





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Enes b. Sîrîn şöyle dedi: Ben, Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- ile birlikte Mecûsîlerden bir grubun yanında idim. Gümüşten bir kap içinde pelte tatlısı getirildi; Enes onu yemedi. Getiren kişiye, onu başka bir kaba aktarması söylenildi; o da ağaçtan yapılmış bir kaba aktarıp getirdi, Enes de ondan yedi.
Beyhakî rivayet etmiştirEnes b. Mâlik -radıyallahu anh- Mecusilerden bir toplululğun yanında iken gümüşten bir kap içerisinde ismi Fâlunc (pelte) olan bir tatlı getirildi ve ondan yemedi.Onu değiştirip tahtadan yapılmış bir kabın içerisine koydular ve ondan yedi.
es-Sâib b. Yezîd -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Tebuk Gazvesi’nden geldiği zaman insanlar onu karşıladılar ve ben de onu, çocuklarla birlikte Seniyyetu’l Vedâ/Veda Tepesi’nde karşıladım. Hadisi, Buharî de rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Çocuklarla birlikte, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’i karşılamak için Vedâ Tepesi’ne gittik.
Buhârî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirSâib b. Yezîd -radıyallahu anh- Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- sahabesiyle beraber Tebûk Gazvesi’nden dönerken onları Veda Tepesi'nde karşılamak için çıktıklarını haber vermiştir. O Medine yakınlarında bir yerdir. Bu da (karşılama) gazveye katılmayanların teşviki ve onları alıştırmak, gönüllerini almak için yapılmıştır.
Câbir b. Abdillah –radıyallahu anhuma- şöyle dedi: Babamın müsle (burnun ve kulakların kesilmesi) yapılmış cesedi getirilip, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- in önüne konuldu. Yüzünü açmak üzere gittim, fakat oradaki topluluk bana engel oldu. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve selem-: "Melekler ara vermeksizin onu kanatlarıyla gölgelendiriyor." diye buyurdu
Muttefekun AleyhCâbir –radıyallahu anh- babası (Kafirlerin) Müslümanların ölülerinin suretlerini bozduğu (burunlarını, kulaklarını kestiği) Uhud günü Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in- önüne konuldu. Câbir –radıyallahu anh- babasının yüzünü açmak üzere gittiğinde kafirlerin babasına yaptığı şeylerden acı duymaması için oradaki topluluk ona engel oldu. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve selem-:"Ona ikramda bulunmak, ödüllendirmek için Melekler ara vermeksizin onu kanatlarıyla gölgelendiriyor." buyurdu.
el-Ma’rur b. Suveyd dedi ki: Ebu Zer –radıyallahu anh-’ı gördüm. Üzerinde bir Hulle (bir tür elbise) vardı. Kölesi üzerinde de aynısı vardı. Ona bunun sebebini sordum. (Ma’mur), dedi ki: Ebu Zer, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- hayatta iken bir adama söverek annesinden ötürü onu ayıpladığını söz konusu etti. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Şüphesiz ki sen, kendisinde cahiliye olan bir kimsesin. (Bu köleleriniz) din kardeşleriniz ve size hizmet edenlerinizdir. Allah onları emrinizin altına vermiştir. Her kimin kardeşi elinin altında ise yediğinden ona yedirsin, giydiğinden ona giydirsin. Altından kalkamayacakları işleri yapmakla onları yükümlü tutmayın. Eğer onlara böyle bir yükümlülük verecek olursanız, o işte kendilerine yardım edin.» buyurdu.
Muttefekun AleyhBu hadiste, kölelere karşı güzel davranmaya, özellikle de giyecek ve içecek konusunda güzel davranmaya teşvik vardır. Onlara güçlerinin üzerinde bir yükümlülük yüklenmemelidir. Şayet yüklenirse onlara yardım edilmelidir. Kölelere sövüp, onları ayıplayan kimseye açık ve sert bir tehdit vardır. Onlar bizim din kardeşlerimizdirler.
Ebu Zeyd Amr b. Ahtab -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre o, şöyle demiştir: “Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bize sabah namazını kıldırdı ve minbere çıkarak ta öğle vakti gelinceye kadar bize hutbe verdi. Müteakiben inerek namazı kıldırdı. Sonra (yine) minbere çıktı ve bize ikindi vakti gelinceye kadar hutbe verdi. Sonra inerek namazı kıldırdı. Sonra tekrar minbere çıktı ve bize güneş batıncaya kadar hutbe verdi. Artık bize olmuş ve olacak her şeyi haber verdi. Bunları en iyi bilenimiz, en iyi ezberleyenimizdir.”
Müslim rivayet etmiştirSahâbeler –Allah onlardan razı olsun- Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bir gün sabah namazını kıldırdığını sonra minbere çıktığını sonra öğle namazının ezan vakti gelinceye kadar hutbe verdiğini, sonra minberden inip öğle namazını kıldırdığını, sonra (yine) minbere çıkarak ikindi vakti gelinceye kadar hutbe verdiğini, sonra inerek ikindi namazını kıldırdığını, sonra tekrar minbere çıktığını ve güneş kayboluncaya kadar -yani tam sabah namazından itibaren güneşin batışına kadar tam bir gün olarak namaz kıldırıp hutbe verdiğini- haber vermişlerdir. Allah Azze ve Celle, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geçmişin gerçekleşmiş gaybî haberlerinden ve gelecekte gerçekleşecek olan gaybî haberlerden bir şeyleri öğretmiştir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bu bilgileri ashabına haber vermiştir. Bunlar; sahabelerden bu bilgileri en iyi ezberleyenin zihninde yer etmişti.
Zeyd b. Halid el-Cühenî -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Horoza sövmeyiniz. Çünkü o namaz için uyandırır.»
Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirZeyd b. Halid el-Cühenî -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in horoza sövülmesini yasakladığını haber veriyor. Bunun sebebi ise horoz uyuyan kimseyi sesiyle sabah namazına uyandırıyor olmasıdır. İmam Ahmed ve Nesaî'nin rivayetinde "Namaz için ezan okur" ifadesi yer almaktadır. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- horoza sövülmesini yasaklamıştır. İnsanları namaza uyandırmasında açık bir yarar bulunmakta, Allah'a itaat etmekte yardımcı olmaktadır. Bunun için sövmek yerine övülmelidir. Horozlarda olan bir yetenek ise gece vaktini çok iyi bilmeleridir. Fecirden önce ve sonra öter. Bu hayvana bütün bunları öğreten yüce Allah tüm noksanlıklardan münezzehtir.
Abdullah b. Ömer İbni’l-Hattâb -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir: Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar.Yağmura yakalandılar.Dağdaki bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine: Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka sizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz, dediler. İçlerinden biri söze başlayarak: Allahım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım; onlar uyumadan önce de dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim. Süt kabı elimde şafak atana kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler. Rabbim! Şayet ben bunu senin rızânı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al! Diye yalvardı. Kaya biraz aralandı; fakat çıkılacak gibi değildi. Bir diğeri söze başladı: Allahım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar seviyordum). Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona yüz dinar altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman (bir başka rivâyete göre: Cinsî münasebete başlayacağım zaman) dedi ki: Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme! En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım. Allahım! Eğer ben bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kayanın üçte ikisi açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi. Üçüncü adam da: Allahım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım.Bu paradan sığırlar ve çoban aldım. Bir gün bu adam çıkageldi. Bana: Ey Allah kulu! Ücretimi ver, dedi. Ben de ona: Şu gördüğün sığırlar ve çobanı senindir dedim.Adamcağız: Ey Allah kulu! Benimle alay etme, deyince, seninle alay etmiyorum, diye cevap verdim.Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızanı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı.
Muttefekun AleyhÜç kişi bir yolculuğa çıktılar.Yağmur yağdı.Yağmurun aşırılığından korunmak için bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine: Yaptığınız en iyi amelleri anlatarak Allah’a dua edin umulur ki Allah sizi kurtarır ve bu kayayı kaldırır.Üç kişiden biri söze başlayarak: Allahım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı.Otlağa çıkıp develeri otlatıyordum.Develerimi sağıyordum.Anne ve babama getirip sütü veriyordum onlarda içiyorlardı.Sonra da küçük çocuklarımı,hanımımı,ailemden geri kalan erkek kardeşim,kız kardeşim onlara süt içirirdim.Bir gece hesapta olmayan bir iş sebebiyle geç kaldım.Birde bakayım anne ve babam uyumuşlar.Süt sağdığım gibi sağdım.Baş taraflarında durdum.Onları uyandırmayı hoş görmedim.Çocuklarıma ve ehlime onlardan önce süt vermeği hoş görmedim.Çocuklarım aşırı açlık sebebiyle ayaklarımın dibimde ağlıyor ve bağrışıyorlardı.Fecir doğana kadar benim ve onların durumu böyle devam etti.Fecir doğunca uyandılar.Onlara süt içindim sonra da çocuklarıma süt içiedim.Ey Alah'ım! Benim bunu Senin rızanı talep etmek için yaptığımı biliyorsan bu kayayı biraz aç ki göğü görelim.Allah onlara yardım etti ve o açılan yerden göğü gördüler.İkincisi dedi :Ev Allahım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar seviyordum). Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona yüz dinar (altın) verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman (bir başka rivâyete göre: Cinsî münasebete başlayacağım zaman) dedi ki: Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme! En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım. Allahım! Eğer ben bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kayanın olduğu yerin üçte ikisi açıldı.Üçüncü adam da: Allahım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum.Ona onaltı Ratl mısır verdi.Ücretini verdim. Ücretini almadan gitti.Mısırları aldım ve ektim.Onları ekip biçmeye devam ettim.Daha sonra onunla sğır ve çobanını satın aldım.Bir gün bu adam çıkageldi. Bana: Ey Allah kulu! Ücretimi ver, dedi. Ben de ona: Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi, dedim. Adamcağız: Ey Allah kulu! Benimle alay etme, deyince, seninle alay etmiyorum, diye cevap verdim.Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızanı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kısımda iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler.
Âişe -radıyallahu anha’dan- rivayet edildiğine göre, Cebrâil, yeşil ipekten bir kumaş üzerinde kendisinin (yani Âişe radıyallahu anhâ'nın) suretini Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'e-’e getirdi ve: “İşte bu, senin bu dünyada ve ahirette senin hanımındır” dedi.
Tirmizî rivayet etmiştirCebrâil aleyhisselam, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'e- O, uykuda iken yeşil ipekten bir kumaş üzerinde Âişe -radıyallahu anhâ'nın- resmini getirdi.Burada Cebrail aleyhisselamın gelişi ile kastedilen şey onun rüyada gelmesidir.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'e- şöyle dedi: İşte bu, dünyada ve ahirette senin hanımındır, dedi.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Ailesine karşı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den daha fazla şefkat (ve merhamet) gösteren hiçbir kimse görmedim. (Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in oğlu) İbrahim, Medine'nin yaylasında süt anaya verilmişti. Biz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in beraberinde giderdik. O, eve girerdi de evden dumanlar çıkardı. İbrahim'in süt babası demirci idi. Rasûlullah çocuğu alır, öper, sonra dönerdi. Amr -radıyallahu anh- şöyle demiştir: İbrahim vefat ettiğinde, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle demiştir: «İbrahim benim oğlumdur. O henüz annesini emerken öldü. Cennette iki süt anne, onun süt müddetini tamamlayacaklardır.»
Müslim rivayet etmiştirEnes b. Mâlik -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den ailesine ve küçük çocuklara daha merhametli birini görmediğini haber vermiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in oğlu İbrahim'i, Medine'nin köylerinde bir süt anne emziriyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beraberinde ashabından bazı kimselerle gider ve eve girer, onu ziyaret ederdi. Evini dumanlı bir şekilde görürdü. Bunun sebebi süt annesinin kocasının demirci olmasıydı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- İbrahim'i alır öper, koklar, sonra da geri dönerdi. İbrahim vefat ettiğinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: İbrahim benim oğlumdur. O emdiği bir yaşta vefat etti. Cennet'te iki süt anne, onun iki senelik süt müddetini tamamlayacaklardır. Çünkü İbrahim vefat ettiğinde on altı ya da on yedi aylıktı. Onu iki senenin geri kalan kısmını tamamlamak için bu iki süt anne emzirecektir. Çünkü emzirme müddetinin iki yıl ile tamamlandığı, Kur'an'daki delil ile sabittir. Bu yani iki süt annenin onu Cennet'te emzirmesi İbrahim'e ve onun babası Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e verilmiş bir değerdir.