





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Abdullah el-Cedelî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'ya Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ahlakını sordum. Bana şöyle dedi: O, çirkin söz söyleyen biri değildi; kötü ve kaba konuşmaya da yeltenmezdi. Çarşı pazarda bağırıp çağırarak gürültü yapmazdı. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine affeder ve bağışlardı.
Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştirMüminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'ya Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ahlakı sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: Onun tabiatında, sözlerinde ve davranışlarında hiçbir kötülük, çirkinlik ve kabalık yoktu. Kötü sözler söylemek için uğraşmaz veya bunu bilerek yapmazdı. Çarşılarda sesini yükselten, bağıra bağıra konuşan biri değildi. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine iyilikle karşılık verirdi. İçten bağışlar, dıştan da kötülüğü olmamış gibi affeder ve görmezden gelirdi.
Osman -radıyallahu anh-'ın azatlı kölesi Hâni’den rivayet edildiğine göre; Osman -radıyallahu anh- bir kabrin başında durduğu zaman sakalını ıslatıncaya kadar ağladı, kendisine şöyle denildi: Cennet ve Cehennem hatırlatılınca ağlamıyorsun da bu kabirden dolayı mı ağlıyorsun? Osman -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Şüphesiz ki kabir, ahiretin merhalelerinin ilkidir. Eğer ölen kimse, ondan (kabir azabından) kurtulursa, ondan sonraki merhaleler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa, ondan sonraki merhaleler daha zordur.»
Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştirMüminlerin emiri Osman b. Affân -radıyallahu anh- bir kabrin başında durduğunda sakalı gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar ağladı. Bu yüzden ona şöyle denildi: Cennet ve Cehennem hatırlatıldı. Ama Cennet özleminden veya Cehennem korkusundan ağlamadın da kabirden dolayı mı ağlıyorsun? Osman -radıyallahu anh- şöyle dedi: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kabir ahiretin ilk yurdudur dedi. Eğer bir kimse ondan kurtulursa, ondan sonraki merhaleler ondan daha kolaydır. Eğer bir kimse kabir azabından kurtulmazsa, ondan sonraki azap kabir azabından daha şiddetlidir.
Behz b. Hakîm, babası vasıtasıyla dedesinden rivayet ettiğine göre, dedesi şöyle demiştir: Ben: 'Ey Allah'ın Rasûlü! En çok kime iyilik edip hürmet göstermeliyim?' dedim. O da şöyle buyurdu: «Annene. Sonra annene. Sonra annene. Sonra babana. Sonra da yakınlık derecesine göre en yakın olana.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- en çok şefkatle muamele edilmeye, ihsanda bulunulmaya, iyi muamele görmeye, güzel geçinmeye en çok layık olan kişinin anne olduğunu açıklamıştır. Diğer insanlara kıyasla annenin hakkını, istisnasız tüm diğer insanlardan üstünlüğünü göstermek için üç kez tekrarlayarak vurgulamıştır. Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- iyilik ve hürmet bakımından anneden sonra kimin geldiğini açıklayarak şöyle buyurdu: 'Sonra baba; sonra da akrabalardan en yakın olan, ardından ona yakınlık bakımından gelenlerdir.' Yakınlık derecesi arttıkça, sıla-i rahime en uzak olandan daha fazla hak sahibi olur.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Rab olarak Allah'a, din olarak İslam'a, rasûl olarak Muhammed'e (iman edip) razı oldum diyen kimse Cennet'i hak eder.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şunu haber vermiştir: Kim; "Allah’tan Rab, ilah, terbiye eden, malik, efendi ve ıslah edici olarak; İslam’dan bütün hükümleriyle—emirleri ve yasaklarıyla—din, millet ve şeriat olarak, iman ederek ve boyun eğerek; Muhammed’den de rasul ve nebi olarak, onun bize ulaştırdığı ve tebliğ ettiği her şeyle birlikte razıyım” derse, ona Cennet vacip olur.
Ubâde b. Sâmit -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, o Bedir Savaşı'na katılanlardan ve Akabe Gecesi'nde bulunan seçkin kişilerden biriydi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabından bir topluluğun kendi etrafında bulunduğu sırada şöyle buyurmuştur: «Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, bizzat uyduracağınız hiçbir iftirayı ortaya atmamak ve meşru olan hiçbir hususta (bana) karşı gelmemek üzere bana biat edin! İçinizden kim sözünü tutarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Kim de bu günahlardan birini işler ve dünyada cezalandırılırsa, bu ceza kendisi için bir kefaret olur. Kim de bu günahlardan birini işler ve Allah onun günahını örterse, artık onun durumu Allah'a kalmıştır; dilerse onu affeder, dilerse ona azap eder.» İşte biz de bunun üzerine ona biat ettik.
Muttefekun aleyhBüyük Bedir Gazvesi’ne katılanlardan ve hicret öncesinde, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'e henüz Mekke’deyken Mina’da gerçekleşen Akabe gecesinde ona destek olmak üzere biat etmek için öne atılan topluluğun (Ensar'ın) ileri gelenlerinden olan Ubâde b. Sâmit -radıyallahu anh- şöyle rivayet etmiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabının arasında oturduğu bir sırada onlardan, şu hususlar üzerine kendisine biat etmelerini (söz vermelerini) istemişti: Birincisi: Allah'a ibadette, küçük de olsa hiçbir şeyi O'na ortak koşmazlar. İkincisi: Hırsızlık yapmazlar. Üçüncüsü: Zina günahını işlemezler. Dördüncüsü: Erkek çocuklarını yoksulluk korkusuyla, kız çocuklarını da utanç korkusuyla öldürmezler. Beşincisi: Bizzat uyduracakları hiçbir yalanı ortaya atmazlar. Zira diğer uzuvların da payı/ortaklığı olsa bile, fiillerin çoğu el ve ayakla gerçekleştirilir. Altıncısı: Allah'a itaat olan işlerde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e isyan etmezler. Bu şartlar altında, içinizden kim ahdinde sabit kalır ve buna bağlı kalırsa (sözünü tutarsa), onun mükâfatı Allah’a aittir. Kim de zikredilen bu suçlardan –şirk hariç– birini işler ve dünyada kendisine had cezası uygulanarak cezalandırılırsa, bu ceza onun için bir kefaret olur ve (o suçun) günahı kendisinden düşer. Kim bunlardan birini işler de sonra Allah onun bu günahını örterse, artık onun durumu Allah’a kalmıştır; dilerse onu affeder, dilerse cezalandırır. Nitekim orada hazır bulunanların hepsi bu şartlar üzerine ona biat ettiler.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İslam garip olarak başladı ve başladığı gibi (gün gelip) tekrar garip haline dönecektir. Müjdeler olsun o gariplere!»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- İslam başlangıçta insanlar arasında garip olduğunu; ona inananlar az sayıda olduğunu, başlangıçta olduğu gibi, onu hakkıyla yaşayanların azlığı sebebiyle yine garip hâle döneceğini haber vermiştir. Dolayısıyla o garipler için büyük imrenilecek bir makam, ne güzel bir nimet, tam bir sevinç ve göz aydınlığı vardır.
Sehl b. Sa'd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Küçük görülen günahlardan sakının! Çünkü küçük günahların örneği vadide konaklayan bir kavmin durumuna benzer. Onlardan biri bir odun parçası getirir, bir başkası da bir odun parçası getirir. Nihayet topladıkları odunlarla ekmeklerini pişirirler. İşte küçük görülen günahlar da böyledir; kişi onlardan dolayı hesaba çekildiğinde, onu helâke sürükler.»
Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- küçük günahları işlemeyi basit görmekten ve onları sık sık işlemekten sakındırmıştır. Çünkü bu günahlar bir araya geldiklerinde sahibini helaka sürükler. Buna örnek olarak da bir vadide konaklayan ve her birinin getirdiği küçük birer odun parçasıyla (çırpıyla) sonunda ekmeklerini pişirecek büyüklükte bir ateş yakan topluluğu misal vermiştir. Küçük görülen günahlar da böyledir; kişi onlardan dolayı hesaba çekildiğinde, bunlardan tevbe etmemiş ya da Allah onu affetmemiş olursa, birikerek sahibini helaka sürükler.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.»
Buhârî, el-Edebü’l-Müfred’de, Ahmed ve Beyhakî de rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah Azze ve Celle’nin kendisini ancak faziletleri ve güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderdiğini bildirmiştir. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, kendisinden önceki rasûllerin bir tamamlayıcısı ve Arapların var olan güzel ahlakının bir ikmal edicisi olarak gönderilmiştir. Onlar (İslam öncesinde de) hayrı sever, şerden nefret ederlerdi; meertlik, cömertlik ve asil bir cesaret sahibi insanlardı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ise onların soylarla övünmek, kibirlenmek, fakiri hor görmek ve benzeri ahlaki eksikliklerini tamamlamak üzere gönderilmiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: Âdemoğlu zamana söverek bana eziyet ediyor. Hâlbuki zamanı yöneten benim. Emir (her türlü tasarruf) benim elimdedir, geceyi ve gündüzü ben çeviririm (birbirine dönüştürürüm)»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kudsî hadiste Allah Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Âdemoğlu bana eziyet ediyor." Bu, insanın başına musibetler ve hoşlanmadığı olaylar geldiğinde zamana sövmesi ve onu kötülemesi sebebiyledir. Çünkü her şeyi tek başına idare eden, olup bitenleri dilediği gibi yöneten Allah'tır. Bu sebeple zamana sövmek, gerçekte Allah Azze ve Celle'ye sövmek anlamına gelir. Zaman ise sadece Allah'ın emrine boyun eğdirilmiş bir mahlûktur; hadiseler onda ancak Allah Teâlâ'nın emriyle meydana gelir.