





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma- anlatıyor: "Bilal –radıyallahu anh- güneş doğmazdan önce ezan okumuştu. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ona, geri dönüp, «Haberiniz olsun, kul uyudu.» diye nida etmesini emretti."
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirBu hadis eğer müezzin ezan vaktinde hata yaparsa insanlara hatasını haber vermesinin gerekliliğini beyan etmektedir. Çünkü Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- hata yaptığı zaman Bilal –radıyallahu anh-’a: «Haberiniz olsun, kul uyudu.» diye nida etmesini emretmiştir.
Ebû Zerr -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre: «Sizden biriniz namaz kılmak için kalktığı zaman, çakıl taşını ellemesin. Çünkü rahmet onun karşısındadır (rahmet ona yönelir).» Muaykîb -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, secde edeceği yerdeki toprağı eliyle düzelten bir kimsenin durumu hakkında: «Bir daha böyle toprak düzleyecek olursan elinle bir defa dokun.»
Buhârî rivayet etmiştir.Ebû Zer hadisinde; «Sizden birirniz namaza durduğu zaman» Namaza başladığı zaman, iftitah (başlangıç) tekbirinden önce yasak değildir. Ancak şu sözündeki yasağa gelince; «Çakıl taşına dokunmasın» Namazı bırakıp en basit bir şeye dahi dönmesin. Namaza yönelmeyi kesecek hiç bir şeye dönmesin. Namaza yönelmesinden dolayı elde edeceği rahmeti kaçırmasın. Bu secde edilecek yeri düzeltmek için olmadığı zamandır. Zaruret gereği bir kere secde edilecek yeri düzeltmek caizdir. Hasâ, küçük taşlara denir. Bu da bilinen bir şeydir. Çakıl taşı denmesi genellikle o türden taşlar olduğu içindir. Mescitlerinin döşemesi genellikle çakıl taşıydı. Bu meselede çakıl taşı ile toprak ve kum arasında bir fark yoktur. Muaykîb hadisinde, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- secde edeceği yerdeki toprağı eliyle düzelten bir kimsenin durumu hakkında:Şöyle buyurmuştur: «Bir daha böyle toprak düzleyecek olursan elinle bir defa dokun.».Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- adama şöyle buyurdu: «Eğer bunu yapacaksan» yani eğer bunu yapmaya ihtiyacın varsa bir kez yap (yani elinle toprağı bir kez düzelt, daha çok yapma). Çakıl taşına dokunmak mekruh görülür. Ancak çakıl taşının yüksekliği ve alçaklığı secde etme imkanı vermiyorsa, alnın farz olan miktar kadar yere değebilmesi için bir kez yahut iki kez düzeltir. Çünkü bu konuda iki rivayet vardır: Birinde: «Bir kere düzeltir» Diğer rivayette iki kere düzeltir, şeklinde gelmiştir. İki rivayetin en açık olanı bir kere düzeltip daha fazlasını yapmamasıdır. Şu sözündeki yasaklanmanın sebebine gelince, «Muhakkak ki rahmet onun karşısındadır (ona doğru yönelir)» Ona rahmet iniyor ve ona yöneliyor. Bu yasaklanmanın sebebidir. Akıllı bir kişiye o büyük nimeti bu basit ve değersiz bir fiille karşılamak uygun olmaz. Bunu et-Tıbî söylemiştir. Şevkânî de şöyle demiştir: Bu sebep gösterme çakıl taşına dokunmanın yasaklanmasındaki hikmetin, taşların onu oyalayarak kendisine doğru yönelen rahmetten alıkoymaması, onun düşüncesini meşgul etmemesi ve bu şekilde nasibinin kaçmaması içindir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Necd tarafına bir süvârî müfrezesi gönderdi. Bu müfreze Benû Hanîfe kabilesinden Sumâme b. Usâl denilen bir kişiyi esîr edip getirdiler ve onu mescidin direklerinden birisine bağladılar. Akabinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide çıktı ve ona: "Yâ Sumâme, yanında ne var (gönlünden ne geçiriyorsun ve benden ne umuyorsun)?" buyurdu. Sumâme: Gönlümde hayır (ümîdi) var yâ Muhammed! (Çünkü sen zulmetmezsin; ihsan ve in'âm edersin.) Eğer Sen beni öldürürsen, kanı değerli birini öldürmüş olursun. Eğer bana in'âm edersen ni'mete karşı şükredici bir kişiye in'âm etmiş olursun. Eğer (kurtuluş fidyem için) mal istersen, ne kadar dilersen işte malım, dedi.Bu konuşmadan sonra Sumâme bağlı olarak bırakıldı. Nihayet ertesi gün oldu, sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine ona hitaben: "Yâ Sumâme, gönlünde ne var; ne umuyorsun?" dedi. O da: Gönlümde dün Sana söylediğim şey vardır. Eğer in'âm edersen, ni'mete karşı şükredici bir kimseye in'âm etmiş olursun! dedi.Rasûlullah onu o gün de bağlı olarak bıraktı. Nihayet üçüncü gün olunca Rasûlullah yine: "Yâ Sumâme, yanında ne var?" buyurdu. Sumâme de: Yanımda dün Sana söylediğim şey var, dedi. Rasûlullah: "Sumâme'yi salıveriniz!" buyurdu. Sumâme bağından salıverilince, hemen mescidin yakınındaki bir suya gitti, yıkandı, sonra mescide girdi ve: Eşhedu en lâ ilahe ille İlâh ve eşhedu enne Muhammeden rasûlullah dedi ve şöyle devam etti: Yâ Muhammed! Vallahi şu yeryüzünde bana senin yüzünden daha düşman hiçbir yüz yoktu. Fakat bu sabah senin yüzün, bana yüzlerin en sevimlisi olmuştur. Vallahi dînlerden hiçbir din bana senin dîninden ziyâde düşman gelmezdi. Fakat bu sabah sen'in dînin bana göre dinlerin en sevilenidir. Vallahi beldelerden hiçbir belde bana senin belden kadar sevimsiz değildi. Fakat bu sabah senin belden bana beldelerin en sevimlisi oldu. Ey Rasûl! Ben umre yapmaya niyet ettiğim sırada senin süvarilerin beni yakalamışlardı. Şimdi senin görüşün nedir? Dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Sumâme'yi (dünyâ ve âhiret saâdetiyle) müjdeledi ve umre yapmasını emretti. Sumâme umre yapmak için Mekke'ye varınca birisi ona: Dîninden başka bir dine mi döndün? dedi. O da: Hayır vallahi ben dinden çıkmadım. Fakat ben Allah'ın Rasûlü olan Muhammed'in beraberinde Müslüman oldum. Vallahi ben (sizin dîn dediğiniz müşrikliğe) dönmem ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- o hususta izin vermedikçe size Yemâme'den bir buğday tanesi gelmeyecektir,dedi.
Muttefekun AleyhHadisin manası:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Benû Hanîfe'ninde o koldan olduğu Bekiroğullarıyla savaşmaları için hicretin altıncı yılında Muharrem ayının onunda Muhammed b. Mesleme komutasında Necd tarafına doğru atlı askerler gönderdi.Onlara ansızın hücum ettiler ve yenilgiye uğrattılar.Sumâme b. Usâl'i esir alıp Medine'ye getirdiler.Onu Mescidi Nebevî'nin direklerinden birisine bağladılar.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona ona şöyle buyurdu:'' Yanında ne var (gönlünden ne geçiriyorsun ve benden ne umuyorsun)?" buyurdu.Sumâme: Gönlümde hayır (ümîdi) var.Senin hakkındaki zannım ve temennim ancak senden hayır gelmesidir.Sumâme'nin sözü:''Eğer Sen beni öldürürsen, kanı değerli birini öldürmüş olursun.Eğer beni öldürürsen senden intikam alırlar çünkü ben kavmimin efendisiyim.Şöyle de denilmiştir şayet beni öldürürsen bu da senin adaletindir manasına geldiği de söylenir.Bana hak ettiğim muameleyi etmiş olursun.Çünkü ben kan karşılığı istenilen biriyim.Eğer beni öldürürsen kısas olarak öldürürsün.Kesinlikle bana zulmetmiş olmazsın.Eğer in'âm edersen, ni'mete karşı şükredici bir kimseye in'âm etmiş olursun! dedi.Eğer beni af ederek bana iyilik yaparsan af etmek değerli kişilerin güzel ahlakındandır.Benim yanımda iyiliğin boşa gitmez.Çünkü sen güzellikleri koruyan değerli bir kişiye ikramda bulundun.O kişi iyiliği kesinlikle unutmaz.Sumâme -radıyallahu anh-'ın şu sözünde:''Eğer mal istiyorsan.''Şayet kendimi mal karşılığında kurtarmamı istiyorsan ''Ondan istediğin kadar iste.''Sana istediğin kadar vardır.''Bütün bu konuşmalardan sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yapacağı ancak onu terk etmekti.Ertesi gün olunca Rasûlullah yine: "Yâ Sumâme, yanında ne var?" Sana dediğim var dedi.Onu direğe bağlı olarak bıraktı.İkinci gün olduğunda Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona ilk gün sorduğu soruyu tekrar sordu.Sumâme ilk verdiği cevabı verdi.Sonra onu üçüncü gün bıraktı.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ''Sumâme'yi serbest bırakın.'' buyurdu.Onun bağlarını çözün.Sumâme bağından salıverilince, ''Hemen mescidin yakınındaki bir suya gitti.'' Yıkandı, sonra mescide girdi ve: ''Eşhedu en lâ ilahe ille İlâh'' dedi.İslamını ilan etti ve iki şehadet cümlesini söyledi.Bu rivayet Sahiheynde:Üsâme Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emriyle değil de kendi isteğiyle yıkandı.Sonra da Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-,hanif olan dini,sevgili beldesi Medine'i Nebeviye hakkındaki düşüncelerini açıkladı.Sumâme -radıyallahu anh- şöyle dedi:Yâ Muhammed! Vallahi şu yeryüzünde bana senin yüzünden daha düşman hiçbir yüz yoktu. Fakat bu sabah senin yüzün, bana yüzlerin en sevimlisi olmuştur.Buğz etmek ve kerih görmek aşırı sevgiye dönmüş ve hiç bir sevgiye den olmayan bir sevgi olmuştur.''Vallahi dînlerden hiçbir din bana senin dîninden ziyâde düşman gelmezdi. Fakat bu sabah sen'in dînin bana göre dinlerin en sevilenidir.''Bu şekilde imanın duyguları kalbin yumuşaklığıyla karışır.''Vallahi beldelerden hiçbir belde bana senin belden kadar sevimsiz değildi. Fakat bu sabah senin belden bana beldelerin en sevimlisi oldu.''Çünkü sana olan sevgim beni senin beldeni daha çok sevmeye itti. Ey Rasûl! Ben umre yapmaya niyet ettiğim sırada senin süvarilerin beni yakalamışlardı. Şimdi senin görüşün nedir? Dedi.Bana ümre için izin verirmisin.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Sumâme'yi (dünyâ ve âhiret saâdetiyle) müjdeledi ve umre yapmasını emretti.Sumâme umre yapmak için Mekke'ye varınca birisi ona: Dîninden başka bir dine mi döndün? dedi. O da: Hayır vallahi ben dinden çıkmadım. Fakat ben Allah'ın Rasûlü olan Muhammed'in beraberinde batıl olan dini bırakıp hak dine girdim Müslüman oldum.Ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- o hususta izin vermedikçe size Yemâme'den bir buğday tanesi gelmeyecektir,dedi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- size gönderilmesine izin vermeden gönderilmeyecek.Yememe'ye doğru yöneldi.Yemâme Mekke'nin mezraası/ekinliği idi.Sumâme buğdayı onlara yasakladı ve Kureyş zor durumda kaldı.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e akrabalarıyla yazı gönderdiler ve Sumâme'ye yazı yazmasını istediler,Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'de öyle yaptı.
Hakim b. Hizam -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Mescidlerde had cezaları uygulanmaz, kısas ve misilleme de yapılmaz.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirKıymetli sahabî Hakim b. Hizam -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, mescidlerde had cezalarının uygulanmasını yasakladığını haber veriyor. Yani tüm had cezaları ister yüce Allah'a karşı, ister kullara karşı işlenmiş suçlara verilen had cezaları olsun hüküm aynıdır, değişmez. Bu cezaların camilerde uygulanmasında camilerin saygınlığını ortadan kaldırmak vardır. Ayrıca camilerin kirlenmesine sebebiyet verilebilir. Zira camiler Allah'ı anmak, namaz kılmak için inşa edilirler, ceza uygulamak için değil. Bu hadis camilerde had cezalarının uygulanmasının ve kısas yapılmasının haram olduğunu gösterir. Usûl esas ve kaidelerine göre yasak, haram olmasını gerekli kılar. Haram hükmünden çıkaracak başka bir şeyin söz konusu olmamasından dolayı da bu yasak, haram oluşu ifade eder.
Âişe -radıyallahu nhâ- şöyle demiştir:Sâd Hendek savaşında yaralandı.Ona Hıbbân b. Arika denilen Kureyşli bir adam ok attı.O kişi de Hıbbân b. Kays,Muays b. Âmir b. Lueyoğullarından olup kolundaki atar damardan yaraladı.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu yakınında olup ziyaret etmesi için mescide bir çadır kurdurdu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Hendek harbinden (Medine'deki evine) dönüp geldiğinde, silâhını çıkarıp yerine koymuş ve yıkanmıştı. Bu sırada Cibrîl -aleyhi's-selâm- Peygamber'e geldi o sırada başındaki tozu silkeliyordu.Sen silâhını çıkarmışsın! Vallahi biz melekler henüz silâhlarımızı çıkarmadık. Haydi, onlara doğru yola çık! dedi.Peygamber: "Nereye doğru çıkıyoruz?" diye sordu. Cibril, Kurayzaoğullarının yurdunu işaret ederek: İşte şuraya! Dedi. Bunun üzerine Peygamber, Kurayza oğulları'na doğru hareket etti. Muhasaranın sonunda bunlar. Rasûlullah'ın hükmüme inip boyun eğdiler. Rasûlullah da bunlar hakkında'bir hüküm vermesini Sa'd b. Muâz'a havale etti. Sa'd da:Ben onlar hakkında şöyle hüküm veriyorum: Bunların harb edenleri Öldürülür. Kadınları ve çocukları esîr edilir, malları da taksîm olunur, dedi. Hişâm şöyle demiştir: Bana babam Urve, Âişe'den şöyle haber verdi: Sa'd ibn Muâz (Kurayza oğulları hakemliği ettiği günden evvelki gecede): Yâ Allah! Sen bilirsin ki, Rasûlü'nü tekzîb eden, vatanından çıkaran kavim kadar kendilerine harb ve cihâd etmek istediğim hiç bir kimse yoktur. Yâ Allah! Öyle zannediyorum ki, bizimle onların arasında artık yapılacak harb kalmamıştır. Şayet Kureyş ile başka bir harbimiz daha kaldı ise, Sen'in yolunda onlarla cihâd edeyim diye beni hayâtta bırak. Eğer aramızda harb kalmamış ise, bu yaramı deş de bu yüzden bana şehîdlik nasîb et! diye duâ etmiştir. Müteakiben boyun damarına kadar gelen şişlik deşildi. Mescid de Gıfâr oğulları'ndan bâzı kimselere âit bir çadır daha vardı. İşte bu Gıfârîler kendi hâllerinde oturup dururlarken bir de bakmışlar ki, kendilerine doğru kan akıp geliyor. Onlar: Ey çadır ehli! Sizin tarafınızdan bize doğru gelen bu kan nedir? Dediler. Meğer Sa'd'ın yarası akıp dururmuş. İşte Sa'd -radıyallahu anh- bu yaradan dolayı öldü.
Muttefekun AleyhHadisi şerif değerli sahabe Sa'd b. Muâz -radıyallahu anh-'ın faziletini açıklıyor.Zira savaşında yaralanması sebebiyle Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onu ziyaret etmesi için mescide çadır kuruldu.Sa'd -radıyallahu anh- Kurayzaoğullarına öyle bir hüküm verdi ki bu hüküm yedi kat semanın üzerinde ki Allah Teâlâ'nın hükmüne uygunluk arz etmektedir.O hüküm de:Erkeklerinin öldürülmesi,kadınlarının ve çocuklarının esir alınması,mallarının alınması bunun sebebi de müslümanlara ihanet edip,anlaşmayı bozmaları ve Hendek savaşı zamanında Kureyş ve Medine etrafından diğer kabilelerin toplanmalarını fırsat bilmeleri sebebiyledir.Keza Sa'd -radıyallahu anh- için başka bir fazilet daha ortaya çıkmaktadır.O fazilet de:Duasında eğer Kureyş ve müslümanlar arasında hala savaş kalacak ise Allah Teâlâ'nın onu yaşatmasını ve Allah Teâlâ'nın onu şehitlerden kılmasını istemiştir.Kureyş ile müslümanlar arasında olan savaş bitmiş,o da Hendek savaşında aldığı yaranın tesiriyle şehid olmuştur.
Aişe -radıyallanu anhâ- şöyle demiştir: Arap kabilelerinden birisine ait siyah bir cariye vardı. Onlar bu kadını azâd etmişlerdi. Kadın özgür lüğüne kavuşmasına rağmen onlarla beraberdi. Bu kadın şöyle dedi: Onlara ait bir kız, üzerinde sırımlardan yapılmış kırmızı bir gerdanlığı olduğu halde dışarıya çıktı. Aişe der ki: O kız üzerinden o gerdanlığı çıkarıp koydu yahut üzerinden düştü. O gerdanlığın bulunduğu yere bir çaylak geldi. Onu, atılmış halde bulunan bir et parçası sandı, hemen onu kaptı. Câriye der ki: O gerdanlığı aradılar, fakat bulamadılar. Dedi ki: Beni o gerdanlıkla (onu almakla) itham ettiler. Aişe devamla der ki: Kadının her yerini iyice aramaya başlamışlar, hatta kadının fercini bile araştırmışlar. Câriye dedi ki: Vallahi ben onlarla beraber ayakta dikilip dururken, birdenbire o çaylak geldi ve o deriden gerdanlığı yere attı. Kadın dedi ki: O da tam ortalarına düştü. Dedi ki: Bunun üzerine ben; İşte, aldığımı zannedip de beni itham etmiş olduğunuz şey! Halbuki ben onu almaktan beriyim. İşte deri gerdanlık, dedim. Yine Aişe dedi ki: O siyah kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve müslüman oldu. Mescidde ona mahsus bir kıl çadır yahut küçük bir oda vardı. O kadın bana gelir ve yanımda konuşurdu. Yanıma her oturmasında muhakkak: “Vişâh işinin olduğu gün Rabbimizin yarattığı acîb işlerdendir. Şüphesiz ki o küfür beldesinden beni kurtardı.” sözünü söylerdi. Bir gün ona, senin halin nedir? Her ne vakit benimle birlikte otursan muhakkak bu beyti söylüyorsun? dedim.Bunun üzerine o kadın (yukarıda anlattığım) bu kıssayı anlattı.
Buhârî rivayet etmiştirBu hadis-i şerif, cariyenin Müslüman olmasının sebebini içinde bulunduğu mahalle tarafından sırımlardan yapılmış kırmızı bir gerdanlığı çalmakla itham edilmesi olduğunu beyan etmektedir ki o gerdanlığı renginin kırmızı olması sebebi ile bir çaylak almıştır. Sonra cariyenin çaldığını düşünerek onun her yerini aramaya başladılar. Onu aradıkları esnada Allah o çaylağın gerdanlığı getirip onların ortasına bırakmasını takdir etti. O zaman cariyenin masum olduğunu anladılar. Sonra cariye, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gitti ve Müslüman oldu. Onun için mescidde, içinde kalabileceği küçük bir yer yapıldı. O cariye, müminlerin annesi Aişe -radıyallahu anhâ-’nın yanına geldiğinde hep şu beyitleri söylerdi: “Vişâh işinin olduğu gün Rabbimizin yarattığı acîb işlerdendir. Şüphesiz ki o küfür beldesinden beni kurtardı.” Yani Vişâh günü çok mucizevi şeyler oldu ve Allah Teâlâ, beni bu olaydan sonra küfür beldesinden kurtardı.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir ki:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:Muhammed dedi ki:Bize aşiyy -öğle veya ikindi- namazlarından birini kıldırdı. İki rekatten sonra selâm verdi. Sonra mescidin ön cephesindeki tahtanın yanında durup ellerini biri biri üstüne gelecek şekilde o tahtaya koydu. Yüzünde hiddet (belirtileri) görülüyordu. Bu ara "namaz kısaldı, namaz kısaldı" diyerek acele ile mescitten çıkanlar oldu. Cemaat içinde Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhumâ-'da vardı. Fakat bu ikisi, Peygamber'e birşey söylemekten çekindiler. Bu esnada, Rasûlullah'ın zülyedeyn (iki elli) adını taktığı bir adam kalkıp:Ya Resûlullah! Unuttun mu? Yoksa namaz kısaltıldı mı? dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- unutmadım, namaz, kısaltılmadı da" buyurdu. Adam: Hayır ya Rasûlallah! Unuttun dedi. Peygamber cemaate dönüp: Zülyedeyn doğru mu söyledi?" dedi,Evet, diye işarette bulundular.Bunun üzerine Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yerine dönüp kalan iki rekatı kıldırdı, sonra selâm verdi, tekbir aldı ve her zamanki secdesi gibi veya ondan daha uzun secde yapıp başını kaldırdı, tekrar tekbir aldı ve normal secdesi gibi veya ondan daha uzunca bir secde daha yaptı, sonra başını kaldırdı ve tekbir aldı.
Muttefekun AleyhHadisi şerif namaz kılanın unutursa ya da eksik olursa namazında yapması gereken şeyi açıklıyor.Kalan namazı tamamlar sonra da selam verir sonra da sehiv için iki secde yaparak hasıl olan hatayı giderir.Ebû Hureyre -radıyallahu anh- Şüphesiz ki; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ya öğle ya da ikindi namazını kıldığını ve ilk iki rekatı kılınca selam verdiğini rivayet ediyor.-sallallahu aleyhi ve sellem- tam olduğu için tam amel harici bir amele kalbi mutmain olmuyor.Sebebini bilmediği eksiklik ve hata hissetti.Tedirgin bir şekilde mescitteki tahtanın üzerine doğru kalktı ve durdu.Ve ellerini birleştirdi.Çünkü büyük olan nefsi orada tamamlamadığı bir şey olduğunu hissetti.Namaz kılanlardan acele edenler mescidin kapılarından çıktılar ve onlar aralarında bir şey oldu diye konuşuyorlardı.O da namazın kısalmasıydı.Sanki onlar peygamberlik makamını büyük görüp unutmanın olacağını düşünmediler.Ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gönüllerindeki heybetinden dolayı onlardan hiç biri bu konuyu açmaya cüret edemediler.Bu konuda Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhumâ- içinde durum böyleydi.Ancak sahabeden kendisine ''Zülyedeyn'' denilen bir adam vardı.Bu sessizliği bozarak Nebî --sallallahu aleyhi ve sellem-'e şu sözüyle soru sordu:Ey Allah'ın Rasûlü! Unuttun mu yoksa namaz mı kısaldı?Peygamber --sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:-zannına binaen- Unutmadım ve kısalmadı.O vakit Zülyedeyn -radıyallahu anh- namazın kısalmadığını bilince,kendisi de peygamberin sadece iki rekat kıldığına emin olunca ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in unuttuğunu bildi.Hemen dedi ki:Bilakis unuttun.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Zülyedeyn'in haberinin doğru olup olmadığını onaylamak istedi.Etrafında olan sahabelerine şöyle dedi:Zülyedeyn'in dediği gibi ben ancak iki rekat mı kıldım?Dediler ki:Evet.O vakit Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- öne geçti ve namazdan terk ettiği rekatları kıldı.Teşehhüdden sonra selam verdi sonra oturduğu halde tekbir getirdi.Namazın içindeki secde gibi ya da daha uzun secde etti.Sonra da başını secdeden kaldırdı ve tekbir getirdi.Sonra da secdesinin aynısı gibi ya da daha uzunu tekbir getirip secde etti.Sonra başını kaldırdı tekbir getirdi sonra da selam verdi ve teşehhüd yapmadı.
Abdullah b. Mesûd -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre O şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kıldırdı.(hadisin ravilerinden) İbrahim: "Namazı artırdı mı, eksiltti mi bilmiyorum" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- selam verince O'na: "Ey Allah'ın Rasûlü! Namaz hakkında yeniden bir şey mi (vahiy mi) geldi?" denildi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Neden sordun?» buyurdu.(Sahabiler) Şöyle, şöyle kıldınız da ondan, dediler. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- hemen (teşehhüd vaziyetini alarak) iki bacağını kıvırdı ve kıbleye karşı yönelip iki secde etti. Sonra selam verdi. Sonra yüzünü bize döndürdü ve şöyle buyurdu: «Namaz hakkında yeniden bir şey (vahiy) gelmiş olsaydı, muhakkak bunu size (önceden) haber verirdim. Fakat ben de sizin gibi bir insanım. Sizin unuttuğunuz gibi ben de unuturum. (Bir şeyi) unuttuğum zaman bana hatırlatınız. İçinizden biri namazından şüphe edecek olursa doğru olmaya daha yakın olan ihtimali seçsin (doğrudur diye verdiği karara yönelsin) de namazını onun üzerine tamamlasın. Sonra selam versin, sonra da iki kere secde yapsın.»
Muttefekun AleyhHadis; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlara namaz kıldırdığını ve namazda fazla ya da eksik yaptığını açıklıyor. Sahabe namazda bir değişiklik mi oldu diye sordu? Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, namaz hakkında yeniden bir şey (vahiy) gelmiş olsaydı, muhakkak bunu onlara (önceden) haber vereceğini söyledi ve sonra kendisinin de bizim gibi insan olduğunu ve namazda fazla yahut noksan kılarak unutabildiğini zikretti. Daha sonra namazda unutarak fazla ya da eksik kılanın hükmünü zikretti. Eksik ya da fazla kıldığını düşünen kimsenin, kıldığı rekâtların ne kadar olduğuna bakması ve şayet namazda eksik varsa tamamlamasını yoksa iki defa sehiv secdesi yapmasını ve son olarak selam vermesi gerektiğini zikretti.
Sevbân -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Selam verdikten sonra her sehiv (yanılma) için iki secde vardır.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirBuradan murad edilen, namazda fazlalık, eksiklik ya da şüphe sebebiyle olan hangi yanılgı olursa olsun bu, sehiv secdesini gerektirir. Hadis, sehiv secdesinin selamdan sonra olmasını söyleyenlerin delillerindendir. Bu babtaki delilleri toplarsak selamdan sonra yapılacak sehiv secdesinin iki durumda olacağını gerektirmektedir. Şayet selam eksik olmuşsa veya şüphe etmişse zannı galibine göre hareket eder. Bu iki durumda sehiv secdesi selamdan sonra olur. Bu ikisi haricinde ise selamdan önce olur.