





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- secdelerinde şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Bütün günahlarımı, küçüğünden büyüğüne, ilkinden sonuncusuna, açığından gizlisine hepsini bağışla.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- secdelerinde şöyle dua ederdi: (Allah'ım, günahımın hepsini bağışla!) Yani günahımı ört ve beni onun kötü sonuçlarından koru; böylece affeder, kusurlarımı geçer ve sayfamı temizlersin. (Hepsini) derken şunları kastediyorum: (Küçüğünü) yani küçük ve az olanını, (büyüğünü) büyük ve çok olanını, (ilkinden sonuncusuna) ilk günahımı, son günahımı ve bu ikisi arasında işlediklerimi, (açığını ve gizlisini) yani Senden başka hiç kimsenin bilmediği tüm günahlarımı bağışla; Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Ebu’d-Derdâ -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Çok lanet edenler, Kıyamet Günü ne şahitlik yapacaklar, ne de şefaatçi olacaklardır.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, haksız yere lanet edenlerin iki cezayı hak edeceğini bildirmiştir: Birincisi: Lanet eden kimse, Kıyamet Günü'nde peygamberlerin ümmetlerine tebliğ ettiklerine dair ümmetler hakkında şahitlik edenlerden olmaz. Dünyada da fâsık olması sebebiyle şahitliği kabul edilmez. Ayrıca Allah yolunda öldürülmek suretiyle elde edilen şehitlik mertebesine de erişemez. İkincisi: Kıyamet Günü Müminler, Cehennem'e girecek olan kardeşlerine şefaat edecekleri zaman, (günahkarlığı sebebiyle) o kimse başkalarına şefaat edemeyecektir.
Selmân -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Rabbiniz çok hayâ sahibidir ve cömerttir. Bir kulu kendisine el açıp dua ettiğinde, o elleri boş çevirmekten hayâ eder.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-,dua sırasında ellerin kaldırılmasını teşvik etmiştir. Ayrıca Allah Teâlâ’nın "Hayiy" hayâ sahibi ve “Kerîm” ikram sahibi olduğunu haber vermiştir. Allah, kuluna ihsanda bulunmayı terk etmez; kulu sevindirecek şeyleri yapar ve ona zarar verecek şeyleri terk eder. O Kerîmdir; istenmeden de verir, öyleyse kendisinden istenildiğinde nasıl vermesin! Allah Teâlâ, Mümin kulunun dua etmek için kaldırdığı ellerini, duasını kabul etmeden, boş, mahrum ve umduğunu bulamamış olarak geri çevirmekten hayâ eder.
Müminlerin annesi Cüveyriye -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün sabah namazını kıldıktan hemen sonra onun yanından ayrılmış, kuşluk vaktine kadar ibadet ettiği yerde oturan Cüveyriye -radıyallahu anha-'nın yanına döndüğünde ona : «Hâlâ seni bıraktığım hal üzerine misin?» diye sordu. O da: ‘Evet’ dedi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur: «Senden ayrıldıktan sonra dört cümle söyledim; bunları üç defa tekrarladım. Eğer bunlar, senin bugün sabahtan beri söylediklerinle tartılsaydı, onlara ağır basardı: (Subhânallâhi ve bi-hamdihî adede halkihî ve rıdâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî.) Anlamı: (Allah’ı; yarattıklarının sayısı, kendisinin hoşnutluğu, Arş’ının ağırlığı ve kelimelerinin mürekkebi miktarınca hamd ile tenzih ederim (tesbih ederim).»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hanımı, Müminlerin annesi Cüveyriye -radıyallahu anha-'yı sabah namazını kıldıktan sonra, günün başlangıcında namaz kıldığı yerde otururken bıraktı. Sonra gündüzün yarısı olup duhâ vakti girince geri döndü. Cüveyriye, hâlâ yerinde oturuyordu. Peygamber -aleyhisselâm- ona şöyle buyurdu: Hâlâ bıraktığım hal üzerine misin? Evet dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Senden ayrıldıktan sonra üç defa tekrarladığım şu dört kelime var ya, eğer bunlar senin gün boyu (oturduğun yerde) yaptığın zikirlerle tartılsaydı, sevap bakımından onlara ağır gelirdi: (Subhânallah): Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih etmektir. (Ve bihamdihî): O’na hamd ederek tesbih etmektir. Çünkü güzel övgü yalnızca O’na aittir ve kulu buna muvaffak kılan da O’dur. (Adede Halkıhî): Allah’tan başka kimsenin sayısını bilemeyeceği bütün yaratılmışların sayısınca demektir. (Ve Ridâ Nefsihî): Allah’ın kullarından razı olduğu kimselerden razı olacağı miktarca demektir. Bu ise mahiyeti tam olarak kavranamayacak kadar büyük bir şeydir. (Ve Zinete Arşihî): Allah’ın yarattıkları içinde en büyük ve en ağır olan Arşının ağırlığınca demektir. (Ve Midâde Kelimâtihî): Allah’ın kelimelerinin mürekkebi kadar demektir. Allah’ın kelimeleri ise ne sayılabilir ne de tükenir. Bu son ifade, önceki üç kısmı da kapsar ve onları içine alır. Çünkü Allah’ın kelimelerinin mürekkebinin miktarı için ne bir son, ne bir sınır, ne de bir sayı düşünülebilir. Ancak burada maksat, çokluğun en ileri derecesini ifade etmektir. Zira önce, çok büyük olmakla birlikte sayı ile ifade edilebilen bir şey zikredilmiştir: ‘yaratılmışların sayısı kadar’. Sonra bundan daha yüce bir mertebeye çıkılarak ‘Allah’ın razı olacağı miktarca’ denilmiştir. Ardından da yaratılmışların en büyüğü olan Arşın ağırlığı zikredilmiştir. Birincisi (adede halkıhî) sayı ve miktarı, İkincisi (ridâ nefsihî) sıfat ve keyfiyeti, Üçüncüsü (zinete arşihî) büyüklük ve ağırlığı ifade etmektedir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur. «Bir topluluk, oturdukları bir mecliste Allah’ı zikretmez ve peygamberlerine salât etmezlerse, bu meclis onlar için bir eksiklik, pişmanlık ve vebal sebebi olur. Allah dilerse onları bundan dolayı azaplandırır, dilerse onları bağışlar.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî de (Sünen-i) el-Kübrâ'da rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah’ı zikretmekten gafil olmaya karşı uyarmıştır. Bir topluluk bir mecliste oturur da orada Allah Teâlâ’yı zikretmez ve Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e salât etmezse, o meclis Kıyamet Günü'nde onlar için bir pişmanlık, zarar ve eksiklik sebebi olur. Allah dilerse, geçmiş günahları ve sonraki kusurları sebebiyle onları azaplandırır; dilerse de kendi lütfu ve rahmetiyle onları bağışlar.
Câbir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kıyamet Günü'nde bana en sevgili olanınız ve makam bakımından bana en yakın konumda bulunacak olanınız, ahlakı en güzel olanınızdır. Kıyamet Günü'nde bana en sevimsiz ve benden en uzak kalacak olanınız ise gevezeler, yapmacık ve gösterişli konuşanlar ile mütefeyhıklardır." Sahabiler, "Ey Allah’ın Rasûlü! Geveze ve yapmacık konuşanları anladık fakat 'mütefeyhık' kimlerdir?" diye sorunca Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Büyüklük taslayıp kibirlenenlerdir.»
Tirmizî rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-; dünyada kendisine en sevgili ve Kıyamet Günü'nde makam bakımından en yakın olacak kimselerin, ahlakı en güzel olanlar olduğunu bildirmiştir. Aynı şekilde dünyada kendisine en sevimsiz ve Kıyamet Günü'nde meclisinden en uzak kalacak kimselerin de ahlakı en kötü olanlar olduğunu haber vermiştir. Bunlar; hak ve doğrudan saparak, kendisini zorlayıp yapmacık bir şekilde çok konuşanlar (Sersârûn) ile hiçbir ölçü ve dikkat gözetmeksizin, sırf fasih görünmek ve kendi sözlerini yüceltmek amacıyla lafı alabildiğine uzatanlardır (Müteşaddıkûn). Sahabiler: "Ey Allah'ın Rasûlü! Sersârûn ve müteşaddıkûnun kim olduğunu öğrendik; peki mütefeyhıkûn kimlerdir?" diye sorunca Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Onlar kibirlenen, insanlarla alay eden ve konuşurken ağızlarını doldurarak lafı uzatan kimselerdir" buyurmuştur.
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müslüman olup da, kendisine yeteri kadar rızık verilen ve Allah’ın verdiği nimetine kanaatkâr olmayı bahşettiği kimse şüphesiz kurtuluşa ermiştir.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbine boyun eğip O'na itaat eden, böylece hidayete erdirilip İslâm'a muvaffak kılınan; helâl rızıktan ihtiyacını karşılayacak kadarına sahip olan, ne aşırı zenginlik ne de yoksulluk içinde bulunan; Allah'ın da kendisini verdiğine kanaat eden ve razı olan bir kulun gerçekten kurtuluşa erip başarıya ulaştığını açıklamıştır.
Ubeydullah b. Mihsan el-Ensârî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden hanginiz canı ve malı emniyet içinde, vücudu sıhhat ve afiyette, günlük azığı da yanında olduğu halde sabahlarsa, sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibidir.»
Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Ey Müslümanlar! Sizden kim bedeninde hiçbir hastalık ve rahatsızlık olmadan sağlıklı bir şekilde, kendisi, ailesi, çoluk çocuğu ve yolu emniyet içinde, korkusuzca ve yanında günlük ihtiyacına yetecek kadar helal rızkı bulunarak sabaha ererse; sanki bütün dünya tüm zenginlikleriyle onun için toplanmış gibidir."
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, kısa ve özlü duaları sever, özlü olmayan duayı yapmazdı.
Ebû Dâvûd ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- lafzı az, manası geniş, dünya ve ahiret hayırlarını bir araya getiren, Allah Teâlâ'ya övgü ve salih niyetleri içeren dualardan hoşlanır, böyle olmayan duaları ise yapmazdı.