





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Zeyd b. Erkam -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Size sadece Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ne dediğini aktaracağım: O şöyle dua ederdi: «Allah’ım! Acizlikten ve tembellikten, korkaklıktan ve cimrilikten, ihtiyarlıktan ve kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime takva ver! Nefsimi temizleyip arındır! Sen temizleyenlerin en hayırlısısın. Sen o nefsin dostu ve mevlasısın. Allah’ım! Faydasız ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.»
Müslim rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dualarından biri şuydu: «Ey Allah'ım! Sana sığınırım ve sana güvenirim»; bu, yararlı bir çözüm bulamamaktan kaynaklanan «çaresizlikten», harekete geçme iradesinin olmamasından kaynaklanan «tembellikten»; çünkü çaresiz olan çözüm bulamaz, tembel olan da istemez, yapılması gerekeni yapmaktan kaçınmaktan kaynaklanan «korkaklıktan», verilmesi gerekeni esirgemekten kaynaklanan «cimrilikten», fiziksel zayıflığa yol açan «bunama» ve yaşlılıktan ve «kabir azabından» ve ona götüren sebeplerden dolayı sana sığınırım. «Allah’ım! Nefsime ver» ona ver ve onu muvaffak kıl «takvasını ver» itaatkâr davranışlarda bulunarak ve günahtan sakınarak «nefsimi temizleyip, arındır» ve onu kötülüklerden ve kötü ahlaktan temizle, «Sen temizleyenlerin en hayırlısısın.» ve Senden başka onu arındıran yoktur. «Sen o nefsin dostu ve mevlâsısın.» Destekçisisin ve ona göz kulak olansın, «mevlasısın» işlerini yönetensin. Rabbi ve sahibisin ve ona nimetler bahşedensin. «Ey Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden sana sığınırım» astroloji, falcılık ve sihir gibi faydasız bilgiden, ahirette faydasız olan bilgiden veya amel edilmeyen bilgiden; «ürpermeyen kalpten» sana karşı tevazu göstermeyen, teslim olmayan, huzur bulmayan, seni anmakla teselli bulmayan bir kalpten, «doymayan nefisten»; Allah’ın ona verdiği helal ve güzel şeylerle yetinmeyen, «duadan» reddedilen «kabul edilmeyen duadan (sana sığınırım)»
Ebu Hureyre'den merfu olarak rivayet olunan bir hadiste «Allah'ım! Açlıktan sana sığınırım; çünkü o kötü bir arkadaştır. Emanete ihânetten de sana sığınırım; çünkü o ne kötü bir gizli huydur.» şöyle buyrulmuştur.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- açlıktan Allah’a sığınmıştır. Muhakkak ki o, ne kötü bir arkadaştır. Çünkü o nefsin ve kalbin dinlenmesini, rahatlamasını engeller. Allah’ın ve yaratılmışların emanetine hıyânet etmekten Allah’a sığınmıştır. Muhakkak ki o, kişinin kötü, (gizli olan) özelliğidir.
Ali -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, bir mükâteb (özgürlüğünü satın almak için efendisiyle sözleşme yapmış köle) ona gelerek: "Ben, mükâtebe bedelimi ödemekten aciz kaldım, bana yardım et." dedi. Bunun üzerine Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bana öğrettiği bazı sözleri sana da öğreteyim mi? dedi. Eğer üzerinde Sîr Dağı kadar borç bulunsa bile Allah onu senin adına öder." Sonra şöyle dedi: «Şöyle duâ et: «Allâhummekfinî bi-helâlike an harâmik ve ağninî bi-fadlike ammen sivâk» «Allah’ım! Haramlarından uzaklaştır, helal olana kanaat ettir. Lütfunla beni kimseye muhtaç etme!»
Tirmizî rivayet etmiştirMüminlerin Emiri Ali b Ebû Tâlib -radıyallahu anh-'a bir kişi geldi. Bu kişi köleydi ve efendisiyle mükâtebe anlaşması yaparak kendisini satın alıp özgür bırakılacağına dair anlaşmıştı, ancak parası yoktu. Bunun üzerine bu kişi şöyle dedi: Borcumu ödeyemiyorum, bu borcu kapatabilmem için bana ya maddi olarak ya da bir yol gösterip rehberlik ederek yardım et.' Müminlerin Emiri Ali -radıyallahu anh- ona şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bana öğrettiği şu sözleri sana da öğreteyim mi? Eğer üzerinde, Tayy kabilesinin bölgesinde bulunan Sîr adındaki dağ kadar büyük bir borç olsa bile, Allah onu senin adına alacaklısına öder ve seni borcun zilletinden kurtarır. Sonra da şöyle dedi: (Allâhummekfinî) bana kifayet et, bana yeterli ol; beni koru ve ihtiyaçlarımı gider. (bi-helâlike) helâlinle, onunla yetinmemi sağlayarak (an harâmik) haramından uzak tut. (ve ağninî) beni zengin kıl, bana yeterli ol. (bi-fadlike) lütfun ve ihsanınla. (ammen sivâk) Senden başka bütün yaratılmışlara muhtaç olmaktan beni kurtar.
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’den merfu olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Vaktiyle kendini beğenmiş bir adam güzel elbisesini giymiş, saçını taramış, çalım satarak yürüyordu. Allah Teâlâ onu yerin dibine geçiriverdi. O şahıs kıyamete kadar debelenerek yerin dibini boylamaya devam edecektir.''
Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- güzel elbise giymiş,saçını taramış bir adamın kibirlenerek yürüdüğünü haber veriyor.Allah Teâlâ onu yerin dibine geçiriverdi.Yer alt üst olupta o da içine gömüldü.Kıyamete kadar debelenerek yerin dibini boylamaya devam edecektir.Çünkü o -Allah'a sığınırız- onda bu kibirlenme,azma ve kendini beğenmişlik olduğu için yerle bir oldu.''Debelenerek yerin dibini boylamaya devam edecektir.''Sözü:Onun dünya hayatı yaşarken debeleneceği ihtimali olupkıyamete kadar azap görecektir.Hayatta olup yerin içinde azap görecektir.Yaşayanların azap gördüğü gibi azap görecektir.Ve o defnedildiği zaman Allah Azze ve Celle'nin belirlediği sünnetullah gereği ölme ihtimali de vardır.Öldü ancak buna rağmen yeryüzünde debeleniyor ve o ölü bu debelenmesi Brzah aleminde olan bir debelenme olup biz onun keyfiyetini bilmiyoruz.En doğrusunu Allah bilir.Önemli olan bu onun cezası olup Bundan Allah'a sığınırız.
İbn Abbas -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre, Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefat ettiği hastalığı zamanında yanından çıktı. Sahâbîler: Ey Ebu’l-Hasan! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- nasıl oldu, geceyi nasıl geçirdi? dediler. O da: Allah’a hamdolsun, hastalığı atlattı! dedi.
Buhârî rivayet etmiştirİbn Abbas -radıyallahu anhumâ,- Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'ın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefat ettiği hastalığı zamanında yanından çıktığını haber vermiştir. Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh- Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'in damadı ve amcasının oğludur. Ali -radıyallahu anh-'a Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- nasıl oldu, geceyi nasıl geçirdi ? diye sordular. Bu, sahabenin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ne kadar sevip, O'na önem vermede ne kadar hırslı olduklarını gösterir. Ali -radıyallahu anh-: Allah’a hamdolsun, hastalığı atlattı! dedi.
Enes -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua ederdi: «Allahumme innî eûzü bike mine’l-aczi ve’l-keseli ve’l-cübni ve’l-heremi ve’l-buhli ve eûzü bike min azâbi’l-kabri ve eûzü bike min fitneti’l-mahyâ ve’l-memâti: Allahım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlayıp ele avuca düşmekten ve cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.» Diğer bir rivayette; «...ve dalai’d-deyni ve galebeti’r-ricâl: Borç altında ezilmekten ve insanların bana galip gelmesinden sana sığınırım.» buyurmuştur.
Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhBu hadis, Cevâmi’il Kelim (az söz, kapsayıcı ve yeterli anlam) ifade eden hadislerdendir. Çünkü Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, bu hadiste, insanın Allah’a ulaşması yolundaki hareketine engel olan şerlerin cümlesini zikretmiştir. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- acizlikten ve tembellikten Allah’a sığınmıştır. Bu iki şey; harekete mani olan engellerdendir. Bu da, çaba göstermedeki zayıflıktan kaynaklanır ki, bu az önem vermek ve iradedeki zayıflıktan yani tembelliktendir. Ya da gücü yetmediği için bu fiili yapamamaktır ki buna acizlik denir. el-Cubn ve’l-Buhl: Bu ikisi; insanın ihsanının ve gereken şeyleri yapmasının önündeki engellerdir. el-Cubnu (korkaklık), insanın kalbini zayıflatır. İnsan, kalbinin zayıflığı sebebi ile iyiliği emredip kötülükten alıkoymaz. İnsan, diğer insanlara bağlanır, fakat insanların Rabbine bağlanmaz. Böyle olduğu zaman insanı, diğer insanların emir ve isteklerini yerine getirirken ve ibadeti Allah’a yapması gereken kulluğu O’nun yarattıklarına aktarırken görürsün. Cimrilik: Bu huy, kişiyi infakta bulunulacak yerde (malını) elinde tutup infak etmemeye çağırır. Allah’ın hakkı olan (farz kıldığı) zekâtı vermez. Sadakalardan yaratılmışların hakkı olanı da vermez. Bu haliyle o, hem Allah katında hem de insanların yanında buğz edilen bir kimsedir. Düşkünlük: Kişinin yaşlılık çağına ulaşması ve duyu organlarının çoğunu kaybetmesidir. Kuvveti gider ve Allah Teâlâ’ya ibadet etmeye güç yetiremez ve ailesine bir fayda sağlayamaz. Ardından, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, kabir azabından Allah’a sığınmıştır. Kabir azabı haktır. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her namazda kabir azabından Allah’a sığınmamızı emretmiş bunu şeriat kılmıştır. Yine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hayatın ve ölümün fitnesinden Allah’a sığınmıştır ki bu sığınma iki yurdu da içine almıştır. Hayatın fitnesi; hayatın imtihanları ve musibetleridir. Ölümün fitnesi ise, kötü bir son ile ölüp, kötü bir akıbete ulaşma korkusudur. İki meleğin kabirdeki fitnesi/imtihanı da bundandır. Başka bir rivayette; «Borç altında ezilmekten ve insanların bana galebe çalmasından sana sığınırım demiştir.» Borç da insanların galebe çalması da zorluktan ve mecburiyettendir. Borç altında ezilmek, borcun ağırlığıdır ki hak olan bir ezilmedir. İnsanların (zulümle) galebe çalıp üstün gelmesine ve ezmesine de galebe çalmak denir. Bu ise batıl (haksız) bir üstünlük iledir.
Abdullah b. Sercis -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yolculuğa çıkarken, “Yolculuğun güçlüklerinden, üzücü manzaralarla karşılaşmaktan, iyiyken kötü olmaktan, mazlumun bedduasından ve dönüşte mal ve çoluk çoçuğu kötü hallerde bulmaktan Allah’a sığınırdı.
Müslim rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-' 'Yolculuğun güçlüklerinden,ailesine ve malına bir şey olupta yolculuktan üzgün olarak dönmekten Allah'a sığınırdı.Keza durumların bozulmasından Allah'a sığınır ve Allah'a onu mazlumun duasından kurtarması için dua ederdi.
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anh'dan merfu olarak rivayet olunan bir hadiste: «Tek yolcu bir şeytan, iki yolcu iki şeytan üç yolcu ise kafiledir/cemâattir.» diye buyrulmuştur.
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Mâlik rivayet etmiştirTek başına ve iki kişi olarak yolculuk yapmaktan sakındırılmaktadır. Bu tavsiye kimsenin geçmediği ıssız yerlerde yolculuk yapmakla ilgilidir. Yolculuğa bir toplulukla beraber çıkılması teşvik edilmektedir.Tek kişi olarak yolculuğa çıkanın durumu açıktır. İhtiyaç duyduğunda kendisine yardım edecek brisini bulmak yahut başına bir şey gelip ölecek olsa şeytanın hilesi kendisine isabet etmemesi için böyle emredilmiştir. İki kişi olarak yolculuğa çıkan kimseler hakkında ise böyle emredilmiştir. Böylece birisinin başına bir şey gelirse diğeri tek kalmaz. Günümüzde araçlarla son derece güzel yollarda yapılan yolculuklara gelince bu türden yolculuklar tek başına yapılmış yolculuk sayılmaz ve şeytanlıkla vasf edilmez. Riyad- Mekke yahut Cidde- Mekke yoları böyledir. Ancak gözlerden ırak, asfalt yapılmamamış ıssız yollarda yapılan yolculuklar bu hadisin kapsamına girer.
Selmân-ı Fârisî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah, Kıyamet Günü'nde üç kimse ile konuşmaz, onları temize çıkarmaz ve onlar için acıklı bir azap vardır: Bunlar, zina eden yaşlı, kibirli fakir ve sattığı ürüne Allah'a yemin etmeyi kendisine sermaye edinmiş, malını ancak yemin ile satıp, yemin ile alan kimsedir.»
Taberânî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bize, kıyamet gününde Allah'ın azabını hak eden üç sınıf insandan ve tövbe etmedikleri veya affedilmedikleri takdirde üç cezadan bahsetmiştir: Birincisi: Allah, şiddetli öfkesi nedeniyle Kıyamet Günü onlarla konuşmayacak, onlardan yüz çevirecek veya onları memnun etmeyecek ve onlardan hoşnutsuzluğunu gösterecek şekilde onlarla konuşacaktır. İkincisi: O; onları temize çıkarmaz, onları övmez ve günahlarından arındırmaz. Üçüncüsü: Onlar ahirette şiddetli ve acı verici bir azaba uğratılacaklardır. Bu grupta değerlendirilen kimseler şunlardır: Birinci Grup: Zina günahını işleyen yaşlı bir adam. İkinci Grup: Fakir bir adam parası ve malı yok, ama insanlara karşı kibirli davranıyor. Üçüncü Grup: Alım satımda sık sık Allah adına yemin eden, böylece Allah'ın adını lekeleyen ve onu para kazanma aracı haline getiren kimse.