaaz etsen, dedi.İbni Mes`ûd ona şunları söyledi:Sizi usandırmamak için her gün vaaz etmiyorum. Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de, bıkıp usanmayalım diye, dinlemeye istekli olduğumuz günleri kollardı.
Muttefekun AleyhŞakîk b. Seleme -rahimehullah-:İbn Mesud -radıyallahu anh-'ın onlara perşembe günleri vaaz ettiğini haber verdi.Adamın biri ona:Keşke bize her gün vaaz etsen, dedi.İbn Mes`ûd ona şunları söyledi:Sizi usanmamanız ve sıkılmamanız için her gün vaaz etmiyorum.Ben sizin uygun vaktinizi kolluyorum ve ihtiyaç duyduğunuz durumları arıyorum.