





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Aişe -radıyallahu anha-: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-'e hitaben: Sen Uhud gününden daha şiddetli bir günle karşılaştın mı? dedi. O da: "Yemin olsun ki kavmin Kureyş'ten gelen birçok zorluklarla karşılaştım. Fakat onlardan Akabe günü karşılaştığım zorluk hepsinden şiddetli idi. Şöyle ki: Ben (Kureyş'ten gördüğüm ezâ üzerine Taif’e gidip) Abdu Kulâl'in oğlu İbn Abdu Yâlîl'e (dini tebliğ) etiğim zaman benim dileğime cevap vermemişti. Ben de kederli ve hüzünlü bir halde yüzümün doğrusuna (Mekke'ye) dönmüştüm. Karnu's-Seâlib mevkiine ulaştığımda, başımı kaldırıp (semaya) baktığımda beni gölgelendirmekte olan bir bulut gördüm. Buluta (dikkatle) baktığımda bunun içinde Cibril -aleyhisselam-'ın bulunduğunu gördüm. Cibril bana hitaben şöyle dedi: Şüphesiz Allah, kavminin senin hakkında dediklerini ve senin isteğine verdikleri cevabı işitti. Ve Allah Sana şu dağlar meleğini gönderdi. Kavmin hakkında ne dilersen ona emredebilirsin, dedi. Bunun üzerine Dağlar Meleği bana nida edip selam verdi. Sonra: Yâ Muhammed Allah, kavminin senin hakkında dediklerini işitti. Ben dağların meleğiyim. Rabbim beni sana gönderdi. Haydi bana emret. Eğer şu iki yalçın dağı onların üzerine kapatmamı istersen bunu yaparım.
Muttefekun AleyhÂişe –radıyallahu anh- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e şu soruyu sorar: Sen Uhud gününden daha şiddetli bir günle karşılaştın mı? O da evet diye cevap vererek Taif’e gitme hadisesini anlatır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke’de Kureyş halkını tevhide davet ettikten sonra bu davete karşılık bulamadı. Allah –azze ve celle-’nin kelamını tebliğ etmek için Taif’e gitti. Ancak oradaki insanlar Mekke halkından daha akılsızca davrandılar. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’i taşlayarak, ayaklarını kanattılar. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- Sakîf kabilesinden Taif’in ileri gelenlerinden olan Abdu Kulâl'in oğlu İbn Abdu Yâlîl'e giderek tebliğde bulundu. Onlar da Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu çağrısına kulak vermediler. Bunun üzerine Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- keder ve hüzün içinde yola koyuldu. Karnu's-Seâlib mevkiine ulaşıp, kendine gelince başını semaya kaldırdı. Göğe baktığı vakit, kendisini gölgeleyen bir bulut gördü. Buluta (dikkatle) baktığımda bunun içinde Cibril -aleyhisselam-'ın bulunduğunu gördü. Cibril bu dağlar meleğidir. Sana selam veriyor dedi. Dağlar meleği de, ben dağların meleğiyim. Rabbim beni sana gönderdi. Haydi bana emret. Eğer şu iki yalçın dağı onların üzerine kapatmamı istersen bunu yaparım, dedi. Ancak Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- halim ve ileri görüşlü bir kimse olmasından ve teenni ile hareket etmesinden dolayı bunu istemedi. Bu iki yalçın dağ üzerilerine geçirilseydi o insanlar helak olurlardı. "Hayır! Ben Allah'ın, bu insanların soylarından yalnız Allah'a ibadet eden ve Allah'a hiç bir şey ortak koşmayan bir nesil meydana çıkarmasını ümit ediyorum." dedi. Gerçekten Yüce Allah Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e eziyet eden bu müşriklerin soylarından yalnız Allah'a ibadet eden ve Allah'a hiç bir şey ortak koşmayan bir nesil meydana çıkarmıştır.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-‘tan şöyle derken işitmiştir: Ebû Talha, Ümmü Suleym’e: Ben bu defa Rasûlullah’ın sesini zayıf olarak işittim, kendisinde açlık olduğunu biliyorum, yanında yiyecek bir şey var mı? Dedi. Ümmü Süleym, arpadan yapılmış birkaç tane ekmek çıkardı. Sonra kendi başörtüsünü çıkardı da onun bir kısmiyle ekmekleri sarıp dürdü. Sonra bohçayı benim elbisemin altına gizledi. Örtünün bir kısmını da bana ridâ yaptı. Sonra beni Rasûlullah’a gönderdi. Enes dedi ki: Ben de bunu götürdüm. Rasûlullah’ı mescidde, beraberin de insanlar olduğu hâlde buldum. Ben onların yanına varıp dikildim. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- bana: “Seni Ebû Talha mı gönderdi?” diye sordu. Ben: Evet, dedim. Rasûlullah: “Yemek sebebiyle mi?” dedi. Ben: Evet, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah, yanında bulunanlara: “Kalkınız!” buyurdu. Müteakiben yürüdü, ben de aralarında yürüdüm. Nihayet Ebû Talha’ya geldim (ve durumu ona haber verdim). Ebû Talha, annem Ümmü Suleym’e: Yâ Ümme Süleym! Rasûlullah insanları getirmektedir. Hâlbuki yanımızda onları doyurabileceğimiz yemek yoktur, dedi. Ümmü Süleym: Allah ve Rasûlü en iyi bilendir! Dedi. Enes dedi ki: Müteakiben Ebû Talha gitti, nihayet Rasûlullah’a kavuştu. Ebû Talha, Rasûlullah ile beraber geldi, ikisi içeriye girdiler. Rasûlullah: “Yâ Ümme Süleym! Yanında ne varsa getir!” buyurdu. O da bu ekmekleri getirdi. Rasûlullah emretti, ekmekler parmak ile küçük küçük parçalara bölündü. Ümmü Süleym bunun üzerine yanında bulunan yağ tulumundan biraz yağ sıktı ve onu bulayıp katık yaptı. Sonra Rasûlullah o katık hakkında Allah’ın söyletmek istediği şeyleri söyledi. Sonra: “On kişi için izin ver!” buyurdu. Ebû Talha on kişiye izin verdi. Onlar doyuncaya kadar yediler, sonra dışarı çıktılar. Sonra Rasûlullah tekrar“On kişiye daha izin ver!” buyurdu. Ebû Talha onlara da izin verdi. Onlar da doyuncaya kadar yedikten sonra dışarıya çıktılar. Sonra Rasûlullah tekrar: “On kişiye daha izin ver!” buyurdu. Ebû Talha on kişiye daha izin verdi, onlar da doyuncaya kadar yedikten sonra dışarı çıktılar. Sonra Rasûlullah “On kişiye daha izin ver!” buyurdu. Ebû Talha onlara da izin verdi, onlar da doyuncaya kadar yedikten sonra dışarıya çıktılar. Böylece cemaatin hepsi yediler ve doydular.Bu topluluk yetmiş ya da seksen kişi idi.Başka bir rivayette:Hala onlarda on kişi giriyor ve on kişi çıkıyordu.Onlardan hiç kimse kalmayana kadar devam etti.O da doyana kadar yedi.Sonra da yemeği hazırladı ve ne görsün yemek ilk yedikleri kadar.Başka bir rivayette onar onar yediler ve bunu seksen adamla beraber yaptılar.Sonra da Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ve misafir olduğu aile üyeleri yediler ve yemek bıraktılar.Başka bir rivayette:''Sonra da kalanlarını komşularına verdiler.''Enes'ten rivayet edilen başka bir hadiste bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldim.Ve onu ashabıyla beraber otururken buldum.Kendisini ashâbı ile otururken buldum. Karnına bir sargı sarmıştı. Ashâbından bazılarına:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- karnını niçin sardı? diye sordum. Onlar: Açlıktan, diye cevap verdiler. Bunun üzerine, annem Ümmü Süleym Binti Milhân’ın eşi Ebû Talha’ya gittim ve: Ey babacığım! Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i karnını bir sargı ile bağlamış vaziyette gördüm. Ashâbından bazılarına bunun sebebini sordum, açlıktan olduğunu söylediler, dedim. Ebû Talha annemin yanına girdi ve: Yiyecek bir şey var mı? diye sordu. Annem de: Evet, evde bir parça ekmek ve bir kaç hurma var. Eğer Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize tek başına gelirse, kendisini doyururuz. Eğer onunla birlikte başkası da gelirse, onlara az gelir, dedi. Enes hadisin tamamını zikretti.
Muttefekun AleyhBu hadisin manası:Şüphesiz ki -sallallahu aleyhi ve sellem- çok acıkmıştı.Ebû Talha -radıyallahu anh- sesinin zayıflığından Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in durumun bildi.Ve hanımı Ümmü Süleym -radıyallahu anhâ-'ya Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in durumundan haber verdi.Ve ona yanınızda bir şey var mı? diye sordu.Ümmü Süleymdedi ki:Evet,Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in açlığını bastıracak , arpadan yapılmış birkaç tane ekmek çıkardı. Sonra kendi başörtüsünü çıkardı da onun bir kısmiyle ekmekleri sarıp dürdü. Sonra bohçayı Enes -radıyallahu anh-'ın elbisemin altına gizledi. Örtünün bir kısmını da bana ridâ yaptı.Enes Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelince onu ashabının arasında buldu.Ben onların yanına varıp dikildi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- bana: “Seni Ebû Talha mı gönderdi?” diye sordu. Ben: Evet, dedim. Rasûlullah: “Yemek sebebiyle mi?” dedi.Seni bize yemeğe çağırmak için mi gönderdi.Ben de evet dedim.-Enes -radıyallahu anh- yanında bulunan sahabelerin çokluğu ve belkide adeti gereği Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem ashabını kendi nefsine tercih ederdi bu sebepten yemeği Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e veremedi.Enes'in Peygamber'e evet deyip açıktan davet edip onunla beraber Ebû Talha'nın evine gitmesinden ve yemek yedirme işinin hasıl olmasından başka bir şey kalmamıştı.O zaman Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına:''Kalkın'' diye buyurdu.Enes dedi ki ben onların önlerinden gittim.Başka bir bir rivayette ben onunla beraber çok kişinin gelmesinden dolayı üzgündüm.Dedi ki Ebû Talha'ya geldim ve ona heber verdim.Ebû Talha dedi ki:Ey Ümmü Süleym Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beraberinde bazı insanlarla geldi ve bizim onlar aikram edecek bir şeyimiz yok.Dedi ki Allah ve Rasûlü en iyisini bilenlerdir.Ümmü Süleym -radıyallahu anhâ- işi Allah ve Rasûlüne döndürdü.Sanki o bunu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yemeği çoğaltma kerametinin ortaya çıkması için bilerek yaptı.Bu da onun aklının üstünlüğü ve zekasından kaynaklanmaktadır. Müteakiben Ebû Talha gitti, nihayet Rasûlullah’a kavuştu. Ebû Talha, Rasûlullah ile beraber geldi, ikisi içeriye girdiler.Ümmü Süleym'e gel dedi.Başka bir rivayette Ebû Talha onu karşıladı.Ve ona ya Rasûlallah bizim yanımızda Ümmü Süleym'in yaptığı bir parça ekmekten başkası yoktur.Başka bir bir rivayette Ebû Talha bu ancak bir parça ekmektir.Allah ona bereket verir'' dedi.Başka bir rivayette Ebû Talha ben Enes'i sadece seni davet etsin diye yolladım yanımızda gördüklerimi doyuracak bir şey yoktur.Gir şüphesiz ki Allah senin yanındakilere bereket verir.''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Talhâ'nın evine girince Ümmü Süleym'e senin yanında ne varsa getir bakalım dedi.O ekmek ile geldi ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ekmeği küçük parçalara böldü ve.Ümmü Süleym bunun üzerine yanında bulunan yağ tulumundan biraz yağ sıktı ve onu bulayıp katık yaptı.Sonra Rasûlullah o katık hakkında Allah’ın söyletmek istediği şeyleri söyledi.Yani Allah Teâlâ'nın bu az yemeğe bereket vermesi için dua etti.Başka bir rivayette:Yağ kabını getirdim onun bağını çözdü ve dedi ki:''Bismillahirrahmanirrahim bunda bereketi büyük yap.''Sonra da on kişiye izin ver dedi.''Onlara izin verdi ve doyana kadar yediler ve çıktılar.Sonra ''On kişiye izin ver dedi.''Sonra onlara izin verdi ve bütün topluluk yedi ve doydular.O topluluk yetmiş ya da seksen kişiydi.Müttefakun aleyh.Başka bir rivayette:O topluluktan hiç kimse kalmayacak şekilde onlardan on kişi giriyor ve on kişi çıkıyordu ve hepsi içeri girdi.Doyana kadar yedi.Onu hazırladı,yemek yemekten önceki ilk hali gibi sankihiç yenmemiş haldeydi.Başka bir rivayette:On kişi on kişi yediler bunu seksen adamla beraber yaptı.Sonra da Nebî-sallallahu aleyhi ve sellem- ve aile fertleri yediler.Ve yemek bıraktılar.Başka bir rivayette:Sonra da kalanlarını komşularına verdiler.
İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre dedi ki:Bedir gününde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- müşriklere baktı.Onlar bin kişi idi.Ashabı ise üçyüzdokuz adamdı.Bunun üzerine Allah'ın Nebîsi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıbleye döndü,sonra ellerini uzattı.Rabbine şöylece niyaz etmeye koyuldu:''Allah'ım! Bana verdiğin vaadini gerçekleştir.Allah'ım! Bana vaat ettiğini ver.Allah'ım! Eğer Müslüman olan bu topluluğu helak edecek olursan yeryüzünde sana ibadet edilmez.'' Ellerini uzatıp kıbleye dönmüş olduğu halde rabbine yalvarışını,ridası omuzlarından düşünceye kadar sürdürdü.O zaman Ebu Bekir yanına gelip ridasını aldı,omuzlarına koydu.Arkasından ona sarılarak,dedi ki:Ey Allah'ın Nebisî!Rabbine bu kadar yalvarışın yeter.Şüphesiz ki o sana verdiği sözünü gerçekleştirecektir.Bunun üzerine aziz ve celil Allah:''Hani siz Rabbinizden imdat istiyordunuz da:Muhakkak ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediyorum diye duaznıza karşılık vermişti.''(Enfal,9) buyruğunu indirdi.Allah ona meleklerle yardım etti.Ebu Zümeyl,dedi ki:İbn Abbâs bana tahdis edip dedi ki:O gün Müslümanlardan bir adam önünde giden müşriklerden bir adamın arkaından hızlıca koşuyorkenüzerinden kamçı ile indirilen bir darbe sesi ile ilerle hayzum diyen bir suvarüi sesi duyuverdi.Önündeki müşriğe baktı,yere yıkıldığını görüverdi.Ona bakınca burnunda bir bere izinin bulunduğunu ve kamçı darbesi gibi yüzünün yarılmışolduğunu ve bütün buralarının morarmış olduğunu gördü.Ensardan olan o zat gelip bunu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlatınca ''doğru söylüyorsun,o üçüncü semadan gelen yardımcılardandı''buyurdu.O gün yetmiş kişiyi öldürmüş,yetmiş kişiyi de esir almışlardı.Ebu Zümeyl dedi ki:İbn Abbâs,dedi ki:Esirleri aldıklarında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebu Bekir ve Ömer'e:''Bu esirler hakkında görüşünüz nedir?'' Buyurdu.Ebu Bekir:Ey Allah'ın Nebisî.Bunlar amca ve aşiret çocuklarıdır.Onlardan fidye almanı uygun görüyorum.Böylelikle o bizim için kafirlere karşı bir güç olur.Umulur ki Allah onları İslam'a hidayet eder.Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- :''Peki ey Hattâb'ın oğlu! Senin görüşün nedir?'' buyurdu.Ömer şu cevabı verdi:Hayır,Allah'a yemin ederim ki ey Allah'ın Rasûlü! Ebu Bekir ile aynı görüşte değilim ama benim görüşüm şudur:Bize imkan ver,bunların boyunlarını vuralım.Ali'ye Akil'e karşı imkan ver o onun boynunu vursun.Bana filan kimseye karşı imkan ver -Ömer'in bir akrabasını kasdederek- ben de onun boynunu vurayım.Şüphesiz bunlar küfrün önderleri ve ileri gelenleridir.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebu Bekir'in söylendiğinden hoşlandı ama benim söylediğimden hoşlanmadı.Ertesi gün geldiğimde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ve Ebu Bekir'in oturmuş ağladıklarını gördüm.Ben Ey Allah'ın Rasûlü! Bana senin ve arkadaşının hangi sebepten dolayı ağladığını haber ver.Eğer ağlama imkanım olsa ağlarım.Ağlayamazsam siz ağladığınız için ağlamaklı olurum.Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:''Ben arkadaşlarının bana yaptıkları fidye alma tekliflerinden ötürü ağlıyorum.Onların azapları bana şu ağaçtan daha yakında gösterildi.''Bununla Allah'ın nebisine -sallallahu aleyhi ve sellem- yakın bir ağacı kastetmişti.Aziz ve Celil Allah'da :'(Yeryüzünde çokça savaşıp zaferler kazanıncaya kadar esirler alması hiçbir peygambere yaraşmaz.Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve hoş yeyin.) (Enfal:67-69) buyruklarını indirdi.Böylece Allah onlara ganimeti helal kıldı.
Müslim rivayet etmiştirBedir gazvesi olacağı zaman Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- müşriklere doğru baktı ve onlar bin kişiydiler.Ashabı ise üçyüzondokuz kişiydi.Müşriklere göre ashabının az olduğunu anladı.Allah'ın Peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem- kıbleye döndü.Sonra da ellerini kaldırdı.Dua etmeye ve duada sesini yükseltmeye başladı.Ve şöyle söylüyordu:''Allah'ım! Bana verdiğin vaadini gerçekleştir.Allah'ım! Bana vaat ettiğini ver.Allah'ım! Eğer Müslüman olan bu topluluğu helak edecek olursan yeryüzünde sana ibadet edilmez.'' Yani Allah'ım! bana vaad eyttiğini gerçekleştir.Kafirlere karşı müslümanlara yardım et.Eğer sen bu müslümanları helak edersen yeryüzünde sana ibadet edilmez.Ellerini kaldırır durumda ve kıbleye dönerek üzerinden ridası düşene kadar dua etmeye devam etti.Ebu Bekir -radıyallahu anh- geldi ve ridasını aldı,onu omuzuna koydu.Sonra ona arkasından sarıldı.Ve Ey Allah'ın Nebisî dedi:Rabbine dua ettiğin yeter.Mühakkak ki o sana vaad ettiğini yerine getirecektir.Allah -Azze ve Celle- şu buyruğunu indirdi:(Hani siz Rabbinizden imdat istiyordunuz da:Muhakkak ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediyorum diye duaznıza karşılık vermişti.)(Enfal,9)Allah'tan kurtuluş dilediniz ve yardım istediniz.Size icabet etti,size ardı ardına bin melek ile yardım etti.Sonra da İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ- o gün Müslümanlardan bir adam önünde giden müşriklerden bir adamın arkaından hızlıca koşuyorken üzerinden kamçı ile indirilen bir darbe sesi ile ''ilerle Hayzum'' diyen bir suvari sesi duyuverdi.Müşriğin ölü olarak düştüğünü gördü.Ve yüzünde burun kısmında kırbaç izi ve yüzünde yarıklar buldu.Ensardan olan o adam Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e olaydan haber verdi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun üçüncü semadan bir melek olduğunu haber verdi.Hayzum o meleğin atının ismidir.O gün yetmiş kişiyi öldürdüler ve yetmiş kişiyi esir aldılar.O esirleri aldıktan sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebu Bekir ve Ömer -radıyallahu anhumâ'ya şöyle buyurdu:Bu esirlere ne yapalım?Ey Allah'ın Nebisî.Bunlar amca ve aşiret çocuklarıdır.Onlardan fidye almanı uygun görüyorum.Böylelikle o bizim için kafirlere karşı savaşta bir güç olur. Umulur ki Allah onları İslam'a hidayet erdirir.Ömer dedi ki:Hayır Allah'a yemin olsun ki:Ey Allah'ın Rasûlü ben Ebu Bekir'in görüşüne katılmıyorum.Lakin ben onlardan her birini öldürmemizi ve bizden her birimizi esirlerden olan kendi akrabamızı öldürmemizi sağla.Çünkü onlar küfrün önderleri ve sapıkların başıdırlar.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebu Bekir'in görüşüne meyletti.Ömer'in görüşüne meyletmedi.Ömer -radıyallahu anh- ertesi gün geldiğide Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ve Ebu Bekir'in oturmuş ağladıklarını gördü.Ömer -radıyallahu anh- Ey Allah'ın Rasûlü! Bana senin ve arkadaşının hangi sebepten dolayı ağladığını haber ver dedi.Eğer ağlama imkanım olsa ağlarım.Ağlayamazsam siz ağladığınız için ağlamaklı olurum.Ve sizin ağlamanıza ortak olurum.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona Allah Teâlâ'nın esirlerden fidye kabul etme sözünü söyleyenlere azabı arz ettiğini haber verdi.Onların azapları bana şu ağaçtan daha yakında gösterildi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yakın bir ağaca doğru işaret etti.Allah Azze ve Celle (Yeryüzünde çokça savaşıp zaferler kazanıncaya kadar esirler alması hiçbir peygambere yaraşmaz.Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve hoş yeyin.) (Enfal:67-69)ayetlerini indirdi.Allah'ın nurunu söndürmek isteyen,dinini yok etmek isteyip onları esir almakta acele etmek ve onlardan gelecek fidye karşılığı bırakmak değilde kafirlerle savaşmak uygun ve gerekli olandır.Onların yok edilmeleri uyarınca ve şerlerinin boşa çıkarılmalarına karşı az bir menfaattır.Onların şerri ve gücü olduğu müddetçe en uygun olan esir alınmamalarıdır.Eğer şerleri yok olur ve zayıflarlarsa o vakit onlardan esir almak ve onları bırakmak konusunda bir beis yoktur.Sonra da Allah onlara kafirlerden zorla aldıkları malları helal kılmıştır.
Câbir b. Abdillah –radıyallahu anhuma- şöyle dedi: “Bayram günü Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile namazda beraberdim. Hutbe vermeden önce ezansız ve kametsiz namaza başladı. Sonra Bilâl’e yaslanarak ayağa kalktı ve Allah’tan korkmayı emretti. O’na itaate teşvik ederek halka vaaz ve nasihatte bulundu. Sonra kadınların olduğu yere geldi. Onlara da vaaz ve nasihat etti ve: «Sadaka verin, zira siz kadınların çoğu cehennemin odunlarıdır!» buyurdu. Kadınların ortasında bulunan yanakları kırmızı olan bir kadın ayağa kalkıp: "Ya Rasûlallah! Niçin?" dedi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Çünkü siz halinizden çok şikâyet eder, kocalarınızın ihsanına karşı nankörlük edersiniz!» buyurdu. Bunun üzerine kadınlar kendi ziynet eşyalarını sadaka olarak vermeye başladılar. Bilâl’in elbisesinin içine küpelerini ve yüzüklerini atıyorlardı."
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ezansız ve kametsiz olarak sahabesine bayram namazını kıldırdı. Namazı bitirince onlara hutbe verdi. Onlara, emirleri yerine getirip yasaklardan uzak durarak ve gizlide ve açıkta Allah'a itaata devam ile Allah’tan korkmayı emretti. Allah'ın vaadini ve tehdidini hatırlamalarını, korku ve ümit ile ibret almalarını nasihat etti. Kadınların erkeklerden uzak bir yerde olup hutbeyi iyice işitememeleri sebebiyle onlara doğru yöneldi. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- küçük büyük herkese karşı merhametli ve sevgi dolu idi. Kadınlara doğru yöneldiği sırada beraberinde Bilal -radıyallahu anh- vardı. Onlara vaaz etti, hatırlatmalarda bulundu ve onlara nasihatini daha özel ve daha fazlaca yaptı. Bu nasihatinde kadınlara, onların Cehennem ehlinin en çok olanları olduğunu açıkladı. Bundan kurtulmalarının yolunun da sadaka olduğunu açıkladı. Çünkü sadaka, Rabb -Azze ve Celle-'nin gazabını söndürür. Onların ortasında oturan bir kadın kalktı ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Cehennem ehlinin çoğunluğu olmalarının sebebini sordu ki, bunu bilip terk etsinler. Peygamber -aleyhisselam- şöyle buyurdu: Çünkü siz çokça şikayet ediyor ve hoş olmayan sözler söylüyorsunuz. Size iyilik eden biri şayet bir defa eksiklik yapacak olsa çokça olan hayra nankörlük ediyorsunuz. Sahabelerin kadınları -radıyallahu anhum- hayırda önde gidenler olmaları ve Allah'ı gazaplandıracak şeylerden uzak durmaları sebebiyle ellerinde ve kulaklarında olan yüzükleri ve küpelerini sadaka olarak verip Allah'ın rızasına ve O'nun katından istekleri şeylere olan istekleri nedeniyle Bilal -radıyallahu anh-'ın kucağına attılar.
Urve b. Zübeyr'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Abdullah b. Amr b. Âs'a: Müşriklerin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yaptıkları en şiddetli eziyyetin ne olduğunu sordum. Şöyle dedi: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılarken Ukbe b. Ebu Muayt'in geldiğini gördüm. Elbisesini Rasûlullah'ın boynuna dolayıp şiddetle sıkmaya, boğmaya başladı. Ebû Bekir gelip Ukbe'yi Rasûlullah'tan uzaklaştırdı, sonra da: «Rabbim Allah'tır, dedi diye bir kişiyi mi öldüreceksiniz? Halbuki o, size Rabbinizden âyetlerle gelmiştir.» ( Gafir suresi: 28) dedi.
Buhârî rivayet etmiştirUrve b. Zübeyr b. Avvâm -rahimehullah- Abdullah b. Amr b. Âs'a -radıyallahu anhuma-'ya Müşriklerin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yaptıkları en şiddetli eziyyet ve azabın ne olduğunu sormuştur. Abdullah b. Amr Urve b. Zübeyre Kabe'nin avlusunda Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılarken Ukbe b. Ebu Muayt'in gelirken gördüğünü haber vermiştir. Elbisesini yada Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in elbisesini Rasûlullah'ın o şerefli boynuna dolayıp gelip şiddetle sıkmaya, boğmaya başladı. Ebû Bekir gelip eliyle Ukbe'yi itti ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den uzaklaştırdı, sonra da ağlayarak şöyle diyordu: «Rabbim Allah'tır, dedi diye bir kişiyi mi öldüreceksiniz? Halbuki o, size Rabbinizden âyetlerle gelmiştir.» ( Gafir suresi: 28). Abdulah -radıyallahu anh-'ın gördüğü en şiddetli eziyet buydu. Urve bundan daha şiddetlisini Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımı Âişe -radıyallahu anh-'ın kendisine haber verdiğini söylemiştir. Âişe -radıyalahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Uhud Gazvesi’nin yapıldığı günden daha zor bir gün yaşadın mı? diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle cevap verdi: “Evet, senin kavminden çok kötülük gördüm. Bu kötülüklerin en fenası, onların bana Akabe günü yaptığıdır. Tâifli Abdükülâl’in oğlu İbni Abdüyâlîl’e sığınmak istemiştim de beni kabul etmemişti. Ben de geri dönmüş derin kederler içinde yürüyüp gidiyordum. Karnüsseâlib’e varıncaya kadar kendime gelemedim. Orada başımı kaldırıp baktığımda, bir bulutun beni gölgelediğini gördüm. Dikkatlice bakınca, bulutun içinde Cebrâil aleyhisselâm’ı farkettim. Cebrâil bana seslenerek: Allah Teâlâ kavminin sana ne söylediğini ve seni himâye etmeyi nasıl reddettiğini duymuştur. Onlara dilediğini yapması için de sana Dağlar Meleği’ni göndermiştir, dedi. Bunun üzerine Dağlar Meleği bana seslenerek selâm verdi. Sonra da: Ey Muhammed! Ne yapmamı istiyorsun? Eğer dilersen şu iki dağı onların başına geçireyim, dedi. O zaman: Hayır, ben Allah Teâlâ'nın onların soylarından sadece Allah’a ibadet edecek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim, dedim.” Muttefekun aleyh.
Aişe -radıyallahu anhâ- şöyle dedi: "Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Hatice –radıyallahu anhâ- ölünceye kadar onun üzerine (başka bir kimseyle) evlenmedi."
Müslim rivayet etmiştirNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Hadice binti Huveylid –radıyallahu anhâ- vefat edinceye kadar onun üzerine evlenmedi. Bu da Hadice –radıyallahu anhâ-’nın Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- katındaki değerine delalet etmektedir. Ve O ilk hanımıdır.
Enes -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Kisrâ'ya, Kayser'e, Necâşî'ye ve her türlü zalime mektup yazarak onları Allah Teâlâ'ya davet etmiştir ve o Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in (gıyabi) cenaze namazını kıldığı Necâşî değildi.
Müslim rivayet etmiştirEnes b. Mâlik -radıyallahu anh- bize Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ölümünden önce çevresindeki milletlerin krallarına İslam'a davet mektupları yazdığını haber vermektedir. Bu mektupları, Kisrâ'ya Pers krallarının her birinin lakabı, Kayser'e Roma krallarının lakabı ve Necâşî'ye Habeşistan krallarının lakabıdır (o dönemki krallara) yazmıştır. Ayrıca, halk üzerinde gücü olan ve onları boyunduruk altına alan her zalim krala da mektup yazdı. Enes -radıyallahu anh- mektupta adı geçen Necâşî'nin, İslam'a girip ölen ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onun gıyabi cenaze namazını kıldığı Necâşî olmadığını açıklamıştır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ım! Ben ancak bir beşerim! Şimdi Müslümanlardan herhangi birine sitem eder, lanet eder veya dayak atarsam, bunu onun için bir temizlik ve rahmet kıl!»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua etmiştir: Ey Allah’ım, ben de bir insanım ve insanlar gibi öfkelenirim. Bu yüzden, zarar verdiğim, hakaret ettiğim, lanetlediğim, rahmetinden mahrum etmen için Sana dua ettiğim, kırbaçladığım veya dövdüğüm her Mümin için bunu bir arınma, Allah’a yaklaşma vesilesi, temizlenme, kefaret ve kendisine gösterdiğin bir rahmet eyle.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Rasûlü! Müşriklere beddua edeyim mi?" O da şöyle buyurmuştur: «Ben lanetçi olarak gönderilmedim! Ben ancak ve ancak rahmet olarak gönderildim!»
Müslim rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den müşriklere lanet okuması istendiğinde şöyle buyurmuştur: Ben Allah tarafından insanları Allah'ın rahmetinden uzaklaştırmak ve iyilikten mahrum bırakmak, lanet okumak ve onlara beddua etmek için gönderilmedim. Ben bunun için gönderilmedim, aksine genel olarak insanlar için, özel olarak da Müminler için iyilik ve rahmet vesilesi olmak üzere gönderildim.