





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Ensar’dan birisinin cenazesine katılmıştık. Cenaze defnedileceği sırada kabristana vardık. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- oturdu. (O sırada) Bizler, sanki başlarımızın üzerinde bir kuş varmışçasına sessiz ve sakin bir şekilde oturduk. Peygamberimiz –sallallahu aleyhi ve sellem- elindeki bir sopayla yeri çiziyordu. Başını kaldırdı ve iki yahut üç defa, «Kabir azabından Allah’a sığınınız.» dedi. Bir başka rivayette şöyle buyurmuştur: «(Mümin) kabre konulduğunda, dostları dönüp gittiği ve onların ayak sesleri henüz işitildiği sırada iki melek gelir, onu oturturlar ve ona şöyle denir: Rabbin kimdir? O: Rabbim Allah’tır, der. Ona: Dinin nedir? derler. O: Dinim İslam’dır. der. Ona: Sizi doğru yola çağırmak üzere size, Allah tarafından gönderilmiş olan o zat kimdir? derler. O: O zat, Allah’ın Rasûlüdür. Ona: Bunu nereden öğrendin? derler. O: Allah’ın kitabını okudum, ona iman ettim ve onun doğruluğunu kabul edip tastikledim, der.» Cerîr'in rivayetinde şöyle gelmiştir: «İşte, Allah’ın "Allah iman edenleri, dünya hayatında da ahirette de o sağlam kelime (Yani tevhid kelimesi) ile sabit kılar." (İbrâhim Sûresi: 27) âyetinin manası budur. Sonra gökten bir münâdi şöyle seslenir: Kulum doğru söyledi. Onu Cennet'e layık bir şekilde yerleştirin. Ona Cennet'e bakan bir kapı ve ona Cennet elbiseleri giydirin! Böylece ona Cennet'in rahatlığı ve güzelliği bahşedilir. Kabri, gözünün gördüğü mesafeye kadar genişletilir. Eğer ölen kâfir (veya münafık) bir kimse ise, (burada ravi ölen kafirin ölümünü zikrettti. Şöyle dedi) kabre konulduğu zaman ruhu bedenine iade edilir. İki melek gelir, onu oturturlar ve ona: Rabbin kimdir? derler. O: Hı, hı? Bilmiyorum, der. Ona: Dinin nedir? derler. O: Hı? Bilmiyorum, der. Sizi doğru yola çağırmak üzere size, Allah tarafından gönderilmiş olan o zat kimdir? derler. O: Hı? Bilmiyorum, der. Sonra gökten bir münâdi şöyle seslenir: Bu, yalan söyledi! Ona Cehennem'e yaraşır bir yer hazırlayın. Ona Cehennem elbiseleri giydirin ve ona Cehennem'e bakan bir kapı açın! denir. Sonra Cehennem ateşinin sıcaklığı ve kavurucu rüzgârı ona gelir. Kaburga kemikleri birbirine geçinceye kadar kabri daraltılır. Daha sonra onun başına kör ve dilsiz bir zebani musallat edilir. Onun demirden bir tokmağı vardır ki, dağa vurulsa, dağı toz toprak hâline çevirir. Bu zebani ona bu tokmakla öyle bir darbe indirir ki, insan ve cinlerin dışında, doğuda, batıda, dünyanın her tarafında bulunan bütün varlıklar bu dehşetli darbeyi işitir ve o şahıs toprak hâline döner. Sonra ruhu tekrar iade edilir -bu şekilde azap devam edip gider-»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBerâ b. Âzib -radıyallahu anh- Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Ensar’dan birisinin cenazesine katıldığını anlatıyor. Cenaze defnedileceği sırada kabristana vardık. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- oturdu. Sahabeler de heybetinden dolayı sessizce Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in etrafında oturdular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tasalı düşünen bir insan gibi elindeki bir sopayla yere vuruyordu. Başını kaldırdı ve şöyle buyurdu: «Allah'tan sizi kabir azabından uzaklaştırmasını ve kurtarmasını isteyin.» Bunu iki ya da üç defa söyledi. Sonra ölen kişinin, cenazenin peşinden defin için gelenlerin onun yanından ayrılırken çıkardıkları ayak seslerini işittiğini haber verdi. Bu vakit ona iki meleğin gelir ve onu oturturlar ve ona şöyle derler: Rabbin kim? O da: Rabbim Allah'tır, der. Ona dinin nedir? derler O da: Dinim İslam'dır, der. İki melek ona size gönderilmiş olan o zat kimdir? derler. O: O zat, Allah’ın Rasûlü'dür, der. Ona: Bunu nasıl anladın? derler. O: Allah'ın kitabını okudum, iman ettim ve tasdik ettim der. Diliyle de kolaylıkla bu cevabı vermesinin sebebi Allah Teâlâ'nın şu sözünde haber verdiği gibi onları sabit kılmasıdır: "Allah, iman edenleri, dünya hayatında da ahirette de o sağlam Kelime (yani Tevhid Kelimesi) ile sabit kılar."(İbrahim Sûresi: 21) Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Gökten bir nida eden seslenir: Kulum söylediği sözde doğru söylemiştir. Çünkü o bu dünyada bu itikad üzeredir. O, ikramı hak ediyor. Onun için Cennet halılarından bir halı döşeyip, yayın. Ona Cennet ehlinin elbiselerinden bir elbise giydirin. Onun için Cennet'e doğru bir kapı açın.Ona kapı açılır, rüzgarından ve güzel kokusundan gelir. Kabrinde ona gözünün görebildiği yere kadar genişlik verilir. Ancak kâfire gelince Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun ölüm anındaki durumunu, zorluğunu ruhunun defin işleminden sonra bedenine geri döndürüldüğünden (yani ruhunun çıkmak istemeyip bedenine dağıldığından) bahsediyor. İki melek ona gelerek onu oturttururlar ve derler ki: Rabbin kimdir? O da şaşkın bir şekilde "hı hı" bilmiyorum, der. İki melek ona: Dinin nedir? diye sorarlar. O: Hı hı bilmiyorum, der. Ona size gönderilmiş olan bu adam hakkında ne düşünüyorsun? diye sorarlar. O: O Peygamber midir değil midir? Hı hı bilmiyorum der. Sonra gökten bir münadi şöyle seslenir: İman etmemesi ve inkârı sebebiyle bu sözüyle bu kâfir, yalan söyledi. Çünkü Allah'ın dini ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in elçiliği yeryüzünün doğusunda ve batısında zahir idi. Ona Cehennem'den bir yer hazırlayın. Ona Cehennem ehlinin giydiği elbiseden giydirin. Böylece kabri onu sıkıştırır ve bundan dolayı öyle bir duruma gelir ki kaburga kemikleri birbirine girer. Daha önceki düzgün olan halinden başka bir hale gelir. Daha sonra onun başına kör ve dilsiz bir melek musallat edilir. Onun demirden bir tokmağı vardır ki, dağa vurulsa, dağı toz toprak hâline çevirir. Bu melek ona bu tokmakla öyle bir darbe indirir ki, insan ve cinlerin dışında, doğuda, batıda, dünyanın her tarafında bulunan bütün varlıklar bu dehşetli darbeyi işitir ve o şahıs toprak hâline döner. Sonra ruhu tekrar bedenine iade edilir -bu şekilde kabrinde azap devam edip gider-
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Sizden biriniz aksırdığı zaman: Elhamdülillah desin. Kardeşi veya arkadaşı da ona: Yerhamükellah desin. Aksıranda buna karşılık: Yehdîkümullahu ve yuslihu bâleküm/ Allah sizi hidayette kılsın ve kalbinizi ıslah etsin, desin.”
Buhârî rivayet etmiştirBu hadis Müslüman bir kimse aksırdığında Allah Teâlâya hamdetmesi gerektiğine delalet etmektedir. Çünkü aksıran kişi aksırması onun için nimet ve beyninde kaldığında zor olacak hastalıklara sebebiyet verecek orada toplanmış şeyleri dışarı atar. Bu nimetten dolayı Allah'a hamd etmesi meşru kılınmıştır. Onun hamdetmesini duyan kimseyede: Yerhamükellah diyerek karşılık vermesi gerekir. Bunun üzerine aksıran kimse: Yehdîkümullahu ve yuslihu bâleküm diyerek karşılık verir. Aksırma ile aksıranın kendisine ve onu işiten kimseye dönen bir faydası vardır. Bu dinin insanlara vermiş olduğu büyük bir lutuftur.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah her kimi iki çenesi arasındakinin şerri ve iki bacağı arasındakinin şerrinden korursa, şüphesiz o kimse cennete girer.»
Tirmizî rivayet etmiştirAllah Azze ve Celle, kimi kendisini gazaplandıracak konuşmadan ve zinaya düşmekten korursa, muhakkak ki o kimse kurtulmuş ve cennete girmiş olur.
Ma'kil İbn Yesâr -radıyallahu anh-'den- merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ortalık kargaşa içindeyken/fitne zamanı ibadet etmek, bana hicret etmek gibidir.»
Müslim rivayet etmiştirHadisin Manası: Fitne ve işlerin birbirine karıştığı, savaşların zuhur ettiği dönemde ibadet etmek, Mekke'nin fethinden önce Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hicret etmek gibidir. Kargaşa zamanı ibadet eden kimse yaptığı ibadetlerle dinini yaşamak için insanlardan kaçmaktadır. Bu bakımdan dinini yaşamak için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hicret edip giden kimseye benzer. Bu kimse Rabbine hicret etmiş, tüm insanlardan uzaklaşmış kimsedir.
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allahumme leke eslemtu ve bike amentu ve aleyke tevekkeltu ve ileyke enebtu ve bike hâsamtu. Allahumme eûzu bi izzetike. Lâ ilâhe illâ ente en tudillenî, ente'l-Hayyu'l-lezî lâ temûtu ve'l-cinnu ve'l-insu yemûtun.» (Allah'ım! Sana teslim oldum, sana iman ettim, sana tevekkül ettim, sana yöneldim, senin yardımınla mücadele ettim. Allah'ım! Senden başka hak ilah yoktur. Allah'ım! Beni saptırmandan izzetine sığındım. Sen, ölmeyen dirisin! Cinler ve insanlar ise ölürler.)
Muttefekun Aleyhİbn Abbâs -radıyallahu anhuma- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in; «Allah'ım! Sana teslim oldum» dediğini, yani sana tam bir boyun eğmeyle teslim oldum başkasına değil. «Ve bike âmentu» kalben bir tasdik ile. «Ve aleyke tevekkeltu» yönetmen için bütün işlerimi sana teslim ettim. Muhakkak ki ben işlerimin zararını da faydasını da bilmem. «Ve ileyke enebtu» Sana yöneldim. Günahtan itaate yahut da gafletten zikre yöneldim. «Ve bike» Senin yardımınla. «Hâsamtu» mücadele ettim. Düşmanlarınla savaştım. «Allahumme innî eûzu bi izzetike» Allah'ım! Beni saptırmandan izzetine sığındım. Senin galibiyetinle sana sığındım. Çünkü izzetin hepsi Allah içindir. «Lâ ilâhe illâ ente» Allah'ım! Senden başka hak ilah yoktur. Senden başka ibadet edilecek hak ilah yoktur. Senden başkasından istenmez. Senden başkasına sığınılmaz. «Beni saptırmandan» Bana hidayet verdikten, sana boyun eğmeye muvaffak kıldıktan ve açık ve gizli hükmünde ve takdirinde dalâlete (sapıklığa) düşmekten sana sığınırım. Aynı zamanda yüceliğine yönelmek ve düşmanların ile mücadele etmek için her durumda senin izzetine ve yardımına sığınırım. «Sen, ölmeyen dirisin! Cinler ve insanlar ise ölürler.»
Ebu Cüreyy Câbir b. Süleym radiyallahu anhu’den rivayet olunduğuna göre o şöyle dedi: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelerek Aleykesselam ey Allah'ın Rasulü diye selam verdim. O da bana, “Aleykesselam diye selam verme. Çünkü aleykesselam ölülerin selamıdır” diye buyurdu.
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirHadisin Manası: Bir adam Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelerek, Aleykesselam ey Allah'ın Rasulü diye selam verdi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ise böyle selam verilmesini yasaklayıp, bu şekilde selam verilmesinden hoşlanmadığı için bu selamı almadı. Selamı veren kimseye bu selamın ölülere verilen selam olduğunu söyledi ve diğer bir hadiste ifade edildiğine göre o kimseye “ es-Selamu Aleyke” demesini emredip, meşru olan selamın nasıl verileceğini beyan etti. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in “Aleykesselam ölülere verilen selamdır” sözü bu selamın mezar ziyaretlerinde söyleneceği anlamına gelmez. Zira O’nun kabir ziyaretlerinde şöyle söylediği sabit olmuştur: “ Es-Selamu aleykum ey Müminler yurdunun sakinleri”. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in yasakladığı selam verme şekliyle cahiliye döneminde ölülere verilen selam verme şekline işaret edilmektedir.
Ebu Said el-Hudrî -radıyallahu anh- merfû olarak anlatıyor: RasûluIIah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ben nasıl rahat ederim ki, sur sahibi suru ağzına almış ve kulağını dinlemeye vermiş sura üfleme izni beklemektedir.» Sanki bu haber sahabelere ağır gelmişti. RasûluIIah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun üzerine onlara: «Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.» demelerini emretti.
Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirRasûluIIah -sallallahu aleyhi ve sellem- sura üflemekle görevlendirilen melek, suru ağzına almış, kulağını dinlemeye vermiş sura üfleme izni beklerken ben nasıl rahat eder, sefa sürerim demiştir. Bu sözler sahabelere ağır gelince, RasûluIIah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: «Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.» demelerini emretmiştir.
Ali -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda, teşehhüd ile selâm arasında yaptığı duayı şöyle diyerek bitirirdi: ''Allâhümmağfirlî mâ kaddemtü vemâ ahhartü, vemâ esrartü vemâ a‘lentü, vemâ esraftü, vemâ ente a‘lemü bihî minnî, ente’l-mukaddimü ve ente’l-muahhir, lâ ilâhe illâ ente:''Allahım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde işlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle! Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Senden başka ilâh yoktur.''
Müslim rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılmak için kalktığında teşehhüd ile selâm arasında yaptığı duayı şöyle diyerek bitirirdi.''Allahım! Şimdiye kadar yaptığım.'' kötülüklerden,''Bundan sonra yapacağım'' ameldenyani:Bütün yapamadıklarım,''Gizlediğim.'' gizli olarak yaptığım.''Açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde işlediğim''Sınırı aştığım,günah çeşitlerini sayarak aşırı derecede mağfiret dilemek istiyor.''Benden daha iyi bildiğin günahlarım'' Yani sayı ve hüküm olarak bilmesiğim günahlerım.''Öne geçiren de sensin'' Yani bazı kullarını itaatte muvaffak kılarak öne geçirirsin.''Geride bırakan da sensin.'' Bazı kullarını da yardım etmeden rüsvay edersin.Yahutta dilediğini kemal makamlarında öne geçirirsin.Dilediğini de yüce ve değerli işlerden geri bırekıp yerine düşük işlere iletirsin.''Senden başka hak ilâh yoktur.'' Senden başka ibadet edilecek hak mabud yoktur.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan merfu olarak rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Cennet ve Cehennem birbirleriyle münakaşa ettiklerinde; Cennet dedi ki: “Bana güçsüzler ve yoksullar girer.” Cehennem de dedi ki: “Bana da zorbalar büyüklenenler girer.” Bunun üzerine Allah, Cehenneme: “Sen benim azabımsın seninle dilediğimden intikam alırım. Cennete de sen benim rahmetimsin dilediğime seninle rahmet ederim.»
Manası ile Muttefekun Aleyh'dirAllah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem- cennet ve cehennemin Rablerinin huzurunda birbirleriyle münakaşa ettiklerini haber vermiştir. Her biri delilini tafsilatlı bir şekilde sunmuş ve kendisinin diğerinden daha faziletli olduğunu iddia etmiştir. Akıl bunun imkansız olduğunu kabul etse de bizim gaybî bir mesele olan bu duruma iman etmemiz farzdır. Cennet, Cehenneme kendisine güçsüzler ve yoksulların girdiğini delil getirmiştir. Genellikle bu kimseler hakka boyun eğen ve itaatkâr kimselerdir. Cehennem de delil olarak: “Bana da zorbalar, sert, kaba kimseler, kibirlenenler, kendilerini üstün, yukarıda gören kimseler girer demiştir. İnsanları hakir görüp, hakkı kabul etmeyenlerdir. Zorba ve kibir ehlinden olanlar ateş ehlidir. Allah bizleri muhafaza etsin! Çünkü onlar genellikle hakka boyun eğmezler. Allah -Azze ve Celle- aralarında hükmetmiş ve Cehenneme: “Sen benim azabımsın seninle dilediğimden intikam alırım ve dilediğime azap ederim." demiştir. Cennete de; "Sen benim rahmetimsin dilediğime seninle rahmet ederim." Yani, Allah’ın rahmetiyle yaratılmış yerdir.Yoksa rahmet sıfatının kendisi değildir. Çünkü rahmet sıfatı zatı ile kaimdir. Ama buradaki rahmet mahluktur. “Sen benim rahmetimsin.” Yani seni rahmetimle yarattım, dilediğime seninle rahmet ederim. Cennet ehli Allah’ın rahmet ehli, Cehennem ehli ise Allah’ın azabının ehlidir.