





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Câbir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Vefat etmesinden üç gün önce Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Sizden hiçbiriniz, Allah hakkında hüsnüzan beslemeden ölmesin.»
Müslim rivayet etmiştirMüslümanı, ölüm anında kendisine merhamet edeceğini ve bağışlayacağını umarak Allah hakkında hüsnüzanda bulunmaya teşvik etmiştir. Çünkü korku, amelleri güzelleştirmek ve kişiyi salih amele sevk etmek için gereklidir. Fakat ölüm anı artık amel zamanı değildir. Bu durumda istenen şey, ümidin ağır basmasıdır.
İbni Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «İsrâ Gecesi İbrahim -aleyhisselam- ile karşılaştım. Bana şöyle dedi: “Ey Muhammed! Ümmetine benden selam söyle ve onlara haber ver ki, Cennet'in toprağı temiz, suyu tatlı, arazisi düz ve boştur. Buraların dikili ağacı da "Subhânallâhi, Velhamdulillâhi, Velâ ilâhe illallâhu, Vallâhu ekber" sözleridir.»
Tirmizî rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- İsrâ ve Miraç Gecesi'nde İbrahim Halîl -aleyhisselâm- ile karşılaştığını ve İbrahim -aleyhisselâm-'ın kendisine şöyle dediğini anlatır: Ey Muhammed! Ümmetine selamımı ilet ve onlara bildir ki cennetin toprağı hoştur, suyu tatlıdır; tuzluluk yoktur. Cennet geniş, dümdüz ve ağaçsızdır. Onun dikimi güzel sözlerledir. Bunlar, kalıcı salih amellerdir: "Subhânallâhi, Velhamdulillâhi, Velâ ilâhe illallâhu, Vallâhu ekber" Müslüman bu sözleri her söylediğinde ve tekrar ettiğinde, kendisi için cennette bir fidan dikilir.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittim, dedi: «Ümmete, nübüvvetten sonra sadece mübeşşirat kalmıştır.» Ashab: Mübeşşirat nedir? Diye sorunca Rasûlullah: «Salih rüyadır.» buyurdu.
Buhârî rivayet etmiştirŞüphesiz vahiy Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefatıyla kesilecektir. Salih rüyalardan başka ne olacağı ile ilgili vahiyden bilinen bir şey kalmayacaktır.
“Eğer Uhud dağı kadar altınım olsa, borç ödemek için ayıracağım hariç, hiçbirini yanımda üç günden fazla tutmak istemem.”
Muttefekun Aleyh. Hadisin bu lafzı Buhârî'ye aittir“Eğer mülk olarak Uhud dağı kadar saf altınım olsa onu Allah yolunda infak ederdim. Üzerimde olan borçları ödemek ve yerine getireceğim haklar hariç, hiçbirini yanımda bırakmazdım.”
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Bir adam şöyle dedi: "Ey Allah'ın Rasûlü! Benim bir takım akrabalarım var ki, ben akrabalık bağımı sürdürdüğüm halde onlar benimle akrabalık bağlarını kesip koparıyorlar. Ben onlara iyilik yaptığım halde, onlar bana kötü davranıyorlar. Ben onlara anlayışlı yumuşak davrandığım halde, onlar bana kaba ve cahilce davranıyorlar. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Eğer sen gerçekten söylediğin gibiysen, sanki onlara sıcak kül yedirmektesin. Sen bu hal üzere devam ettiğin müddetçe, senin yanında muhakkak Allah tarafından onlara karşı bir yardımcı bulunmaya devam edecektir.»
Müslim rivayet etmiştirBir adam, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, kendilerine iyi davrandığı bazı yakınlarının ve akrabalarının olduğunu, onların ise kendisine tam tersi davrandıklarından şikâyet etti. O, onlarla bağını sürdürdüğü ve onları ziyaret ettiği halde, onlar bağlarını koparmışlar; onlara iyilik ve sadakatle iyi davrandığı halde, onlar ona haksızlık etmişler ve zalimce davranmışlar; onlara karşı yumuşak huylu ve affedici olduğu halde, onlar ona karşı çirkin söz ve fiillerle cahilce hareket etmişlerdi. Bunun üzerine adam, bütün bunlara rağmen onlarla ilişkisini sürdürmeye devam edip etmemesi gerektiğini sormuştur. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle dedi: Eğer anlattığın gibi ise, sen onları utandırıyor ve kendi nefislerinde küçültüyorsun. Sanki onlara sıcak kül yediriyor gibisin.” Bu benzetme, senin onlara çokça iyilik yapmana rağmen onların çirkin davranışlarının kendi vicdanlarında oluşturduğu eziklik ve utancı ifade etmektedir. Sen, onlara iyilik yapmaya devam ettiğin ve onlar da sana kötülük etmeyi sürdürdükleri müddetçe, Allah tarafından sana yardım eden ve onların eziyetini senden uzaklaştıran bir destekçi seninle beraber olmaya devam edecektir.
Müstevrid İbni Şeddâd –radıyallahu anh-’dan merfu olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ahirete göre dünya, sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. O kişi parmağının ne kadarcık bir su aldığına bir baksın.»
Müslim rivayet etmiştirBu hadisin manası: Eğer ahirete göre dünyanın hakikatini bilmek istersen, parmağını denize sok, sonra onu çıkar, sonra da bir bak ne kadar su ile dönmüş (su almış)? Deniz ile kıyasladığımızda, (parmak) hiçbir şeyle dönmez. Bu da dünyanın ahirete göre ömrünün kısa olduğu ve yok olacağı manasına gelir. Parmakta kalan suyun denizin kalan suyuna oranı gibi ahiretin de nimetlerinin ve lezzetlerinin sürekli olacağı anlatılır. Allah Teâlâ buyurdu: (Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır.) Tevbe Sûresi: 38. Ayet Kul, yaratılmışlara verilen bütün dünya nimetleri ve lezzetleri ile kısa bir müddet faydalanır. Dünya, üzücü ve sıkıntı verici şeylerle doludur. İnsan kısa bir müddet bu nimetlerle övünmek ve gururlanmak için süslenerek kendisini beğendirmeye çalışır. Sonra da bu nimetler hızlı bir şekilde yok olur. Peşinden de pişmanlık ve üzüntü gelir. (Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız ermeyecek mi?) Kasas Sûresi:60. Ayet. Fakat Allah katındaki sürekli nimetler, mutlu bir hayat, köşkler ve mutluluklar, vasıf/özellik ve miktar olarak daha hayırlı ve kalıcıdır.(Allah) katındaki sürekli ve ebedidir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Herhangi bir topluluk, oturdukları meclisten Allah’ı zikretmeden kalkarlarsa, merkep leşi yanından kalkmış gibi olur. O meclis de onlar için bir pişmanlık olur.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir mecliste oturup sonra oradan Allah'ı anmadan kalkan topluluğun, ancak eşek leşinin etrafında toplanmış bir topluluk gibi koku ve pislik içinde kalktıklarını bildirmiştir. Bu da Allah'ın zikriyle meşgul olmamaları sebebiyledir. Bu toplanma, onlar için kıyamet günü bir zarar, bir eksiklik ve kaçınılmaz bir pişmanlık olacaktır.
Ebu Zerr -radıyallahu anh- rivayet ediyor: Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Medine sokaklarından birindeydik. Karşımızda Uhud Dağı'nı gördük. Buyurdular ki: Ya Ebâ Zerr! Ben de Lebbeyke ya Rasûlallah! dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Benim yanımda şu Uhud dağı kadar altın olup da ondan benim yanımda bir dinar altın bulunduğu halde üzerimden üç gün geçmesi benim hiç hoşuma gitmez. Ancak borç için hazırlamakta olduğum miktarı müstesnadır. Beni sevindirecek olan, o kadar çok altını Allah’ın kulları arasında şöyle şöyle ve şöyle verip dağıtmaktır, buyurup sağına soluna ve arkasına eliyle verme işareti yaptı. Sonra yürüdü ve yine buyurdular ki: (Dünyada) Malları çok olanlar kıyamet gününde az olanlardır, ancak sağına soluna ve arkasına şöyle, şöyle ve şöyle verip hayır yollarına harcayanlar müstesnadır. Bu cömert insanlar da ne kadar azdırlar.» buyurdu. Sonra da bana: «Ben yanına gelinceye kadar yerinden ayrılma!» diye tembih ederek gecenin karanlığında yürüyüp gözden kayboldu. Yüksek bir ses işittim bir kimsenin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e saldırmasından korktum. Onun yanına varmak istedim, fakat «Ben yanına gelinceye kadar yerinden ayrılma!» buyruğunu hatırlayarak yerimden ayrılmadım. Allah Rasûlü yanıma gelince; Bir ses işittim ve ondan korktum, diye duyduğum sesten bahsettim. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- «Sen o sesi duydun mu?» diye sordu. Ben: Evet, diye cevap verdim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: «O gelen Cebrâil idi. Bana ümmetinden Allah’a ortak koşmayarak ölen kimse Cennet’e girer, dedi.» Ben: Zina edip hırsızlık yapsa da mı? dedim. «Evet. Zina da etse, hırsızlık da yapsa.(cennete girer)» buyurdular. «Zina da etse, hırsızlık da yapsa neticede cennete girer.» buyurdular.
Muttefekun AleyhEbu Zerr -radıyallahu anh-, bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Medine’nin siyah taşlı sert yüzeyli sokaklarından birinde beraber yürüdüklerini haber vermekte. Uhud dağı karşılarına çıkınca, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Benim yanımda şu Uhud dağı kadar altın olup da ondan benim yanımda bir dinar altın bulunduğu halde üzerimden üç gün geçmesi benim hiç hoşuma gitmez. Ancak borç için hazırlamakta olduğum miktarı müstesnadır.» Yani Uhud dağı kadar altın servetim olsa tümünü Allah yolunda harcardım. Geriye sadece bazı hak ve hukukları yerine getirmeme, borçlarımı ödememe yetecek kadar olan kısmı bırakırdım. Bunun dışında kalan malın benim yanımda üzerinden üç günden fazla geçmesi beni asla hoşnut etmez. Bu davranış Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in dünyadaki en zahit insan olduğunu göstermektedir. O, borcu için ayırdığı maldan başkasının yanında kalıp, beklemesini istemeyen bir peygamberdir. Vefat edip, dünyadan ayrıldığında savaş zırhını Yahudi bir kimseye ailesi için aldığı arpaya karşılık rehin/ipotek bırakan bir peygamberdir. Şayet dünya Allah katında sevimli bir şey olsaydı, yüce Allah Nebisi Muhammed –sallallahu aleyhi ve sellem-’i mahrum bırakmazdı. Zira, «Dünya mel'undur (lanetlidir), dünyada olan her şey de mel'undur. Sadece Allah Teâlâ'yı zikretmek, O’na yaklaştıran şeyler ve ilim öğreten alim ve öğrenmek isteyen öğrenci müstesnadır.» Allah’a itaat olan her şeyin dışındakiler böyledir. Ardından; «(Dünyada) Malları çok olanlar kıyamet gününde az olanlardır.» diye buyurdular. Yani, dünyada çokça mal edinenler kıyamet günü salih amelleri az olan kimseler olacaklardır. Genellikle dünyada malı ve serveti çok olanlar kendilerini müstağni görür, kibir içinde olur ve Allah’a itaat etmekten yüz çevirirler. Çünkü dünya kendisini oyalamaktadır. Dünyada malı çok ahirette ise salih ameli az olacaktır. «Ancak sağına soluna ve arkasına şöyle, şöyle ve şöyle verip hayır yollarına harcayanlar müstesnadır.» Yani Allah -Azze ve Celle-’nin razı olduğu yolda harcayanlar müstesnadır. «Bu cömert insanlar da ne kadar azdırlar.» Yani malını Allah yolunda harcayan cömert insanlar ne de azdır. «Ümmetinden Allah’a şirk koşmayarak ölen kimse zina edip hırsızlık yapsa da Cennet’e girer, dedi.» Buradan zina ve hırsızlığın hafif bir günah olduğu anlaşılmaz. Bilakis bunlar büyük günahlardır. Zira Ebu Zerr -radıyallahu anh- bu günahların büyük bir suç olduğunu bilerek, “Zina edip hırsızlık yapsa da mı? " diye sorar. Büyük günahlar işlemiş ancak iman üzere ölmüş, kimse hakkında yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları dilediği kimseler için bağışlar.” (Nisa Suresi, 48) Yüce Allah durumu böyle olan kimseyi affedip, cezalandırmayabilir. Cezalandırsa bile şirk koşmadan, küfre düşmeden iman üzere öldüğü için sonunda varacağı yer cennettir. Kim kişiyi kafir yapacak bir şey üzere ölürse bu kimsenin gideceği yer ebediyen cehennem ateşidir. Dünyada yapmış olduğu bütün amelleri boşa gitmiştir. Münafıklar dünyada Allah Rasûlüne geldikleri vakit: "Şahitlik ederiz ki, sen muhakkak Allah'ın Rasûlüsün" derler.” (Münâfikûn Suresi, 1). Onlar yüce Allah’ı çok az zikreden kimselerdi. Namaz da kılarlardı. Ancak yüce Allah’ın buyurduğu üzere: “Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar.” (Nisâ Suresi, 140). Bütün bunlara rağmen onlar cehennemin en altındadırlar. Bir de bu hadis dünyada züht sahibi olmaya işaret eder. İnsan bu dünyaya kalbini bağlamamalı, kalbinde değil, elinde olması gerekir. Böylece kalbi ile Rabbine tam olarak yönelsin. Zira tam bir züht sahibi olmak budur. Dünya namına bir şeye sahip olmamak züht değildir. Helal olan dünyalıklara ve dünyaya ait bir pay sahibi olmakta bir sakınca yoktur. Önemli olan dünyaya ait her şeyin elde olmasıdır, kalbin içinde değil.
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Rabbini zikreden ile Rabbini zikretmeyen kimsenin misali, diri ile ölünün misali gibidir.» Müslim'de geçen lafızda ise şöyledir: «İçinde Allah'ın anıldığı ev ile içinde Allah'ın anılmadığı evin misali, diri ile ölünün misali gibidir.»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah'ı anan kimseyle, anmayan kimse arasındaki farkın, faydası ve güzel görünümü bakımından diri ile ölü arasındaki farka benzediğini açıklamıştır. Rabbini zikreden kimsenin misali, dışı hayat nuruyla süslenmiş ve içi ilim nuruyla dolu hayatta olan kimsenin misali gibidir. O faydalı bir kimsedir. Allah'ı anmayan kimsenin misali ise dışı faydasız, içi bomboş bir ölünün misali gibidir. Onun hiçbir faydası yoktur. Aynı şekilde bir ev de, içinde yaşayanlar Allah'ı anıyorsa diri olarak nitelendirilir. Aksi halde, içinde yaşayanların Allah'ı anma hususundaki zayıflıkları sebebiyle o ev, ölü bir ev olur. Evi tanımlamak için diri ve ölü lafzının kullanılmasıyla, evin sakinleri kastedilmektedir.