





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Yemin etmek malın (hızlıca) satılmasını sağlar, fakat kazancın (bereketini) yok eder.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, alışverişte doğru olsa bile yemin etmekten ve bunu çokça yapmaktan sakındırmıştır. Bunun, malın ve ürünün revaçta olmasına sebep olduğunu; ancak kazancın ve elde edilen kârın bereketini azalttığını ve yok ettiğini haber vermiştir. Allah Teala; çalınması, yanması, sel altında kalaması, gasp edilmesi, yağmalanması veya başka yollarla malın heba olmasına neden olacak çeşitli felaketler gönderebilir.
Ubey b. Kâ‘b -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Rüzgâra sövmeyin. Hoşunuza gitmeyen bir rüzgâr gördüğünüz zaman şöyle deyin: Allah'ım! Senden bu rüzgârın hayrını, içinde olanların hayrını ve emrolunduğu şeyin hayrını isteriz. Bu rüzgârın şerrinden, içinde olanların şerrinden ve emrolunduğu şeyin şerrinden de sana sığınırız.»
Tirmizî rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, rüzgâra lanet etmeyi ve sövmeyi yasaklamıştır. Çünkü o, yaratıcısının emrini yerine getirmektedir. Hem rahmet, hem de azap taşır. Ona sövmek, onu yaratan Allah’a karşı uygunsuz bir söz söylemeye ve Allah’ın takdirine hoşnutsuzluk göstermeye varan bir davranıştır. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bize, rüzgârın yaratıcısı olan Allah’a yönelmeyi; rüzgârın hayrını, içinde bulunan hayrı ve gönderiliş gayesindeki hayrı istemeyi öğütlemiştir. Meselâ yağmur getirmesi, bitkilerin döllenmesine vesile olması ve benzeri faydaları talep etmek gibi. Yine rüzgârın şerrinden, içinde bulunan şerden ve gönderildiği şerden Allah’a sığınmayı da öğretmiştir. Meselâ ekin ve ağaçları tahrip etmesi, hayvanların helâkine sebep olması, binaları yıkması ve benzeri zararlar gibi. Bu şekilde Allah’tan istemek ve O’na sığınmak, kulun Allah’a olan kulluğunu gerçekleştirmesinin bir göstergesidir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz dua ederken: Allah’ım! İstersen beni bağışla! İstersen bana merhamet et! İstersen bana rızık ver! demesin. Dileğini kesin bir dille istesin. Zaten O, dilediğini yapar ve O’nu zorlayabilecek hiçbir güç yoktur.» Müslim'in rivayeti de şöyledir: «Dileğini kesin bir dille istesin ve isteğini büyük tutsun. Çünkü vereceği hiçbir şey Allah'a büyük gelmez.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, duanın ‘eğer dilersen’ şeklinde bir şarta bağlanmasını yasaklamıştır; bu, Allah’ın dilemesine bağlı bir ifade olsa bile böyledir. Çünkü Allah’ın ancak dilemesiyle bağışlayacağı zaten kesin olarak bilinen bir husustur. Bu sebeple duayı meşîete (dilemeye) bağlamanın bir anlamı yoktur. Zira bir işi ‘dilersen’ diye şart koşmak, ancak istemediği hâlde zorlanarak yapması mümkün olan kimseler hakkında söz konusu olabilir. Allah Teâlâ ise bundan münezzehtir. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu hadisin sonunda, ‘Çünkü Allah’ı zorlayacak hiçbir güç yoktur’ buyurarak açıklamıştır. Ayrıca Allah’a verdiği hiçbir şey ağır gelmez; O hiçbir konuda aciz değildir ve hiçbir iş O’na büyük gelmez ki, ‘Eğer dilersen’ denilsin. Duayı meşîete bağlamak, bir yönüyle Allah’ın mağfiretine ve ihsanına ihtiyaç duymuyormuş gibi bir anlam da taşır. Çünkü bir kimsenin, ‘Eğer dilersen bana şunu ver’ demesi, genellikle ya kendisinden müstağni olduğu birine ya da istediğini vermeye gücü yetmeyen birine karşı kullanılan bir üsluptur. Oysa Allah hakkında durum böyle değildir. Kul, Allah’ın her şeye gücü yettiğini ve kendisinin O’na muhtaç olduğunu bilerek isteğinde kararlı olmalıdır. Duasını kesin bir talep üslubuyla yapmalı; ihtiyacını hisseden fakir ve çaresiz bir kul gibi istemeli, Rabbine yönelip O’na sığınmalıdır. Çünkü Allah, mutlak zenginlik sahibi olan, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şeye gücü yeten yegâne varlıktır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yanında adım anıldığı halde bana salavat getirmeyenin burnu sürtsün. Ramazan ayına ulaştığı hâlde, günahları bağışlanmadan bu ayı geride bırakan kişinin burnu sürtsün. Anne ve babası yanında yaşlandığı halde onlar sayesinde Cennet'e giremeyenin burnu sürtsün.»
Tirmizî ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, üç sınıf insanın içinde bulundukları zillet, rezillik ve ziyan sebebiyle burunlarının toprağa sürtülmesi için beddua etmiştir: Birinci sınıf: Yanında, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adı zikredildiği halde, "Allah ona salat ve selam etsin" sözü veya benzeri sözlerle ona salavat etmeyen kimse. İkincisi: Ramazan ayına eriştiği halde, ibadetleri yerine getirmekte gösterdiği taksirat ve gevşeklik sebebiyle bağışlanmadan bu ayı geçiren kimse. Üçüncüsü: Anne ve babası kendisinin yanında ihtiyarladığı halde, onlara karşı kusurlu ve haklarını yerine getirmekte ihmalkâr olduğu için, o ikisi sayesinde Cennet'e girmeyi hak edemeyen kimse.
Berâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Karşılaştıklarında birbirleriyle tokalaşan iki Müslümanın daha birbirinden ayrılmadan günahları bağışlanır.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yolda veya benzeri bir yerde karşılaşan iki Müslüman tokalaşarak selamlaşırsa, birbiriyle ayrılmadan veya tokalaşmaları bitmeden önce mutlaka affedilirler.»
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Doğrusu, bütün âdemoğlunun kalpleri, Rahman’ın iki parmağı arasında, tek bir kalp gibidir. Onu dilediği gibi çevirir.» Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ey kalpleri çeviren Allah’ım! Kalplerimizi itaatine çevir.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, âdemoğlunun kalplerinin Rahman'ın parmaklarından iki parmağının arasında tek bir kalp gibi olduğunu, dilediği gibi onu çevireceğini haber vermiştir. Dilerse onu hak üzerine sabit kılar, dilerse de haktan çevirir. Onun bütün kalpleri çevirmesi, bir kalbi çevirmesi gibidir ve O'nu hiçbir şey, diğer bir şeyden alıkoyamaz. Sonra da o -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua etmiştir: «Ey kalpleri bazen itaat etmeye, bazen de günah işlemeye, bazen zikretmeye, bazen de gafil olmaya çeviren Allah'ım! Kalplerimizi itaatine çevir.»
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Allah, bizden bir söz işitip de başkalarına da bu sözü işittiği gibi aynen aktaran kişinin yüzünü aydınlatsın. Nitekim sözün aktarıldığı kişi, sözü işiten kişiden daha anlayışlı olabilir.»
Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, hadislerini işitip de başkalarına nakletmek için ezberleyen kimse için dünyada nur, sevinç ve güzellik, ahirette ise Allah'ın kendisine Cennet nuru, saadeti ve güzelliğini bahşetmesini dilemiştir. Nitekim kendisine hadis nakledilen kimse, nakleden kimseden daha bilgili, daha ferasetli ve hüküm çıkarmaya (istinbata) daha muktedir olabilir. Dolayısıyla birincisi ezberleme ve nakilde, ikincisi ise anlama ve hüküm çıkarnada daha maharetlidir.
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Mümin kul için Cennet'te içi oyulmuş tek bir inci tanesinden yapılmış bir çadır vardır ki, yüksekliği altmış mildir. Onun içinde Müminin hanımları bulunur. Mümin kul onları ziyaret edip dolaşır, fakat onlardan hiçbiri birbirlerini görmezler.»
Muttefekun aleyhPeygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Cennet'in bazı güzelliklerinden bahsettiği bu hadiste, Mümin kul için Cennet'te, içi boş tek bir inci tanesinden yapılmış, geniş bir çadır bulunduğunu, bu çadırın genişliğinin ve uzunluğunun gökyüzüne doğru altmış mil olduğunu, dört tarafında ve her bir köşesinde birbirlerini görmeyen eşler bulunduğunu ve Mümin kulun onları ziyaret edip dolaşacağını haber vermiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Tebâreke ve Teâlâ: "Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın hatır ve hayal edemediği nimetler hazırladım." buyurdu.» Ebû Hureyre -radıyallahu anh-: İsterseniz şu ayeti okuyunuz, dedi: (Müminlerin yaptıkları ibadet ve iyiliklere karşılık olarak onlara ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.) [Secde Suresi:17]
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah -Tebâreke ve Teâlâ-'nın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: Ben, salih kullarım için Cennet'te hiçbir gözün hakikatini görmediği, hiçbir kulağın vasfını işitmediği ve hiçbir insan kalbinin mahiyetini hayal bile edemediği (hatırından geçiremediği) nimetler hazırladım. Ebû Hureyre -radıyallahu anh-: İsterseniz şu ayeti okuyun, dedi: (Müminlerin yaptıkları ibadet ve iyiliklere karşılık olarak onlara ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.) [Secde Suresi: 17].